Son Eklenenler

  • Tıklayınız

    YARGITAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    DANIŞTAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

  • Tıklayınız

    B.A.M KARARLARI

  • Tıklayınız

    BİLİMSEL İNCELEMELER

Kullanmak İçin Uyuşturucu Bulundurma - İkinci Kez İhtar Gönderilmeyen Sanığın İlk İhtara Uymamış Olması “Yükümlülüklere Uygun Davranmamakta Israr” Olarak Kabul Edilemez

TCK’nun 191. maddesi “kişinin, erteleme süresi zarfında; kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi halinde, hakkında kamu davası açılır”. Dosya içeriğinden, sanığa Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’ne gelmesi konusunda ihtarda bulunulduğu; ancak sanığın yasal sürede başvuru yapmadığı, sanığa tekrar yeni bir süre verilerek başvuru yapması konusunda ihtaratta bulunulmadığı anlaşılmaktadır. İkinci kez ihtar gönderilmeyen sanığın ilk ihtara uymamış olması “yükümlülüklere uygun davranmamakta ısrar” olarak kabul edilemez. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Verilebilmesi İçin Sanığın Kabulü Gereklidir

Üste fiilen taarruz  suçundan yapılan yargılama sonunda; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için diğer koşullar yanında sanığın kabulü de gerekir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasını isteyip istemediği hususunun sorulmadığı, sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmasını istediği yönünde bir beyanının da olmadığı dikkate alındığında, objektif koşulun somut olayda gerçekleşmemesi nedeniyle sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Göçmen Kaçakçılığı Suçlarında Ceza Artırım Nedeni Olan, “Suçun Onur Kırıcı Bir Muameleye Maruz Bırakılarak İşlenmesi” Çok Kötü Koşullarda Taşıma, Olağan Dışı Mahallerde Barındırma ve Kötü Muamelede Bulunma Gibi Durumlarda Gerçekleşir

Sanık, göçmen kaçakçılığı suçundan yargılanmıştır. Bu nevi suçlarda, ceza artırım nedeni olan “suçun onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi” çok kötü koşullarda taşıma, olağan dışı mahallerde barınma ve kötü muamelede bulunma gibi durumlarda gerçekleşir. Dosya kapsamından, yasada belirtildiği şekilde onur kırıcı bir muamelenin somut olayda gerçekleşmediği, göçmenlerin kamyon kasasında yan yana sıkışmadan oturdukları ve kamyon kasasının branda ile örtülü olduğu anlaşılmaktadır. Buna rağmen, yerel mahkemece yerinde olmayan gerekçeyle sanıkların cezalarında TCK’nın 79/2-b maddesi uyarınca artırım yapılması usul ve yasaya aykırıdır.   

Hırsızlık Suçlarında Malın Değerinin Az Olması Nedeniyle Takdir Hakkı Kullanılırken Yasal ve Yeterli Gerekçe Gösterilmeli, İndirim Yapılırken “Fiilin Ağırlığıyla Orantı” Kurulmalıdır

Sanık, hırsızlık suçundan yargılanmıştır. TCK’nun 145. maddesine göre, faile verilen cezada indirim yapılabilmesi için malın değerinin az olması yeterlidir. Hakim indirim oranını, TCK’nun 3. maddesinde öngörüldüğü şekilde “işlenilen fiilin ağırlığıyla orantılı” olacak şekilde belirlemelidir. Değer azlığı nedeniyle ceza vermekten vazgeçme kararı verilecek ise; malın değerinin azlığı yanında “suçun işleniş şekli ve özellikleri” de dikkate alınmalıdır. TCK’nun 145. maddesinin uygulanmasında hakime takdir hakkı tanınmıştır. Takdir hakkı kullanırken keyfiliğe kaçılmadan, her somut olaya uygun, yasal ve yeterli gerekçe gösterilmelidir. Hırsızlık konusu malın değerinin az olması nedeniyle cezadan belirlenecek oranda indirim yapılmaması hatalıdır.   

Mutlak Terör Suçlarından (TMK m. 3) Yapılan Yargılamalarda Müdafiin Görevlendirilmesi/Katılımı Zorunludur – Savunma Hakkı, Müdafilik, Zorunlu Müdafilik

Silahlı terör örgütü üyeliği suçundan yapılan yargılamada, sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. Müdafilik, ihtiyari veya zorunlu olabilir. CMUK, kişisel savunmada kural olarak ihtiyari müdafilik sistemini benimsemiş ve sınırlı bazı hallerde zorunlu müdafilik sistemini getirmiştir. CMK ise zorunlu müdafilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde genişletmiştir. Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçları, 3713 sayılı TMK’nun 3. maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarındandır. Mutlak terör suçlarında her halükarda 3713 SK’nun 5. maddesinin herhangi bir takdir hakkı olmaksızın uygulanmasının zorunlu olduğu, bu kapsamda “silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olduğu” dikkate alındığında, bu nevi yargılamalarda müdafiin görevlendirilmesi zorunludur. Sanığın, yargılama aşamasında kendisinin seçtiği bir müdafi bulunmadığı gibi re’sen bir müdafi de görevlendirilmediği dosya kapsamı ile sabittir. Adil yargılanma ilkesine aykırı olacak ve savunma hakkının kısıtlanmasını doğuracak şekilde müdafi hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.  

Tefecilik – Kararın Gerekçesinde Sanığın İşlediği Suç ile Deliller İlişkilendirilip Tartışılmalı, Mahkumiyet Hükmüne Esas Alınan ve Reddedilen Deliller Belirtilmeli, Delillerle Sonuç Arasındaki Bağ ve Niçin Bu Sonuca Varıldığı Açıklanmalıdır

Sanıklar, tefecilik suçundan yargılanmışlardır. Uyuşmazlık, sanıkların üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair mahkumiyete yeter derecede kuşkudan uzak delil bulunup bulunmadığı, dolayısıyla suçun subuta erip ermediği noktasında toplanmaktadır. Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturulabilmesi yönünden mahkeme kararlarının “gerekçe” bölümü üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir. Hükmün gerekçe bölümünde, suç oluşturduğu kabul edilen fiilin gösterilmesi, nitelendirilmesi ve sonuç (hüküm) bölümünde yer alan uygulamaların dayanaklarının gösterilmesi zorunludur. Gerekçe, hükmün dayanaklarının, akla, hukuka ve dosya muhtevasına uygun açıklamasıdır. Bu nedenle, gerekçe bölümünde hükme esas alınan veya reddedilen bilgi ve belgeler belirtilmeli ve bunun dayanakları gösterilmelidir. Delillerle sonuç arasındaki bağ ve niçin bu sonuca varıldığı gerekçede açıklanmalıdır.  Kanuni, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi uygulamada  keyfiliğe yol açar. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, kanuni ve yeterli gerekçe içermeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Suça Sürüklenen Çocuklar Açısından Üst Sınırı Üç Yılı Geçmeyen Suçlar Uzlaştırma Kapsamındadır - TCK’nun 116/4. Maddesinde Yer Alan Nitelikli Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçu Birden Fazla Çocuk Tarafından İşlenmesi Halinde Üst Sınır Altı Yıl Olacağından Uzlaştırma Hükümleri Uygulanmaz

Konut dokunulmazlığının ihlali suçundan yapılan yargılama sonunda; sanıkların adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Dosya kapsamından, suç tarihi itibariyle henüz 15 yaşını doldurmayan suça sürüklenen çocukların, müştekinin oturduğu apartmanın merdiven boşluğundan suça konu motosikleti gece vakti çaldıkları anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık; 12-15 yaş grubunda bulunan sanıklara atılı konut dokunulmazlığının ihlali suçunun, uzlaştırmaya tabi olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 6763 Sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamındaki suçların sayıları artırılmış; mağdurun veya suçtan zarar görenin, gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar yönünden ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir. Sanıklara atılı TCK’nun 116/4. maddesinde düzenlenen nitelikli konut dokunulmazlığının ihlali suçu için bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Suçun birden fazla kişiyle birlikte işlenmesi halinde ise, aynı kanunun 119. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca yapılacak bir kat artırım sonucu cezanın üst sınırı altı yıl olacağından  uzlaştırma hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.

Başkasına Ait Nüfus Cüzdanına Kendi Fotoğrafını Yapıştırarak GSM Aboneliği ve Şifreli Yayın Aboneliği Yapan Sanığın Sahte Nüfus Cüzdanı Dışındaki Bu İki Eylemi TCK Kapsamında Özel Belgede Sahtecilik Değil 5809 SK’nun 56. Maddesinde Yer Alan Suçu Oluşturur

Özel belgelerde sahtecilik suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.  Uyuşmazlık; sanığın eyleminin özel belgede sahtecilik suçunu mu, yoksa 5809 SK’ya muhalefet suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamından; sanığın, başkasına ait nüfus cüzdanına kendi fotoğrafını yapıştırarak GSM aboneliği ve şifreli yayın aboneliği yaptığı anlaşılmaktadır. 5809 SK’nun 56. maddesinde; “İşletmeci veya adına iş yapan temsilcisine abonelik kaydı sırasında abonelik bilgileri konusunda gerçek dışı belge ve bilgi verilemez” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Buna göre, abonelik kaydı sırasında abone bilgileri konusunda gerçek dışı belge ve bilgi verilmesi suretiyle gerçeğe aykırı evrak düzenlenmesinin sağlanması, kişinin bilgi ve rızası dışında abonelik tesis edilmesi durumunda özel belgede sahtecilik ve 5809 SK’ya muhalefet suçları arasında içtima sorunu ortaya çıkmaktadır. Sanığın eylemleri, TCK’nun 207. maddesinde yer alan özel belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde bulunan 5809 Sayılı Kanunun 56. maddesinin ikinci fıkrası kapsamındadır. Söz konusu eylemlerin yaptırımı, aynı kanunun 63. maddesinin 10. fıkrası uyarınca, yalnız adli para cezasıdır. Bu durumda, sanığa ön ödeme önerisinde bulunularak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği dikkate alınmaksızın, özel belgede sahtecilik suçundan yazılı şekilde hapis cezasına  hükmedilmesi  usul ve kanuna aykırıdır.    

Kasten Öldürme – Suça İştirak – Müşterek Faillik – Müşterek Failliğin En Önemli Unsuru Suçun İşlenişi Sırasında Fiil Üzerinde Ortak Hakimiyetin Bulunmasıdır

Sanık, kasten adam öldürme suçundan yargılanmıştır. Uyuşmazlık,  sanığın eyleminin, inceleme dışı sanığın kasten öldürme suçuna TCK’nun 37/1. maddesi kapsamında iştiraki mi, yoksa TCK’nın 86/2. maddesi kapsamındaki kasten yaralama suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır. Kanunda suç olarak tanımlanan fiilin, birden fazla suç ortağı tarafından iştirak halinde gerçekleştirilmesi durumunda TCK’nun 37. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen müşterek faillik söz konusu olacaktır. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra fiil üzerinde ortak hakimiyet kurulduğu için her bir suç ortağı “fail” konumundadır. Fiil üzerinde ortak hakimiyetin kurulup kurulmadığının belirlenmesinde; suç ortaklarının suçun icrasında üstlendikleri rolleri ve katkıları dikkate alınmalıdır. Olayın başlangıç ve gelişimine göre her iki sanıkta da birlikte maktule yönelik suç işleme kararlarının olması, sanığın maktulün inceleme dışı sanık tarafından defalarca bıçaklandığını görmesine rağmen, aynı anda maktulün direncini kıracak şekilde sanığın maktulü dövmeye devam etmesi, “Yeter artık” şeklindeki sözünden başka inceleme dışı sanığı engellemeye yönelik herhangi bir davranışta bulunmaması, suçu işledikten sonra maktulü gece vakti yaralı halde olay yerinde bırakıp diğer sanıkla birlikte kaçması karşısında, sanığın inceleme dışı sanıkla birlikte suçun işlenişi üzerinde ortak hakimiyet kurduğu kabul edilmelidir. Açıklanan nedenlerle, öldürme suçunu müşterek fail olarak işlediği sonucuna varılmalıdır.   

Kooperatif ile Üyesi Arasındaki Davalar Ticari Davalardır

Davacı, davalının kooperatife üye olmasına rağmen aidatlarını ödemediğini, üyelikten ihraç edildiğini, tüm uyarılara rağmen taşınmazı boşaltmadığını, el atmaya devam ettiğini iddia ederek el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebinde bulunmuştur. Kooperatif ile üyesi arasındaki dava ticari davadır. Davalı ihraç edilmiş olmasına rağmen bu kararın kesinleşmesine kadar üyenin hak ve borçları devam edeceğinden bu karar kesinleşinceye kadar kooperatif tarafından açılan davaların  ticaret mahkemelerinde görülmesi gerekir. Bu durumda, ihraç kararının kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak dava tarihi itibariyle hangi mahkemenin görevli olduğu belirlenerek sonuca göre karar verilmesi gerekir.  

İşçinin Uzun Yıllar (14 Yıl) Boyunca Hiç Yıllık İzin Kullanmadığı İddiası Hayatın Olağan Akışına Aykırıdır

Davacı, iş akdini emeklilik nedeniyle feshettiğini belirterek kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağının tahsili talebinde bulunmuştur. İş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretleri son ücret üzerinden ödenmesi gerekir. Yıllık izinlerin kullandırıldığı konusunda ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile ispatlamalıdır. İşçinin uzun yıllar (14 yıl) boyunca hiç yıllık izin kullanmadığı iddiası hayatın olağan akışına aykırıdır. Davacının beyanı alındıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilip, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

İş Mahkemelerinde Hüküm Tüm Unsurları ve Gerekçesi ile Birlikte Tefhim Edilmiş ise Yasa Yoluna Başvuru Süresi Tefhim Tarihinden; Kısa Kararda Hükmün Tüm Unsurları Bulunmakla Birlikte Gerekçe Tefhim Edilmemiş ise Süre Gerekçeli Kararın Tebliğ Edildiği Tarihten Başlar

Dava, iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 5521 SK’nun 8/2. maddesinde “İstinaf yoluna başvurma süresi, karar yüze karşı verilmişse nihai kararın taraflara tefhimi, yokluklarında verilmiş ise tebliği tarihinden itibaren sekiz gündür” ifadelerine yer verilmiştir. İş mahkemelerinde hüküm tüm unsurları ve gerekçesi ile birlikte tefhim edilmiş ise artık hükmün HMK’nın 321. maddesine göre usulüne uygun ve eksiksiz bir biçimde tefhim edildiği kabul edilir ve temyiz süresi tefhim tarihinden itibaren başlar. 5521 SK’nun 8. maddesinde yer alan ve temyiz süresinin başlangıcına esas alınan tefhim kavramının “hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi ile birlikte açıklandığı hal” olarak anlaşılması zorunludur. Mahkemece, taraflara tefhim edilen kısa kararda hükmün tüm unsurları yer almakla birlikte kararın gerekçesinin tefhim edilememesi halinde temyiz süresi gerekçeli kararın tebliğinden itibaren başlar.  

Kat Mülkiyetinde Ortak Giderlere Katılım – Kat İrtifaklı Taşınmazlarda Yapı Fiilen Tamamlanmış ve Bağımsız Bölümlerin Üçte İkisi Kullanılıyor ise Kat Mülkiyetine Geçilmemiş de Olsa Taşınmazın Yönetimi Kat Mülkiyeti Hükümlerine Tabidir

Dava, ortak gider alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali talebine ilişkindir. Kat irtifakı kurulmuş taşınmazlarda yapı fiilen tamamlanmış ve bağımsız bölümlerin üçte ikisi fiilen kullanılmaya başlanmışsa, kat mülkiyetine geçilmemiş de olsa taşınmazın yönetimi kat mülkiyeti hükümlerine tabidir. Dava konusu bloklardan birinin halen inşaat halinde olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Dava konusu taşınmazda KMK hükümleri uygulanamayacağından bu durumda davaya asliye hukuk mahkemesinde bakılmak üzere görevsizlik kararı verilmelidir.   

Finansal Kira Sözleşmesi Uyarınca Muaccel Borçların Ödenmesi ve Fesih İhtarının Tebliğinden Sonra Kısmi Ödeme Yapılması, Kısmi Ödemenin Alınması Sözleşmeyi Fesih İradesinden Vazgeçildiği Anlamında Kabul Edilemez

Asıl dava, finansal kiralama sözleşmesine konu malların iadesi; birleşen dava ise, itirazın iptali taleplerine ilişkindir. Davacı tarafından, finansal kira sözleşmesi kapsamında muaccel olan kira bedellerinin 60 gün içinde ödenmesi, aksi halde sözleşmenin feshedilmiş sayılacağı davalıya noter aracılığıyla ihtar edilmiştir.  İhtarnamenin davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, ancak davalının verilen yasal süre içerisinde kira borcunun tamamını ödemediği dosya kapsamı ile sabittir. İhtarnamenin tebliğinden sonra kısmi ödeme yapılması, kısmi ödemenin alınması sözleşmeyi fesih iradesinden vazgeçildiği anlamında kabul edilemez. Sözleşmenin kiralayan tarafından haklı nedenle feshedildiği dikkate alınmadan hatalı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.   

Trafik Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat – Zarar Görenler Birden Fazla ve İsteyebilecekleri Tazminat Sigorta Bedelinden Fazla ise Sigorta Bedelinin Tazminat Alacakları Toplamına Olan Oranına Göre İndirim Yapılmalıdır

Davacılar; murislerinin yolcu olarak bulunduğu , davalıların sürücü, zorunlu karayolu taşımacılık mali mesuliyet ve aynı zamanda ihtiyari mali mesuliyet sigortacısı olduğu otobüsün geçirdiği tek taraflı trafik kazasında vefat ettiğini belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. KTK’nun 96. maddesinde; zarar görenlerin tazminat alacakları, sigorta sözleşmesinde öngörülen sigorta tutarından fazla ise zarar görenlerin tazminat taleplerinin, sigorta tutarının tazminat alacakları toplamına olan oranına göre indirime tabi tutulması gerektiği belirtilmektedir. Garameten ödeme ilkesinde amaç; zarar görenlerin birden fazla olması halinde, sigortacının poliçede gösterilen limitle sorumlu olacağı da dikkate alınarak, zarar görenler arasında eşitliği sağlayıcı biçimde ve poliçe limitini de aşmayacak biçimde eşit paylaştırmanın sağlanmasıdır. Trafik kazasında birden fazla ölüm ve yaralanma olayı olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, garame hesabı yapılması gerekir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Uygulama Kadastrosuna İtiraz Davalarında Uygulama Faaliyetine Eşdeğer ve Amaca Uygun Şekilde Araştırma Yapılması Zorunludur

Davacı Hazine, uygulama kadastrosu sırasında dava konusu taşınmazların sınırında kanal ve kanal yolu bulunmasına karşın bu kısımların göz ardı edilerek davalılara ait taşınmaza dahil edildiğini iddia ederek tespitin iptali ile iddiaya konu kısımların tescil harici bırakılmasını talep etmiştir. Uygulama kadastrosuna itiraz davaları, uygulama kadastrosu faaliyetinin yöntemine uygun yapılıp yapılmadığının denetlenmesine yönelik davalardır. Bu nedenle bu nevi davalarda mahkemelerce, uygulama faaliyetine eşdeğer ve amaca uygun bir araştırma yapılması zorunludur. Mahkemece, amacına ve yöntemine uygun bir araştırma yapılabilmesi için öncelikle, denetime veri teşkil etmek üzere, tesis kadastrosunun yapıldığı tarihe en yakın tarihli hava fotoğrafları, temin edilebilen en eski ve güncel ortofoto ve uydu fotoğrafları, tesis kadastrosuna ait pafta haritası, varsa bu haritada değişiklik yapan ifraz haritaları, mahkeme ilamları ve eki olan haritalar, varsa uygulama kadastrosu sırasında yararlanıldığı anlaşılan diğer haritalar, çekişmeli taşınmaza ilişkin tesis kadastrosu ve uygulama kadastrolarına ait ölçü çizelgesi, hesap cetveli ve ölçü krokileri gibi bilgi ve belgelerin toplanması gerekmektedir.   

Borcu Doğuran İşlem Kanun veya Taraflarca Belli Bir Şekle Bağlanmış Olsa Bile Şekle Bağlı Olmaksızın Yapılacak Bir İbra Sözleşmesi ile Borç Tamamen veya Kısmen Ortadan Kaldırılabilir

Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Uyuşmazlık, “Teslim Tesellüm Belgesi ve İbraname” başlıklı belgenin geçerli kabul edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Bu belge  kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile ilgili olarak taraflarca imzalanmış ve davalı tarafından dosyaya ibraz edilmiştir. TBK’nun 132. maddesi uyarınca “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.” Açıklanan nedenlerle, “Teslim Tesellüm Belgesi ve İbraname” başlıklı belge taraflar arasında geçerli ve bağlayıcı olduğundan davanın reddi gerekirken, bu husus dikkate alınmaksızın yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Tahkikatın Bittiği Bildirilip Sözlü Yargılamaya Geçildikten Sonra (ve Dolayısıyla Bozmadan Sonra) Islah Yapılamaz

Dava, eser sözleşmesine dayalı ayıbın giderilme bedelinin tahsili talebine ilişkindir. Islah, HMK’nun 177. maddesi uyarınca, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. Tahkikatın bittiği bildirilip, sözlü yargılamaya geçildikten sonra ıslah yapılamaz. Bu hüküm nedeniyle hangi nedenle olursa olsun, yerel mahkeme kararının Yargıtayca temyizen bozulmasından sonra ıslah yapılması mümkün değildir. Bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun E: 1944/10, K: 1948/3 sayılı ve 04.02.1948 günlü kararı ile de kabul edilmiştir. Mahkemece, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı dikkate alınarak ıslah yapılmamış gibi karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Önalım Hakkına Dayalı Tapu İptali ve Tescil – Davacının Bedelde Muvazaa İddiasının İspatı İçin Tek Başına Keşif ve Bilirkişi Görüşü Yeterli Kabul Edilemez

Davacı, paydaşı olduğu taşınmazda davalının pay satın aldığını, önalım davasının açılmasını engellemek için satış bedelinin değerinin yüksek gösterildiğini iddia ederek önalım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur. Üçüncü kişi konumunda olan davacı, önalım hakkına engel olmak amacıyla satış bedelinin resmi satış senedinde yüksek gösterildiğini iddia edebilir ve bu iddiasını tanık dahil her türlü delille kanıtlayabilir. Bedelde muvazaa iddiasının ispatı için tek başına keşif ve bilirkişi görüşü yeterli kabul edilemez. Sadece davacının diğer delillerini doğrulamak bakımından önem arz eder. Davacı dayandığı deliller ile muvazaa iddiasını kanıtlayamamıştır. Buna rağmen yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Kaynaklar ve Yeraltı Suları – Özel Sular-Genel Sular – Sulardan Yararlanma Hakları

Davacı, suya el atmanın önlenmesi talebinde bulunmuştur. Kaynaklar, yeraltı sularından farklıdır. Kaynak, kökeni yeraltı suyu olan tabi ve sürekli olarak yeryüzüne çıkan, özel mülkiyete girecek nitelikte özel bir sudur. Kaynak suyu, kendiliğinden kaynadığı arazinin hudutlarını aşacak debide ise ya da malikinin ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra fazlası varsa genel su kabul edilir ve komşular da yararlanabilir. Bunun yanında kaynak suyu tapulu olmayan araziden (örneğin mera, orman vb) çıkıyorsa suyun debisine bakılmaksızın genel sudur. Genel sulardan, kadim ve öncelik hakkı ihlal edilmemek suretiyle herkes ihtiyacı oranında yararlanabilir Özel su ise tapulu taşınmazdan çıkan ve sadece o taşınmazın ve malikinin kişisel ihtiyacını karşılamaya yeterli olan sudur. Kaynak irtifakına konu olabilecek su özel su olup genel su niteliğindeki yeraltı suyu bu düzenlemelerin dışındadır. Genel sular, taşınmaz mülkiyetinin kapsamı içinde kabul edilemez. Bilirkişi raporları arasında ve raporların kendi içlerinde çelişkiler bulunduğu, hangi eylem ya da sebebin davacıya ait parsele gelen suyun akışına engel olduğu konusunda sağlıklı ve net bir tespitin yapılmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

Muhatabın Adres Kayıt Sistemindeki Adresine 21/2. Madde Kapsamında Doğrudan Tebligat Çıkarılamaz; İlk Önce Bilinen veya Gösterilen Adrese Tebligat Çıkarılmalıdır

Dava, ortaklığın giderilmesi talebine ilişkindir. Muhatabın adres kayıt sistemindeki adresine 7201 SK’nun 21/2. maddesi kapsamında doğrudan tebligat çıkarılamaz. İlk önce bilinen veya gösterilen adrese tebligat çıkarılmalıdır. Bu adreslere gönderilen tebligatın yapılamaması halinde tebliğ evrakının açık mavi renkli zarfla, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresi olduğu belirtilerek, 7201 SK’nun 21/2. maddesine göre tebliği mümkündür. Başka adres bilinmediği gerekçesiyle muhatabın adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine doğrudan doğruya 21/2. maddesine göre tebligat çıkartılması ve bu hükme göre tebliğ edilmesi, muhatabın savunma hakkını kısıtlar nitelikte olup usule uygun değildir.  

Satın Alınan Dairenin Eksik, Ayıplı ve Geç Teslimi Nedeniyle Cezai Şart ve Kira Kaybı Alacağı İçin Doğrudan Eda Davası Açılabileceği İçin Tespit Davası Açılamaz

Dava,  satılan taşınmazın geç teslimi nedeniyle kira kaybı ve cezai şart alacağının tespiti talebine ilişkindir. Hakim, önüne gelen bir davada, dava şartlarının mevcut olup olmadığını re’sen dikkate almak zorundadır. Olumlu dava şartlarından biri de davacının o davayı açmakta hukuki yararının bulunmasıdır. Açılmasında davacı yönünden hukuki yarar bulunmayan bir dava, dava şartının yokluğu nedeniyle reddedilmelidir. Tespit davası açılabilmesi için davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel  yarar bulunmalıdır. Eda davası açılabilecek hallerde tespit davası açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Satın alınan dairenin eksik, ayıplı ve geç teslimi nedeniyle cezai şart ve kira kaybı alacağı için eda davası açılabileceği için tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır. Yerel mahkemece, davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmelidir.   

Vekilin İade Borcuna İlişkin Zamanaşımı Vekalet Sözleşmesi Devam Ettiği Sürece İşlemez

Dava, vekalet sözleşmesine dayalı yapılan taşınmaz satışından kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Davacının, satışa konu taşınmazlardaki hissesini satması için davalıya vekaletname verdiği, davalının da taşınmazı  diğer davalıya sattığı dosya kapsamı ile sabittir. Vekilin talimata uygun hareket etme, özen  ve hesap verme borcu bulunmaktadır. Vekil, talep üzerine yaptığı işin hesabını vermeye ve müvekkili nam ve hesabına edindiği her şeyi iade etmeye, iade edinceye kadar da almış olduğu şeyleri saklamaya zorunludur. Vekilin iade borcuna ilişkin zamanaşımı, vekalet sözleşmesi devam ettiği sürece işlemez. İade borcunda muacceliyet, vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlar. Davalı vekil, hesap verme yükümlülüğünü davanın açıldığı tarihten önce yerine getirdiğini ispat edememiştir. Bu durumda, zamanaşımının başlangıç tarihinin davanın açıldığı tarih olduğunun kabulü gerekir.  

Meskeniyet Şikayeti – Taşınmazda Oturulmaması veya Harap Vaziyette Olup Tamirat Gerektirmesi Meskeniyet Şikayetine Engel Değildir

Borçlu, meskeniyet şikayetinde bulunmuştur. Borçlunun “haline münasip” evi haczedilemez. Meskenin borçlunun haline uygun olup olmadığı haciz anındaki sosyal durumuna, borçlu ve ailesinin ihtiyacına göre belirlenir. Borçlunun, şikayete konu taşınmazda oturması zorunlu değildir. Tapuda adına kayıtlı taşınmazına haciz konulan takip borçlusu, haczedilemezlik şikayetinde bulunma hakkına sahiptir. Taşınmazın arsa olarak tapuda kayıtlı olması, üzerinde konut bulunması halinde, borçlunun meskeniyet şikayetinde bulunmasına engel değildir. Borçlu, kendisine ait müşterek veya iştirak halindeki hisseli bir mesken için de haczedilmezlik şikayetinde bulunabilir. Taşınmazda oturulmaması veya harap vaziyette olup tamirat gerektirmesi meskeniyet şikayetine engel değildir.   

Kamulaştırmasız El Koyma Davalarında Mahkeme ve İcra Harçları ile Vekalet Ücreti – Anayasa Mahkemesi Kararlarının Yürürlüğü

Kamulaştırmasız el koyma tazminatı ilamına dayalı olarak  başlatılan ilamlı takipte borçlu, kamulaştırmasız el koymadan kaynaklı borcunu ödediğini iddia ederek icra mahkemesine müracaat emiştir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararını duyurması, iptal edilen yasanın uygulanmasını durdurucu bir tedbir niteliğindedir. İptal hükmünün Resmi Gazete’de yayımlanmasından sonra yürürlüğe girecek olması kanun koyucuya Anayasa’ya uygun yeni yasa maddesi hazırlanması için verilmiş süre olup, bu süre iptal hükmünün uygulanmasını engellemez. Maktu vekalet ücreti uygulamasına yönelik 2942 SK’nun Geçici 6. maddesinin 13. fıkrası Anayasa’ya aykırı görülerek 13.11.2014 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiş olmakla uygulanırlığı kalmamıştır. Bu durumda, kamulaştırmasız el koyma bedellerine ilişkin dava ve takiplerde, mahkeme ve icra harçları ile her türlü vekalet ücretleri maktu değil nispi olarak belirlenmelidir  

İhalenin Feshi – İcra Müdürü Satış İlanının Şeklini, Gazete ile Yapılıp Yapılmayacağını İlgililerin Menfaatlerine En Uygun Olanı Dikkate Alarak Belirlemelidir

Borçlu, diğer fesih nedenlerinin yanı sıra satış ilanının gazetede yapılmadığını ileri sürerek ihalenin feshi isteminde bulunmuştur. İcra müdürü satış ilanın şeklini, gazete ile yapılıp yapılmayacağını ilgililerin menfaatlerine en uygun olanı dikkate alarak belirlemelidir. Somut olayda icra müdürü, satışın belediye ilan vasıtaları ile E-satış portalında ilanına, E-satış portalında ilan yapıldığından gazete ile ilana gerek olmadığına karar vermiştir. Dosya içeriğinden,  satışa yalnızca alacaklının katıldığı, ihaleye yeterli katılımın olmadığı, gazete ile ilan yapılmasının ilgililerin menfaatine uygun olacağı anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle, gazete ilanı yapılmadan gerçekleştirilen ihalenin feshine karar verilmelidir.   

Borçlunun Temerrüdü – Alacaklının Temerrüt Faizini Aşan Zarar Talebi Halinde Borçlu Hiçbir Kusuru Bulunmadığını İspat Etmedikçe Bu Zarardan da Sorumludur – Munzam Zarar Hesabı

Davacılar, munzam zararlarının ticari faizi ile birlikte tahsili talebinde bulunmuştur. Borçlunun temerrüde düşmesi halinde alacaklı, temerrüt faizini aşan  zararlarını, borçlu  hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe talep edebilir. Munzam zarar hesabında; yıllık enflasyon artış oranı, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarında değişiklikler dikkate alınarak uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle  para değerindeki düşme, alım gücünün azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar hesaplanmalıdır. Tespit edilen zarar miktarından asıl alacak tahsil edilirken alınan temerrüt faizi miktarı düşülerek alacaklının munzam zararının olup olmadığı ve miktarı tayin ve tespit edilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Sigorta Hakem Heyeti Görevlendirme Tarihinden İtibaren Dört Ay İçinde Karar Vermek Zorundadır, Aksi Halde Uyuşmazlık Yetkili Mahkemece Çözümlenir; Süresinden Sonra Verilen Karar Yok Hükmündedir

Dava, yönetici sorumluluk sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Sigorta hakem heyeti, görevlendirme tarihinden itibaren dört ay içinde karar vermek zorundadır. Bu süre, ancak tarafların açık ve yazılı muvafakatları ile uzatılabilir. Aksi halde, uyuşmazlık yetkili mahkemece çözümlenir. Süresinden sonra verilen karar yok hükmündedir. Tahkim süresinin uzatılması yönünde karar alınmamış olduğundan, hakem heyetinin dört ay içinde kararını vermiş olması gerekmektedir. Hakem heyeti, yasal süre dolduktan sonra karar verildiğinden yok hükmündedir.  

İş Kazası Nedeniyle SGK Rücu Alacağı – İşverenin Sorumluluğu – Asıl İşveren-Alt İşveren Kavramı

Dava, iş kazası nedeniyle SGK rücu alacağının tahsili talebine ilişkindir. Davanın yasal dayanağı 506 SK’nun 26. maddesine göre sorumluluk, kusur sorumluluğu ilkesine dayanmaktadır. Anılan maddede; kastı, işçilerin sağlığını koruma ve iş güvenliği hükümlerine aykırı hareketi ya da suç sayılabilir bir eyleminin varlığı halinde işverenin rücu alacağından sorumluluğu olanağı düzenlenmektedir. Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine yönelik yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran  işveren ile iş aldığı işveren arasındaki ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Aracı ise, bir işte veya bir işin bölüm veya eklentisinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran 3. kişidir. Asıl-alt işveren olarak nitelendirilen davalılar arasındaki ilişkinin niteliği, asıl işverenlik-alt işverenlik ilişkisi bulunup bulunmadığı yeterince araştırılmadan, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

Sigorta Başlangıç Tarihinin Tespiti Taleplerinde de Dava Açılmadan Önce Kuruma Başvuru Yapmış Olmak Dava Şartıdır

Dava, sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti talebine ilişkindir. 11.09.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6552 SK’nun 64. maddesi ile 5521 SK’nun 7. maddesine 3. fıkra olarak eklenen düzenleme gereği, SGK’na müracaatın olması ve kurumca müracaata konu istemin zımnen ya da açıkça reddedilmesi gerektiği dava şartı olarak düzenlenmiştir. 5510 Sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur. Eldeki davada, 5521 SK’nun 7/3. maddesine uygun bir şekilde, davaya konu istem hakkında, Sosyal Güvenlik Kurumu’na müracaat edilmeden dava açılmıştır.  Sigorta başlangıç tarihinin tespiti taleplerinde de dava açılmadan önce SGK’na başvuru yapılması dava şartıdır. Açıklanan nedenlerle, davaya konu istem hakkında SGK’na müracaat etmesi için davacıya kesin önel verilmeli ve sonucuna göre karar verilmelidir.   

İşçinin Gözaltına Alınması veya Tutuklanması Nedeniyle Devamsızlığının Bildirim Süresini Aşması Halinde İşveren Bildirim Şartı ve İhbar Tazminatı Yükümlülüğü Olmaksızın Derhal Fesih Hakkını Kullanabilir; Ancak Kıdem Tazminatını Ödemesi Gerekir

Davacı işçi, işyeri ile alakası olmayan bir suçtan dolayı tutuklandığını, tahliye edildikten sonra işyerine geldiğini, ancak tutuklu kaldığı süre nedeniyle işe alınmadığını ve tazminatsız olarak iş akdinin feshedildiğini iddia ederek kıdem tazminatının tahsili talebinde bulunmuştur. İşçinin gözaltına alınması veya tutuklanması nedeniyle devamsızlığının bildirim süresini aşması halinde işveren bildirim şartı ve ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü olmaksızın derhal fesih hakkını kullanabilir. Ancak kıdem tazminatını ödemesi gerekir. Davacının tutukluluk süresinin bildirim süresini aştığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, iş akdinin feshi üzerine davacı işçi kıdem tazminatına hak kazanır. Kıdem tazminatının kabulüne karar verilmesi gerekirken, reddine karar verilmesi isabetsizdir.   

Esnaflar 4857 Sayılı Kanuna Tabi Değildir – Esnaf Tanımı

Davacı,  haksız olarak işten çıkarıldığını iddia ederek, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram genel tatil ücreti ve yıllık izin ücreti alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve buna bağlı olarak uyuşmazlığın çözümünde iş mahkemesinin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 4857 SK’nun 4. maddesi uyarınca, 507 SK’nun 2. maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde bu kanun hükümleri uygulanmaz. 507 SK, 5362 SK ile yürürlükten kaldırılmıştır. 507 SK’da yazılı olan “geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin” sözcüklerine yeni yasada yer verilmemiştir. 5362 SK’daki düzenleme ile esnaf ve tacir ayrımında başka ölçütlere yer verilmiş olup, kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlük yapanların da ekonomik sermayesi, kazancının tacir sanayici niteliğini aşmaması ve vergilendirme gibi ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. 507 SK döneminde esnaf sayılan kamyoncu, taksici, dolmuşçu gibi kişilerin yeni yasadaki ölçütler çerçevesinde esnaf sayılmama olasılığı ortaya çıkmaktadır. Mahkemece, işyerinin niteliği araştırılmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Başkası Lehine İstihkak İddiasında Bulunan 3. Kişinin İİK’nun 96. Maddesi Kapsamında İstihkak Davası İçin Aktif Dava Ehliyeti Yoktur

Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. maddesine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. 3. kişi, haczedilen mal ve hak üzerindeki mülkiyet veya rehin hakkına dayanarak istihkak davası açabilir. Dosya içeriğinden, 3. kişinin kendi lehine değil çalışanlar lehine istihkak iddiasında bulunduğu anlaşılmaktadır. Başkasına lehine istihkak iddiasında bulunan 3. kişinin İİK’nun 96. maddesi kapsamında istihkak davası açmak için aktif dava ehliyeti bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esastan davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

İİK’nun 99. Maddesi Kapsamında İstihkak İddiasının Reddi Talebi – 103 Davetiyesi Tebliğ Edilmeyen (ve İstihkak İddiasına Karşı Tutumu Belli Olmayan) Borçlu Davalı Sıfatı ile Davada Yer Almalıdır

Davacı alacaklı vekili, İİK’nun 99. maddesi kapsamında istihkak iddiasının reddine karar verilmesi talebinde bulunmuştur. İstikrar kazanan uygulamalara göre; borçlunun, istihkak iddiasına karşı tutumu belirli ise davada taraf olarak gösterilmesi gerekli değildir. Ancak, 103 davetiyesi tebliğ edilmeyen ve istihkak iddiasına karşı tutumu belli olmayan borçlu davalı sıfatı ile davada yer almalıdır. Somut olayda, haciz borçlunun yokluğunda yapılmış, 103 davet kağıdı tebliğ edilmeyen borçlunun, istihkak iddiasına karşı tutumu belirlenememiştir. Bu durumda, borçlunun davalı sıfatı ile davaya katılmasının sağlanması için, davacı alacaklıya süre ve imkan verilerek taraf teşkili sağlanmalıdır.  

Karar Düzeltme Yoluna Bir Kez Başvurulabilir

Davacı alacaklı vekili, 3. kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep etmiştir. HMK’nun geçici 3. maddesi atfı ile HUMK’nun 442. maddesi gereğince, birden fazla karar düzeltme yoluna başvurulamaz. Başka bir anlatımla, karar düzeltme yoluna bir kez başvurulabilir. Açıklanan nedenlerle, davacı alacaklı vekilinin karar düzeltme talebinin reddi gerekir.   

Kiralama Şirketinden Kiralanan Aracın Sahte Belgelerle Satılması Nedeniyle Mülkiyetin Tespiti ve Tescil Talebi – İyi Niyetli Kişinin Emin Sıfatıyla Zilyetten Satın Aldığı Menkul Mala İlişkin Kazandığı Mülkiyet Korunur

Dava, kiralama şirketinden kiralanan aracın sahte belgelerle satılması nedeniyle mülkiyetin tespiti ve tescili; birleşen dava ise, davalı noter aleyhine açılan araç bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Dava konusu araç davacının zilyetliğinden rızasıyla çıkmış olup bu aracı kiralayan şirket ile kiracı konumunda olan 3. kişi emin sıfatıyla zilyettir. Asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Bu nedenle, davalı karine gereği iyi niyetlidir. Davalının iyi niyetli olmadığını davacı ispatlamak zorundadır. Davalının dava konusu aracı emin sıfatıyla zilyetten satın aldığı ve dosya kapsamına göre de iyi niyetli olduğu anlaşıldığından satın aldığı mala ilişkin mülkiyet  korunmalıdır. Davalının kötü niyeti ispat edilememiş olduğundan davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Tavzih veya Tashih Yoluyla Hüküm Fıkrasına Ekleme Yapılamaz; Hüküm Fıkrasının Bir Kısmı Çıkarılamaz

Davacı, haksız eylem nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Tavzih veya tashih yoluyla hüküm fıkrasına ekleme yapılamaz; hüküm fıkrasının bir kısmı çıkarılamaz. HMK’nun 304 ve 305. maddelerine aykırı şekilde hüküm fıkrasına ekleme yapılması ya da bir kısmının çıkartılması hukuk güvenliğini zedeleyici nitelikte olup, yasaktır. Dosya içeriğinden, davalılardan biri hakkında hüküm kurulduğu, diğer davalı hakkında hüküm oluşturulmadığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili, diğer davalı hakkında da hüküm verilmesini talep etmiş; mahkeme ek tahsis kararı ile yazılı şekilde davalıların müştereken ve müteselsilen sorumluluğuna karar vermiştir. Ek tahsis kararı kanunun emderici hükümlerine açıkça aykırıdır. 

Delil Tespiti Kesin Delil Niteliğinde Değildir – İtiraza Uğrayan Delil Tespiti Raporu Hükme Esas Alınamaz

Davacı-kiracı, kira sözleşmesine dayalı olarak faydalı ve zorunlu masraflar yaptığı taşınmazı tahliye etmek zorunda kaldığını iddia ederek alacak talebinde bulunmuştur. Delil tespitinin konusunu maddi vakıalar oluşturur ve bilirkişi raporunda belirtilen zarar miktarı davacı lehine kazanılmış hak oluşturmaz. Başka bir anlatımla, delil tespiti kesin delil niteliğinde değildir. İtiraza uğrayan delil tespit raporu hükme esas alınamaz. Bu durumda mahkemece, kira sözleşmesi hükümleri dikkate alınarak uzman bilirkişilerden denetime elverişli rapor alınıp varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.   

Adi Ortaklığın Fesih ve Tasfiyesi

Dava, adi ortaklık ilişkisine dayalı alacak istemine ilişkindir. Dosya içeriğinden, davacının  talebinin taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisinin fesih ve tasfiyesine yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece; ortakların anlaşarak tasfiye memuru belirlemeleri istenmeli, bu konuda anlaşamamaları halinde tasfiye işlemini gerçekleştirecek, ortaklığın faaliyet alanına göre konusunda uzman bir kişi tasfiye memuru olarak  atanmalıdır. Tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık  dönemlerde tasfiye memuru tarafından üç aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm malvarlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın malvarlığına ilişkin satış ve nakde çevirme işlemi gerçekleştirilmelidir. Üçüncü aşamada ise; satış sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli, bundan sonra bir şey artarsa, ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.  

Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesi Halinde Yargılama Giderleri (ve Yargılama Giderlerinden Olan Vekalet Ücreti) Davacıya Yükletilir

HMK’nun “Esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri” başlığı altındaki 331. maddenin 3. fıkrasında “Davanın açılmamış sayılmasına karar verilen hallerde yargılama giderleri davacıya yükletilir.” hükmüne yer verilmiştir. 323. maddede, vekalet ücretinin de yargılama giderlerinden olduğu belirtilmektedir. Davacının çek iptal davasını takip etmediği ve takipsiz kalan davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği dosya kapsamı ile sabittir. Açıklanan nedenlerle, davanın açılmamış sayılması nedeniyle kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davalı aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Boşanma – Davacının Dilekçelerinde Belirtmediği ve Boşanma Sebebi Olarak Dayanmadığı Vakıalar Davalıya Kusur Olarak Yüklenemez

Dava, boşanma talebine ilişkindir. Davacının dilekçelerinde belirtmediği ve boşanma sebebi olarak dayanmadığı vakıalar, davalıya kusur olarak yüklenemez.  Mahkemece, davalı kadına kusur olarak yüklenen vakıalar, davacı erkek tarafından dilekçelerde boşanma sebebi olarak gösterilmemiştir. Bu durumda, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davalı kadının kusuru ispat edilememiştir. Açıklanan nedenle, erkeğin boşanma davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

Boşanma – İstinaf İncelemesinde Kusur Durumu İstinafa Başvuran Aleyhine, Başvurmayan Lehine Değiştirilerek Karar Verilmesi Usul ve Kanunu Aykırıdır

Dava, boşanma talebine ilişkindir. Yapılan yargılama sonunda; davacı kadının hafif, davalı erkeğin daha fazla kusurlu olduğu belirtilerek boşanma davasının kabulüne karar verilmiş; davalı erkek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesinde, kusur durumu istinafa başvuran aleyhine, başvurmayan lehine değiştirilemez. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yerel  mahkeme tarafından davacı kadına kusur olarak yüklenen vakıaların gerekçeden çıkarılması usul ve kanuna aykırıdır.   

Tapu İptali ve Tescil - Terekeye Temsilci Atanması ile Tereke Ortaklarının Davayı Takip Yetkisi Son Bulur

Davacı, vekalet görevinin kötüye kullanılması nedenine dayalı olarak tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuştur. Dosya içeriğinden, davacının yargılama sırasında öldüğü ve terekeye temsilci atandığı anlaşılmaktadır. Terekeye temsilci atanması ile tereke ortağının/ortaklarının davayı takip yetkisi son bulur. Başka bir anlatımla, mirasçı ya da mirasçıların davayı takip yetkisi sona erer. Davayı takip yetkisi sona eren mirasçının ıslah talebine değer verilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Davadan Feragat Davaya Konu Hakkı Düşürdüğü Gibi Mahkeme Dışı Esas Haktan Feragat Halinde Ona Bağlı Dava Hakkı Düşer

Davacı, kasko sigorta sözleşmesine dayalı olarak maddi tazminat isteminde bulunmuştur. Uyuşmazlık; davacının, davalı  sigorta şirketine sunduğu feragat dilekçesinin hata nedeni ile geçersiz kabul edilip edilemeyeceği ve buradan ulaşılacak sonuca göre davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Davaya son veren taraf işlemlerinden biri olan feragat, davacının netice-i talebinden vazgeçmesidir. Davadan feragat neticesinde feragate konu teşkil eden hak tamamen düşer ve artık bir daha dava konusu yapılamaz. Diğer maddi hukuk işlemlerinde olduğu gibi hata, hile veya ikrah sebebiyle feragatin feshi için dava açılabilir. Davacı, davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmeden önce aynı dava içinde de, feragatin, hata, hile veya ikrah nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürebilir; bunun için ayrı bir feragatin feshi davası açması şart değildir. Davacının feragat dilekçesi vermesinin, aracını bulduğunu düşünmesinden kaynaklanmadığı, ayrıca feragat iradesini sakatlayan başka bir unsurun da iddia ve ispat edilemediği dosya kapsamı ile sabittir. Bu durum karşısında, davanın reddine karar verilmelidir.  

Maddi Tazminat – Sosyal Güvenlik Kurumunun Açık Olmayan Bir Kanun Hükmünü Farklı Yorumlaması Nedeniyle Yaptığı İşlem Kusurlu ve Hukuka Aykırı (Haksız Fiil) Olarak Kabul Edilemez

Davacı;  vefat eden eşinin Bağ-Kur sigortalısı olduğunu, eşinin vefatı sonrası  ölüm aylığı bağlanması amacıyla eşinin askerlik süresini borçlanma talebinde bulunduğunu, ancak talebinin kurum tarafından reddedildiğini, kurumun askerlik borçlanması talebini kabul etmeyerek kusurlu davrandığını ve ölüm aylığının geç bağlandığını, ölüm aylığının geç bağlanması nedeniyle maddi zarara uğradığını iddia ederek maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık,  SGK’nun davacının askerlik borçlanması talebinin reddine yönelik işleminde ihmalinin ya da hukuka aykırı eyleminin bulunup bulunmadığı, kuruma atfedilecek bir haksız fiilin varlığından söz edilip edilemeyeceği, buradan ulaşılacak sonuca göre tazminat talebini haklı kılacak nedenlerin var olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Sosyal Güvenlik Kurumunun açık olmayan bir kanun hükmünü farklı yorumlaması nedeniyle yaptığı işlem kusurlu ve hukuka aykırı, başka bir anlatımla haksız fiil olarak kabul edilemez.  Tazminat talebini haklı kılacak nedenlerin bulunmadığı ve bu nedenle davanın reddi gerektiği hususu gözetilmeksizin, yazılı gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Ölen Sigortalıdan Dolayı Hak Sahiplerine Ölüm Aylığı Bağlanabilmesi İçin Beş Yıl Sigortalılık ve “Her Türlü Borçlanma Süreleri Hariç” 900 Gün Prim Ödenmiş Olması Gerektiğinden Askerlik Borçlanması Bu Hesaba Dahil Edilemez

Davacı, ölüm aylığı almaya hak kazandığının tespiti talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık;  davacının eşi adına yapılan askerlik borçlanma süresinin 5510 SK’nun 32/2-a maddesinde belirtilen ve ölüm aylığı bağlanma koşullarından olan 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi hesabında dikkate alınıp alınamayacağı noktasında toplanmaktadır. Ölen sigortalıdan dolayı hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanabilmesi için beş yıl sigortalılık ve “her türlü borçlanma süreleri hariç” 900 gün prim ödenmiş olması gerekir. Dosya kapsamından; 02.05.2012 tarihinde yaşamını yitiren sigortalı için 5510 Sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Sigortalının borçlanılan süreler gözetilmeksizin hizmet sözleşmesine dayalı prim gün sayısının 900 gün olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durum karşısında,  ölüm aylığı bağlanma koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, borçlanma bedelinin yatırıldığı tarihi takip eden ay başından itibaren ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitine karar verilmesi hatalıdır.   

İş Kazası Nedeniyle SGK Rücu Alacağı – İşverenin Sorumluluğu Hak Sahiplerinin İşverenden İsteyebilecekleri Tutarla Sınırlı Olduğundan İlk Peşin Sermaye Değerli Gelirin Tazmini Mümkün Kısmının Belirlenmesi İçin Gerçek Zarar Tavan Hesabı Yapılmalıdır

Dava,  iş kazasında sürekli iş göremez durumuna giren sigortalıya bağlanan gelirlerin, davalı işverenden tahsili istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, rücuen tazminat istemine ilişkin davalarda, temyize konu yapılmaması durumunda Kurum yararına tazmini mümkün kısmın belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Yargıtay tarafların ileri sürdükleri temyiz sebepleriyle bağlı değildir. Kanunun açık hükmüne aykırı gördüğü diğer hususları da inceleyebilir. 5510 SK’nun 21. maddesinin emredici niteliği gereği, hukuka uygun olarak uygulanıp uygulanmadığı hususu re’sen temyiz incelemesi kapsamındadır. Açıklanan nedenlerle, taraflarca temyize konu edilmese dahi, davacı Kurumun tahsil edebileceği zararın miktarının belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılmalıdır.   

Usuli Red Sebeplerinin Bulunması Halinde Davanın Esasına Girilmeden Usulden Red Kararı Verilmelidir; Hem Usulden Hem de Esastan Red Kararı Verilmesi Yasaya Aykırıdır

Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, davanın usulden reddine karar verilirken aynı zamanda esasın da tartışıldığı sonucuna varacak şekilde hüküm kurulmasının usul yönünden bozulmasını gerektirir çelişki yaratıp yaratmadığı noktasında toplanmaktadır. Mahkeme önüne gelen uyuşmazlığı usule veya esasa ilişkin bir nihai kararla sona erdirir. Yargılama sonunda uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmiş ise; bu nihai karar hükümdür. Uyuşmazlığı usule ilişkin kararlarla sonuçlandıran mahkeme kararları ise, hüküm teşkil etmeyen usule dair nihai kararlardır. Bu nedenle “karar” sözcüğünün kapsamına hem maddi hukuka ilişkin “hüküm” adı verilen kararlar, hem de usule ilişkin nihai kararlar girmektedir. Bir davada usuli ret sebepleri varsa öncelikle davanın esasına girilmeden usulden reddedilmesi gerekir. Hem usulden hem de esastan red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

18 Yaşından Küçük Sanık Hakkında Hak Yoksunluklarına ve Adli Para Cezasının Ödenmemesi Halinde Hapis Cezasına Çevrilmesine Karar Verilemez

TCK’nun 53/4. maddesi gereğince;  suç tarihi itibariyle 18 yaşından küçük sanıklar hakkında hak yoksunluklarına karar verilemez. 5275 Sayılı Kanunun 106/4. maddesinde de “çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde bu ceza hapse çevrilemez” düzenlemesi yer almaktadır. Açıklanan yasal düzenlemeler dikkate alınmaksızın, 18 yaşından küçük sanık hakkında hak yoksunluğuna hükmedilmesi ve hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde, ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği ihtarının yapılması usul ve yasaya aykırıdır.  

Taahhüt Tutanağında Toplam Borç, İşleyen ve İşleyecek Faiz, Vekalet Ücreti, İcra Harç ve Giderleri Olmak Üzere Taahhüde Esas Miktar Açıkça Gösterilmemiş ise Taahhüdü İhlal Suçu Oluşmaz

Ödeme taahhüdünü ihlal suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Taahhüdü ihlal suçunun oluşabilmesi için taahhüt tutanağında; toplam borç, işleyen ve işleyecek faiz, vekalet ücreti, icra harç ve giderleri olmak üzere taahhüde esas borç miktarının açıkça gösterilmiş olması gerekir. Dosya içeriğinden, taahhüt ve takip tarihi arasındaki sürede işleyecek faize ilişkin bir açıklama olmadığı gibi alacaklının bu tarihler arasında işleyecek faizden feragat beyanının da yer almadığı anlaşılmaktadır.  Açıklanan nedenlerle, belirsizlik bulunan taahhüt geçerli olmadığından beraate karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.   

Hakaret Suçlarında Ağırlaştırıcı Neden Olarak Öngörülen Aleniyetin Gerçekleşmesi İçin Herkese Açık Olan Yerlerde İşlenmesi Gerekir

TCK’nun 125/4. maddesinde, hakaret suçlarında ağırlaştırıcı neden olarak öngörülen aleniyetin gerçekleşmesi için olay yerinde başkalarının bulunması yeterli değildir. Hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi ve herkes tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması gerekir. Herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık olan yerlerde işlenmesinin gerekmesi karşısında, suçun işlendiği kabul edilen yerin hastanenin acil servisinin hangi bölümü olduğu ve aleniyet unsurunun ne şekilde gerçekleştiği tartışılmadan, aleniyet unsurunun gerçekleştiği kabul edilerek yazılı şekilde fazla ceza tayini hatalıdır.   

İştirak Halinde İşlenen Suçlarda Her Sanığın Sebep Olduğu Yargılama Gideri Ayrı Ayrı, Ortak Yargılama Giderleri ise Paylarına Düşen Oran Belirlenerek Karara Bağlanmalıdır

Sanıklar; hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından yargılanmışlardır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 324. maddesi uyarınca; iştirak halinde işlenen suçlarda, her sanığın sebep olduğu yargılama gideri ayrı ayrı, ortak yargılama giderleri ise paylarına düşen oran belirlenerek karara bağlanmalıdır. Yerel mahkemece, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yargılama giderleri ile ilgili infazda tereddüde yol açacak şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Silahlı Terör Örgütü Üyeliği; Örgüte Katılıp Bağlanmayı, Hiyerarşik Gücün Emrine Girmeyi Gerektirdiğinden Bu Suçun Oluşması İçin “Organik Bağ, Süreklilik, Çeşitlilik ve Yoğunluk Gerektiren Eylem ve Faaliyet” Unsurları Bulunmalıdır

Sanık, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanmıştır. Silahlı terör örgütü üyeliği; örgüte katılıp bağlanmayı, hiyerarşik gücün emrine girmeyi gerektirir. Bu nedenle suçun oluşması için “organik bağ, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyet” unsurları bulunmalıdır. Dosya içeriğinden; sanığın faaliyetlerinin, silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Denemek İçin Aldığı Motosikleti İade Etmeyen Sanığın Eylemi, Mağdurun Rızası Zilyetliği Devir Yönünde Olmadığı İçin Güveni Kötüye Kullanma Değil Hırsızlık Suçunu Oluşturur

Güveni kötüye kullanma suçundan yapılan yargılama sonunda, sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mağdura ait motosikletin denenmek için sanık tarafından alınarak iade edilmediği dosya kapsamı ile sabittir. Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için zilyetlik rızayla faile devredilmelidir. Somut olayda mağdurun rızası zilyetliğin devri yönünde değildir. Bu durumda hırsızlık oluştuğu dikkate alınmadan yazılı şekilde güveni kötüye kullanma suçundan ceza tayini usul ve yasaya aykırıdır. 

Temyiz İncelemesi Sebebe Bağlı Olduğundan Temyiz Dilekçesinde Sebep Gösterilmesi Zorunludur; Temyizde Vakıa Denetimi Değil Hukuki Denetim Yapılır

Temyiz incelemesi, sebebe bağlı ve sebeple sınırlı olarak yapılmalıdır. 5271 SK’nun 298. maddesi uyarınca, temyiz istemi sebep içermiyorsa reddedilmelidir. Ancak, 289. maddenin emredici hükmü uyarınca, temyiz dilekçesinde sebeplere dayanılmasa da, temyiz incelemesi yapılırken 289. maddede sınırlı olarak sayılan hukuka kesin aykırılık hallerinin tespit edilmesi halinde hükmün bu sebeple de bozulması gerekir. Temyizde vakıa denetimi değil hukuki denetim yapılır. Temyizde kural olarak, maddi vakıa denetimi, diğer bir ifadeyle sübut denetimi yapılamaz. Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delilin hükme dayanak yapılması nedeniyle hüküm temyiz edilmiş veya başka bir sebepten temyiz edilmiş olmakla birlikte bu husus temyiz incelemesi sonucu tespit edilmiş ise, hükmün bozulması gerekir. Burada kalan delillere göre, sübutun yeniden değerlendirilmesi gerektiği şeklinde bir bozma, hukuksal denetimdir. Ancak bunu yapmak yerine, kalan delillerin de mahkumiyete yeteceği gerekçesiyle temyiz istemini esastan reddetmek, vakıa denetimidir.  

Fuhuş Suçu Temadi Özelliği Olan Bir Suç Değildir; Tehdit ve Cebirle Mağdura Birden Çok Kez Fuhuş Yaptıran Sanık Hakkında “Zincirleme Suç” Hükümleri Uygulanmalıdır

Uyuşmazlık, mağdurenin farklı zamanlarda birden çok fuhuş yapmasına aracılık eden sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mağdureyi evleneceğini söyleyerek ikna etmek suretiyle Antalya’ya götüren ve burada onunla birlikte yaşayan sanığın, kızını elinden alacağından bahisle tehdit edip, ayrıca cebir de uygulayarak zorla fuhuş yaptırmaya başladığı, bu bağlamda kiraladığı araçla fuhuş yapması için plajlara götürdüğü, plajlarda ve otellerde değişik kişiler ile cinsel ilişkiye giren mağdureye ödenen paraları aldığı, bu şekilde atılı fuhuş suçunu işlediği dosya kapsamı ile sabittir. Fuhuş suçu, TCK’nun topluma karşı suçlar başlıklı üçüncü kısmın, genel ahlaka karşı suçlar başlıklı yedinci bölümünde düzenlenmiş olup, bu suçla korunan hukuki yarar genel olarak, toplumun ar ve haya duyguları ile birlikte genel ahlakın korunmasıdır. Fuhuş suçu, temadi özelliği olan bir suç değildir. Tehdit veya cebirle mağdura birden çok kez fuhuş yaptıran sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır. Açıklanan nedenlerle, fuhuş suçunu zincirleme şekilde gerçekleştiren sanık hakkında TCK’nun 43. maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiğinin dikkate alınmaması hatalıdır. 

Taksirle Ölüme Neden Olma – Taksirli Suçlarda Alt ve Üst Sınır Arasında Ceza Belirlenirken TCK’nun 61/1 ve 22/4. madde ve Fıkralarında Yer Alan Ölçütler Birlikte Değerlendirilerek Karar Verilmelidir

Sanık,  taksirle ölüme neden olma suçundan yargılanmıştır. Uyuşmazlık, TCK’nın 85/1. maddesi gereğince 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçta temel cezanın 6 yıl olarak tayin edilmesinin,  bilinçli taksir halinde, taksirli suça ilişkin cezada üçte birden yarıya kadar artırım öngören TCK’nın 22/3. maddesi gereğince cezanın yarı oranda artırılmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hakime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Buna göre; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenmiş olan herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde, kural olarak göz önünde bulundurulması gereken ölçüt, 5237 SK’nun 61. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Ancak taksirle işlenen suçlar açısından kanun koyucu, aynı kanunun 22. maddenin 4. fıkrası ile bir ölçüt daha eklemiştir. Bu durumda, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, TCK’nın 61/1 ile 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerin birlikte dikkate alınması gerekmektedir. Söz konusu kanuni düzenlemeler karşısında, taksirli suçlarda temel cezanın belirlenmesinde öncelikle failin kusurunun değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, ancak kusurluluğun yanında “suçun işleniş biçimi”, “suçun işlendiği zaman ve yer”, “suç konusunun önem ve değeri” ile “meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı” ölçütlerinin de dikkate alınacağı sonucuna varılmaktadır.  

Denetim Süresi İçinde Kasti Bir Suç İşlenmesi Nedeniyle Açıklanması Geri Bırakılan Hükmün Açıklanmasına Karar Verilirken Geri Bırakılan Hükümde Değişiklik Yapılarak Daha Ağır Bir Cezaya Hükmedilmesi Usul ve Yasaya Aykırıdır

Sanık,  kasten öldürme suçuna teşebbüsten yargılanmıştır. Yargılama sonucunda, sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına karar verilmiştir. Sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle  açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına, 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna karar verilmiştir. CMK’nın 231/11. maddesinde; mahkemenin, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranması halinde hükmü aynen açıklamakla yükümlü olduğu, kendisine yüklenen yükümlülükleri elinde olmayan sebeplerle yerine getiremeyen sanığın ise durumunu değerlendirerek, cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşulların varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verebileceği belirtilmektedir.  CMK’nın 231/11. maddesindeki emredici hüküm uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün aynen açıklanması gerektiğinden, açıklanması geri bırakılan hükümde değişiklik yapılarak sanığın aleyhine olacak şekilde daha ağır bir cezanın belirlenmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Cumhuriyet Savcısı Sanık Lehine Yaptığı Temyiz Başvurusundan Ancak Sanığın Rızası ile Vazgeçebilir; Sanık Aleyhine Olan Temyiz Başvurusundan ise Rıza Aranmaksızın Vazgeçilebilir

Uyuşmazlık, Cumhuriyet Savcısının temyizden vazgeçmesinin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. CMK’nın 260. maddesinde; Cumhuriyet Savcısının hakim ve mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurma hakkının bulunduğu, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabileceği düzenlenmektedir. 266. maddede de, Cumhuriyet Savcısı tarafından sanık lehine yapılan temyiz başvurusundan sanığın rızası olmaksızın vazgeçilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Temyiz incelemesinin kapsamı ve bozmadan sonra kurulacak hükmün sınırlarının belirlenmesi bakımından, Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz isteğinin sanığın lehinde mi yoksa aleyhinde mi olduğunun temyiz dilekçesinde açıkça belirtilmesi gereklidir. Bu açıklama süre tutum dilekçesinde yapılabileceği gibi sonradan verilecek gerekçeli temyiz dilekçesiyle de yapılabilecektir. Ancak, gerekçeli temyiz dilekçesi verilmemiş ve süre tutum dilekçesinde de bir açıklık yoksa beraat hükümlerine karşı verilen süre tutumlar hariç C. Savcısı tarafından yapılan temyiz başvurusunun sanık lehine olduğu kabul edilmelidir. Dosya kapsamından, savcının sanık aleyhine temyiz başvurusunda bulunduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, sanık aleyhine yapılan temyiz başvurusundan vazgeçilmesi için sanığın rızasına gerek olmadığından Cumhuriyet Savcısının temyizden vazgeçmesinin geçerli olduğu kabul edilmelidir.   

Kat Karşılığı İnşaatta Eksik ve Ayıplı İşler Varsa Yüklenici Bunları Tamamlamadan veya Bedelini Ödemeden Sözleşmeye Uygun Teslimden Söz Edilemeyeceğinden Tescile Hak Kazanamaz

Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir. Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifasını talep eden kimse, sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, kural olarak kendi borcunu ifa etmedikçe karşı taraftan edimin ifasını isteyemez. Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde de inşaatta eksik ve ayıplı işler varsa yüklenici bunları tamamlamadan veya bedelini ödemeden sözleşmeye uygun teslimden söz edilemeyeceğinden tescile hak kazanamaz. Açıklanan nedenlerle, eksik veya ayıplı imalat bulunup bulunmadığı araştırılmalı, eksik imalat bulunması halinde birlikte ifa kuralı gereği karar verilmeli ya da eksik imalat bedeli depo edilerek tapu iptali ve tescile karar verilmelidir.   

Kooperatifler Kanunu’nda Düzenlenen Hususlardan Doğan Davalar Ticari Davadır

Davacı, dava dışı  konut yapı kooperatifine üye olduğunu ve kur’a sonucu dava konusu dairenin kendisine tahsis edildiğini, tüm borçları ödemesine rağmen, dairenin kooperatifçe davalıya devredilerek tescil edildiğini iddia ederek dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile adına tescilini talep etmiştir. Kooperatifler Kanunu’nda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari davadır. Uyuşmazlık, anılan kanundan kaynaklandığından görevli mahkeme ticaret mahkemeleridir. Görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esasa girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Maaş Hacizleri ile İlgili İİK’nun 355. maddesine Göre Yapılan Sıralama İİK’nun 140/1. maddesi Kapsamında Sıra Cetveli Niteliğinde Değildir

Dava, muvazaa nedenine dayalı sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir. Maaş hacizleri ile ilgili İİK’nun 355. maddesine göre yapılan sıralama, İİK’nun 140/1. maddesi kapsamında sıra cetveli niteliğinde değildir. Bu nedenle, maaş hacizlerinde İİK’nın 142/1. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanması da söz konusu değildir. Sıra cetveline itiraz davalarında, davalı alacağının gerçek olduğunu ispat etmek zorundadır. Maaş hacizlerinde ise, üst sıralarda bulunan alacaklar aleyhine açılan davalar genel muvazaa mahiyetinde olup bu davalarda genel ispat kuralları geçerlidir.

Davacı Davanın Dayanağı Olan Vakıaları Somut Olarak Belirtmesi Gerekir – Davacının Somutlaştırma Yükü – Hakimin Davayı Aydınlatma Ödevi

HMK’nun 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. Somutlaştırmak; bir iddiayı, zaman, mekan, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. Vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilir. Somutlaştırma yükünün yerine getirmemenin yaptırımı, ispat yükünü yerine getirmemektir. Somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması halinde, önce hakim davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, bu eksiklik tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek karar verilmeli, bu eksiklik tamamlanmaz, somutlaştırma gerçekleşmezse, ispatsız kalan davanın reddine karar verilmelidir. 

Kısmi Davada Zamanaşımı Alacağın Dava Edilen Kısmı İçin Kesilir; Alacağın Saklı Tutulan Kısmı İçin Zamanaşımı Kesilmez – Zamanaşımı Def’i

Davacı, iş akdinin haksız ve bildirimsiz şekilde feshedildiğini ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, zamanaşımı savunmasının dikkate alınıp alınamayacağı noktasında toplanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez; zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir. 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa zamanaşımı def’i geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı HMK’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla, 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı def’i dikkate alınmaz.  

İş Kazası Nedeniyle Tazminat – Asıl İşveren ve Alt İşverenin Birlikte Sorumluluğu – İş Bütün Olarak Başka İşverene Verilmemiş Parçalara Bölünmüş ve İş Sahibi de İşe Müdahil ise İşin Anahtar Teslimi Başka İşverene Verildiğinden Söz Edilemez

Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan davacının maddi ve manevi zararlarının davalı işverenlerden tahsili talebine ilişkindir. Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. İşin bütününün başka bir işverene bırakılması halinde o işin anahtar teslimi olarak bir başkasına devrinden söz edilebilir. Somut olayda olduğu gibi iş bütün olarak başka işverene verilmemiş, parçalara bölünmüş ve iş sahibi de işe müdahil ise işin anahtar teslimi başka işverene verildiğinden söz edilemez. Bu durumda, asıl işverenin hükmedilen tazminatlardan sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

Kat Mülkiyeti Kurulması Suretiyle Ortaklığın Giderilmesi

Davacı, taşınmazdaki paydaşlığın öncelikle aynen taksim, mümkün değilse satış yoluyla giderilmesi talebinde bulunmuştur. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarında, kat mülkiyeti kurulmasına engel oluşturan eksikliklerin mevcut olduğu durumlarda bu eksikliklerin giderilip yasal koşullara uygun hale getirilmesi mümkün ise bunun isteyen tarafa tamamlattırılması yoluna gidilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Aynen taksim isteyen hissedarlara  634 SK’nun 12. maddesinde belirtilen eksikliklerin giderilmesi suretiyle paydaş ve bağımsız bölüm itibariyle her bir müşterek malike/paydaşa en az bir bağımsız bölüm verilerek kat mülkiyeti oluşturulması ve bağımsız bölüm ve daireler arasındaki değer farkının ise ivaz ilavesiyle denkleştirilmesi için süre verilmelidir. Yerel mahkemece, öncelikle kat mülkiyetine geçişin sağlanması yolunda yargılama yapılması gerekirken, açıklanan hususlar yerine getirilmeden, yetersiz araştırma ve eksik incelemeye dayalı olarak ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Kefalet Sözleşmesi Yazılı Olmalı, Miktar ve Tarih Belirtilmeli, Müteselsil Kefalette Kefil Bu Durumu El Yazısı ile Belirtmelidir; Aksi Halde Geçersizlik Söz Konusu Olur

Davacı, davalı ile yapılan sözleşmenin ihlal edildiğini iddia ederek cezai şart bedeli ve ödenen katkı tutarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talebinde bulunmuştur. Kefalet sözleşmesi yazılı olmalı, miktar ve tarih belirtilmeli, müteselsil kefalette kefil  bu durumu el yazısı ile belirtmelidir. Aksi halde geçersizlik söz konusu olur. Davalının imzasının bulunduğu kefalet sözleşmesinde yasada belirtilen unsurların bulunup bulunmadığı tartışılmaksızın, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.  

Verilen Kesin Sürede Eksik Harcın Yatırılmaması Halinde Önce Dosyanın İşlemden Kaldırılmasına, Süresinde Yenilenmez ve Harç Ödenmez ise Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmelidir; Doğrudan Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilemez

Dava, menfi tespit talebine ilişkindir. Harcın eksik yatırılması halinde mahkemece verilen kesin süre içinde harcın yatırılması gerekir. Takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Verilen kesin süre içinde eksik harcın yatırılmaması halinde önce dosyanın işlemden kaldırılmasına, süresinde yenilenmez ve harç ödenmezse davanın açılmamış sayılmasına karar verilmelidir. Yerel mahkemece, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, noksan tespit edilen değer üzerinden eksik harcın ödenmemesi nedeniyle doğrudan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Sözlü Yargılama İçin Gün Tayin Edilip Taraflara Bildirilmeden ve Usule Uygun Sözlü Yargılama Yapılmadan Karar Verilmesi Usul ve Kanuna Aykırıdır

Dava, trafik kazası sonucunda cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 6100 SK, ilk derece yargılamasını aşamalara ayırmıştır. Bunlar; 1- Davanın açılması ve dilekçeler aşaması, 2- Ön inceleme, 3- Tahkikat, 4- Sözlü Yargılama  ve 5- Hükümdür. Mahkeme; dilekçeler aşaması, ön inceleme aşaması ve tahkikat aşaması tamamlandıktan sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla tarafları davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir. Sözlü yargılama için gün tayin edilip taraflara bildirilmeden ve usule uygun sözlü yargılama yapılmadan karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.   

Kadastro Sırasında Kadastro Tutanağı Düzenlenmemiş Olan Taşınmazlarla İlgili Olarak Kadastrodan Önceki Nedenlere Dayalı Olarak Açılacak Davalar İçin Süre Sınırlaması Yoktur

Davacı, zamanaşımı nedeniyle kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya hukuki sebeplerine dayalı olarak tapusuz taşınmazın tescili talebinde bulunmuştur. 3402 SK’nun 12. maddesinde, kadastro sırasında haklarında tutanak düzenlenen taşınmazlar yönünden, kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkı 10 yıl ile sınırlandırılmıştır. Kadastro sırasında haklarında kadastro tutanağı düzenlenmeyen taşınmazlar yönünden ise kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkını sınırlayan herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Yerel mahkemece işin esasına girilip, iddia ve savunma çerçevesinde deliller toplanarak neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

Götürü Bedelli İşlerde Yüklenicinin Hakettiği İş Bedeli “Fiziki Oran” Yöntemi ile Belirlenir

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedeli ve cezai şart alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali talebine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmede iş bedeli götürü kararlaştırılmıştır. Götürü bedelli işlerde yüklenicinin hakettiği iş bedeli, “fiziki oran” yöntemi ile belirlenir. Anılan yöntem uyarınca; yüklenicinin sözleşme kapsamında gerçekleştirdiği imalâtların, eksik ve ayıpları da dikkate alınarak, işin tamamına göre fiziki oranı tespit edilmeli, bulunacak bu oran götürü iş bedeline uygulanmalı, bulunacak bu rakamdan ispat edilen ödemeler düşülmelidir. Hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamalar, açıklanan ilkeye aykırı olup rapor benimsenerek sonuca varılması hatalıdır.   

Haciz ve İpotek Şerhlerinin Terkinine İlişkin Davalar Nispi Harca Tabidir

Asıl ve birleşen dava, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinden kaynaklanmakta olup asıl dava, tapu iptali ve tescil; karşı dava ise yüklenicinin borcu sebebi ile tapu kaydının iptali istenen bağımsız bölüm üzerine tesis edilen ipotek ve hacizlerin terkini istemlerine ilişkindir. Hacizler ve ipotekler belli bir değeri ihtiva etmektedir. 492 SK’nun 15 ve 16. maddeleri gereğince ve 1 Sayılı Tarifeye göre, konusu belli bir değerle ilgili olduğundan haciz ve ipotek şerhlerinin terkinine ilişkin davalar nispi harca tabidir. Nispi harçların 1/4’ünün peşin olarak ödenmesi gerekir. Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe devam eden işlemler yapılmaz. Harçlarla ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemeler ve Yargıtay tarafından re’sen dikkate alınır.

Mahsup İtirazı Yargılamanın Her Aşamasında İleri Sürülebileceği Gibi Mahkemece de Re’sen Dikkate Alınması Gerekir

Davacı, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağının  tahsili için başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Davacı, davalıya imalat yapılmak üzere verdiği ipliklerin iade edilmediğini belirterek bunların bedellerinin tahsilini istemiştir. Davalı ise iplikleri iade edebileceğini, ancak yaptığı imalatlardan kaynaklanan alacaklarının ödenmemesi nedeniyle hapis hakkını kullandığını beyan etmiştir. Davalının imalat bedelinden bakiye alacağının bulunduğuna ilişkin savunması, mahsup itirazı niteliğindedir. Mahsup itirazı yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de re’sen dikkate alınması gerekir. Bu durumda, davalının bakiye alacağının bulunup bulunmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.   

Mirasın Hükmen Reddi Koşulları Gerçekleşmiş ise Terekenin Borca Batık Olduğunun Tespitine Karar Verilir; Ayrıca Davacının Davalıya Borçlu Olmadığının Tespitine Karar Verilemez

Davacılar, murisin terekesinin borca batık olduğunun tespiti ile mirasın hükmen reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Bu nevi davalar, alacaklılara husumet yöneltilerek görülür. Hükmen ret koşulları gerçekleşmiş ise mirasbırakanın ölüm tarihinde terekesinin borca batık olduğunun tespitine karar verilmekle yetinilmelidir. Ayrıca davacıların davalıya borçlu olmadığının tespitine de karar verilemez. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yazılı gerekçelerle, davacıların murisin tereke borcu nedeniyle davalılara borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi hatalıdır.   

Yükleniciden Konut Satış Sözleşmesi ile Temlik Alınan Kişisel Hakka Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davalarında Görevli Mahkeme Tüketici Mahkemeleridir

Davacı, davalı yükleniciden temlik alınan kişisel hakka dayalı olarak tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuştur. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsamaktadır. Konut satış sözleşmeleriyle devre tatil ve uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri de anılan kanun kapsamına alınmıştır. Dava konusu taşınmazın da bir konut satış sözleşmesiyle satın alındığı belirtilerek dava açılmıştır. Açıklanan nedenlerle, yükleniciden konut satış sözleşmesi ile temlik alınan kişisel hakka dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında görevli mahkeme tüketici mahkemeleridir. Mahkemece, kamu düzeninden olan görev hususunun re’sen gözetilmesi gerekirken, açıklanan hususlar dikkate alınmadan esasa girilerek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.   

1- Mirasın Hükmen Reddi Davalarında Terekenin Aktif ve Pasifi Ölüm Tarihine Göre Hesaplanmalıdır 2- Mirasın Reddi İçin Vekilin Vekaletnamesinde Özel Yetki Bulunmalıdır

Davacılar, murislerinin terekesinin borca batık olduğunun tespiti ile mirasın hükmen reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Ölüm tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır. Mirasın hükmen reddi davalarında, terekenin aktif ve pasifi ölüm tarihine göre hesaplanmalıdır. Öte yandan, mirasın reddi için vekilin vekaletnamesinde özel yetki bulunmalıdır. Davacıların avukatlarına verdikleri vekaletnamede, mirasın reddini içeren özel yetki bulunmadığından davacılar vekiline özel yetkiyi içeren vekaletname sunması için süre verilmelidir. Açıklanan hususlar üzerinde durulmadan eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Taşkın Yapı Sahibinin Temliken Tescil İsteyebilmesinin Bir Koşulu da Yapının Taşınmazda Temelli Kalması Amacıyla (Kalıcı Yapı Niteliğinde) Yapılmış Olmasıdır

Asıl dava, el atmanın önlenmesi ve yıkım; birleştirilen dava ise TMK’nun 725. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Taşkın yapı sahibinin temliken tescil isteyebilmesinin bir koşulu da yapının taşınmazda temelli kalması amacıyla (kalıcı yapı niteliğinde) yapılmış olmasıdır. Dava konusu taşkın yapıların baraka ve sundurma türü basit yapı niteliğinde olduğu, binaların çatı altında hasır betonu bulunmayıp betonarme sistemde yapılmadığından taşkın kısımlarının yıkılması sonucu bütünlüklerinin bozulmayacağı, taşkın yapıların davacı taşınmazı üzerinde temelli kalması amacıyla yapılan yapılar olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, temliken tescil talebine yönelik birleştirilen davanın reddine, el atmanın önlenmesi ve yıkım istemine ilişkin asıl davanın ise kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

İtirazın İptali – Avukatlık Sözleşmesine Dayalı Alacak Talebi

Davacı, davalılar ile imzaladıkları avukatlık ücret sözleşmesi gereği ödenmemiş vekalet ücretinin tahsili istemi ile başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Mahkemece, taraflar arasında düzenlenen avukatlık sözleşmesi geçerli kabul edildiğine göre, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alınarak belirlenen vekalet ücreti üzerinden takibin devamına karar verilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmadan, şartları oluşmadığı halde cezanın indirilmesi hükümlerini düzenleyen TBK’nun 182. maddesi uyarınca hakkaniyet indirimi uygulanmak suretiyle belirlenen vekalet ücreti üzerinden yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. 

Konut Kredisi Sözleşmesinden Doğan Alacağa Dayalı Takibe İtiraz Üzerine Açılan İtirazın İptali Davasında Görevli Mahkeme Tüketici Mahkemesidir

Davacı banka; davalı ile kredi sözleşmesi imzalandığını, kredi taksitlerinin ödenmemesi nedeniyle başlatılan ilamsız icra takibinin itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, konut kredisi sözleşmesinden kaynaklanmakta olup davalı tüketici konumundadır. Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın çözümünde tüketici mahkemeleri görevlidir.   

Profesyonel Futbolcu Sözleşmesine Dayalı Alacak Uyuşmazlığı Genel Hükümlere Tabidir; İhtiyari Tahkim Kuralları Kapsamında Uyuşmazlık Çözüm Kurulunun Yetkili Olabilmesi İçin Uyuşmazlığın Ortaya Çıkmasından Sonra UÇK’nin Yetkisi Yazılı Olarak Kabul Edilmiş Olmalıdır

Davacı, davalı kulüp ile aralarında imzalanmış olan Profesyonel Futbolcu Sözleşmesi kapsamında ödenmeyen alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Profesyonel Futbolcu Sözleşmesine dayalı alacak uyuşmazlıkları genel hükümlere tabidir. Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun mecburi tahkim ve ihtiyari tahkim şeklinde iki ayrı görevi vardır. Sadece sportif cezalarla yetiştirme tazminatlarına ilişkin uyuşmazlıklar mecburi hakem olarak Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nda görülebilir. İhtiyari tahkim kuralları kapsamında Uyuşmazlık Çözüm Kurulunun yetkili olabilmesi için uyuşmazlığın ortaya çıkmasından sonra UÇK’nin yetkisi yazılı olarak kabul edilmiş olmalıdır. Davacı ise, alacağının tahsili için eldeki davayı açmış olduğundan tercihini genel mahkemelerden yana kullanmıştır. O halde, uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemeler görevlidir.   

Avukatın Haklı Nedenle Azli Halinde Azil Tarihi İtibariyle Sonuçlanıp Kesinleşen İşler İçin Vekalet Ücreti İstenebilir; Haksız Azil Halinde ise Avukat Yüklendiği İşin Tüm Ücretini İsteyebilir

Davacı, davalının vekili olarak, boşanma davasını takip ettiğini, vekalet görevini gereği gibi yerine getirmesine rağmen hiçbir gerekçe gösterilmeden azledildiğini, vekalet ücretinin ise ödenmediğini, haksız azil nedeniyle vekalet ücretinin tahsili için başlatılan icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da  kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğu kabul edilmelidir. Avukatın haklı nedenle azli halinde azil tarihi itibarıyla sonuçlanıp kesinleşen işler için vekalet ücreti istenebilir. Haksız azil halinde ise avukat yüklendiği iş için tüm ücretini isteyebilir. Bu durumda, azlin haklı olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.  

Asıl Borçlu Hakkında Verilen Menfi Tespit Kararı İcra Kefilini de Kapsar

Alacaklı tarafından başlatılan ilamlı icra takibinde şikayetçi icra kefili borçlu, takip dayanağı olan borç senetlerini kefil sıfatı ile imzaladığını, asıl borçlu  hakkında menfi tespit kararı verildiğini iddia ederek icra takibinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. TBK’nun 598. maddesi uyarınca; hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur. Açıklanan nedenle, asıl borçlu hakkında verilen menfi tespit kararı icra kefilini de kapsar. O halde, asıl borçlu hakkında borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi halinde icra kefilinin de sorumluluğunun sona erdiğinin kabulü gerekir.  

Limited Şirkette Bilgi Alma Hakkı Kapsamında Ticaret Mahkemesince Verilen Defter ve Belgelerin İncelenmesi Kararının İnfazına İlişkin İcra Müdürlüğü İşlemlerine Karşı Şikayetler Kararı Veren Ticaret Mahkemesince İncelenir

Şikayet, ilamın gereği gibi yerine getirilmesine ilişkin talebin reddine yönelik icra müdürlüğü kararının kaldırılmasına ilişkindir. Limited şirkette bilgi alma hakkı kapsamında ticaret mahkemesince verilen defter ve belgelerin incelenmesi kararının infazına ilişkin icra müdürlüğü işlemlerine karşı şikayetler, kararı veren ticaret mahkemesince incelenmelidir. Bilgi alma davası kararının infazı ile ilgili olarak icra müdürünün işlemine karşı her türlü şikayette kararı veren mahkeme görevli olduğundan, icra mahkemesince şikayet dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmelidir.   

Kişilerin Şahsı veya Ailevi Yapılarına İlişkin Hukuki Durumlarında Bir Değişiklik Yaratmayıp Malvarlığını Etkiler Nitelikte Olan Manevi Tazminata İlişkin İlamlar Kesinleşmeden İcraya Konulabilir

Borçlu, takibe konu kararın kişilik haklarının zedelenmesi nedenine dayalı manevi tazminata ilişkin olduğunu, kesinleşmeden icraya konulamayacağını ileri sürerek icra takibinin iptalini talep etmiştir. Takip dayanağı ilam, TTK’nun 58. maddesine dayalı kişilik haklarının zedelenmesine dayalı manevi tazminata ilişkindir. Bu nevi ilamlar, kişilerin şahsı veya ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarda değişiklik yaratmayıp malvarlığını etkiler nitelikte olduğundan kesinleşmeden icraya konulabilir.   

Ayıplı Aracın İadesi ve Bedelinin Tahsili Şeklinde Karşılıklı Edimler İçeren İlama Dayalı Takibe Devam Edilebilmesi İçin Öncelikle Aracın İadesi Gerekir

Borçlu, icra takibinin durdurulması ve faizin iptali talebiyle icra mahkemesine başvurmuştur. Dosya içeriğinden, takip dayanağı ilamın, ayıplı aracın iadesi ve bedelinin tahsili şeklinde karşılıklı edimler içeren ilam olduğu anlaşılmaktadır. Karşılıklı edimler içeren ilamlarda, alacaklının takibe devam edebilmesi için önce kendi edimini yerine getirmesi gerekir. Bu nedenle, bedel talebinde bulunabilmek için öncelikle araç iade edilmelidir. Alacaklının, ilamda kendisine yüklenen edimi yerine getirmeden takibe devam etmesi mümkün olmadığından, edimini yerine getirinceye kadar takibin durdurulmasına karar verilmelidir.   

Meskeniyet Şikayetine Konu Yer Kat İrtifakı veya Kat Mülkiyeti Kurulmamış Arsa Vasfında ise Arsa ve Yapının Toplam Değeri Üzerinden Borçlu Hissesine Düşen Miktar Belirlenerek Değerlendirme Yapılmalıdır

Borçlu, meskeniyet şikayetinde bulunmuştur. Dava konusu taşınmazın tapuda arsa vasfında olduğu ve 1/12 hissesinin borçluya ait olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Taşınmazın arsa olarak tapuda kayıtlı olması, üzerinde konut bulunması halinde, borçlunun meskeniyet şikayetinde bulunmasına engel değildir. Meskeniyet şikayetine konu taşınmaz, kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulmamış arsa vasfında ise, arsa ve yapının toplam değeri üzerinden borçlu hissesine düşen miktar belirlenerek değerlendirme yapılmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, sadece borçlunun fiilen oturduğu dairenin değerinin tesbitine ilişkin bilirkişi raporunun hükme esas alınması hatalıdır.  

Yargılamada Eksiklik Bulunmadığı, Ancak Yeniden Yargılamayı Gerektirmeyecek Nitelikte Kanunun Uygulanmasında Hata Edildiği veya Gerekçede Hata Edildiği Durumlarda İstinaf Başvurusu Reddedilemez; Düzelterek Yeniden Esas Hakkında Karar Vermelidir

Davacı vekili, dava konusu taşınmazın müvekkili şirkete ait tek malvarlığı olduğunu, şirket müdürünün genel kurul toplantısında usulsüz olarak şirket müdürlüğünden uzaklaştırıldığını, taşınmazın şirketin yeni müdürleri tarafından satıldığını, ilgili genel kurul toplantısı ve bu toplantıda alınan kararların mahkemece iptal edildiğini, satışın muvazaalı olduğunu iddia ederek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı şirket adına tescilini, tescil mümkün olmazsa rayiç bedelinin tahsilini talep etmiştir. Yargılamada eksiklik bulunmadığı, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyecek nitelikte kanunun uygulanmasında hata edildiği veya gerekçede hata edildiği durumlarda istinaf başvurusu reddedilemez; düzeltilerek esas hakkında karar verilmelidir. Açıklanan husus dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Manevi Tazminat Bölünerek İstenemez

Davacı, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiasına dayalı olarak tespit, men ile birlikte maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur. Manevi tazminatın tekliği ve bölünmezliği ilkesi gereğince, haksız eylem nedeniyle uğranılan manevi zarar karşılığı olarak istenebilecek manevi tazminat bölünerek istenemez. Açıklanan nedenlerle yerel mahkemece,  başlangıçta talep edilen manevi tazminat miktarına göre takdir hakkının kullanılması gerekirken, ıslahla arttırılan miktar dikkate alınarak yazılı şekilde manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Nispi İdari Para Cezasını Gerektiren Eylemler Nedeniyle Açılan Tazminat Davaları Kabahatler Kanunu Kapsamında Sekiz Yıllık Zamanaşımına Tabidir

Dava,  Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 6. maddesinde yasaklanan “hâkim durumun kötüye kullanılması” eylemine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Anılan madde uyarınca;  bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır. Söz konusu hukuka aykırılıklar için  nispi idari para cezası öngörülmüştür. Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesinde, kabahatler “idari yaptırım” gerektiren haksızlıklar olarak nitelendirilmektedir. Kanunun 16. maddesinde ise “idari para cezası” idari yaptırım türleri arasında sayılmıştır. Aynı kanunun “Soruşturma Zamanaşımı” başlıklı 20. maddesinde ise “nispi idari para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıl” olarak belirlenmiştir.  

Kendi Adına ve Hesabına Bağımsız Tarım Faaliyetinde Bulunan Kişiden Ürün Teslimi Sırasında Prim Tevkifatı Yapılmış ise Kayıt ve Tescil İçin Kuruma Başvuru Şartı Aranmaksızın Tarım Bağ-Kur Sigortalılığı Gerçekleşir

Davacı, tevkifatın aidiyeti ve Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti talebinde bulunmuştur. 2926 SK’nun 2. maddesinde, sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın tarımsal faaliyette bulunanların sigortalı sayılacakları belirtilmiştir. Tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla ilgili sigorta primlerinin, ilgiliye ödenmesi gereken ürün bedellerinden kesilerek o kişi adına kurum hesabına yatırılmak suretiyle tahsil edilmesi durumunda, kayıt ve tescil için kuruma başvuru şartı aranmaksızın Tarım Bağ-Kur sigortalığı gerçekleşir. Tarımsal faaliyet olgusunun kanıtlanmış olması, tescilli sigortalılar yönünden tescil tarihinden, tescili bulunmayanlar yönünden ise ilk prim ödemesinin veya tevkifatın gerçekleştirildiği tarihten sonraki süreler dikkate alınmalıdır. Dosya kapsamından, davacının hayvancılıkla uğraştığı ve adına tevkifat kesintisi yapılan şahsın nüfus kayıtlarında bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davanın kabulü gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

İş Kazasını Yasal Süre İçinde SGK’na Bildirmeyen İşveren Bundan Doğan ve Doğacak Kurum Zararlarından Sorumludur

Davacı işveren; iş kazası sonucu sigortalıya davalı kurumca yapılan tedavi giderlerinin iş kazasının yasal süresi içerisinde kuruma bildirilmemesi nedeniyle kendisinden tahsil edilmesi üzerine söz konusu tedavi gideri ödemesinin tahsili talebinde bulunmuştur. İşveren, iş kazasını, o yer yetkili zabıtasına derhal ve kuruma en geç kazadan sonraki iki gün içinde yazı ile bildirmekle yükümlüdür. İş kazasını yasal süresi içinde kuruma bildirmeyen işveren, bundan doğan ve doğacak kurum zararlarından sorumludur. Yerel mahkemece, 506 SK’nun 27. maddesi kapsamında araştırma yapılmalı ve buna göre karar verilmelidir.  

Hizmet Tespiti – Sigortalının İşe Girişi Kuruma Başlangıçta Bildirilmemiş, İşe Başlamasından Daha Sonraki Bir Tarihte Bildirilmiş Ancak Çalışma Kesintisiz Devam Etmiş ise Hak Düşürücü Süre Kesintisiz Çalışmanın Sona Erdiği Tarihe Göre Belirlenir

Davacı, dava dilekçesinde belirttiği tarihler arasında kesintisiz çalıştığını, ancak 25 günlük bildirim dışında çalışmalarının kuruma bildirilmediğini iddia ederek eksik bildirilen hizmetlerinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Bu nevi davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekir. Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Sigortalının işe girişi kuruma başlangıçta bildirilmemiş, işe başlamasından daha sonraki bir tarihte bildirilmiş ancak çalışma kesintisiz devam etmişse hak düşürücü süre kesintisiz çalışmanın sona erdiği tarihe göre belirlenir. Açıklanan  maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Bağ-Kur Sigortalılığının Tespiti İstemlerinde Önce Sosyal Güvenlik Kurumuna Müracaat Etmiş Olmak Dava Şartıdır

Dava, Bağ-Kur sigortalılığının tespiti talebine ilişkindir. 5510 Sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur. Dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumu’na müracaat edilmesi ve kurumca istemin zımnen ya da açıkça reddedilmesi gerektiği dava şartı olarak düzenlenmiştir. Dava açılmadan önce kuruma müracaat edilmemişse mahkemece, kurumun red iradesini gösterir işlem veya eylemi belgelendirmesi için davacıya ihtaratlı kesin süre verilmelidir. Verilen süre içerisinde dava şartı eksikliğinin tamamlanmaması halinde, dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddedine karar verilmelidir. Dava şartının tamamlanması halinde ise, davanın esasına girilerek sonucuna göre karar verilmelidir.   

Gazetecinin İzin Ücretinin 5953 SK’nun 29. maddesine Göre İki Kat Hesaplanabilmesi İçin Çalışırken Talebe Rağmen İzin Kullandırılmadığı veya İzin Verilmesine Rağmen Ücretin Ödenmediği İddia ve İspat Edilmelidir

Davacı, davalı işyerinde köşe yazarı olarak çalıştığını, şirketin yeniden yapılanması nedeni ile iş akdinin feshedildiğini, ikramiye ve feshe bağlı alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile ikramiye alacağı ve yıllık izin ücreti alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Gazetecinin izin ücretinin 5953 Sayılı Kanunun 29. maddesine göre, iki kat üzerinden hesaplanabilmesi için çalışırken talebe rağmen izin kullandırılmadığı veya izin verilmesine rağmen ücretin ödenmediği iddia ve ispat edilmelidir. Somut olayda, davacının çalışırken yıllık izin talebinde bulunmasına rağmen izin kullandırılmadığını veya izin verilmesine rağmen ücretinin ödenmediğini iddia ve ispat edilmemiştir. Bu durumda, kullandırılmayan toplam izin süresi, 29. madde uygulanmadan tek kat üzerinden hesaplanmalıdır.   

Hafta Tatilinde Yapılan Çalışma Fazla Çalışma Sayıldığından Ücret % 50 Zamlı Hesaplanır

Davacı, fazla çalışma yapmasına, genel tatillerde ve hafta tatillerinde çalışmasına karşın ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek fazla mesai, genel tatil ve hafta tatili ücretlerinin tahsili talebinde bulunmuştur. Çalışılmayan hafta tatili günü için bir iş karşılığı olmaksızın işçinin ücreti tam olarak ödenir. Hafta tatilinde çalışan işçinin ücretinin nasıl hesaplanacağı yasalarda düzenlenmemiştir. Hafta tatilinde yapılan çalışmanın fazla çalışma sayılacağı, buna göre ücretin yüzde elli zamlı ödenmesi gerektiği görüşü benimsenmektedir. Buna göre, hafta tatilindeki çalışmanın o günün yevmiyesinin 1,5 katı olarak hesaplanması gerekir. Hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının çalışılan saat üzerinden hesaplanması hatalıdır.   

Bozma Kararından Sonra Islah Yapılamaz

Bozmadan sonra ıslah yapılıp yapılamayacağı hususunda içtihatlar arasındaki aykırılık Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunda değerlendirilmiş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu 06.05.2016 tarih ve E: 2015/1, K: 2016/1 K. sayılı kararı ile “ Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK’nın  değiştirilmesine gerek olmadığına” karar verilmiştir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, bozmadan sonra yapılan ıslaha değer verilmek suretiyle kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret ve yıllık izin alacaklarının ıslahla attırılan kısımlarının da hüküm altına alınması usul ve yasaya aykırıdır.   

İstihkak – İİK’nun 97. maddesi Uygulanması Gerekirken 99. madde Kapsamında İşlem Yapıldığına İlişkin Şikayet Kamu Düzenine İlişkin Olup Süreye Bağlı Değildir

Alacaklı, İİK’nun 97. maddesinin uygulanması gerekirken, 99. maddenin uygulanmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia ederek İİK 97. maddesi uygulanarak takibin devamına, istihkak iddiasında bulunan 3. şahsa istihkak davası açmak üzere süre verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 97. madde uygulanması gerekirken, 99. madde kapsamında işlem yapıldığına yönelik şikayet, kamu düzenine ilişkin olduğundan süreye tabi değildir. Şikayet ile ilgili olarak tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, şikayetin süre yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

İstihkak Davası Devam Ederken Borçlu Hakkında İflas Kararı Verilir ve Kesinleşirse İcra Takibi Düşer, Hacizler Kalkar ve Dava Konusuz Kalır

Davacı 3. kişi, kendisine ait menkullerin haczedildiğini iddia ederek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. maddesine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. İstihkak davası devam ederken borçlu hakkında iflas kararı verilir ve kesinleşirse icra takibi düşer, hacizler kalkar ve dava konusuz kalır. Borçlu şirket hakkında verilen iflas kararı, istihkak davasından önce kesinleşmiştir. Bu durumda, istihkak davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Muhatabın Geçici mi Yoksa Uzun Süreli mi Ayrıldığı Belirtilmeden Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine Göre Yapılan Tebligat Usulsüzdür

Dava, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebine ilişkindir. Savunma hakkını güvence altına alan Anayasası’nın 36. maddesi ile  HMK’nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davanın tarafları dinlenmek, iddia ve savunmaları alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün değildir. Muhatabın geçici mi yoksa uzun süreli mi ayrıldığı belirtilmeden Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre yapılan tebligat usulsüzdür. Davalıya usulüne uygun dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilmesi gerekirken, hukuki dinlenilme hakkına aykırı olarak yargılama yapılması usul ve yasaya aykırıdır.  

Bir Taşınmazı Harici (Geçersiz) Sözleşme ile Satın Alıp Kullanma Yönünden Kişisel Hak Sahibi Olan Kişi Yaptığı Zorunlu ve Faydalı Masraflar Ödenmedikçe Taşınmaz Üzerinde Hapis Hakkını Kullanabilir

Davacılar, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi, yıkım ve eski hale getirme talebinde bulunmuşlardır. Taşınmazların alım satımları resmi şekilde yapılmadıkça harici satın alma, mülkiyetten kaynaklanan bir hak sağlamaz. Ancak, iyi niyetli zilyedin gerek TMK’nun 994. maddesi, gerekse 1940 tarih 2/77 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca, taşınmazı kullanma yönünden kişisel bir hakkı bulunmaktadır. Taşınmazı harici sözleşme ile satın alıp kullanma yönünden kişisel hak sahibi olan kişi zorunlu ve faydalı masrafları ödenmedikçe taşınmaz üzerinde hapis hakkını kullanabilir. Kullanılan alanın harici satış senedine konu olan taşınmaz olduğunun saptanması halinde, faydalı ve zorunlu masraflar belirlenerek davalılar lehine hapis hakkı tanınmak suretiyle el atmalarının önlenmesine karar verilmesi, aksi halde sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Eğitsel Gezi, Konferans, Kurs veya Seminerlere Katılan Öğretmen ve Yöneticilerin Ek Ders Ücretinden Yararlanabilmeleri için, Kurs ve Seminerlere Kursiyer Olarak Değil, Yönetici veya Öğretmen Olarak Katılmaları Gerekir

Davacı, katıldığı meslek içi eğitim çalışması nedeniyle kendisine ek ders ücreti ödenmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Ek ders ücreti ise, ek ders görevini yerine getiren öğretmenlere emekleri karşılığında ödenen ücrettir. Başka bir anlatımla, “ek ders ücreti”nin amacı, öğretmenlerin mali haklarının iyileştirilmesi değil, eğitim öğretim hizmetinin sürekli ve kesintisiz bir şekilde yürütülmesi amacıyla ayrıca “ek ders görevi”ni yerine getiren öğretmenlerin, bu hizmetlerinin karşılığının verilmesidir. Eğitsel gezi, konferans, kurs veya seminerlere katılan öğretmen ve yöneticilerin ek ders ücretinden yararlanabilmeleri için kurs ve seminerlere kursiyer olarak değil, yönetici veya öğretmen olarak katılmaları gerekir. Dosya içeriğinden, davacının eğitim kursuna yönetici veya öğretmen olarak görevlendirilmeden, “kursiyer” olarak katıldığı anlaşılmaktadır. Ek ders ücretinden yararlanma olanağı bulunmadığından, başvurunun reddine yönelik işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.   

Geçici Personel Statüsünde İstihdam Edilen Devlet Memurları 375 Sayılı KHK’nın Ek 9. Maddesi Kapsamında Değerlendirilemeyeceğinden Ek Ödemeye Hak Kazanamazlar

Davacı, 375 Sayılı KHK’nın Ek-9. maddesi kapsamında kurum çalışanlarına ödenen ek ödemelerden yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine yönelik işlemin iptali talebinde bulunmuştur. Geçici personel statüsü, belli bir vasıf gerektirmeyen, daha çok bedensel çalışmalara ağırlık veren, başlangıç ve bitişi belli olan, süreli işlerde çalışmayı öngörmektedir. Bu personel, idare ile yaptıkları bir sözleşme uyarınca idare için belirli bir iş yapan kişi konumundadır; yaptıkları iş, geçici veya mevsimlik olup, asli ve sürekli görevlerden de sayılmaz. Geçici personel, Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında belirtilen memur ve diğer kamu görevlileri kavramı dışında kalan, sözleşme ile çalıştırılan, işçi de olmayan, kendine özgü istisnai bir istihdam türüdür. Geçici personel statüsünde istihdam edilen devlet memurları 375 Sayılı KHK’nun Ek 9. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğinden ek ödemeye hak kazanamazlar.    

Limited Şirket Tüzel Kişiliğinden Tahsil Edilemeyen veya Tahsil Edilemeyeceği Anlaşılan Vergi Borcunun Ortaklardan Tahsili İçin Önce Kanuni Temsilci Hakkında Takip Yapılması Koşul Değildir

Talep, limited şirketlere ait vergi borçlarının şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması durumunda, şirket kanuni temsilcisinden tahsili yoluna gidilmeden şirket ortaklarının takip edilip edilemeyeceği konusunda Danıştay daireleri arasındaki aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yolu ile giderilmesi talebine ilişkindir. Tüzel kişilerde, vergi borçları nedeniyle doğan sorumluluk tüzel kişiliğe aittir. Limited şirketin vergi borçları için önce limited şirket tüzel kişiliği aleyhine takip yapılmalı, vergi alacağının şirket malvarlığından tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilci veya ortak aleyhine takip yapılmalıdır. Buna göre kanuni temsilcinin ve ortağın sorumluluğu fer’i niteliktedir. Vergi alacağı için şirket tüzel kişiliği aleyhine hiçbir takibat yapılmaksızın doğrudan doğruya kanuni temsilcilere veya ortağa başvurmak mümkün değildir. Limited şirket ortağının sorumluluğu, ortağın şirkete karşı koymayı taahhüt ettiği esas sermaye paylarını ödemeye ilişkindir. Bu durumu sınırlı şahsi sorumluluk olarak tanımlamak mümkün olup, aynı zamanda kusursuz sorumluluk olarak da kabul edilmektedir. Limited şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan vergi borcunun takip ve tahsiline ilişkin olarak 213 SK’da ve 6183 SK’da, kanuni temsilci ile ortak arasında bir öncelik sıralaması bulunmadığından, limited şirketin vergi borcunun ortaktan tahsili için kanuni temsilci hakkında takip yapılması koşul değildir.

Hacizli Araçların Satışını Yasaklayan Bir Hüküm Yoktur; Araç Hacizli Olarak Satılabilir ve Haciz Şerhi/Şerhleri ile Birlikte Tescil Edilebilir

Davacı,  noter satış sözleşmesi ile dava konusu aracı satın aldıktan sonra eski malikin borçları nedeniyle haciz şerhlerinin işlendiğini, idarece araç üzerinde  bulunan haciz şerhleri nedeniyle aracın  adına tescil işleminin yapılmadığını iddia ederek tescil talebinin reddine  ilişkin idari işlemin iptali talebinde bulunmuştur. Hacizli araçların satışını yasaklayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Araç hacizli olarak satılabilir ve haciz şerhi ile birlikte tescil edilebilir. Davacının tescil talep ettiği tarih itibariyle araç üzerindeki hacizlerle birlikte davacı adına trafik tescil kaydının yapılması gerektiğinden, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. 

Hiç Kimse Kendisini Suçlayan Bir Beyanda Bulunmaya Zorlanamayacağından İştirak Ettiği, Faillerinden Biri Olduğu Suç ile İlgili Olarak Davacı Emniyet Müdürü “Bildiği veya Gördüğü Bir Suçun İzlenmesi ve Suçlunun Yakalanması İçin Gerekli Girişimde Bulunmamak” Eyleminden Sorumlu Tutulamaz

Dava, emniyet müdürü olarak görev yapan davacının, görev yaptığı dönemde “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Anayasa’nın 38. maddesinde, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” düzenlemesi bulunmaktadır. Dosya kapsamından; davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Hiç kimse kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanamayacağından iştirak ettiği suç ile ilgili olarak davacı emniyet müdürünün “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” eyleminden sorumlu tutulamaz. Açıklanan nedenlerle davacıya, iştirak ettiği suçlar nedeniyle, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.   

TBB Meslek Kuralları’nın 27/2. Maddesinde Yer Alan “Bir Avukat Başka Bir Avukata Karşı Asil ya da Vekil Sıfatıyla Takip Edeceği Davayı Kendi Barosuna Bir Yazı ile Bildirir” Kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. Maddesindeki Görevlerle İlgili Olmadığı Gibi Avukatlığın Amacı ile de Bağdaşmaz

Davacı, vekil sıfatıyla bir başka avukata karşı takip ettiği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirmemesi suretiyle gerçekleşen eyleminin Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 27/2. maddesine aykırı olduğu  gerekçesiyle uyarı cezası verilmesi üzerine anılan meslek kuralının iptali talebinde bulunmuştur. Avukatlık Kanunu’nun 134. maddesinde; avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu kanunda yazılı disiplin cezalarının uygulanacağı belirtilmiştir. TBB Meslek Kurallarının 27/2. maddesindeki “Bir avukat başka bir avukata karşı asil ya da vekil sıfatıyla takip edeceği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirir.” kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. maddesindeki görevlerle ilgili olmadığı gibi avukatlığın amacı ile de bağdaşmaz. Meslektaşı olan  avukat hakkında açılan ceza davasını katılan vekili olarak takip etmesi nedeniyle bağlı bulunduğu baroya bildirimde bulunma zorunluluğunun bulunmaması karşısında, uyarma cezası verilmesine ilişkin işlemde  hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, uyarma cezasına dayanak teşkil eden Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 27/2. maddesinin iptaline karar verilmelidir. 

İletişimin Denetlenmesinde Elde Edilen ve CMK’nun 135. Maddesindeki Suçlar Kapsamında Bulunmayan Bir Fiile İlişkin Ses Kayıtları Tek Başına Delil Olarak Kullanılamayacağından Hukuka Uygun Başka Delil ve Belgeler Olmaksızın Buna Dayalı Olarak Disiplin Cezası Verilemez

Dava, İlçe Emniyet Müdürü olarak görev yapan davacının, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/13. maddesinde yer alan “Gizli tutulması zorunlu olan ve görevi ile ilgili bulunan bilgi ve belgeleri görevli veya yetkili olmayan kişilere açıklamak” fiilini işlediğinden bahisle meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Dava konusu meslekten çıkarma cezasına esas alınan fiilin,  iletişimin tespiti sonucunda elde edilen tapelerden tespit edildiği görüldüğünden, öncelikle bu tapelerin davacıya verilen meslekten çıkarma cezası açısından delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmalıdır. İletişimin denetlenmesinde elde edilen ve CMK’nun 135. maddesindeki suçlar kapsamında bulunmayan bir fiile ilişkin ses kayıtları tek başına delil olarak kullanılamayacağından hukuka uygun başka delil ve belgeler olmaksızın buna dayalı olarak disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasına esas fiil, 135. maddedeki suçlar kapsamında yer almamasına rağmen, sadece tape kayıtlarına dayalı olarak ceza verilmesi hukuka aykırıdır.   

POS Cihazı Kullanıcıları ile Yapılan Sözleşmeye Dayanan Banka Hesaplarına 6183 SK Kapsamında İleriye Yönelik Haciz Uygulanamaz

Dava, 30.6.2007 tarih ve 26568 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.’lu Tahsilat Genel Tebliğinin Genel Esaslar başlıklı Birinci Bölümünün Amme Alacaklarının Korunması başlıklı İkinci Kısmının İhtiyati haciz başlıklı II Nolu bölümünün 9’uncu maddesinin son fıkrasında yer alan, «Bankacılık sisteminde, POS cihazı kullanan müşteri ile banka arasında yapılan sözleşmelere dayanan bankalar nezdindeki hesaplar banka ile müşterisi arasında devamlılık arz etmektedir. Dolayısıyla bu hesaplar her zaman için banka nezdinde alacak doğmasına (muhtemel alacak) müsait hesaplar olarak değerlendirildiğinden bu hesaplara ileriye matuf olmak üzere haciz konulması mümkün bulunmaktadır.» şeklindeki kısmının iptali istemine ilişkindir. İleriye yönelik haciz yapılması; 6183 Sayılı Kanunun 79’uncu maddesi uyarınca haczedilecek maaş, ücret, kira, gibi süreklilik ve belirlilik arz eden alacak borç ilişkisi bulunması halinde mümkündür. POS cihazı kullanan asıl amme borçlusu ile davacı banka arasında düzenlenen sözleşmelere dayanılarak açılmış bulunan hesaplar, bu nitelikte bir alacak hakkı sağlamadığından, Tebliğin, dava konusu edilen düzenlemesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Seçilme Yeterliliğini Ortadan Kaldıracak Nitelikte Suç İşleyen ve Hakkındaki Mahkumiyet Kararı Kesinleşen Köy Muhtarının Görevine Son Verilmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Köy muhtarı olan davacı, muhtarlık görevinin sona erdirilmesine ilişkin kaymakamlık işleminin iptali ile köy muhtarlık seçimlerinin durdurulmasını talep etmiştir. Köy Kanununa göre, köy muhtarı Devlet memurudur. Muhtarlığa seçilebilmek için kısıtlı olmamak ve kamu hizmetlerinden yasaklı bulunmamak gerekir. Ağır hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı kesin olarak hüküm giyenlerin il ve ilçe idare kurulunca görevine son verilir. Somut olayda da davacı hakkındaki ağır hapis cezası kesinleşmiş olduğundan köy muhtarlığı görevini sürdürme koşullarını yitiren davacı hakkında muhtarlık görevine son verilmesi işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Re’sen Tarh Edilen Vergi ve Kesilen Cezanın Dayanağı Vergi İnceleme Raporunun İhbarname Ekinde Tebliğ Edilmemiş Olması Savunma Hakkını Kısıtlamaz; İşlemi Geçersiz Kılmaz

Vergi mahkemesi, inceleme raporunun vergi ve ceza ihbarnamesine eklenmemesinin esasa etkili şekil hatası olduğu gerekçesiyle dava konusu tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar vermiştir. İkmalen ve re’sen tarh edilen vergilerin ihbarname ile ilgilisine tebliğ edilmesi gerekir. İhbarname, vergi ve cezanın mükellefe bildirilmesini sağlayan bir yazıdan ibarettir. İhbarname ekinde tarh edilen vergi ve cezanın dayanağı vergi inceleme raporunun tebliğ edilmemiş olması savunma hakkını kısıtlamadığı gibi işlemi de geçersiz kılmaz.

İlköğretim Müfettiş Yardımcılığı İçin 40 Yaş Sınırı Konulması Kamu Yararı ve Hizmet Gereklerine Aykırılık Oluşturmaz

Davacı, ilköğretim müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı getiren genelgenin ilgili maddesinin iptalini talep etmiştir. Devlet Memurları Kanunu, memuriyete girişte yaş koşulu olarak sadece alt sınır belirlemiştir. İdareler, hizmetlerin niteliklerini dikkate alarak üst sınır belirleyebilirler. Müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı konulması kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık oluşturmaz. Bu durumda da davanın reddi gerekir.

Belediyeler Tarafından Kurulan Şirketler Belediyeler Tarafından Açılan İhalelere Katılamazlar

Dava, belediyelerin kurdukları ve yönetiminde belediye başkanı ve diğer belediye personelinin sorumlu olduğu şirketlerin, belediyeler tarafından açılan ihalelere katılamayacaklarına ilişkin genelgenin iptali ile aynı nedenle ihaleye alınmama işleminin iptali talebine ilişkindir. İhaleye katılacak olanların ihaleyi yapan kuruluş ile görev ilişkisi içinde olmalarının sakıncaları vardır. Bu durum ihaleyi yapan ile ihaleye katılanın aynı olması anlamına gelir. Bu durum ise ihalenin açıklık ve tarafsızlık ilkesine aykırı olduğu gibi rekabet koşullarını da ortadan kaldırır. Açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerekir.

Ganyan Bayilerinden At Yarışları ile İlgili Alınan Eğlence Vergisi Hipodromun Bulunduğu Belediyeye Ödenir

At yarışları ile ilgili olarak alınan vergi iki türdür. Bunlardan birincisi at yarışlarını seyretmek üzere hipodroma giriş yapılması sırasında bilet bedelleri üzerinden alınan vergidir. Bu verginin hipodromun bağlı olduğu belediyeye (büyükşehir belediyesinin yetki alanı dahilinde büyükşehir belediyesine) ödeneceği ilgili mevzuatta açıkça düzenlenmiştir. İkinci tür vergi ise ganyan bayilerinden at yarışları ile ilgili alınan eğlence vergisidir. Bu verginin nereye yatırılacağı hususunda ise bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda hakimin TMK’nun 1. ve 4. maddesi uyarınca takdir hakkını kullanarak karar vermesi gerekir. Eşitlik ve hukukta eşitliğin sağlanması açısından söz konusu verginin de ganyan bayiinin bulunduğu yer belediyesine değil, hipodrumun bulunduğu yer belediyesine ödenmesi gerekir.

Belediyelerce 3. Kişilere Devredilen Toplu Taşıma Hizmeti İçin Ancak Bir Defa Ücret Alınabilir; Aylık Ücret Alınamaz

Belediye sınırları içinde belirli mıntıkalar arasında yolcu taşımacılığı yapmasına izin verilen araç sahiplerinden taşıma imtiyazının devri karşılığında bir defa ücret alınabilir. Eldeki davada, dolmuş tipi araçlardan aylık 100 tam bilet karşılığı bedel alınması kararlaştırılmıştır. İmtiyaz devrinde bir defa alınan ücretten başka bedel alınmasına yasal olanak yoktur.

Derneklerin Lokallerinde Üyelere Bedel Karşılığı Yapılan Çay ve Meşrubat Satışları Ticari Faaliyet Kapsamında Olup KDV’ye Tabidir

Türkiye’de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabidir. Somut olayda davacı derneğin lokalinde üyelere bedel karşılığında çay ve meşrubat satışı yapılmaktadır. Söz konusu satışlar ticari faaliyet kapsamında olup KDV’ye tabidir. Yerel mahkemece açıklanan hususlar nazara alınmadan tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar verilmesi hatalıdır.

Belediyelerce Sağlık Kuruluşlarından Tıbbi Atık Bertaraf Ücreti İstenmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Davacı şirket, tıbbi atık bertaraf ücreti istenilmesine ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. 09.02.2000 tarih ve 23959 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan İl Mahalli Çevre Kurulu Kararı ile İstanbul ilindeki 20 yatak kapasitesinin üzerindeki sağlık kurum ve kuruluşlarından alınacak tıbbi atık bertaraf ücretleri belirlenmiştir. Tıbbi atıkların bertaraf edilmesi ile görevlendirilen belediyelerin bu nedenle ücret istemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Vergi Mahkemesi’nce davanın reddi usul ve yasaya uygundur.

Teşvikli Makine Teçhizat Teslimlerinden Doğan KDV İade Alacakları Hak Sahibi Dışında Herhangi Bir Kişi veya Kurumun Vergi Borcuna Mahsup Edilemez

Teşvikli makine ve teçhizat teslimi dolayısıyla doğan katma değer vergisi iade alacaklarının, hak sahiplerine iadesinde uygulanacak esasları belirleme yetkisi Maliye Bakanlığı’na aittir. Bu hususta anılan bakanlık çeşitli tebliğler yayınlamıştır. Ancak teşvikli makine ve teçhizat teslimlerinden doğan katma değer iade alacaklarının, hak sahibi mükellefler dışında herhangi bir kişinin veya kurumun vergi borcuna mahsup yapılmasına olanak veren bir düzenleme yapılmamıştır.

Katma Değer Vergisi İndirim Hakkının Kullanılabilmesi İçin Kanunda Sayılan Şartların Yerine Getirilmesi Gerekir

Süresinde katma değer vergisi beyannamesini vermeyen davacı şirket, takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden salınan katma değer vergisine ve kesilen ağır kusur cezasına ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. Katma değer vergisi indirim hakkı, her koşulda yararlanılabilmesi mümkün mutlak bir hak değildir. Bunun için kanunda sayılan koşulların gerçekleşmesi ve kullanma iradesinin yasal süre içinde ortaya konması gerekir. Katma değer vergisi beyannamesi vermeyen mükellefler indirim hakkından yararlanamaz. Vergi Mahkemesi’nce aksi kanaat ile yazılı şekilde karar tesis edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Lise Mezunu Olup (LİMME) Projesi Kapsamında Ticaret Lisesi Diploması Alan Serbest Muhasebeci Stajyerinin Ticaret veya Meslek Lisesi Mezunu Olmadığı Gerekçesiyle Stajının İptali Hukuka Uygun Değildir

Lise Mezunlarının Mesleki Eğitimi (LİMME) Projesi kapsamında örgün muhasebe programına devam ederek ticaret lisesinden diploma alan davacı, yapmakta olduğu serbest muhasebecilik stajının ticaret lisesi veya meslek lisesi mezunu olmaması nedeniyle iptaline ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı, istihdam için gerekli yeterliliğe sahip olmayan kişilere istihdam sağlamak amacıyla meslek eğitimine katılanların, mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin yararlandığı haklardan yararlanma olanağı tanımıştır. Davacı da bu kapsamda ticaret lisesi diploması alarak davalı idareye başvurmuş ve başvurusu kabul edilerek staja başlamıştır. Bu aşamadan sonra stajın iptal edilmesi hukuka uygun değildir.

İdari Yargıda Yazılı Yargılama Usulü Uygulandığından Tanık Dinlenmesi ve İfade Alınması Şeklinde Bir Yöntem Yoktur

Doktora öğrencisi olan davacı, tez savunma sınavında başarısız olduğuna ilişkin enstitü yönetim kurulu işleminin iptalini talep etmiştir. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü geçerlidir; inceleme evrak üzerinden yapılır. Tanık dinlenmesi ve ifade alınması şeklinde bir yöntem idari yargıda bulunmamaktadır. İdare mahkemesinin idari yargılama usulünde bulunmayan bir inceleme ve değerlendirme ile hüküm kurması hatalıdır.

Kamu Görevlilerince “İlaçlı Stent” Parasının Ödenmemesi Nedeniyle Açılacak Maddi ve Manevi Tazminat Talepli Davalarda 5510 SK’nun Yürürlüğe Girmesinden Önce İşe Başlayanlar İçin Görevli Yargı Yeri İdari Yargı; Kanunun Yürürlüğünden Sonra Başlayanlar İçin ise İş Mahkemeleridir

Dava, kamu görevlisine kalp rahatsızlığı nedeniyle takılan “ilaçlı stent” parasının ödenmemesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Dosya kapsamından, davacının 657 SK kapsamında öğretmen olarak çalıştığı, 5510 SK’nun yürürlük tarihinden önce, 1982 yılında  Emekli Sandığı Kanunu kapsamında işe başladığı ve sigortalılık ilişkisinin ilk kez 5434 SK ile kurulduğu anlaşılmaktadır. 5510 SK’nun yürürlüğe girmesinden önce memur olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 SK hükümlerine tabidir.  Ancak, bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur olarak çalışmaya başlayanlar 5510 SK’ya tabidirler. 5510 SK’nun uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemeleri görevlidir.  5510 SK’nun yürürlüğe girmesinden önce memur olarak çalışmaya başlayanlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve eylemler “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam eder. İdari işlemler nedeniyle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davaların çözümünde idari yargı görevlidir. Açıklanan nedenlerle, 1982 yılında devlet memuru olarak kamu görevine başlayan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünde idari yargı görevlidir. 

Lisanssız Elektrik Üretimi İçin Yapılan Bağlantı Başvurusunun Reddine İlişkin Elektrik Dağıtım Şirketi İşleminin İptali ve Tazminat İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Görülmelidir

Dava, lisanssız elektrik üretimi izni için yapılan bağlantı başvurularının reddine ilişkin davalı elektrik dağıtım şirketi işleminin iptali ve tazminat istemine ilişkindir. Davalı şirket, özel hukuk tüzel kişisidir. Kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı dava açılabilir. Davanın açıldığı tarihte davalı olarak gösterilen şirketin kamu tüzel kişisi olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Açıklanan nedenlerle, davanın çözümünde adli yargı görevlidir. Bu durumda, asliye ticaret mahkemesinin başvurusunun reddine karar verilmelidir.

Sigortalının İş Kazası Bildiriminin Yasal Sürede Yapılmadığı Gerekçesiyle 5510 SK’nun 13. ve 21. Maddeleri Uyarınca İşveren İçin Tahakkuk Ettirilen Borcun/Cezanın İptali İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Çözümlenmelidir

Dava, sigortalının iş kazası bildiriminin yasal sürede yapılmadığı gerekçesiyle 5510 Sayılı Kanunun 13. ve 21. maddeleri uyarınca işveren aleyhine tahakkuk ettirilen borcun/cezanın iptali talebine ilişkindir. İş kazasının, 13. madde uyarınca, süresinde işveren tarafından kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, kurumca işverenden tahsil edilir. Mevzuat hükümleri ve somut olay birlikte değerlendirildiğinde; davacı şirkette çalışan sigortalının geçirdiği iş kazasının bildirilmesine ilişkin olarak, işverenin ve üçüncü kişilerin sorumluluğu kapsamında tahakkuk ettirilen borçtan kaynaklanan uyuşmazlık konusu düzenlemeler, 5510 Sayılı Kanunda yer almaktadır. Davacı şirket ve adli yargı yerince, dava konusu işlem idari para cezası olarak nitelendirilse de, tahakkuk ettirilen borç, idari para cezası değildir. 5510 Sayılı Kanundan doğan uyuşmazlığın, aynı kanunun 101. maddesi uyarınca adli yargı yerince (iş mahkemesince) çözümlenmesi gerekir.  

İcra Müdürlüğü Görevlilerinin Kusurlarından Doğduğu İddia Edilen Maddi Zararın Tazmini İstenen Davada Görevli Yargı Yeri Adli Yargıdır

Dava, icra müdürlüğü görevlilerinin kusurlarından doğduğu iddia edilen maddi zararın idarece tazmini talebine ilişkindir. Dosya kapsamından, icra müdürlüğü personelinin, ilgili Müftülük tarafından gönderilen borçluya ilişkin bir yazının zamanında sisteme girişini yapmadığı, ihmali davranışı ile borçlunun emekli ikramiyesine haciz yapılamaması sebebiyle davacının zarara uğradığı anlaşılmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin olarak kamu görevlilerinin işlemlerinden doğduğu iddia edilen zararın tazmini istemiyle açılan dava, davalılardan Adalet Bakanlığı bakımından adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Davanın çözümünde adli yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekir.   

Belediyenin Yaptığı İstinat Duvarının Park Halindeki Aracın Üzerine Yıkılması Nedeniyle Uğranılan Maddi Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargıda Görülmelidir

Dava, istinat duvarının, park halindeki aracın üzerine yıkılması sonucu uğranılan maddi zararın tazmini talebine ilişkindir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak, kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, tam yargı davaları kapsamında  idari yargı yerine ait olduğu yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetimi, tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerine aittir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddi gerekir. 

Devlet Hastanesinde Sağlık Hizmetinin Yürütülmesi Sırasında Doğduğu İddia Edilen Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacılar, Devlet Hastanesinde yapılan yanlış tedavi sonucunda sol elinde serçe ve yüzük parmağında işlev kaybı olduğunu, omzundaki sinirlerin ve kasların zedelendiğini, dirseğinin de tam olarak açılıp kapanmadığını ileri sürerek uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini talebinde bulunmuştur. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Davacılar, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede görev yapan sağlık çalışanlarının sağlık hizmetini gereği gibi yürütmediğini, dolayısıyla idarenin doğan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hastanenin kamu hizmetini yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumlu olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu hususların saptanması ise İdare Hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

İlköğretim Okulunda Öğretmen Olan Davacının Kurum Yöneticisi Tarafından Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Açtığı Manevi Tazminat Talepli Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Dava, ilköğretim okulunda beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapan davacının, kurum yöneticisi tarafından kişilik haklarına saldırı nedeniyle oluşan zarara dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık konusu olayda, davacının gıyabında kendisi hakkında olumsuz söz ve davranışlar uygulamak suretiyle mağduriyetine neden olduğu belirtilen kamu görevlisinin görevini yaparken kusurlu davranışta bulunmasının hizmet kusuru mu yoksa kişisel kusur mu olacağının ortaya konulması gerekmektedir. Davalı idare bünyesinde görev yapan davacı,  kamu idaresinin denetim ve kontrolü altındaki kamu görevlisinin tutum ve davranışları nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği uygulamalar, kamu görevlisinin görevinden ayrılmayan bir nitelik arz etmektedir. Somut olayda, hizmet kusurunun şahsi kusurdan net bir şekilde ayrılmadığı dosya kapsamı ile sabittir. İdarenin hizmet kusuru ya da başka nedenle idari sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, İdare Hukuku ilkeleri çerçevesinde yapılacak yargısal denetim sonucunda ortaya çıkacaktır. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde idari yargı görevlidir.  

Yasa Dışı Taşımacılık Yapıldığı Gerekçesi ile 2918 SK’nun Ek-2. Maddesi Uyarınca Verilen İdari Para Cezasının İptali İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, yasa dışı taşımacılık yapıldığı gerekçesiyle 2918 Sayılı Kanunun Ek 2. maddesi  uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması talebinde bulunmuştur. Dava konusu  trafik para cezası, 5326 Sayılı Kanunun 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biridir. Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkeme gösterilmemiştir. Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, bu kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmaz.  Açıklanan nedenlerle, idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın çözümünde adli yargı yeri görevlidir. Bu durumda, sulh ceza hakimliğinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. 

Davacının Belediyeye Verdiği Dilekçeye Karşı Verilen Cevabi Yazıda Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Manevi Tazminat İstemiyle Açtığı Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargıda Görülmelidir

Davacı, müdürü olduğu şirket adına, davalı belediyeye ait otelin ihalesiyle ilgili olarak bazı taleplerinin karşılanması istemiyle yazdığı dilekçeye karşılık verilen cevabi yazıda kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Kamu görevlilerinin kusur, ihmal ve hatalarından dolayı kamu hizmetinin yerine getirildiği sırada kişilerin zarar görmesi halinde meydana gelen kusur, hizmet kusurunu oluşturur. Kamu görevlisinin, hizmetle ilgili olmak üzere tutum ve davranışının bir kişiye zarar vermesi halinde bu durum, aynı zamanda yönetimin, gözetim ve iyi eleman seçme yükümlülüğünü yerine getirilmemesi nedeniyle hizmet kusuru sayılmalı ve bu nedenle açılacak dava idareye yöneltilmelidir. Davacının uğradığını iddia ettiği manevi zararı doğuran olay ile idarece yürütülen görev arasında doğrudan ve güçlü bir ilişkinin söz konusu olduğundan uyuşmazlığın İdare Hukuku ilkeleri kapsamında idari yargıda çözümlenmesi gerekir.  

Devlet Memurluğundan Emekli Olduktan Sonra Sözleşmeli Personel Olarak Çalışmaya Devam Eden Davacıya Emekli Aylıklarının Yersiz Ödendiği Gerekçesi ile Tesis Edilen Borç Tahakkuku İşleminin İptali İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, devlet memuru olarak çalışmaktayken emekliye ayrılıp daha sonra sözleşmeli personel olarak çalışmaya devam ettiğini ileri sürerek emekli maaşlarının yersiz ödendiği gerekçesiyle yapılan borç tahakkuku işleminin iptali isteminde bulunmuştur. 5510 Sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 Sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muameleler “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam eder. 5754 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce devredilen Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünden 5434 Sayılı Kanun kapsamında aylık alan davacı tarafından, yeniden göreve girdiği için aylıklarının kesilerek yersiz almış olduğu aylıklarının adına borç çıkarılması işleminin iptali istemiyle açılan davanın, görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevlidir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddine karar verilmelidir. 

Taraflar Genç ve Fiili Evlilik Süresi de Kısa Sürmüş ise Süresiz Yoksulluk Nafakasına Karar Verilmesi Doğru Değildir

Dava, boşanma talebine ilişkindir. Dosya içeriğinden, birlik görevlerini yerine getirmeyen, evin zorunlu faturalarını ödemeyen ve aboneliklerini iptal eden, başka kadın ile kaçan ve ondan çocuk sahibi olan erkeğin tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Davalı kadına yüklenebilecek bir kusur ispat edilemediğinden koşulları oluştuğu için kadın lehine manevi tazminata hükmedilmelidir. Taraflar genç ve fiili evlilik süresi kısa sürmüş ise süresiz yoksulluk nafakasına karar verilmesi doğru değildir. 

Haksız İhtiyati Haciz Nedeniyle Maddi Tazminat Sorumluluğu İçin Kusur Aranmaksızın İhtiyati Haczin Haksız ve Zarara Sebep Olması; Manevi Tazminat İçin ise TBK’nun 49. Maddesindeki Koşulların Gerçekleşmesi Gerekir

Dava, haksız ihtiyati haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. İhtiyati haczin haksız çıkması halinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklı sorumludur. İhtiyati haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görenlere maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Haksız ihtiyati haciz kararı olan alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat yönünden söz konusudur. Manevi tazminat için ise TBK’nun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi gerekir. Bu maddeye dayalı sorumluluk ise, kusura dayalıdır. Başka bir ifadeyle, haksız takip yapan alacaklı, kötü niyetli ve ağır kusurlu olması halinde manevi tazminattan sorumlu olur.

Yargılama Sonunda Elde Edilebilecek Sonucu Önceden Sağlayan ve Uyuşmazlığın Esasını Çözecek Nitelikte İhtiyati Tedbir Kararı Verilemez

Davacı vekili, müvekkil şirketin yasal ruhsata bağlı işini yapmasının davalı tarafından engellendiğini, bunun hangi yasa ve yönetmeliğe göre yapıldığının açıklanamadığını, davalının müvekkili şirketin elektrik, su ve doğalgazının kesilmesi ve alt yapı hizmetlerinden faydalandırılmamasına yönelik kararının yargılama süresince durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Yargılama sonunda elde edilebilecek sonucu önceden sağlayan ve uyuşmazlığın esasını çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez. Yerel mahkemece, asıl uyuşmazlığı çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilmesine hukuken imkan bulunmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.

Feshin Geçersizliği ve İşe İade – Feshin Haklı veya Geçerli Nedene Dayandığını İspat Yükü İşverene Ait Olduğu Gibi Geçerli Nedenle Fesihte Fesih Bildiriminin Yazılı Olması ve Fesih Sebebinin de Açık ve Kesin Olarak Belirtilmesi Zorunludur

Dava; feshin geçersizliği, işe iade ve iş güvencesi tazminatlarının belirlenmesi  istemlerine ilişkindir. Feshin haklı veya geçerli nedene dayandığını ispat yükü işverene ait olduğu gibi 4857 SK’nun 19. maddesi uyarınca geçerli nedene dayalı işveren fesihlerinde, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması ve fesih sebebinin de açık ve kesin bir şekilde belirtilmesi zorunludur. Geçerli nedenle fesihte, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması feshin şekil şartı olduğundan, bu şarta uyulmaması halinde yapılan fesih geçersizdir. İşyeri gereklerinden kaynaklı sebep açıklaması ile yapılan bu fesih bildirimi, 4857 SK’nun 19. maddesinin aradığı şekilde fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde ortaya koyan bir bildirim olarak kabul edilemez. Fesih bildiriminde fesih sebebinin açık ve kesin olarak bildirilmemesi nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. 

İstinaf Yasa Yolu Başvurusunda Somut Sebep ve Gerekçe Gösterilmesi Zorunludur

HMK’nun 355. maddesi uyarınca, istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılır. Ancak kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bu husus re’sen dikkate alınır. Dosya içeriğinden, süre tutum dilekçesi verildiği, gerekçeli kararın tebliğine rağmen ayrıntılı istinaf dilekçesi verilmediği anlaşılmaktadır. İstinaf yasa yolu başvurusunda, somut sebep ve gerekçe gösterilmesi zorunludur. İstinaf dilekçesi, sıfır sebep ve gerekçeli ise bu durumda istinaf dilekçesi görülebilirlik şartından yoksun demektir. Dilekçe görülebilirlik koşullarına sahip olmadığı için HMK’nun 352. maddesi gereğince reddedilmelidir.   

İflas Davalarında İstinaf Kanun Yoluna Başvuru Süresi Özel Kanun Hükmü Uyarınca 10 Gündür

Dava, İİK’nun 155. maddesine göre iflas yolu ile yapılan ilamsız icra takibinin kesinleşmesi sebebiyle borçlu şirketin iflasına karar verilmesi talebine ilişkindir. HMK’nun 345. maddesinde istinaf kanun yoluna başvuru süresi, ilamın usulen taraflara tebliğinden itibaren  iki hafta olduğu belirtilmiş, ancak istinaf yoluna başvuru süresine dair özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. İİK’nun iflas davalarında “kanun yollarına başvurma” başlıklı 164. maddesinde, ticaret mahkemesince verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Bu durumda iflas davalarında istinaf süresi, İİK’daki özel düzenleme nedeniyle 10 gündür. Davalı-borçlu vekilinin istinaf istemi, 10 gün olarak belirlenen istinaf başvuru süresi dolduktan sonra yapıldığından, istinaf isteminin süre yönünden reddine karar verilmelidir.

Trafik Sigorta Şirketine Başvurulmadan Trafik Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat Talebiyle Açılan Dava Reddedilmeyip Dava Şartı Noksanlığının Giderilmesi İçin Kesin Süre Verilerek Sonucuna Göre İşlem Yapılmalıdır

Dava, sigorta sözleşmesinden doğan rücuen tazminat istemine ilişkindir. 14.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6704 SK ile değiştirilen 2918 Sayılı Kanunun 97. maddesi uyarınca, trafik kazası sonucunda zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında öncelikli olarak sigorta şirketine başvurması gerekmektedir.  Sigorta şirketinin başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 SK çerçevesinde tahkime başvurabilir. Yapılan yasal değişiklik sonucu, zarar gören hak sahipleri ZMMS’na karşı artık doğrudan dava açamazlar. Dava açılmadan önce sigortaya başvuru şartı noksanlığı, dava açıldıktan sonra giderilebilecek bir dava şartı noksanlığıdır. Trafik sigorta şirketine başvurmadan trafik kazası nedeniyle maddi tazminat talebiyle açılan dava reddedilmeyip dava şartı noksanlığının giderilmesi için kesin süre verilerek sonucuna göre karar verilmelidir.   

İşverenin Gebelik Nedeniyle İşçinin İş Akdini Feshetmesi “Eşit İşlem Yapma” Yükümlülüğüne Aykırılık Oluşturur – Eşit Davranmama Tazminatı

Davacı, yönetim kurulu kararına dayanılarak hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkartıldığını, hamile olması nedeniyle işten çıkartıldığının açık olduğunu, bunun da eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve ayrımcılık yapıldığını iddia ederek eşit davranmama tazminatının tahsili talebinde bulunmuştur. Eşit işlem ilkesine aykırı davranıldığını davacının ispat etmesi gerekmektedir. 4857 SK’nun 5. maddesi işverene eşit işlem yapma yükümlülüğü yüklediği gibi işveren biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça bir işçiye iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde cinsiyet veya gebelik nedeniyle farklı işlem yapamaz. İşverenin gebelik nedeniyle iş akdini feshetmesi “eşit işlem yapma” yükümlülüğüne aykırılık oluşturur. Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.   

İcra Müdürlüğünce, İcra Dosyasının Tarafı Olmayan 3. Kişiye Ait Kişisel Veri Niteliğinde Olan Tapu Kaydı ve Satış Sözleşmesinin Celbi İstenemez; Yargı Organlarına Tanınan İstisna Uyuşmazlığın Tarafları İçindir

Davacı, icra müdürlüğünden borçlunun pasif tapu kaydı sorgusu yapılmasını talep ettiklerini, borçlu şirket hakkında pasif tapu kaydı çıktığını, ancak taşınmazların hangi tarihte kime ne bedelle satıldıklarının sorulması yönündeki taleplerinin reddedildiğini belirterek icra müdürlüğü işleminin iptalini talep etmiştir. İcra dosyasının tarafı olmayan 3. kişiye ait tapu kaydı ve satış sözleşmeleri 6698 SK’nun 3. maddesi kapsamında kişisel veri niteliğindedir. Yasanın 28. maddesindeki yargısal organlara tanınan istisna, ancak uyuşmazlığın tarafları açısından geçerlidir. İcra müdürlüğünce, icra dosyasının tarafı olmayan 3. kişiye ait kişisel veri niteliğinde olan tapu kaydı ve satış sözleşmesinin celbi istenemez. Açıklanan nedenlerle, icra müdürlüğü işleminin iptaline yönelik talebin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. 

1-Cevap Dilekçesi ile Mahsup Talep Edilmiş, Karşı Dava Açılmamış ise Alacaklar Mahsup Edilerek Hüküm Kurulabilir; Ancak Karşı Dava ile Alacak Talep Edilmiş ise Mahsup Yapılarak Değil Ayrı Ayrı Hüküm Kurulmalıdır 2-Bir Davada Karşı Taraftan Tahsil Edilecek Vekalet Ücreti Avukata Aittir; Ancak Vekil Edenin Bu Ücreti Avukata Ödeme Borcu Karşı Taraftan Tahsil Edildiğinde Doğar

Dava ve karşı dava, taraflar arasındaki vekalet ve danışmanlık sözleşmesine dayalı alacak ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Davacı-karşı davalı, teslim edilen çekler tahsil edildiği halde çek bedellerinin kendisine ödenmediği iddiasıyla alacak ve manevi tazminat; davalı-karşı davacı ise, davacıların pek çok işini takip ettiğini, vekalet ücreti alacağı kaldığını ileri sürerek ücret alacağı ve manevi tazminat talep etmiştir. Cevap dilekçesi ile mahsup talep edilmiş, karşı dava açılmamışsa alacaklar mahsup edilerek hüküm kurulabilir. Ancak karşı dava ile alacak talep edilmişse mahsup yapılarak değil ayrı ayrı hüküm kurulmalıdır. Mahsup hususu yasalarda düzenlenmiş olup somut olayda mahsup şartları gerçekleşmemiştir. Bir davada karşı taraftan tahsil edilecek vekalet ücreti avukata aittir. Ancak vekil edenin bu ücreti avukata ödeme borcu karşı taraftan tahsil edildiğinde doğar. Kural böyle olmakla birlikte hakim bu kurala sıkı sıkıya bağlı kalmamalı, hakkın kötüye kullanılmasına izin verilmemeli, gerektiğinde müvekkilin bu alacağını karşı taraftan tahsil etmiş olabileceği de değerlendirilmelidir.  

Kişisel Verilerin Gizliliği Anayasa ve Yasalarla Korunmakta Olup İcra Müdürlüğünden Borçlunun Anne-Babasını Gösterir Aile Nüfus Kaydının Sorgulanarak Muris Tespiti Halinde Taşınmaz Kaydı Sorgulanması Talebi Hukuka Aykırıdır; Borçlu Adına Pasif Tapu Kaydı Sorgulaması ise Bu Kapsamda Değildir

Alacaklı, borçlu adına kayıtlı pasif taşınmaz kaydı olup olmadığının sorgulanmasını ve borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasını talep etmiş; icra müdürlüğünce talep reddedilmiştir. Dava, icra müdürlüğü işleminin iptaline ilişkindir. Kişisel veriler ve bu bağlamda nüfus kayıtları gizlidir; edinilip kaydedilmeleri ilgili kişinin açık rızasına bağlıdır. Kişisel verilerin gizliliği Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve kanunlarla düzenlenerek koruma altına alınmıştır. İcra müdürlüğünden borçlunun anne ve babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespiti halinde taşınmaz kaydı sorgulanması talebi hukuka aykırıdır. Borçlu adına pasif tapu kaydı sorgulaması ise bu kapsamda değildir. Çünkü pasif tapu kaydı sorgulamasında ulaşılacak bilgi, borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olup bu bilgi bu taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir bilgi içermez.  

Bir Sosyal Güvenlik Statüsündeki Çalışmaları Yaşlılık Aylığı Bağlanmasına Yeterli Olan Kişi Hizmet Birleştirmesine Zorlanamaz

Davacı, 506 SK kapsamındaki çalışmalarının ve prim ödeme gün sayısının 4/a kapsamında yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli olduğunu iddia ederek 4/a sigortalılığı üzerinden yaşlılık aylığı bağlanma talebinin reddine dair kurum işleminin iptali ile hizmet birleştirmesi uygulanmaksızın 4/a kapsamında yaşlılık aylığına hak kazandığının ve ödenmeyen yaşlılık aylıklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitini talep etmiştir. 506 SK kapsamındaki çalışmalarının tek başına yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, hizmet birleştirmesinin zorunlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bir sosyal güvenlik statüsündeki çalışmaları yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli olan kişi hizmet birleştirmesine zorlanamaz. 

Dava Dilekçesinde Adres Belirtilmiş Olmak Koşuluyla Davalının Belirtilen Adresine Gönderilen Dava Dilekçesi ve Duruşma Gününü Bildirir Davetiyenin Bila Tebliğ Dönmesi ve Verilen Kesin Sürede Yeni Adres Bildirilmemesi Gerekçesiyle Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesi Usul ve Yasaya Aykırıdır

Dava, ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsili talebine ilişkindir. HMK’nun 119. maddesinde belirtilen husus, dava dilekçesinde davalı tarafın adresinin hiç yazılmamış, bildirilmemiş olması durumunda davacı tarafa verilecek bir haftalık kesin süre içinde bu eksikliğin tamamlanmasının istenmesi, tamamlanmaması halinde uygulanacak yaptırımın karşı tarafa ihtar edilmesine ilişkindir. Dava dilekçesinde adres belirtilmiş olmak koşuluyla davalının gösterilen adresine gönderilen dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir davetiyenin bila tebliğ dönmesi ve verilen kesin sürede yeni adres bildirilmemesi gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bildirilen adresin MERNİS adresinin olduğunun anlaşılması karşısında Tebligat Kanunu’nun 21/2 maddesine göre dava dilekçesinin tebliğine karar verilmelidir.   

İhtiyati Hacze İtiraz – Ancak Tacirler veya Kamu Tüzel Kişileri Yetki Sözleşmesi Yapabilir – Kambiyo Senedine Dayalı Alacaklarda “Düzenleme Yeri” Mahkemeleri de Yetkilidir

İstem, bonoya dayalı ihtiyati haciz istemine ilişkindir. HMK’nun 17. maddesi uyarınca, ancak tacirler veya kamu tüzel kişileri yetki sözleşmesi yapabilirler. İhtiyati haciz konusu bonunun keşidecisi gerçek kişidir. Borçlu gerçek kişilerin şirket ortağı olmaları tek başına tacir olmayı gerektirmediğinden bonodaki yetki şartına itibar edilemez. Bu durumda bonodaki yetki şartı geçersiz olup, yetkili mahkemenin genel ilkelere göre belirlenmesi gerekir. Kambiyo senetlerinden doğan alacaklar aranacak alacaklar niteliğinde olduğundan kambiyo senedi alacaklısı kendi yerleşim yerinde kambiyo senedine mahsus ihtiyati haciz talebinde bulunamaz. Ancak, bu tür senetlerde düzenleme yeri mahkemesinin yetkili olduğu kabul edilmelidir. Düzenleme yeri mahkemesine müracaat edildiğinden, ihtiyati haciz kararı veren mahkeme yetkili olup, yetki yönünden itirazın reddine karar verilmelidir.

Kefalet Sözleşmesi – Kefalet Sözleşmesinde Şekil Şartları – Hakim Kefalet Sözleşmesinin Şekle Aykırılık Nedeniyle Hükümsüzlüğünü Re’sen Dikkate Almalıdır

Dava, genel kredi sözleşmesine dayanılarak davalı kefil aleyhine başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın iptali talebine ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi uyarınca; kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olacağı azami miktarın, kefalet tarihinin, müteselsil kefil olma durumunun kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılması gerekir. Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Somut olayda, kefalet tarihi ve müteselsil kefil olma durumu kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılmadığı gibi, eşin rızası da alınmamıştır. Hakim, kefalet sözleşmesinin şekle aykırılık nedeniyle hükümsüzlüğünü resen dikkate almalıdır.

Mirasın Gerçek Reddi İşlemine Karşı Alacaklılarının Dava Hakkı Bulunduğundan Alacaklıların Mirasın Gerçek Reddi Davasında Yer Almalarında ve İstinaf Kanun Yoluna Başvurmalarında Hukuki Yarar Yoktur

Dava, TMK’nun 605. maddesi uyarınca, hasımsız olarak açılan mirasın gerçek reddine ilişkindir. Uyuşmazlık, hasımsız açılan  mirasın reddi davalarında  murisin alacaklılarının  müdahillik talebinde bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır. Mirasçıların, mirası kayıtsız şartsız reddettiğine ilişkin sözlü veya yazılı beyanı, bozucu yenilik doğurucu hak niteliğinde olup, sulh hakimi tarafından tutanakla tespit edilmekle hukuki sonuç doğurur. Bu nevi davalarda hakiminin görevi, reddin  süresinde  olup olmadığı ve reddedenin mirasçılık sıfatı bulunup bulunmadığını incelemek; süre koşuluyla mirasçılık sıfatının gerçekleşmesi halinde ise, ret beyanını tespit ve tescil etmekten ibarettir. Mirasın gerçek reddi işlemine karşı alacaklılarının dava hakkı bulunduğundan alacaklıların mirasın gerçek reddi davasında yer almalarında ve istinaf kanun yoluna başvurmalarında hukuki yarar yoktur.  

İcra Mahkemelerince İİK Hükümlerine Göre Verilen Nihai Karar Özellikli Olmayan Tedbir Kararları HMK Kapsamında İhtiyati Tedbir Niteliğinde Olmadığından Bu Kararlara Karşı İstinaf Yolu Kapalıdır

HMK’nun 341. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. İİK hükümlerine göre icra mahkemesince verilen  nihai karar niteliğinde bulunmayan tedbir talepli ara kararlar HMK kapsamında ihtiyati tedbir niteliğinde değildir. Bu tür kararlara karşı istinaf yolu kapalı olduğundan  istinaf talebinin HMK’nun 352. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmelidir. 

Çocukla Kişisel İlişki Düzenlenmesine İlişkin Davalarda İdrak Çağındaki Çocuk Mahkemece Dinlenerek Görüşü Alınmalı, Çıkarlarına Ters Düşmeyen Görüşüne Önem Verilmelidir

Dava, çocuğun da görüşü alınmak sureti ile çocuk ile baba arasındaki kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi talebine ilişkindir. Kişisel ilişki düzenlemesi yapılırken, dikkate alınması gereken temel ilke çocuğun “üstün yararı”dır. Çocuğun üstün yararı belirlenirken, onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacı gözetilmelidir. Çocuk, kendisini ilgilendiren davalarda kendisine danışılmak ve görüşünü  ifade etmek hakkına sahiptir. Çocuğun çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde ifade edeceği görüşe önem verilmelidir. Bu nedenle kişisel ilişki düzenlemesine ilişkin davalarda, idrak çağındaki çocuklar mahkemece dinlenmeli ve tercihi sorulmalı, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanmak suretiyle kişisel ilişki hakkındaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.   

Takas Mahsup Talebi Süreye Tabi Olmayıp Her Aşamada İleri Sürülebilir

Davacı borçlunun icra mahkemesine başvurusu, İİK’nun 71. maddesine dayalı takibin kesinleşmesinden sonraki döneme ilişkin takas mahsuba dayalı itfa itirazıdır. Takas mahsup talebinin reddi üzerine davacı vekili istinaf dilekçesinde; takas mahsup talebinin takibin her aşamasında ileri sürebileceğini, şikayetin süresinde yapılmadığına ilişkin mahkeme kararının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini  talep  etmiştir. Takas mahsup talebi süreye tabi olmayıp her aşamada ileri sürülebilir. Bu nedenle, istinaf talebinin kabulü ile davanın reddine ilişkin karar kaldırılmalıdır. 

İhtiyati Haciz Kararı İçin Alacak ve Haciz Sebepleri Hakkında Kanaat Oluşturacak Kadar Delil Gösterilmesi Yeterli Olup Tam Bir İspat Gerekli Değildir

Dava, ticari kredinin ödenmemesi üzerine başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın iptali ile borçluların menkul, gayrimenkulleri ile 3. kişideki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulması talebine ilişkindir. İİK’nun 258. maddesinde; ihtiyati haciz talep eden alacaklının, alacak ve haciz sebepleri hakkında kanaat oluşturacak kadar delil göstermesinin yeterli olduğu, alacağın varlığının tam ispatının gerekmediği, yaklaşık ispatın yeterli olacağı  belirtilmektedir. Dosyaya sunulan taksitli ticari kredi sözleşmesi, ödeme planı, hesap kat ihtarı ile borçluların icra dosyasına yapmış oldukları itirazın içeriği de dikkate alındığında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için gereken yasal koşulların oluştuğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

• KATASTROFİK HASARIN TAZMİNİ

• DEĞERLİ KONUT VERGİSİNİN ESASLARI

• TÜKETİCİYE TAŞINMAZ SATIMINDA LİMİT BELİRLENMESİ GEREĞİ ÜZERİNE

• ISLAHLA YENİ DELİL İLERİ SÜRÜLÜP SÜRÜLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN TARTIŞMALAR ÜZERİNE KISA BİR NOT

• MUKAVELENAME İLE KİRALANAN TAŞINMAZLARIN TAHLİYESİ (İİK m.272)

• İLMİ VE KAZAİ İÇTİHATLAR DÜZLEMİNDE EŞYA VE İFLAS HUKUKUNA DAİR ETÜD

• SAĞLIK ÇALIŞANLARI (ECZACILAR) VE HASTA HAKLARI

• 7101 SAYILI KANUNLA DEĞİŞİK KONKORDATO HÜKÜMLERİNİN İŞÇİ ALACAKLARININ TAHSİLİNE ETKİSİ

• İÇTİHATLAR VE BAM VE İLK DERECE MAHKEME KARARLARI İLE HAKİKATE MUHALİF MAL BEYANINDA BULUNMAK (İİK m. 338/1)

• SERMAYE PİYASASINDA BİLGİ SİSTEMLERİ YÖNETİMİ

• HUKUKUMUZDA DAVA VE CEZA İLİŞKİSİNİ SONLANDIRAN BİR HÂL OLARAK SANIĞIN VEYA HÜKÜMLÜNÜN ÖLÜMÜ

• BAĞLI TACİR YARDIMCILARINA GENEL BİR BAKIŞ

• 6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU’NA TÂBİ ANONİM ŞİRKETLERDE PAY VE PAY SENEDİNİN ÖZELLİKLERİ

• TAPU KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN GENELGESİNE GÖRE AİLE KONUTU ŞERHİ VE ŞERHİN YAPILIŞI ŞARTLARI

• ZORUNLU ARABULUCULUK UYGULAMASINDA İŞE İADE UYUŞMAZLIKLARININ ÇÖZÜMÜ

Güncel
Tümü