Son Eklenenler

  • Tıklayınız

    YARGITAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    DANIŞTAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

  • Tıklayınız

    B.A.M KARARLARI

  • Tıklayınız

    BİLİMSEL İNCELEMELER

Sigorta Acentelik Yetkisi Olmadığı Halde Poliçe Düzenleyerek Para Tahsil Eden Sanığın Eylemi TCK’nun 158/1-h Kapsamında Nitelikli Dolandırıcılık Değil Basit Dolandırıcılık Suçunu Oluşturur

Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından yapılan yargılama sonunda, sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. TCK’nun 158/1-h maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Dosya kapsamından, sanığın sigorta acentelik yetkisi olmadığı halde poliçe düzenleyerek para tahsil ettiği anlaşılmaktadır. Sanığın söz konusu eylemi anılan madde kapsamında nitelikli dolandırıcılık suçunu değil basit dolandırıcılık suçunu oluşturacağı dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Tefecilik Suçunun Unsurları, Mağduru ve Suçtan Zarar Göreni – Değişik Zamanlarda ve/veya Farklı Kişilere Karşı İşlenen Tefecilik Suçlarına Zincirleme Suç Hükümleri Uygulanmalıdır

TCK’nun 241. maddesinde düzenlenen tefecilik suçu, kazanç elde etmek amacıyla borç para verilmesiyle oluşur. Bunu meslek haline getirme, suçun unsurları içerisinde yer almamaktadır. Tefecilik suçu, topluma karşı suçlar bölümünde düzenlenmektedir. Bu suçun mağduru, toplumu oluşturan bireylerin tamamı, diğer bir ifadeyle kamudur. Eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişi mağdur değil, suçtan zarar görendir. Değişik zamanlarda ve/veya farklı kişilere karşı işlenen tefecilik suçlarına zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır. Zincirleme suçlarda son suçun işlendiği gün, suç tarihidir. Hukuki kesinti oluşturan iddianame tarihinden evvel sanık hakkında dava konusu olsun ya da olmasın tüm eylemlerin teselsülün içerisinde değerlendirilmesi gerekir. İddianame tarihinden sonraki eylemlerin ise gerçek içtima hükümleri ve varsa kendi içinde teselsül hükümleri değerlendirilmek suretiyle karara bağlanması gerekir.

Zimmet Suçu, Zimmetin Açığa Çıkmamasını Sağlamaya Yönelik Hileli Davranışlarla (Nitelikli Zimmet) İşlenmiş ve Olağan Denetimle Belirleme Olanağı Yoksa Denetim Görevinin İhmali Suretiyle Zimmete Neden Olma Suçu Oluşmaz

Sanıklar; nitelikli zimmet, resmi belgede sahtecilik ve denetim görevinin ihmali suretiyle zimmete neden olma suçlarından yargılanmıştır. Zimmet suçu, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmiş ve olağan denetimle belirleme olanağı yoksa denetim görevinin ihmali suretiyle zimmete neden olma suçu oluşmaz. Dosya kapsamından, yüksek meblağlı noterlik işleminin bilgisayarda yapıldıktan sonra kayıtlardan silindiği, makbuzunun saklandığı ve yerine düşük bedelli bir makbuzun yevmiye defterine kaydedilmesi suretiyle zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarda bulunulduğu, bu nedenle sanığın zimmeti denetimle belirleme imkanının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, denetim görevinin ihmali suretiyle zimmete neden olma suçunun yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle beraat kararı verilmelidir.

Açıklanması Geri Bırakılan Hükmün Açıklanmasında Tüm Yasal Unsurları ile Usule Uygun Gerekçeli Hüküm Kurulmalıdır

Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildikten sonra deneme süresi içinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle duruşma açılarak açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanmıştır. Hükmün açıklanmasında, tüm yasal unsurları ile usule uygun gerekçeli hüküm kurulmalıdır. CMK’nun 230 ve 223. maddeleri uyarınca; kararın dayandığı tüm deliller, bu delillere göre ulaşılan sonuçlar, iddia, savunma, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer belgelere ilişkin değerlendirmeler ile sanığın eylemlerinin ve yüklenen suçların unsurlarının nelerden ibaret olduğu, hangi gerekçeyle hangi delillere üstünlük tanındığı açık olarak gerekçeye yansıtılmalı ve bu şekilde ceza şahsileştirilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, hükmün gerekçesiz bırakılması usul ve yasaya aykırıdır.  

1-Hırsızlık – Çalınan Eşya Bulunduğu Yerden Alınırken Zarar Görmesi ile Ayrıca Mala Zarar Verme Suçu Oluşmaz 2-Suç Tarihinde 12-15 Yaş Grubunda Bulunan Suça Sürüklenen Çocuk Hakkında Sosyal İnceleme Raporu Alınması Zorunludur

Sanıklar, hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından yargılanmıştır. Somut olayda, motosiklet bağlı bulunduğu yerden sökülürken motosiklete zarar verilmiştir. Hırsızlık suçunun konusu ile mala zarar verme suçunun konusu ve korunan hukuki yarar aynı olması nedeniyle, ayrıca mala zarar verme suçu oluşturmayacağı dikkate alınmadan, bu suçtan da mahkumiyet kararı verilmesi hatalıdır. Fiil işlendiği sırada 12-15 yaş grubu içerisinde bulunan suça sürüklenen çocuk  hakkında işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin olup olmadığının takdiri bakımından, sosyal yönden inceleme yaptırılması zorunludur. Sosyal inceleme raporu alınmadan ve fiil işlendiği sırada 15-18 yaş grubundaki suça sürüklenen çocuklar  hakkında  sosyal inceleme raporu alınmadan veya alınmaması durumunda gerekçesi kararda gösterilmeden  hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. 

Hırsızlık Suçlarında Malın Değerinin Azlığı Nedeniyle Cezada İndirim Yapılması veya Ceza Verilmemesi İçin Suça Konu Malın Değerinin Cezada İndirimi veya Ceza Vermemeyi Haklı Kılacak Düzeyde Az Olması Gerekir

Hırsızlık suçundan yapılan yargılama sonunda; TCK’nun 145. maddesi uyarınca, sanık hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Anılan madde uyarınca, hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir. Madde ile hırsızlık suçlarında, suça konu değerin azlığı nedeniyle hakime, cezada indirim yapma veya ceza vermeme yönünde  takdir yetkisi tanınmıştır. 145. maddenin uygulanmasındaki en önemli kriter, kuşkusuz değer ölçüsüdür. Değerin ceza vermemeyi ya da cezada indirimi haklı kılacak düzeyde az olması gerekir. Dosya kapsamından, sanığın, aynı tarihte iki ayrı mağazadan alarmlarını sökerek kıyafet çaldığı anlaşılmaktadır. Çalınan eşyaların niteliği, suçların işleniş şekilleri ve özellikleri dikkate alındığında, hırsızlık suçlarına konu eşyanın değeri,  ceza vermekten vazgeçmeyi gerektirecek düzeyde olmadığı gibi suç tarihinde paranın satın alma gücü ve ekonomik şartlar dikkate alındığında  her bir hırsızlık suçuna konu eşyanın değerinin az olarak da kabul edilemeyeceğinin anlaşılması karşısında, sanığın  cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

1-Ceza Yargılamasında Muhakeme Yapılabilmesinin Şartlarından Biri Aynı Sanık Hakkında Aynı Eylem Nedeniyle Verilmiş Bir Hüküm veya Açılmış Bir Dava Olmaması “Non Bis İn İdem” İlkesidir 2-Aynı Sanık Hakkında Aynı Eylem Nedeniyle Verilmiş Bir Hüküm Varsa Bu Durum Önceden Açılmış da Olsa Henüz Hüküm Verilmemiş Olan Dosyada Değerlendirilmelidir

Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yapılan yargılama sonunda, sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. Ceza muhakemesi yapılabilmesi için bir takım “olmazsa olmaz” şartlar bulunmaktadır. Bu bağlamda, muhakeme yapılabilmesinin şartlarından birisi de “Non Bis İn İdem” olarak ifade edilen, aynı fiilden dolayı verilmiş bir hükmün veya açılmış bir davanın bulunmamasıdır. 5271 SK’nun 223. maddesinde; “Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.” şeklinde  düzenleme yer almaktadır. Bu düzenlemelerden anlaşılacağı üzere, aynı fiil nedeniyle, aynı sanık hakkında önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, sonradan açılmış olan davanın reddine karar verilecektir. CMK’nın 223. maddesinin 7. fıkrasının “... önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa...” şeklindeki düzenleme dikkate alındığında,  kanun koyucunun, önce dava açılıp sonra hükmün verilmesi kronolojisinden ayrılarak önceliği dava açılmış olmasına değil hüküm verilmiş olmasına verdiği göz önünde tutulduğunda;  aynı sanık hakkında aynı eylem nedeniyle verilmiş bir hüküm  varsa bu durum önceden açılmış da olsa henüz hüküm verilmemiş olan dosyada değerlendirilmelidir.

Sıra Cetvelinin İptali Talebi – Sıra Cetveline Karşı Yapılan Şikayet Duruşma Açılarak Karara Bağlanmalıdır

Şikayetçi, dava dışı borçludan olan alacaklarının tahsili amacıyla taşınmazları üzerine haciz işlemi uygulandığını, taşınmazların satılarak paraya çevrildiğini, alacaklarının imtiyazlı olduğunu öne sürerek sıra cetvelinin iptalini talep etmiştir. Kanunda açıklık bulunmayan hallerde, duruşma yapılıp yapılmayacağı hakimin takdirine bırakılmış ise de; öngörülen takdir hakkı mutlak bir seçimlik hak olmayıp, halin icabına göre değerlendirilmesi gereken bir takdir hakkıdır. Sıra cetveline karşı yapılan şikayet duruşma açılarak karara bağlanmalıdır. Açıklanan nedenlerle, duruşma açılması, tahkikatın duruşmalı olarak yapılması gerekirken, şikayet dilekçesi tebliğ edilmeksizin dosya üzerinden yargılama yapılarak karar verilmesi hatalıdır. 

Kooperatif Ortağının Tapu İsteyebilmesi İçin Tüm Edimlerini Yerine Getirmiş ve Diğer Ortaklarla Eşit Durumda Olması Gerekir; Ancak Borcu Bulunan Ortaklara Tapu Verilmiş ise Aynı Durumdaki Ortağın da Tapu İsteme Hakkı Doğar

Davacı, kooperatif üyeliğinin tespiti ile tapu iptal ve tescil isteminde bulunmuştur. 1163 SK’nun 23. maddesi uyarınca, kooperatif ortakları hak ve yükümlülüklerde eşit olup kooperatif aynı durumdaki ortaklarına eşit işlem yapmak zorundadır. Kooperatif ortağının tapu isteyebilmesi için tüm edimlerini yerine getirmiş ve diğer ortaklarla eşit durumda olması gerekir. Ancak eşitlik kuralı uyarınca, borcu bulunan ortaklara tapu verilmiş ise aynı durumdaki ortağın da tapu isteme hakkı doğar. Bu nedenle tapusunu alan her bir ortak yönünden tapuyu aldığı tarih itibariyle kooperatife borcu olup olmadığı araştırılmalıdır. Yapılan araştırma sonucu kooperatife borcu bulunan ortaklara tapularının verilmediğinin tespiti halinde davacının da bağımsız bölüm tapusunu almaya hak kazanabilmeleri için dava tarihi itibariyle borcunun bulunmaması gerekir. Üyeye mevcut borcu ödeme olanağı sağlamak amacıyla borcun depo ettirilmesi hatalıdır; davanın reddi gerekir.  

HMK’da Dahili Dava Diye Bir Müessese Yoktur; Hakkında Usule Uygun Dava Açılmamış Olan Dahili Davalı Hakkında Hüküm Kurulamaz

Dava, iş kazası sonucu oluşan maluliyet nedeniyle maddi ve manevi tazminat  talebine ilişkindir. HMK’da dahili dava diye adlandırılan bir müessese yoktur. Açılmış bir davada üçüncü bir kişinin davalı olarak gösterilmesi istenirse harcı ödenerek o kimse hakkında usul hükümlerine uygun bir dava açılması gerekir. Bir davada hüküm, ancak davanın sujeleri yani davacı ile davalıları için verilebilir. Hakkında usule uygun dava açılmamış olan dahili davalı hakkında hüküm kurulamaz.

İş Yargılamasında Karar Düzeltme Yasa Yolu Yoktur; Ancak Karardaki Maddi Hataların Düzeltilmesi İstenebilir

Dava, iş kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ile manevi tazminat talebine ilişkindir. İş yargılamasında karar düzeltme yasa yolu yoktur. Ancak karardaki maddi hataların düzeltilmesi istenebilir. Açıklanan nedenlerle, davalının karar düzeltme niteliği taşıyan talebinin reddine karar verilmelidir.  

Aleyhine Olan Asıl Kararı Temyiz Etmeyen Taraf Hükmün Bozulmasından Sonra Artık Karar Düzeltme İsteyemez

HUMK’nun 440. ve devamı maddelerine göre kural olarak; aleyhine olan asıl kararı temyiz etmeyen taraf, hükmün bozulmasından sonraki aşamada artık karar düzeltme isteyemez. Ayrıca, bu durum davanın diğer tarafları yönünden de usuli kazanılmış hak oluşturur. Dosya içeriğinden, davacı aleyhine verilen kararın davacı tarafından temyiz edilmediği anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davacı tarafın karar düzeltme dilekçesinin reddi gerekir.

Tahkikatta Eksiklik Saptayarak Tahkikat İşlemleri Yapan, Bilirkişi Raporu Alan Bölge Adliye Mahkemesi İstinaf Başvurusunun Reddi ile Yetinemez; Yeniden Esas Hakkında Hüküm Kurmalıdır

Dava, itirazın iptali talebine ilişkindir. HMK’nun 353. maddesinde, “Yargılamada bulunan eksiklikler duruşma yapılmaksızın tamamlanacak nitelikte ise bunların tamamlanmasından sonra yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilir.” düzenlemesi bulunmaktadır. Tahkikatta eksiklik saptayarak tahkikat işlemleri yapan, bilirkişi raporu alan bölge adliye mahkemesi yeniden esas hakkında hüküm kurmalıdır. İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesi, ilk derece mahkemesinin tahkikatında eksiklik saptamış ve bunun üzerine yeni tahkikat işlemleri yapmış ve bilirkişi raporu almıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın esası hakkında yeniden bir hüküm kurulması gerekirken, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Tasarrufun İptali Davası Açıldıktan Sonra Borçlunun İflasına Karar Verilmesi Halinde Davacı Alacaklının Davayı Takip Edebilmesi İçin İflas İdaresinden Yetki Alması Gerekir

Dava, İİK’nun 277. maddesi uyarınca açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Tasarrrufun iptali davası açıldıktan sonra borçlunun iflasına karar verilmesi halinde davacı alacaklının davayı takip edebilmesi için iflas idaresinden İİK’nun 245. maddesi gereğince yetki alması gerekir.  Yetki belgesi aldığı takdirde  davayı takip edebilir. Aksi halde, davanın iflas idaresi temsilcisi huzuruyla görülmesi ve verilecek kararın da  iflas idaresi lehine veya aleyhine kurulması gerekir. Açıklanan nedenlerle, davacının  yetki alabilmesi için ikinci alacaklılar toplantısının yapılması bekletici mesele yapılmalıdır. 

Kadastro Tespiti Kesinleşen Taşınmazlara İlişkin Mülkiyet İddiası ile Açılacak Davalarda Görevli Mahkeme Kadastro Mahkemesi Değil Asliye Hukuk Mahkemesidir

Davacı, uygulama kadastrosu sırasında adına kayıtlı taşınmazın bir bölümünün, komşu parsel içerisinde tespit edildiğini ileri sürerek dava açmıştır. Dava dilekçesinin içeriği, davacının  keşifteki beyanları, tapuda adına kayıtlı taşınmazın sınırlarına ilişkin gösterimleri ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, davanın uygulama kadastrosuna yönelik olmadığı, tesis kadastrosundan önceki nedenlere ve mülkiyet hakkına dayalı olduğu anlaşılmaktadır. Kadastro tespiti kesinleşen taşınmazlar hakkında, mülkiyet iddiası ile açılacak davalarda görevli mahkeme kadastro mahkemeleri değil asliye hukuk mahkemeleridir.  

Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesi Halinde Yargılama Giderleri Davacıya Yükletilir

Davacı, Hazine’yi hasım göstererek mirasçılık belgesi verilmesi isteminde bulunmuştur. Davanın açılmamış sayılmasına karar verilen hallerde yargılama giderleri davacıya yükletilir. Bozma ilamından sonra yapılan yargılama sonucunda; davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği dosya kapsamı ile sabittir. Davalı Hazine yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirmiş olduğundan ve mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğinden, vekil ile temsil edilen davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Karar ve İlam Harcının Satış Bedeli Üzerinden Tarafların Payları Oranında Tahsiline Karar Verilmelidir; Taraflardan Biri Hazine ise Harçtan Muaf Olduğu Dikkate Alınmalıdır

Dava, ortaklığın giderilmesi talebine ilişkindir. Ortaklığın giderilmeleri davaları, tarafları için benzer sonuçlar doğuran davalardan olduğu için kazananı ve kaybedeni olmadığından yargılama giderlerinin taraflara payları oranında yükletilmesi gerekir. Bu nevi davalarda, karar ve ilam harcının satış bedeli üzerinden tarafların payları oranında tahsiline karar verilmelidir. Taraflardan biri Hazine ise harçtan muaf olduğu dikkate alınmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, Hazine’nin harçtan muaf tutulmaması ve kimlerin ne nispette harçtan sorumlu olacağının kararda belirtilmemesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Özel Otoparka Bırakılan Aracın Hasarlanması Nedeniyle Zararın Tazmini İstenen Dava Tüketici Mahkemesinde Görülmelidir

Dava, özel otoparka bırakılan aracın hasarlanması nedenine dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Bir hukuki işlemin sadece 6502 SK’da düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin söz konusu kanun kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir. Davalı tarafından sunulan otopark hizmeti sırasında otomobilde meydana geldiği iddia olunan zarar ile ilgili uyuşmazlık anılan yasa kapsamında bulunduğundan, görevli mahkeme tüketici mahkemeleridir.  

Kesin Hüküm Gibi Hukuki Sonuç Doğuran Davalının Kabul Beyanındaki Miktardan Daha Az Bir Miktara Karar Verilmesi Usul ve Yasaya Aykırıdır

Dava, Emniyet Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun ek 24. maddesi uyarınca eğitim giderinin tahsili istemine ilişkindir. Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Kabul, kesin hüküm gibi sonuç doğurur. Dosya içeriğinden, davalı vekilinin cevap dilekçesi ile davanın bir kısmını kabul ettiklerini beyan ettiği ve vekaletnamesinde davayı kabul yetkisi bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, davalının kabul beyanı dikkate alınarak, kabul edilen miktar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde daha az miktara karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Tazyik Hapsi Bir Hapis Cezası Olmayıp Yükümlülük Yerine Getirildiğinde Kişi Serbest Kalacağından “Üç Aya Kadar” Şeklinde Karar Verilmelidir

Ödeme şartını ihlal suçundan yapılan yargılamada, sanığın bir ay tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Disiplin ve tazyik hapsi, “hapis” cezası niteliğinde değildir. Kısmi bir düzeni korumak amacıyla getirildiği, kişinin kendisinden beklenen yükümlülüğü yerine getirdiği takdirde de serbest kalacağı dikkate alınmalıdır. Sanığın 2004 SK’nun 340. maddesi gereğince üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde bir ay tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmesi hatalıdır. 

Haline Münasip Ev İddiasıyla Haczedilmezlik Şikayeti Yedi Günlük Süreye Tabi Olup Süre Öğrenme Tarihinden Başlar

Borçlu, haczedilen taşınmazın haline münasip evi olduğu iddiasıyla haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Haline münasip ev iddiasıyla haczedilmezlik şikayeti yedi günlük süreye tabi olup süre, öğrenme tarihinden başlar. Dosya kapsamından, şikayetin yasal süre geçtikten sonra yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, şikayetin süre aşımından reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Özel ve Teknik Bilgileri Vakalara Uygulayarak Sonuç Çıkarmak veya Bu Bilgilerle Vakaları Tespit Etmek Hakimin Görevidir

Davacı, tüketici hakem heyeti kararının iptali ile banka tarafından tahsil edilen hesap işletim, hesap özeti, revizyon, aidat, yarı yıl veya benzer adlarla yapılan ücret kesintilerinin tahsili talebinde bulunmuştur. Bilirkişi, ya sadece özel veya teknik bilgiyi mahkemeye iletir veya bu bilgileri, vakalara uygulamak suretiyle varmış olduğu sonuçlara işaret eder yahut da bu bilgilerden hareket ederek vakaların tespiti biçiminde beliren bir işlevi yerine getirir. Özel ve teknik bilgileri vakalara uygulayarak sonuç çıkarmak veya bu bilgilerle vakaları tespit etmek hakimin görevidir. Somut olayda maddi vakıa, hesap kapatma ücretidir. Davalının dosyaya gönderdiği belgelerde, açıkça hesap kapatma ücreti ve miktarı görülmektedir. Somut olayda hesap kapama ücretinin belirlenmesi özel ve teknik bilgiyi gerektirmediği için bilirkişiden rapor alınmasına gerek yoktur. Açıklanan nedenlerle, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verildiğinden bahsedilemez.  

Ticaret Sicilinden Re’sen Terkin – Şirketi Temsil ve İlzama Yetkili Kişilere Tebligat

Davacı, 6102 SK’nın geçici 7. maddesi uyarınca, ticaret sicilinden re’sen terkin edilen şirketin ihyası isteminde bulunmuştur. Anılan madde uyarınca; ticaret sicili müdürlüklerince, kapsam dahilindeki şirket ve kooperatiflerin ticaret sicilindeki kayıtlı son adreslerine ve sicil kayıtlarına göre şirket veya kooperatifi temsil ve ilzama yetkilendirilmiş kişilere bir ihtar yollanması gerekir. Yapılacak ihtar, ilan edilmek üzere Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi Müdürlüğüne aynı gün gönderilir. İlan, ihtarın ulaşmadığı durumlarda, ilan tarihinden itibaren otuzuncu günün akşamı itibarıyla,  Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılmış tebligat yerine geçer. İhyası istenen şirkete gönderilen tebligat yapılamamış ise de anılan madde uyarınca ilan tarihine göre tebliğ tarihi belirleneceğinden, dava konusu terkin işleminde usulsüzlük bulunmamaktadır.

İş Kazası ve Meslek Hastalığına Birlikte Sebebiyet Veren İşveren ve Üçüncü Kişinin Kusur ve Teselsüle Dayalı Sorumluluk Durumları

Dava, rücuan tazminat talebine ilişkindir. 5510 SK’nun 21/1. maddesinde işverenin, 21/4. maddesinde ise üçüncü kişinin rücu alacağından sorumlulukları düzenlenmiştir.  Bu maddelere göre açılan rücuan tazminat davalarında, işveren ile üçüncü kişi arasında müteselsil borçluluk ilişkisi bulunduğundan konuya ilişkin olarak Borçlar Kanunu’nun irdelenmesi de gerekmektedir. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla neden olmaları durumunda,  6098 SK’nun 61. ve 62. maddeleri uyarınca, teselsül hükümleri kapsamında bu kişilerin birlikte sorumlulukları vardır. 6098 SK’nun 62. maddesine göre, kendi payından fazlasını ödeyenin diğer müteselsil borçlulara karşı rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla, her bir borçlu yönünden kusurlarına karşılık gelen miktar ayrılmaksızın teselsül kurallarına göre sorumluluklarına karar verilmelidir. Davalı işveren ve davalı 3. kişi konumundakinin teselsüle dayalı sorumlulukları 5510 SK’nun 21/1 ve 21/4. maddeleri uyarınca doğru belirlenerek, bu hususta uzman bir bilirkişiden usule uygun bir hesap raporu alınmadan eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Kıdem Tazminatı, Hafta Tatili, Fazla Çalışma, Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücretleri Talep Edilen ve Davacının Aldığı Ücret Miktarı İhtilaflı Olan Davada Derdest Olan Prime Esas Kazancın Tespiti Davası Bekletici Mesele Yapılmalıdır

Dava, kıdem tazminatı, hafta tatili ücreti, fazla mesai ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsili talebine ilişkindir. Dosya içeriğinden, davacının sigorta primine esas kazancın tespiti talebi ile dava açtığı anlaşılmaktadır. Prime esas kazancın tespiti davası; işçinin gerçek ücreti ve SGK primlerinin tespiti ile prime esas kazancın tespiti talebine dayalı dava türü olduğundan, davacının gerçekte aldığı ücret bu dava yolu ile ispat edilecektir. Kıdem tazminatı, hafta tatili, fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücretleri talep edilen ve davacının aldığı ücret miktarı ihtilaflı olan davada derdest olan prime esas kazancın tespiti davası bekletici mesele yapılmalıdır. 

Mal Rejiminin Tasfiyesi Davaları On Yıllık Zamanaşımına Tabidir

Davacı, evlilik birliği içerisinde davalı erkek adına iki adet taşınmaz satın alındığını iddia ederek, mal rejiminin tasfiyesi ve tespit edilecek alacağın faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. 4721 SK’da mal rejiminin tasfiyesi davaları için herhangi bir zamanaşımı süresi düzenlememiştir. Bu gibi durumlarda TMK’nun 5. maddesi yollamasıyla 6098 SK uygulanmalıdır. Buna göre, mal rejiminin tasfiyesi davaları TBK’nun 146. maddesinde yer alan 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Boşanma kararının kesinleştiği tarihte başlayan 10 yıllık zamanaşımı süresi,  davanın açıldığı tarihe kadar henüz dolmadığından,  uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

Takibin Kesinleşmesinden Sonra Gerçekleşen Zamanaşımı Nedeniyle İcranın Geri Bırakılması Kararı Verilir ve Bu Karar Kesinleşir ise Kesinleşme Tarihi İtibariyle Daha Önce Açılmış Olan İstihkak Davası Konusuz Kalır

Davacı alacaklı vekili, İİK’nun 99. maddesine dayalı olarak istihkak iddiasının reddine karar verilmesi talebinde bulunmuştur. Takibin kesinleşmesinden sonra gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılması kararı verilir ve bu karar kesinleşirse kesinleşme tarihi itibarıyla daha önce açılmış olan istihkak davası konusuz kalır. Açıklanan nedenlerle, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, yargılama gideri ve vekalet ücretinin ise tarafların haklılık durumu değerlendirilerek takdir edilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Dava Dilekçesinde Tarafın Yanlış veya Eksik Gösterilmesi Kabul Edilebilir Bir Yanılgıya Dayanıyorsa Taraf Değişikliği Mümkündür – Dava Dilekçesinde Davalının Adresinin Gösterilmesi Zorunluluğu

Dava, muhdesatın tespiti isteğine ilişkindir. HMK’nun 124. maddesi uyarınca, dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa hakim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir. Davalının ad, soyad ve adreslerinin dava dilekçesinde bulunması gerekmektedir. Bu hususların eksik olması halinde hakimin davacıya eksikliği tamamlaması için bir haftalık kesin süre vermesi, bu süre içinde eksikliğin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar vermesi gerekir. Dosya içeriğinden, davanın açıldığı tarihte ölü olan kayıt malikinin dava dilekçesinde davalı olarak gösterildiği anlaşılmaktadır. HMK’nun 124. maddesi uyarınca, bu yanılgı kabul edilebilir niteliktedir. Davanın açıldığı tarihte ölü olduğu anlaşılan kayıt malikleri hakkında anılan madde uyarınca taraf teşkilinin sağlanmasının mümkün olduğu dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Aynı İlam Aleyhine Birden Fazla Karar Düzeltme İstenemez

Dava, kurum zararının tahsili talebine ilişkindir. HUMK’nun 440 ve 442. maddeleri uyarınca; karar düzeltme incelemeleri sonucunda verilen daire kararlarına karşı başka bir kanun yolu bulunmadığı gibi aynı kanunun 442/1. maddesine göre aynı ilam aleyhine bir defadan fazla karar düzeltme istenemez. Dosya kapsamından, aynı karara karşı davalı vekilinin ikinci kez karar düzeltme isteminde bulunduğu anlaşılmıştır. Bu durum karşısında, yasal düzenlemeler dikkate alınarak davacının karar düzeltme dilekçesinin reddine karar verilmelidir. 

Görev Yönünden Yargıtay’ca Bozulduktan Sonra Görevli Mahkemece Yapılan Yargılama Sonunda Verilen Hükmün Yasa Yolu Denetimi İstinaf Mahkemesince Yapılmalıdır

Davacı,  taraflar arasındaki sözleşmeye aykırılık nedeniyle davalı kurum tarafından örnekleme yoluyla faturalandırılan tedavi bedelinin yasal faiziyle iadesi isteminde bulunmuştur. Görev yönünden Yargıtay’ca bozulduktan sonra görevli mahkemece yapılan yargılama sonunda verilen hükmün yasa yolu denetimi istinaf mahkemesince yapılmalıdır. Daha önce Yargıtay denetiminden geçmeyen kararın kanun yolu denetimi “istinaf” olup, görevli merci  Bölge Adliye Mahkemesi olduğu anlaşıldığından, dosyanın görevli ve yetkili  Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmelidir.

Akıl Hastalığı Nedeniyle Kısıtlanmış Eşe Karşı Akıl Hastalığı Nedenine Dayanılmayan Davada Akıl Hastası Kısıtlıya Kusur Yüklenemeyeceğinden Evlilik Birliğinin Sarsılması Nedeni ile Boşanma Kararı Verilemez

Dava, boşanma talebine ilişkindir. Akıl hastalığına dayalı açılmış bir dava bulunmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanmış eş aleyhine akıl hastalığı nedenine dayanılmayan davada akıl hastası kısıtlıya kusur yüklenilemez. Açıklanan nedenlerle, TMK’nun 166. maddesine dayalı olarak evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı olarak açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Hata Nedenine Dayalı Tapu İptali ve Tescil – Hata Nedeniyle İptal Hakkı Öğrenmeden İtibaren Bir Yıllık Hak Düşürücü Süre İçinde Kullanılabilir

Davacı, hata hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur. Hata,  iç irade ile açıklanan irade arasında bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanabilir. Hatanın esaslı kabul edilebilmesi için,  hem hataya düşen taraf yönünden (sübjektif unsur) hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur. Hata nedeniyle iptal hakkı, öğrenmeden itibaren bir yılık hak düşürücü süre içinde kullanılabilir. İptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın varlığı her türlü delille ispat edilebilir. Dosya kapsamı dikkate alındığında, davanın hak düşürücü süreden reddedilmesi gerekirken, bu husus dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

Bağıştan Rücu – Bağışlayan Geri Alma Sebebini Öğrenemeden Ölmüş ise Mirasçılar Bağışlananı Geri Alma Hakkını Ölüm Tarihinden İtibaren Bir Yıllık Hak Düşürücü Süre İçinde Kullanabilirler

Davacı, miras bırakan annesinin dava konusu taşınmazı karakol yapılması şartıyla Hazine’ye bağışladığını, dava tarihine kadar bağış koşullarının gerçekleşmediğini iddia ederek bağıştan rücu hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptali ve tüm miraçılar adına tescil talebinde bulunmuştur. Bağışlayan koşullu veya mükellefiyetli şekilde bağışta bulunmuşsa, haklı bir neden olmaksızın yerine getirilmemesi halinde bağıştan dönme hakkını kullanıp verdiğini geri isteyebilir. Bağışlayan geri alma sebebini öğrenmeden ölmüşse mirasçılar bağışlananı geri alma hakkını ölüm tarihinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde kullanabilirler. Davacıların mirasbırakanın payına ilişkin açtıkları dava,  mirasbırakanın ölüm tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açılmıştır. Bu durumda, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmelidir.  

Ayrı Yaşama Hakkına Dayalı Tedbir Nafakası Talep Edenin Ayrı Yaşamada Haklılığını İspat Etmesi Gerekir

Davacı, ayrı yaşamada haklılık iddiasına dayalı olarak tedbir nafakası talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık; davacı eşin davalı ile ayrı yaşamakta haklı bir sebebinin bulunup bulunmadığı,  davacı lehine tedbir nafakasına hükmedilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Eşlerden biri, ortak hayat sebebiyle kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddî biçimde tehlikeye düştüğü sürece ayrı yaşama hakkına sahiptir. Birlikte yaşamaya ara verilmesi haklı bir sebebe dayanıyorsa hakim, eşlerden birinin istemi üzerine birinin diğerine yapacağı parasal katkıya, konut ve ev eşyasından yararlanmaya ve eşlerin mallarının yönetimine ilişkin önlemleri alır. Ayrı yaşama nedeniyle tedbir nafakası talep eden kişinin ayrı yaşamada haklılığı ispat etmesi gerekir. Dosya kapsamından,  davacının ayrı yaşamakta haklılığı iddiasına ilişkin olarak kendi iki çocuğunun tanık sıfatıyla verdikleri ifadeler dışında dayandığı herhangi bir delili bulunmadığı anlaşılmaktadır. Söz konusu ifadeler ise davacının iddiasını ispat için yeterli değildir. Bu durum karşısında, davanın reddi gerekir. 

Hukuk Genel Kurulu Kararında Karar Düzeltme Yolunun Açık Olduğunun Belirtilmiş Olması Maddi Hatadır; HGK Kararlarına Karşı Karar Düzeltme Yoluna Gidilemez

Hukuk Genel Kurulunca verilen bozma kararına karşı karar düzeltme yolu kapalıdır. Kanunda karar düzeltme yolu kapalı olduğu öngörülen kararlara karşı maddi yanılgı ile bu hakkın verilmesi, karar düzeltme yolunun kapalı olması nedeniyle karşı taraf lehine oluşan kazanılmış hakkın ihlaline yol açabilecektir. Hemen belirtmek gerekir ki, bu durum, hukuk devleti olmayı sağlayan ve belli bir kişiyi hedef almadan, aynı durumda olan herkese uygulanması gereken kurallar koymayı zorunlu kılan “kanunların genelliği” ve  “eşitlik” ilkelerine de aykırılık oluşturacaktır. Açıklanan nedenlerle, hukuk genel kurul kararına yönelik karar düzeltme talebinin reddi gerekir.   

Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin İtiraz Üzerine 20 Temmuz 2016 Tarihinden Sonra Verdiği Kararlar Temyiz Kanun Yoluna Tabidir

Talep; bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği 20.07.2016 tarihinden sonra Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti tarafından verilen kırk bin Türk Lirası üzerindeki kararlar için başvurulacak olan kanun yolunun istinaf kanun yolu mu yoksa temyiz kanun yolu mu olduğu konusunda Yargıtay 17. Hukuk Dairesi ile 11. Hukuk Dairesi arasında görüş  aykırılığının içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesine ilişkindir. Sigorta uyuşmazlıklarının çözümü için özel olarak benimsenen sigorta tahkimi,  5684 sayılı Sigortacılık Kanunu ile “Sigortacılıkta tahkim” başlıklı 30. maddesindeki düzenleme ile 2007 yılında hukukumuza girmiştir. Sigorta tahkimi ile iç tahkim arasında  pek çok farklılıklar bulunmaktadır. Sigortacılıkta tahkimin konusunu yalnızca “sigorta ettiren veya sigorta sözleşmesinden menfaat sağlayan kişiler ile riski üstlenen taraf arasında sigorta sözleşmesinden veya hesaptan faydalanacak kişiler ile hesap arasında doğan uyuşmazlıklar” oluşturmaktadır.  İç tahkim sisteminin en temel özelliği ve vazgeçilmez unsuru olan taraflar arasında yazılı tahkim anlaşmasının varlığı koşulu, sigortacılıkta tahkim usulünde aranmamaktadır. 6100 sayılı HMK’nun “genel kanun”, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun ise “özel kanun” olduğu hususu hiçbir kuşku ve duraksamaya yol açmayacak ölçüde açıktır. Bu şekilde bir özel düzenleme varken genel yollama kuralının uygulanması ise hukuk metodolojisi ile  bağdaşmaz. 5684 SK’nun 30. maddesindeki düzenlemeler dikkate alındığında,  kanun koyucunun istinaf kanun yolunu esastan ve içerik olarak da denetime tabi tutmak amacıyla kasten ve özellikle devre dışı bıraktığı, kendi özel itiraz ve temyiz sistematiğini kurduğu belirgindir. İstisnai bir düzenleme olan bu durum öğretide “atlamalı temyiz” olarak isimlendirilerek, istinaf incelemesi yapılmadan doğrudan temyize tabi işlere örnek gösterilmektedir. Açıklanan nedenlerle, 5684 SK’nun 30. maddesi ile kurulan Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetinin bölge adliye mahkemelerinin faaliyete başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra itiraz üzerine verilen kararları temyiz kanun yoluna tabidir.

Uyuşturucu Madde Bulundurma – Şüphelinin Denetimli Serbestlik Tedbirine Uymamakta Israrı Nedeniyle Ertelenen Kamu Davasının Açılabilmesi İçin En Ez İki Kez İhtar Yapılmış Olması Gerekir

Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan yapılan soruşturma sonucunda; TCK’nun 191/2. maddesi uyarınca, 3 yıl süre ile kamu davasının açılmasının ertelenmesine, erteleme süresi içerisinde bir yıl süre ile tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kaldırılarak kamu davası açılabilmesi için şüphelinin erteleme süresi içinde kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi gerekir. Şüphelinin fiilinin ısrar olarak değerlendirilebilmesi için en az 2 kez ihtar yapılmış olması ve şüphelinin usulüne uygun ihtarlara rağmen ısrarla denetime uymaması gerekir. Usulüne uygun yapılan ilk çağrıya uymayan şüpheli hakkında sonuçları da açıkça belirtilmek suretiyle ikinci kez çağrı kağıdı çıkarılması, bu çağrıya da uymaması halinde ısrar şartı gerçekleşeceğinden kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı kaldırılarak iddianame düzenlenmesi gerekirken, ilk çağrıya uyulmaması üzerine kamu davası açılması hatalıdır. 

Daha Önce 1111 SK’nun 89/4. Maddesi Kapsamında Verilmiş ve Kesinleşmiş İdari Para Cezası Olmadıkça Yoklama Kaçağı, Bakaya, Geç İltihakla Bakaya ve Saklı Suçları Oluşmaz

1632 SK’nun 63. maddesinde düzenlenen yoklama kaçağı, bakaya, geç iltihakla bakaya ve saklı suçlarının oluşabilmesi için daha önce aynı kanunun 89/4. maddesi kapsamında verilmiş ve kesinleşmiş idari para cezası olması gerekir. Dosya içeriğinden, idari para cezasının MERNİS adresine tebliğe çıkarıldığı, ancak UYAP kayıtlarına göre yapılan incelemede, sanığın tebliğ tarihinde cezaevinde bulunduğu, dolayısıyla yapılan tebliğ işleminin geçersiz olduğu ve idari para cezasının kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Unsurları oluşmayan suçtan sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, mahkumiyete karar verilmesi hatalıdır.   

Aile Hukukundan Kaynaklanan Yükümlülüğün İhlali

Aile Hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali suçunun oluşabilmesi için sanıkla mağdurun evli olmaları ya da evli olmasalar bile sürekli birlikte yaşamaları, evli olmaları durumunda, sanığın mağdurun hamile kaldığını bilmesi, evli olmayıp sürekli birlikte yaşama durumunda da, sanığın mağdurun kendinden hamile kaldığını bilmesi, yine evli olmama durumunda mağdurun sanıktan başkasıyla da evli olmaması ve nihayet mağdurun çaresiz durumda bırakılması gerekmektedir. Somut olayda, sanıkla mağdurun birlikte yaşadıklarına ilişkin iddia veya tespit bulunmamaktadır. Buna rağmen sanığın  mahkumiyetine karar verilmesi hatalıdır. 

Bir Apartman İçinde Ortak Alanda Birden Çok Daireye Ait Su Sayaçlarının Çalınması Eylemi Her Müştekiye Karşı Ayrı Ayrı Değil Tek Konut Dokunulmazlığının İhlali Suçunu Oluşturur

Sanık; hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlali ve iftira suçlarından yargılanmıştır. Dosya kapsamından, müştekilerin beş katlı apartmanın 1. ve 2. katında bulunan dairelerde oturdukları, suça konu su sayaçlarının, her dairenin bulunduğu katta, daire dışında ortak kullanılan alanlardan olan apartman boşluğu içinde bulunduğu ve buradan çalınmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda bir kez konut dokunulmazlığının ihlali suçu oluşur. Açıklanan husus dikkate alınmadan, her müştekiye karşı ayrı ayrı konut dokunulmazlığının ihlali suçu oluştuğunun kabulü ile yazılı şekilde sanığın iki kez cezalandırılması suretiyle fazla ceza tayinine karar verilmesi hatalıdır.  

Yargılamanın Yenilenmesi Nedenleri – Yargılamanın Yenilenmesinde Usul - Yargılamanın Yenilenmesi Talebinin Hangi Nedenle Kabule Şayan Görülmediği Kararın Gerekçesinde Usule Uygun Olarak Açıklanmalıdır

Kesin hükümde yer alan adli hataların düzeltilmesine ve hükümlü hakkında aynı fiil nedeniyle tekrar yargılama yapılmasına imkan tanıyan yargılamanın yenilenmesi, olağanüstü kanun yollarından biridir. Yargılamanın yenilenmesi nedenleri CMK’nun 311. maddesinde tek tek sayılmıştır. Yargılamanın yenilenmesi talebini alan mahkemenin takip edeceği usul ve vereceği kararlar da CMK’da ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Yargılamanın yenilenmesi istemi, hükmü veren mahkemeye sunulur. Bu mahkeme, duruşma yapmaksızın istemin kabule şayan olup olmadığına karar verir. Yargılamanın yenilenmesi istemi, kanunda belirlenen şekilde yapılmamış veya yargılamanın yenilenmesini gerektirecek yasal hiçbir neden gösterilmemiş veya bunu doğrulayacak deliller açıklanmamış ise, bu istem kabule şayan görülmeyerek reddedilir. Yargılamanın yenilenmesi talebinin hangi nedenle kabule şayan görülmediği kararın gerekçesinde usule uygun olarak açıklanmalıdır. Yargılamanın yenilenmesi talebi kabule şayan bulunursa dayanılan delillerin toplanması, tarafların görüşlerinin de alınarak yargılamanın yenilenmesi isteminin incelenmesi gerekir. 

Cinsel İstismar – Evlenmeyle veya Mahkeme Kararıyla Ergin Olsa Bile 18 Yaşını Bitirmeyen Kişi Çocuktur

Sanık, cinsel istismar suçundan yargılanmıştır. Türk Medeni Kanunu uyarınca, herhangi bir sebeple 18 yaşından önce ergin olsa dahi Ceza Hukuku bakımından çocuk olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu sebeple evlenmeyle veya mahkeme kararıyla ergin olsa bile, 18 yaşını doldurmamış kişi çocuktur. Açıklanan nedenlerle, suç tarihinde 17 yıl 10 aylık olup evli olan mağdureye karşı işlenen cinsel istismar suçunun TCK’nun 103. maddesinde düzenlenmiş olan çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğu dikkate alınmadan  yazılı şekilde 102. maddeden ceza tayin edilmesi hatalıdır. 

Genel Güvenliği Kasten Tehlikeye Sokma – Sanığın Adli Sicil Kaydında Hükümlülüklerinin Bulunması TCK’nun 61. Maddesinde Sayılan Temel Cezanın Belirlenmesine İlişkin Ölçütlerden Değildir – Cezanın Belirlenmesinde Orantılılık İlkesi

Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir. Uyuşmazlık; TCK’nun 170/1-c. maddesinde düzenlenen ve 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezasını gerektiren genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçuna ilişkin olarak temel cezanın 2 yıl 6 ay hapis cezası olarak tayin edilmesinin isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler ise TCK’nun 61. maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu madde uyarınca, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezanın belirlenmesi gerekir. TCK’nun 3. maddesi uyarınca; suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine karar verilmelidir. Adli sicil kaydında hükümlülüklerinin bulunması, TCK’nun 61. maddesinde sayılan temel cezanın belirlenmesi ölçütleri arasında olmadığından alt sınırdan uzaklaşma gerekçesi yapılamaz. Açıklanan nedenlerle, dosya kapsamı dikkate alındığında, alt sınırdan makul ölçüde uzaklaşılmak suretiyle ceza tayin edilmesi gerekirken, temel cezanın üst sınıra yakın bir şekilde 2 yıl 6 ay hapis cezası olarak belirlenmesi suretiyle fazla ceza tayini hatalıdır. 

Temyiz Edilmeksizin Kesinleşen Kararlara Karşı “Yargıtay C. Başsavcılığı İtirazı” Kanun Yoluna Gidilemez

Uyuşmazlık; bozmanın, diğer hükümlülere sirayetine yasal olanak bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; ortada herhangi bir özel daire kararı bulunmadığı halde CMK’nun 308. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna başvurulmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. CMK’nun olağanüstü yasa yolları bölümünde yer alıp 308. maddesinde düzenlenen Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının, özel ceza daire kararlarındaki hukuka aykırılıkların, Ceza Genel Kurulu tarafından giderilmesini isteme ve bu yolla içtihat birliğini sağlama işlevinin yanı sıra kamuoyunun tatminini amaçlayan diğer bir yönü de bulunmaktadır. Bu yasa yolu, Yargıtay ceza daireleri kararlarına karşı başvurulan olağanüstü bir kanun yolu olup, bu yetki Yargıtay C. Başsavcısına aittir. Yargıtay C. Başsavcılığının olağanüstü kanun yollarından birisi olan itiraz kanun yoluna başvurabilmesinin ön koşulu, Yargıtay ceza daireleri tarafından temyiz incelemesi yapılarak bir karar verilmesidir. Hakkında temyiz incelemesi yapılarak hüküm kurulmayan sanık hakkında Yargıtay C. Başsavcılığı itirazı kanun yoluna gidilemez.

İşe İade Kararı Alan İşçinin İşe Başlatılmasından ve İşe Başlatmama Halinde Ödenecek Tazminattan Hizmet Alım Sözleşmesinin Tarafları Yüklenici ve İşveren Birlikte Sorumludur

Dava, hizmet alım sözleşmesine dayalı rücuen alacak istemine ilişkindir. İşçinin hizmet aktini yüklenici ile imzalamasına rağmen, işyerinin işverene ait olması nedeniyle işçinin işe iadesini işveren ve yüklenici birlikte gerçekleştirmek zorundadır. İşverenin kabulü olmadan yüklenicinin işçiyi iade etmesi mümkün değildir. İşe iade kararı alan işçinin işe başlatılmasından ve işe başlatmama halinde ödenecek tazminattan hizmet alım sözleşmesinin tarafları yüklenici ve işveren birlikte sorumludur. Açıklanan hususlar dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Kooperatif Eski Yöneticileri Hakkında Açılan Sorumluluk Davasının Görülebilmesi İçin Genel Kurul Kararı ve Davanın Denetçiler Tarafından Açılmış Olması Gerekir; Ancak Bu Dava Şartı Olmayıp Açılmış Bir Davada Sonradan Giderilebilir Eksikliktir

Dava, kooperatif eski dönem yöneticileri aleyhine açılan sorumluluk davasıdır. Kooperatif eski yöneticileri hakkında sorumluluk davasının görülebilmesi için genel kurul kararı ve davanın denetçiler tarafından açılmış olması gerekir. Ancak bu hususlar dava şartı olmayıp açılmış bir davada sonradan giderilebilir. Dosya kapsamından, davanın açıklanan usule uygun şekilde açılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, usuli eksiklerin ikmali için davacı tarafa mehil verilmelidir. Eksiklikler üzerinde durulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.

Davanın İhbarı – Davaya Katılma – Süresinde Verilen İhbar Dilekçesi Konusunda Ara Kararı Oluşturmadan, İhbar Edilene Tebliğ Edilip Değerlendirilmeden Karar Verilmesi Usul ve Kanuna Aykırıdır

Taraflardan biri davayı kaybettiği taktirde 3. kişiye rücu edeceğini ve kendisine rücu edilebileceğini düşünüyorsa, tahkikat sonuçlanıncaya kadar davayı 3. kişiye ihbar edebilir. İhbar yazılı olarak yapılır. İhbar dilekçesinin ihbar olunana teblig edilmesi ve ihbar talebi hakkında ara kararı oluşturulmalıdır. Dava kendisine ihbar edilen kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı olan taraf yanında davaya katılabilir. Müdahale dilekçesi, davanın taraflarına tebliğ edilir. Mahkeme, gerekirse taraflarla birlikte 3. kişiyi de dinlenmek üzere davet eder, gelmeseler dahi müdahale talebi hakkında karar verir. Süresinde verilen ihbar dilekçesi konusunda ara kararı oluşturmadan, ihbar edilene tebliğ edilip değerlendirilmeden karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.  

İş Kazası Nedenine Dayalı Tazminat Davalarında Maddi Tazminat Hesabı Kazalının Gerçek Net Ücreti Tespit Edilerek Buna Göre Yapılmalıdır

Davacı, iş kazası sonucu oluşan maluliyeti nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, maddi zararın belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. İş kazası nedenine dayalı maddi tazminat davalarında, maddi tazminat hesabı kazalının gerçek net ücreti üzerinden tespit edilerek buna göre yapılmalıdır. Gerçek ücretin ise işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarından saptanacağı, işçinin imzasının bulunmadığı işyeri ve sigorta kayıtlarının dikkate alınamayacağı, işçinin imzasının bulunduğu ücret tediye bordrolarının bulunmaması durumunda işçinin yaşı, kıdemi, mesleki durumu dikkate alınarak, emsal işi yapan işçilerin aldığı ücret göz önünde tutularak belirlenmesi gerektiği kabul edilmektedir. Açıklanan nedenlerle, davacının imzasını taşıyan maaş bordroları temin edilmeli, imzalı bordroların temin edilmemesi halinde ise davacı sigortalının olay tarihindeki yaşı, kıdemi ve yaptığı iş dikkate alınarak, işin yapıldığı yerdeki Meslek Odalarından ücret araştırması yapılmak suretiyle  alabileceği ücret belirlenmelidir.  

Manevi Tazminat Davasının Kısmen Reddi Halinde Karşı Taraf Vekili Lehine Hükmedilen Nispi Vekalet Ücreti Davacı Vekili Lehine Hükmedilen Miktardan Fazla Olamaz

Dava, iş kazası sonucu % 7,3 oranında sürekli iş göremezliğe uğrayan davacının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. AAÜT’nin 10. maddesi uyarınca, manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden nispi olarak hesaplanmalıdır Davanın kısmen reddi halinde davalı vekili lehine hükmedilen nispi vekalet ücreti  davacı vekili lehine hükmedilen miktardan fazla olamaz. Dosya içeriğinden, davalı vekili lehine manevi tazminatın reddedilen kısmı üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedildiği, ancak bu ücretin davacı vekili yararına hükmedilen nispi vekalet ücretini geçtiği anlaşılmaktadır. Bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK’nun 370. maddesi uyarınca hüküm bozulmamalı, düzeltilerek onanmalıdır.  

Öncesi ve Eylemli Durumu Orman Niteliği Nedeniyle Tapu İptali ile Hazine Adına Tescil Kararı Verilen Taşınmaz Kaydındaki Şerhlerin de Silinmesine Karar Verilmelidir

Davacı; dava konusu taşınmazın kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı, öncesinin ve eylemli durumunun da orman olduğunu iddia ederek davalı adına olan tapu kaydının iptal edilerek orman niteliği ile Hazine adına tapuya tescilini, tapu kaydında 3. kişiler lehine olan mevcut şerhlerin de terkinini talep etmiştir. Dava konusu taşınmazın kesinleşmiş orman sınırları içinde kaldığı dosya kapsamı ile sabittir. Ormanların korunmasına ilişkin Anayasa’nın 169. ve 6831 SK’nun 93. maddeleri uyarınca, tapu kaydında ormanlar üzerinde herhangi bir şerh bulunamaz. Orman niteliği nedeniyle tapu iptali ile Hazine adına tescil kararı verilen taşınmaz kaydındaki şerhlerin de silinmesine karar verilmelidir.  

İtirazın İptali – Yabancı Para Alacağına Avans Faizi Uygulanamaz – İcra İnkar Tazminatı Döviz Üzerinden Hesaplanamaz

Dava, itirazın iptali talebine ilişkindir. Davacı alacaklı, takip talebinde fatura bedeli 64.331,37 Euro üzerinden TL karşılığı harç bedelini belirterek takibe girişmiştir. Davalının ticari defterlerine fatura bedelinin TL olarak kaydedilmiş olması Euro üzerinden düzenlenmiş fatura tutarını Euro olarak talep etmesine engel teşkil etmez. Yabancı para alacağına avans faizi uygulanamaz. Yabancı para alacaklarına 3095 SK’nun 4/a maddesi uyarınca Devlet bankalarının bir yıl vadeli Euro mevduatına uyguladığı en yüksek oranda faize hükmedilmelidir. Öte yandan, takip Euro üzerinden yapılmış ise de icra inkar tazminatı dövizin takip tarihindeki TL karşılığı matrah yapılarak hesaplanır. Döviz üzerinden icra inkar tazminatı verilemez.  

Borçlar Kanunu’nun 19. Maddesine Dayalı Muvazaa Nedeniyle İptal Davası Açılabilmesi İçin Kesinleşmiş Bir Alacağın Varlığı Ön Koşul Değildir; Ancak Hukuki Yarar Açısından Davacının Davalıdan Bir Alacağı Olması Gerekir

Dava, BK’nun 19. maddesine dayalı  muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir. Söz konusu maddeye dayalı dava açılabilmesi için davacının İİK’nun 277. maddesine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasından farklı olarak kesinleşmiş bir alacağının varlığı ön koşul değildir. Ancak hukuki yarar açısından davacının davalıdan bir alacağı olması gerekir. Dosya kapsamından, davacı ile davalı arasında katkı payı alacağı davası bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, katkı payı alacağı davasının sonucu beklenerek, davacının bir alacağı olup olmamasına göre davanın esasına girilerek sonucuna göre karar verilmelidir.   

İlam Hüküm Tarihinden İtibaren On Yıl Geçtikten Sonra Karşı Tarafa Tebliğ Edilirse Süresi İçinde Temyiz Edilerek Zamanaşımı Nedeniyle Bozulması Sağlanabilir

Dava, İİK’nun 277.  maddesine dayalı tasarrufun iptali talebine ilişkindir. Zaman bakımından uygulanması gereken mülga 818 SK’nun 135/2. maddesi uyarınca; hüküm, verildiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra zamanaşımına uğrar. İlam, hükmün verilmesi tarihinden itibaren 10 yıldan fazla  zaman geçtikten sonra, karşı tarafa tebliğ edilirse, süresi içinde temyiz yoluna başvurularak hükmün  zamanaşımı nedeniyle bozulması sağlanabilir. Dosya içeriğinden, ilamın hüküm tarihinden on yıl geçtikten sonra davalıya tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda,  ilamın davalı yönünden zamanaşımına uğradığı dikkate alınarak yeniden hüküm kurulması için karar bozulmalıdır. 

Kadastro İşlemi ile Oluşan Tespit ve Kayıtların İptali İçin Devlet ve Diğer Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Açılan Davalarda Davalı Aleyhine Vekalet Ücreti Dahil Yargılama Giderlerine Karar Verilemez

Davacı Hazine, uyuşmazlık konusu taşınmazın, tapu kaydında 3.332 m2 olarak kayıtlı olmasına rağmen, ölçü krokisinde ve paftasında 7.300 m2 olduğunu belirterek, taşınmaza uygulanan vergi kayıt miktarının fazlası olan 3.968 m2’lik kısmın tapu kaydının iptali ve adına tescili istemiyle dava açmıştır. 3402 SK’nun 36/A maddesi uyarınca; kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca açılan davalarda davalı aleyhine vekalet ücreti dahi yargılama giderlerine karar verilemez. Yasal düzenleme dikkate alınmadan yargılama giderlerinin davalıya yükletilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Eser Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıklarda Genel Yetkili Mahkeme Olan Davalının Yerleşim Yeri Mahkemesi Dışında Sözleşmenin İfa Yeri Mahkemesi de Yetkilidir

Dava, eser sözleşmesi ilişkisinden kaynaklanan bakiye iş bedeli alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Eser sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda genel yetkili mahkeme olan davalının yerleşim yeri mahkemesi dışında sözleşmenin ifa yeri mahkemesi de yetkilidir. Dosya kapsamından, davanın işin yapıldığı yer mahkemesinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, işin esasına girilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yetkili yerde başlatılmış icra takibi bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Ortaklığın Satış Yoluyla Giderilmesine Karar Verildiğinde Satış Bedelinin Tapu Kaydı ve Mirasçılık Belgesindeki Paylar Oranında Dağıtılmasına Karar Verilmelidir; Bilirkişi Raporuna Atıfla Hüküm Kurulamaz

Davacı, dava konusu taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesini talep etmiştir. Elbirliğine tabi taşınmazdaki ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildiğinde satış bedelinin tapu kaydı ve mirasçılık belgesindeki paylar oranında dağıtılmasına karar verilmelidir. Paylı mülkiyet hükümlerine konu ise satış bedeli paydaşların tapudaki payları oranında dağıtılmalıdır. Ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilirken satış bedelinin “tapu kaydı ve mirasçılık belgesindeki payları oranında” dağıtılması gerekirken, bilirkişi raporuna atıf yapılması hatalıdır. Ancak bu husus kararın bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm düzeltilerek onanmalıdır.

Sağ Kalan Eş Miras Paylaşımında Aile Konutu ve Ev Eşyasının Kendisine Özgülenmesini İsteyebilir; Kat İrtifakı veya Kat Mülkiyeti Olmayan Taşınmazda Belli Bir Bölüm İçin Özgüleme Kararı Uygulanamaz

Dava, ortaklığın giderilmesi talebine ilişkindir. Eşlerden birinin ölümü halinde tereke malları arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. Sağ kalan eş mirasçı ise; miras paylaşımında, aralarındaki mal rejimi ister edinilmiş mallara katılma rejimi, ister mal ayrılığı, ister paylaşımlı mal ayrılığı, ister mal ortaklığı olsun mal rejimindeki hakları dışında, mirasın paylaşımında aile konutu ve ev eşyalarının kendisine özgülenmesini isteyebilecektir. Ancak bu özgüleme ve alım hakkı bedelsiz değildir. Kat irtifakı veya kat mülkiyeti olmayan taşınmazda belli bölüm için özgüleme kararı uygulanamaz. Kat irtifakı veya kat mülkiyeti bulunmayan taşınmazla ilgili kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulması için süre verilmeli, kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulması halinde eşe özgülenen bağımsız bölüm dışındaki bağımsız bölümler üzerinde ortaklığın giderilmesine karar verilmelidir.

Asıl ve Birleşen Davalar Hakkında Ayrı Ayrı Hüküm Kurulması Zorunludur

Bir davada istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümde; taraflara yüklenilen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.  Davaların birleştirilmesi durumunda da, asıl ve birleşen davalar birbirinden bağımsız, müstakil davalar olduğundan, ayrı ayrı hüküm kurulması zorunludur. Asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı hüküm kurulmamış olması usul ve yasaya aykırıdır.

Ödeme Taahhüdünü İhlal – Hesaplanan Faizin Hangi Döneme Ait Olduğu Belirtilmeyen, Alacaklının Son Ödeme Tarihine Kadar İşleyecek Faizden Feragat Beyanının Olmadığı Taahhüt Tutanağı Geçerli Olmayıp Bu Kapsamda Suç Oluşmaz

Ödeme taahhüdünü ihlal suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Taahhüdü ihlal suçunun oluşması için taahhüt tutanağında, toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faizin, vekalet ücreti, icra harç ve giderlerinin birlikte belirlenerek borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gerekir. Hesaplanan faizin hangi döneme ait olduğu belirtilmeyen, alacaklının son ödeme tarihine kadar işleyecek faizden feragat beyanının olmadığı taahhüt tutanağı geçerli olmayıp bu kapsamda suç oluşmaz. Sanığın üzerine atılı suçun koşulları oluşmamasına rağmen yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Nafaka Hükümlerine Uymama – Adi Alacak Niteliğinde Geçmiş Dönem Nafaka İstenen, İşleyecek Aylık Nafaka Talebi Bulunmayan Takibe Dayalı Nafaka Suçu Oluşmaz

Nafaka hükümlerine uymamak suçundan yapılan yargılamada, sanığın üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Dosya içeriğinden, takip talebinde cari nafaka alacağı talep edilmeyip adi alacak niteliğindeki geçmiş dönem nafaka borçlarının tahsilinin talep edildiği, işleyecek aylık nafaka talebinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.  Üç aylık nafaka bedellerinin ödenmediği gerekçesiyle şikayette bulunması neticesinde suçun unsurları oluşmadığından beraate karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yazılı şekilde sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi hatalıdır. 

Bölge Adliye Mahkemesi İlk Derece Mahkemesi Yargılamasında Eksiklik Bulup Bu Eksikliği Giderdikten Sonra İstinaf İsteminin Esastan Reddine Karar Veremez; Yeni Bir Karar Verilmelidir

Davacı; endüstriyel tasarım tescilinin hükümsüzlüğü, sicilden terkini, maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Bölge adliye mahkemesince, yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması karşısında istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. İlk derece mahkemesi yargılamasında eksiklik bulunup bu eksiklik giderildikten sonra istinaf isteminin esastan reddine karar verilemez; yeni bir karar verilmelidir. İncelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm usul ve yasaya aykırıdır. 

Üçüncü Kişi Lehine Sigorta Ettirmede Aksine Bir Sözleşme Hükmü Yoksa Sigorta Tazminatını Talep Hakkı Sigorta Ettirene Değil Sigortalıya Aittir

Dava, leasing all risk sigorta poliçesine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Sigorta ettiren, üçüncü bir kişinin menfaatini, onun adını belirterek veya belirtmeyerek, sigorta ettirebilir.  Üçüncü kişi lehine sigorta ettirmede aksine bir sözleşme hükmü yoksa sigorta tazminatını talep hakkı sigorta ettirene değil sigortalıya aittir. Dava konusu poliçede bu yönde aksine bir düzenleme yoktur. Bu durumda, sigorta ettiren davacının aktif dava ehliyeti değerlendirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Maluliyet Aylığı Almakta iken Sigortalı Olarak Çalışmaya Başlayanların Aylıkları Kesilir; Ancak Yasada Belirtilen Koşulların Varlığı Halinde İşten Ayrılarak Yeniden Maluliyet Aylığı Bağlanması İstenebilir

Davacı;  davalı kurumdan aldığı malullük aylığının bir işte çalıştığı gerekçe gösterilerek kesildiğini, işe başladığını, ancak sağlık durumunun elvermemesi nedeniyle yalnızca dört gün çalıştıktan sonra işten ayrıldığını belirterek kurum işleminin iptali ile maluliyet aylığının ödenmesi talebinde bulunmuştur. Maluliyet aylığı almakta iken sigortalı olarak çalışmaya başlayanların aylıkları kesilir. Ancak yasada belirtilen koşulların varlığı halinde işten ayrılarak yeniden maluliyet aylığı bağlanması istenebilir. İşten ayrılarak yeniden malullük aylığı bağlanması için yazılı istekte bulunan ya da emekliye ayrılan veya sevkedilenlere; kontrol muayenesine tabi tutulmak ve ilk aylığına esas malullüğünün devam etmesi kaydıyla,  çalışıyorsa görevinden ayrıldığı tarihi, diğerlerine ise istek tarihlerini takip eden ödeme döneminden itibaren yeniden malullük aylığı hesaplanarak bağlanır.  

Fazla Çalışma Ücreti Hesabında İşçinin İmzası Bulunan Fazla Çalışma ve Hafta Tatili Tahakkuku İçeren Bordrolardaki Miktarlar Dışlanmalı; Tahakkuk İçeren, İmza Taşımayan Ancak Karşılığı İşçinin Banka Hesabına Ödenmiş Olan Miktarlar ise Dışlanmamalı, Mahsup Yapılmalıdır

Uyuşmazlık, davacı işçinin fazla mesai çalışması yapıp yapmadığı ve bordrodaki fazla mesai ödemelerinin dışlanıp dışlanmayacağı noktasında toplanmaktadır. Fazla çalışma yaptığını ve hafta tatillerinde çalıştığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Fazla çalışma ücreti hesabında; işçinin imzası bulunan fazla çalışma ve hafta tatili tahakkuku içeren bordrolardaki miktarlar dışlanmalıdır. İmza taşımayan ancak karşılığı işçinin banka hesabına ödenmiş olan miktarlar ise dışlanmamalı, mahsup yapılmalıdır. Açıklanan nedenlerle, fazla mesai tahakkuku yapılıp davacıya ödendiği anlaşılan ayların fazla mesai hesabından dışlanması, tahakkuk içerse bile imza taşımayan bordroların karşılığının işçinin banka hesabına ödenmesi halinde miktar olarak mahsup yapılması gerektiğinin düşünülmemesi hatalıdır.

Aynı Karar İçin Karar Düzeltme Yoluna Bir Kez Gidilebilir

6100 SK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 SK’nun 427. ve devamı maddeleri uyarınca, mahkemelerden verilen nihai kararlara karşı temyiz yoluna başvurulduktan sonra ilgili dairesince verilen bozma veya onama kararlarına karşı HUMK’nun 440. maddesi uyarınca karar düzeltme istenebilir. Aynı karar için karar düzeltme yoluna bir kez gidilebilir. HUMK’nun 442. maddesi gereğince, birden fazla karar düzeltme yoluna başvurulamayacağından karar düzeltme talebinin reddi gerekir.  

Resmi Nikah Yapılacağı Vaadiyle Dini Tören ve Düğün Yapılarak Birlikte Yaşamaya Başladığı Kişi ile Anlaşamayan ve Ailesinin Yanına Gönderilen Kadının Manevi Tazminat Talebinin Kabulü Gerekir

Davacı, resmi nikah olmaksızın yapılan evlilik sonrası gerçekleşen ayrılığa dayalı olarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Tarafların akraba oldukları, ailelerinin bilgisi dahilinde toplumsal gelenekler yerine getirilerek köyde dini tören ve düğün yaparak evlendikleri, davalının ailesi ile birlikte yaşamaya başladıkları, bu durumun 3 yıl sürdüğü,  resmi nikah yapılmadığı ve anlaşmazlık sonucu davacı kadının ailesinin yanına geri döndüğü dosya kapsamı ile sabittir. Toplumumuzun geleneksel yapısı ve tarafların yaşadıkları sosyal çevre gözetildiğinde, ailesinin yanına dönmesinin kadının toplumda boşanmış kadın damgasını taşımasına yol açacağından, ortaya çıkan bu olgunun davacının kişilik haklarına saldırı oluşturacağının kabulü gerekir. Resmi nikah yapılacağı vaadiyle dini tören ve düğün yapılarak birlikte yaşamaya başladığı kişi ile anlaşamayan ve ailesinin yanına gönderilen kadının manevi tazminat talebinin kabulü gerekir. Davalının tazminatla sorumlu tutulmasını gerektiren bir haksız eylem bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.

Kural Olarak Asıl Borç Sona Erdiğinde Rehin, Kefalet, Faiz ve Ceza Koşulu Gibi Asıl Borca Bağlı Hak ve Borçlar da Sona Erer; Ancak Saklı Tutulmuş ise İşlemiş Faiz ve Ceza Koşulu İstenebilir

Dava, istirdat istemine ilişkindir. 6098 Sayılı Kanunun 131. maddesi uyarınca, kural olarak, asıl borç sona erdiğinde rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi asıl borca bağlı hak ve alacaklar da sona erer. Ancak saklı tutulmuş ise işlemiş faiz ve ceza koşulu istenebilir. Bu durumda; davacı tarafından, davalıya olan katılım payı borcunun aslı ödendiğine göre söz konusu kanun maddesi gereğince, davacının faiz adı altında yapmış olduğu ödemelerin iadesi gerekir. Yerel mahkemece, katılım paylarının ödenmesine ilişkin davalı tarafından davacıya gönderilen yazılar da dikkate alınarak iadenin kapsamı belirlenip varılacak sonuca göre karar verilmelidir.

Miras Bırakanın Vasiyetnameden Sonra Vasiyetname ile Bağdaşmayacak Bir Tasarrufta Bulunmasıyla Vasiyetnamenin Ortadan Kalkmış Sayılabilmesi İçin Yaptığı Sağlararası Kazandırmanın Geçerli Bir Hukuki İşleme Dayalı Olması Gerekir

Dava; vasiyetnamenin iptali, olmaz ise tenkis istemine ilişkindir. Miras bırakan vasiyetnameden sonra vasiyetname ile bağdaşmayacak bir tasarrufta bulunmasıyla vasiyetnamenin ortadan kalkmış sayılabilmesi için yaptığı sağlararası kazandırmanın geçerli bir hukuki işleme dayalı olması gerekir. Murisin davaya konu vasiyetnamenin düzenlenmesinden sonra vasiyete konu tüm taşınmazları da içerir satışların geçerli bir hukuki işleme dayalı olmadığı tapu iptali ve tescil kararı ile sabittir. Vasiyetnameye konu edilen tüm taşınmazlar kesinleşen mahkeme kararı ile birlikte yeniden murisin terekesine dönmüştür. Açıklanan hususlar dikkate alınmadan hatalı değerlendirme ile davanın hukuki yarar yokluğundan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Onamayı Takiben Karar Düzeltme Aşamasında Feragat Nedeniyle Mahkemenin Kendi Kararını Kaldırarak Feragat Nedeniyle Davanın Reddine Karar Vermesi Usul ve Kanuna Aykırıdır

İlk derece mahkemelerinin kararlarını bozup kaldırma yetkisi HMK’nun 428. maddesi ve Yargıtay Kanunu’nun 1. maddesine göre münhasıran Yargıtay’a aittir. Onama kararını takiben karar düzeltme aşamasında feragat nedeniyle yerel mahkemenin kendi kararını kaldırarak feragat nedeniyle davanın reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır. Boşanma davasının kabulüne karar verildiği, davalı erkeğin temyizi üzerine kararın onandığı, karar henüz kesinleşmeden davacı kadının davalı ile sulh olduklarını, birlikte yaşamaya başladıklarını, bu nedenle açtığı davasından ve tüm taleplerinden vazgeçtiğini bildirdiği dosya kapsamı ile sabittir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yerel mahkemenin, feragat dilekçesi üzerine, kararını kaldırması hatalıdır.

Tenkis – Davalıya Kazandırıldığı İddia Edilen Payın Akitte Gösterilen Bedelden Daha Yüksek Bir Bedelle Temlik Alındığı İspatlanamaz ise Akitte Gösterilen Satış Bedeli Ölüm Tarihine Güncellenerek Tenkis Hesabı Yapılmalıdır

Dava, tenkis istemine ilişkindir. Tenkis davasının dinlenebilmesi için öncelikli koşul; mirasbırakanın ölüme bağlı veya sağlar arası bir kazandırma işlemi ile saklı pay sahiplerinin haklarını zedelemiş olmasıdır. Saklı payların zedelendiğinden söz edilmesi için kazandırma konusu tereke ile kazandırma dışı terekenin tümüyle bilinmesiyle mümkündür. Davalıya kazandırıldığı iddia edilen payın akitte gösterilen bedelden daha yüksek bir bedelle temlik alındığı ispatlanamaz ise akitte gösterilen satış bedeli ölüm tarihine güncellenerek tenkis hesabı yapılmalıdır. Somut olayda, akitte gösterilen miktardan daha yüksek bedelde temlik yapıldığı ispat edilememiştir. Akitte gösterilen satış bedelinin mirasbırakanın ölüm tarihine göre güncellenmesiyle belirlenen değer sonucu yapılan tenkis hesabında davacıların saklı paylarının ihlal edilmediği dosya kapsamı ile sabittir. Bu durum karşısında, davanın reddine karar verilmelidir. 

Muris Muvazaasına Dayalı Davalarda Dava Değeri Uyuşmazlığa Konu Tüm Taşınmazların Değerine Göre Davacının/Davacıların Miras Payına İsabet Eden Değerdir

Davacı, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal ve tescil talebinde bulunmuştur. Bu nevi davalarda, dava değeri uyuşmazlığa konu tüm taşınmazların değerine göre davacının/davacıların miras payına isabet eden değerdir.  Bu durumda her bir davalıya temlik edilen taşınmazların ayrı ayrı davacının miras payı oranındaki değerleri üzerinden vekalet ücreti, harç ve yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekir. Açıklanan nedenlerle, temlik edilen taşınmazın değeri dikkate alınmak suretiyle ayrı vekalet ücreti, harç ve yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Reşit Olmakla Birlikte Eğitimine Devam Eden, Sürekli Bir Geliri Bulunmayan Yoksul Çocuğun Babası Yardımla Yükümlüdür; Çocuğun Açık Öğretimde Okuyor Olması Babanın Yoksulluk Nafakası Yükümlülüğünü Ortadan Kaldırmaz

Davacı, eğitiminin devamı nedeniyle yardım nafakası isteminde bulunmuştur. Uyuşmazlık, üniversitede okuyan ve düzenli bir geliri bulunmayan davacı yararına yardım nafakası takdiri gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Nafaka alacaklılığı, çocuğun bireyselliğinin bir parçasıdır. Hukukumuzda, çocuk kendisini dünyaya getiren ana ve babasından bakım parası isteyebilir. Ana ve babanın bu nafaka yükümü sosyal yardım ve dayanışma düşüncesinden kaynaklanır; onların velayet hakkından bağımsızdır. Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder. Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdür. TMK’nun 364. maddesi uyarınca “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.” Reşit olmakla birlikte eğitimine devam eden, sürekli geliri bulunmayan yoksul çocuğun babası yardımla yükümlüdür. Çocuğun açık öğretimde okuyor olması babanın yoksulluk nafakası yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.

Boşandığı Eşiyle Birlikte Yaşadığı Tespit Edilen Kişiye Bağlanmış Olan Ölüm Aylığının Kesilmesi ve Fiili Birliktelikten Sonraki Ödemelerin Geri İstenmesine İlişkin Kurum İşlemi Hukuka Uygundur

Asıl dava,  ölüm aylığının iptaline yönelik kurum işleminin iptali; birleşen dava ise, yersiz ödenen ölüm aylıklarının tahsiline yönelik icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumayacağı gibi, hiç kimsenin kendi kusurundan yararlanamayacağı ilkesi de birlikte dikkate alınarak, ilgililer her ne amaçla boşanmış olurlarsa olsunlar, fiili birlikteliklerini 5510 SK  ile getirilen yeni düzenleme sonrasında da sürdürdüklerinin veya söz konusu düzenlemeden itibaren anılan tür ve nitelikte bir beraberliğe başladıklarının kanıtlanması durumunda, başka bir anlatımla fiili olarak birlikte yaşama olgusunun saptandığı durumlarda, ilgililere gelir veya aylık tahsisi yapılmaması, bağlanan gelir veya aylığın kesilmesi gerekmektedir. Sosyal Güvenlik Kontrol memurlarınca tutulan tutanakta, apartman yöneticisi ve apartman görevlisinin beyanında davacının boşandığı eşi ile birlikte aynı adreste ayrılmadan birlikte yaşadıkları, muhtarlıkta aynı adrese sahip oldukları hususlarında yapılan tespitlerin aksi ispatlanamamıştır. Aylığın kesilme işlemine ilişkin kurum işlemi yerinde olduğundan asıl davanın reddi gerekirken, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır. 

Uyuşturucu Madde Ticareti – Kendisine Uyuşturucu Maddeyi Veren Kişiyi Söyleyerek Hakkında Hüküm Kurulmasını Sağlayan Sanık Hakkında Etkin Pişmanlık Hükümleri Uygulanmalıdır

Sanıklar, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yargılanmışlardır. Sanığın, diğer sanık  aleyhine delil bulunmadığı aşamada, aracında ele geçirilen poşetler içerisindeki uyuşturucu maddeleri kendisine veren kişiyi söyleyerek suç ortağının ortaya çıkmasına yardım ve hizmette bulunarak  hakkında hüküm kurulmasını sağladığı dosya kapsamı ile sabittir. Buna rağmen sanık hakkında TCK’nun 192/3. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiği dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Kaçakçılık Suçlarında Suç Konusu Eşyanın Gümrüklenmiş Değerinin İki Katı Kadar Paranın Ödenmesi Halinde Cezanın Yarı Oranında İndirileceği Sanığa Açıklanmalıdır – Hakların Öğretilmesi Yükümlülüğü

Kaçakçılık suçlarından birini işlemiş kişi, etkin pişmanlık göstererek, soruşturma evresi sona erinceye kadar suç konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı kadar parayı Devlet Hazinesi’ne ödediği takdirde  cezası yarı oranında indirilir. Bu düzenleme, mükerrirler hakkında veya suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde uygulanmaz. Soruşturma evresinde suça konu eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı tutarı hesaplanarak bu tutarı ödemesinin adil yargılanma hakkının bir unsuru olan “haklarının öğretilmesi yükümlülüğü” kapsamında, usulüne uygun olarak hukuki sonuçlarıyla birlikte açıklanmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Sanığa bu hak tanınmadan mahkumiyet kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.  

Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma Suçlarında En Önemli Özellik Eylemlerin Israrla Tekrarlanması ve Süreklilik Arzetmesidir

Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın beraatine karar verilmiştir. Atılı suçun oluşabilmesi için, kanun metninde yazılı bulunan telefon etme, gürültü yapma ya da aynı maksatla, hukuka aykırı bir davranışta bulunulması eylemlerinin bir kez yapılması yeterli değildir. Söz konusu eylemlerin ısrarla tekrarlanması, süreklilik arz etmesi ve sırf kişilerin huzur ve sükununu bozma saiki ile işlenmesi gerekir. Sanığın çok sayıda mesaj attığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken, aksi yönde karar verilmesi hatalıdır.   

Hırsızlık – Mağdurun Zararın Karşılanmasını İstememesi Halinde Sanık Etkin Pişmanlıkta Bulunmuş Sayılamaz; Ancak Bir Ödeme Yeri Tayini ile İade veya Tazminde Bulunmuş ise Temel Cezada İndirim Yapılır

Sanıklar, hırsızlık suçundan yargılanmıştır. Mağdurun zararının karşılanmasını istememesi halinde sanık etkin pişmanlıkta bulunmuş sayılamaz. Ancak bir ödeme yeri tayini ile iade veya tazminde bulunmuşsa temel cezada indirim yapılır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, mağdurun “...Zararım karşılanmamıştır ancak benim de zararın giderilmesine ilişkin bir talebim yoktur, zarar karşılanmış gibi işlem yapılsın...” şeklindeki beyanı sonrasında TCK’nun 168. maddesine göre indirim yapılması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

1- Zorunlu Müdafilik İçin Beş Yıllık Süre Değerlendirilirken Suçun Nitelikli Halleri ve Ağırlaştırıcı Nedenler de Dikkate Alınmalıdır 2- Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak Suçlarında İsteğe Bağlı Olmaksızın, Hatta Sanık Açıkça İstemediğini Beyan Etse Dahi Zorunlu Müdafi Görevlendirilmesi Gerekir

Sanık, silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan yargılanmıştır.  CMK, zorunlu müdafiilik sistemini, istisna olmaktan çıkararak adeta kural haline getirecek şekilde zorunlu müdafiilik sisteminin uygulama alanını genişletmiştir. Ceza adalet sistemimizde “bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin aynı suç sayılacağı” ilkesini benimsemiştir. Bu itibarla, aynı suç sayılan bir suçun nitelikli halinin ve benzer şekilde fiilin ağırlaştırıcı neden altında işlenen şeklinin CMK’nun 150/3. maddesinde belirlenen ve zorunlu müdafii atanması için gerekli olan beş yıllık sürenin belirlenmesinde esas alınması gerekir. Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçları, 3713 SK’nun 3. maddesinde düzenlenen mutlak terör suçlarındandır. Silahlı terör örgütü üyesi olmak suçlarında cezanın alt sınırının beş yıldan fazla olduğu dikkate alındığında, sanık hakkında, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan yapılan yargılama sırasında, CMK’nun 150/3. maddesi uyarınca, isteğine bağlı olmaksızın hatta açıkça müdafi istemediğini beyan etse bile zorunlu müdafii görevlendirilmesi gerekir. Adil yargılanma ilkesine aykırı olacak ve savunma hakkının kısıtlanmasına yol açacak şekilde, açıklanan hususlar dikkate alınmadan, kovuşturmada müdafi hazır bulundurulmaksızın mahkumiyet kararı verilmesi usul ve yasalara aykırıdır.

Nitelikli Dolandırıcılık – Önceden Doğmuş Bir Borç İle İlgili Hileli Davranışlarda Bulunulması Halinde, Zarar veya Borç Kandırıcı Davranışlar Sonucu Doğmuş Olmayacağından Dolandırıcılık Suçu Oluşmaz

Nitelikli dolandırıcılık suçundan yapılan yargılama sonunda, sanığın beraatine karar verilmiştir. Önceden doğmuş bir borç ile ilgili hileli davranışlarda bulunulması halinde zarar veya borç kandırıcı davranışlar sonucu doğmuş olmayacağından dolandırıcılık suçu oluşmaz. Taraflar arasındaki ticari ilişkinin cari hesap üzerinden yürütüldüğü, suça konu senetlerin sanık tarafından mal alımı esnasında mı yoksa daha sonraki bir tarihte mi verildiğinin tam olarak tespit edilmediği dosya kapsamı ile sabittir. Suça konu senetlerin önceden doğan borç karşılığında sanık tarafından daha sonraki bir tarihte verildiğinin tespiti halinde suç unsurları oluşmaması nedeniyle beraat kararı verilmelidir. Aksi halde suçun unsurlarının oluşması nedeniyle mahkumiyet kararı verilmesi gerekir. Açıklanan hususlar araştırılmadan, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Havaalanı Otoparkında Kapıları ve Bagajı Açık Olarak Bırakılan Araçtaki Çantanın Özel Güvenlikçilerce Alınarak Polise Teslim Edilmesi ve Arama Kararı Olmaksızın Görevlilerce XRAY’dan Geçirilip Elle Aranarak Silah Bulunması Olayında Hukuka Aykırılık Yoktur – Genel Olarak Önleme Araması ve Adli Arama

Sanık, 6136 Sayılı Kanuna aykırılık suçundan yargılanmıştır. Uyuşmazlık; suça konu tabancanın ele geçirilmesine ilişkin işlemlerin arama işlemi niteliğinde olup olmadığı ve bu bağlamda hukuka aykırı bir delilden söz edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Arama, amacına göre “adli arama” ve “önleme araması” olarak ikiye ayrılmaktadır. Arama şüpheli veya sanığı ya da bir delili elde etme amacıyla yapılabileceği gibi, bir suçun işlenmesini veya bir tehlikeyi önlemek amacıyla da yapılabilir. Birinci tür aramaya “adli arama”, ikinci tür aramaya ise “önleme araması” denilmektedir. Bu itibarla arama hem koruma, hem de önleme tedbiridir. Her iki tür arama arasında ortak özellikler bulunmakla birlikte hukuki nitelikleri, tabi oldukları kanuni düzenlemeler ve kapsamları bakımından önemli farklılıklar da bulunmaktadır. 2559 sayılı PVSK’da ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nde hakimden arama kararı alınması gerekmeyen haller gösterilmiştir. Buna göre; polisin, tehlikenin önlenmesi veya bertaraf edilmesi amacıyla güvenliğini sağladığı bina ve tesislere gelenlerin herhangi bir emir veya karar olmasına bakılmaksızın, üstünü, aracını ve eşyasını teknik cihazlarla, gerektiğinde el ile kontrol etme ve arama yetkisi bulunmaktadır. (PVSK m. 9/7) Bunun dışında Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 25. maddesi uyarınca, Devletçe kamu hizmetine özgülenmiş bina ve her türlü tesislere giriş ve çıkışın belirli kurallara tabi tutulduğu hallerde, söz konusu tesislere girenlerin üstlerinin veya üzerlerindeki eşyanın veya araçlarının aranmasında, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun Ek 1. maddesi kapsamında bulunan, sivil hava meydanlarında, limanlarda ve sınır kapılarında, binaların, uçakların, gemilerin ve her türlü deniz ve kara taşıtlarının, giren çıkan yolcuların X-ray cihazından geçirilerek, gerektiğinde üstünün ve eşyasının aranması ile buralarda görevli kamu kuruluşları ve özel kuruluşlar personelinin, üstlerinin, araçlarının ve eşyalarının aranmasında ayrıca bir arama emri ya da kararı gerekmeyecektir. Havaalanı otoparkında kapıları ve bagajı açık olarak bırakılan araçtaki çantanın özel güvenliklerce alınarak polise teslim edilmesi ve arama kararı olmaksızın görevlilerce XRAY’dan geçirilip elle aranarak silah bulunması olayında hukuka aykırılık yoktur. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 25. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin verdiği yetkiye dayanılarak suça konu silahın ele geçirilmesine ilişkin elle yapılan arama işleminde, arama emri verilmesi ya da hakimden karar alınması gerekmez. Açıklanan nedenlerle, hukuka aykırı olarak elde edilen bir delilden söz edilemez.

Avukatlara Karşı İşlenen Suçlardan Dolayı Açılan Davalarda Suçtan Doğrudan Zarar Görme Durumu Söz Konusu Olmayan Baroların Davaya Katılma Hakkı Bulunmamaktadır

Sanık, görevi yaptırmamak için direnme ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan yargılanmıştır. Uyuşmazlık; haciz işlemi sırasında avukata karşı gerçekleştirilen görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçları yönünden Baro Başkanlığının davaya katılma hakkının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.  Kamu davasına katılma için aranan “suçtan zarar görme” kavramı kanunda açıkça tanımlanmamıştır. Gerek Ceza Genel Kurulu gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak uygulanmış; buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Avukata karşı haciz işlemi sırasında gerçekleştirilen görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından dolayı İstanbul Baro Başkanlığının doğrudan bir zarar görmemesi, dolaylı veya muhtemel zararların kamu davasına katılma hakkı vermemesi ve herhangi bir kanunda baro tüzel kişiliğinin bu suçlardan açılan kamu davasına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunmaması karşısında, Baro Başkanlığının davaya katılma hakkının bulunmadığı kabul edilmelidir. 

Sıra Cetveline Karşı Şikayet – Sıra Cetveli Yapılırken Kesin Hacizlerin İnfaz Tarihleri, İhtiyati Hacizlerin ise Kesinleşme Tarihleri Dikkate Alınır

Dava, sıra cetvelinin iptali talebine ilişkindir. Sıra cetveli düzenlenirken kesin hacizlerin infaz tarihlerine, ihtiyati hacizlerin ise kesinleşme tarihlerine bakılır. İhtiyati haczin kesinleşmesi için ödeme süresinin geçirilmesi gerekir. Eğer İİK’nun 100. maddesindeki şartlar mevcutsa, ilk hacze iştirak mümkündür. İhtiyati hacizlerin kendi aralarında önce veya sonra konulmuş olmaları, İİK’nun 268. maddesindeki özel durum dışında sonuç doğurmaz. Somut olayda her iki ihtiyati haciz de aynı anda kesinleşmiştir. Bu durumda, İİK’nun 264. maddesi gereğince, ihtiyati haczin icrai hacze dönüştüğü tarihler dikkate alınmak suretiyle, uyuşmazlığa konu paranın tarafların alacaklı oldukları  iki dosya arasında garameten paylaştırılmasının gerekli olduğu dikkate alınarak şikayet hakkında karar verilmelidir.   

Sıra Cetvelinin İptali Talebi – Tefhimden İtibaren Kanun Yolu Süresinin Başlaması İçin Hüküm HMK’nun 294/3 ve 298/3. Maddesine Uygun Oluşturulup Tefhim Edilmiş Olmalıdır

Dava, sıra cetvelinin iptali talebine ilişkindir. Tüm deliller toplanıp, incelendikten sonra hakimin, HMK’nın 298/. maddesi uyarınca kararı, gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu oluşturarak tefhim etmesi asıldır. Ne var ki, uygulamada zorunlu nedenlerle sadece hüküm sonucu tutanağa geçirilip, tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır. Tefhimden itibaren kanun yolu süresinin başlaması için hüküm HMK’nun 294/3 ve 298/3. maddesine uygun oluşturulup tefhim edilmelidir. Dosya kapsamından,  şikayetin reddine ilişkin kısa kararın taraf vekillerinin yüzüne karşı tefhim edildiği, ancak  gerekçeli kararın tüm unsurlarıyla tefhim edilmediği anlaşılmaktadır. Buna rağmen istinaf süresinin tefhimden başlayacağı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Tanık Anlatımlarına Dayalı Hesaplanan, Uzun Süre İçeren ve Yüksek Miktar Tutan Fazla Çalışma Ücretinden Uygun Bir Miktar İndirim Yapılmalıdır

Davacı; davalı birlikte sulama elemanı olarak çalıştığını, fazla mesai, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, hafta tatili ücreti ve ilave tediye alacaklarının ödenmediğini iddia ederek söz konusu alacaklarının tahsilini talep etmiştir. İşçinin fazla çalışma ve tatil alacaklarından indirim yapılması konusunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Tanık anlatımlarına dayalı olarak hesaplanan,  uzun bir süre içeren ve yüksek miktar tutan fazla çalışma ücretinden uygun indirim yapılması gerektiği yönünde son yıllarda istikrarlı Yargıtay uygulaması bulunmaktadır. Fazla çalışmanın tanık anlatımları yerine yazılı belgelere ve işveren kayıtlarına dayanması durumunda böyle bir indirime gidilmemektedir.  

Bozmadan Sonra da HMK’nun 297. Maddesine Uygun Karar Verilmelidir; Bozma Kapsamı Dışında Kalan Hususlar Hakkında “Karar Verilmesine Yer Olmadığına” Şeklinde Karar Verilemez

Davacı, ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi zorunludur. Yargıtay’ca bozulan karar, sonraki kararın eki niteliğinde değildir. Bozma ile birlikte önceki hüküm ortadan kalkarak hukuki geçerliliğini yitirir. Mahkemece bozulan karara atıf yapılarak yeni hüküm oluşturulamaz. Bozmadan önceki ve bozmadan sonraki kararlar, 6100 SK’nun 297. maddesine uygun olmalıdır. Yasal düzenlemeler ve ilkeler dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde bozma sebebi yapılmayan alacak kalemleri hakkında “karar verilmesine yer olmadığına” şeklinde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.   

Çalışma Koşulları Çok Ağır Olsa Bile Bir Sigortalı Yasada Sayılan Sigortalılar ve İşyeri Kapsamına Girmiyor ise İtibari Hizmet Hükümlerinden Yararlanamaz

Davacı, davalı işyerinde geçen çalışmalarının 506 SK’nun Ek 5. maddesi kapsamında olduğunu ileri sürerek, itibari hizmet süresinin tespiti ile sigortalılık süresine eklenmesini talep etmiştir. İtibari hizmetten bir sigortalının yararlanabilmesi için sigortalının Ek 5. maddenin alt bendinde sigortalılar bölümünde gösterilen sigortalılardan olması ve hizmetin geçtiği yer olarak belirtilen işyerlerinde çalışmış olması gerekmektedir. Sigortalıya ve işyerine ilişkin koşul, yasada nitelikleri sayılı ve sınırlı bir biçimde belirtildiğinden bir sigortalının çalışma koşulları ne kadar ağır olursa olsun, yasada sayılan sigortalılar ve işyeri kapsamına girmediği sürece itibari hizmet hükümlerinden yararlanamaz. Görüldüğü üzere yasanın açıkça ve tadadi biçimde belirlediği ve itibari hizmetten yararlanmasını öngördüğü ‘sigortalılar’ kapsamını yorum yoluyla genişletmek yasanın amacına uygun düşmez. Davacının, mukavva ambalaj sektöründe, kutu ve kağıt üzerine baskı yapılan işyerinde çalıştığı dosya kapsamı ile sabittir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, davalı işyerinin söz konusu madde kapsamına giren işyeri kabul edilerek itibari hizmet koşullarının oluştuğuna karar verilmesi hatalıdır. 

Kat Malikleri Genel Kurul Kararının İptali Talebi – Usule Uygun Çağrı Belgesi Tebliğ Edilmemiş Olmakla Birlikte Olağanüstü Toplantıya Katılmış Olan Kat Malikleri Yönünden Toplantı ve Çağrı Usulüne Uyulmadığı Kabul Edilemez

Davacı, kat malikleri kurulu toplantısının iptaline karar verilmesi  isteminde bulunmuştur. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 29. maddesinde, kat malikleri kurulunun nasıl toplantıya çağrılacağı ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Usule uygun çağrı belgesi tebliğ edilmemiş olmasına rağmen olağanüstü toplantıya katılan kat malikleri yönünden toplantı ve çağrı usulüne uyulmadığı kabul edilemez. Davacılara usulüne uygun toplantı çağrı belgesi tebliğ edilmemiş olmasına rağmen toplantıya katılmış oldukları dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda,  iptali istenilen kat malikleri kurulu toplantısının usul ve kanuna uygun olduğunun tespiti ile davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Mükerrer İcra Takibi Usule Uygun Yapılmış Bir Takip Olmadığından Buna Dayalı Olarak Açılan İtirazın İptali Davasının Usulden Reddi Gerekir

Dava, itirazın iptali talebine ilişkindir. İİK.’nun 68. maddesi uyarınca, mükerrer ilamsız takip yapılamaz. Usulüne uygun yapılmış bir icra takibinin bulunması, itirazın iptali davasının görülmesi için dava şartıdır. Dava konusu takibin mükerrer ilamsız takip olduğu dosya kapsamı ile sabittir.  Usulüne uygun bir takip olmadığından itirazın iptali davası için dava şartı gerçekleşmemiştir. Bu durum karşısında, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

1- Bir Motorlu Aracı Kendi Hesabına ve Tehlikesi Kendisine Ait Olmak Üzere İşleten ve Fiili Tasarrufu Bulunan Kişi İşleten Sayılır 2- Motorlu Araç Bir Teşebbüsün Unvanı veya İşletme Adı Altında veya Teşebbüs Adına Kesilen Bilet İle İşletilmesi Halinde İşletilen Aracın Neden Olduğu Zarardan İşleten ve Bağlı Olduğu Teşebbüs Birlikte Sorumludur

Davacılar, trafik kazasından kaynaklanan ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. İşleten; araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır. Bir motorlu aracın işletilmesi, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen bilet ile işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar. Davalı şirketler arasında bayilik sözleşmesi olduğu anlaşılmaktadır. Su satışının bayilik sözleşmesi uyarınca yapıldığının anlaşılması durumunda davalı sürücünün beyanı, araç üzerinde davalı şirketin logosunun bulunması ve dosya kapsamındaki bayilik sözleşmesi uyarınca davalı şirketin de teşebbüs sahibi olarak diğer davalılarla birlikte sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Haksız Fiil Niteliğindeki Trafik Kazasına Dayalı Tazminat Davalarında Zamanaşımı Süresinin Başlaması İçin Failin ve Zararın Öğrenilmesi Gerekir; Tedavi Devam Ediyorsa Zararın Öğrenildiğinden Söz Edilemez

Dava; davalıların işleteni, sürücüsü ve trafik sigortacısı olduğu aracın yaptığı kazada, araçta yolcu olarak bulunan davacının ağır biçimde yaralandığı ve malul kaldığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminatın kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsili talebine ilişkindir. Haksız fiil niteliğindeki trafik kazasına dayalı tazminat davalarında zamanaşımı süresi, failin ve zararın öğrenilmesiyle başlar. Bedensel zararlarda, uğranılan zararın tespit edilebilmesi için tedavi sürecinin bitmiş olması gerekir. Tedavi devam ederken zarar gören kişinin sürekli ve geçici işgöremezlik durumu tam olarak tespit edilemez.  Tedavi devam ediyorsa zararın öğrenildiğinden söz edilemez. Tedavi sürecinin ne zamana kadar devam ettiği ve hangi tarihte bittiği konularında ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli bir rapor alınmalı; zararın (maluliyetin) ne zaman öğrenildiği ya da öğrenilmesi gerektiği değerlendirilmeli ve varılacak sonuca göre zamanaşımı yönünden değerlendirme yapılmalıdır.

Müşterek Mülkiyete Konu Taşınmaza İlişkin Uygulama Kadastrosuna İtiraz Davası Tüm Paydaşlarca Birlikte Açılmalı veya Açılan Davaya Diğer Paydaşların Katılımı Sağlanmalıdır

Dava; Kadastro Kanunu‘nun 22/a maddesi gereğince yapılan uygulama kadastrosuna itiraza ilişkindir. Müşterek mülkiyete konu taşınmaza ilişkin bu nevi davaların tüm paydaşlarca birlikte açılması veya paydaşlardan biri veya birkaçı tarafından açılan davaya diğer paydaşların da katılımının sağlanması gerekir. Dosya içeriğinden; davacının, uygulama kadastrosu sırasında paydaşı olduğu taşınmazın yüzölçümünün eksildiği iddiasıyla dava açtığı,  taşınmazın müşterek mülkiyete konu olduğu ve davacı dışında başka paydaşların da bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacıya müştereken maliki olduğu taşınmazdaki diğer paydaşların da davaya katılımını sağlaması için süre ve imkan tanınmalı, verilen süre içinde eksikliğin tamamlanması halinde yargılamaya devam edilmelidir.

Paylı Mülkiyete Tabi Taşınmaza İlişkin Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Feshi Davası Tüm Arsa Sahipleri Tarafından Açılmalı veya Katılımı ile Taraf Teşkili Sağlanmalıdır

Davacı, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi talebinde bulunmuştur. Dava konusu inşaat yapılacak taşınmazda, davacı dışında arsa sahiplerinin paylı mülkiyet şeklinde malik oldukları dosya kapsamı ile sabittir. Paylı mülkiyete tabi taşınmazlara ilişkin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi talepli davalar,  tüm arsa sahipleri tarafından açılmalı veya katılımı ile taraf teşkili sağlanmalıdır. Somut olayda, sözleşmenin feshi davasının tüm arsa sahiplerince birlikte açılması gerektiği kuralı dikkate alınmamıştır. Yerel mahkemece, taraf teşkili dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Paylı Mülkiyete Konu Taşınmaza İlişkin Ortaklığın Giderilmesi Kararı Verildiğinde Satış Bedelinin Tapudaki Paylara Göre Dağıtılması da Karara Bağlanmalıdır

Dava, ortaklığın satış yoluyla giderilmesi talebine ilişkindir. Ortaklığın giderilmesi davaları, paylı mülkiyet veya elbirliği mülkiyetine konu taşınır veya taşınmaz mallarda ortaklar arasındaki birlikte mülkiyet ilişkisini sona erdirip ferdi mülkiyete geçmeyi sağlayan, iki taraflı, tarafları için benzer sonuçlar doğuran davalardır. Mahkemece, paydaşlığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi durumunda satışın nasıl yapılacağı, satış bedeli, harç ve yargılama giderlerinin ne şekilde dağıtılacağı karara bağlanmalıdır. Satış bedelinin taraflara ne şekilde paylaştırılacağının yazılmamış olması hatalıdır. 

Yargılamanın İadesi Ayrı Bir Dava Olarak Açılır ve İncelenir; Davanın Açılışında Başvurma Harcı ile Karar ve İlam Harcı Alınır

Talepte bulanan, ortaklığın giderilmesi dosyasında vefat eden murise kayyım atandığını, tarafların murisin adresini bilmelerine rağmen bu konuda bilgi vermediğini iddia ederek yargılamanın iadesini talep etmiştir. Yargılamanın iadesi, ayrı bir dava olarak açılır ve incelenir. Davanın açılışında başvurma harcı ile karar ve ilam harcı alınır. Öncelikle talepte bulunandan harcın alınması, sonrasında ise davanın yeni bir esasa kaydedilmesi gerekir.  Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, mahkemenin dosya üzerinde inceleme yaparak yargılamanın iadesi talebi hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bölge Adliye Mahkemelerinin Göreve Başladığı Tarihten Sonra Verilen Kararlar Hakkında Karar Düzeltme Yoluna Gidilemez

6100 SK’nun Geçici 3. maddesinde;  Bölge Adliye Mahkemeleri’nin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz başvurusunda bulunulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 SK’nun 5236 SK ile yapılan değişiklikten önceki 427 ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı düzenlemesine yer verilmiştir. Bu düzenleme uyarınca, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararlar hakkında karar düzeltme yoluna ilişkin hükümler uygulanamaz. Açıklanan nedenlerle, davalının karar düzeltme talebine yönelik dilekçesinin reddine karar verilmelidir.

İşlemiş Faiz Miktarı Ödeme Emrindeki Miktardan Farklı Olan Taahhüt Tutanağına Dayalı Ödeme Şartını İhlal Suçu Oluşmaz

Ödeme şartını ihlal suçundan yapılan yargılama sonunda; sanıkların üç aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Taahhüdü ihlal suçunun oluşması için taahhüt tutanağında toplam borç miktarının, işleyen ve işleyecek faizin, vekalet ücreti, icra harç ve giderlerinin birlikte belirlenerek borçlunun taahhüdüne esas olan miktarın açıkça gösterilmesi gerekir. İşlemiş faiz miktarı ödeme emrindeki miktardan farklı olan taahhüt tutanağına dayalı ödeme şartını ihlal suçu oluşmaz. Taahhütname ile ödeme emrindeki işlemiş faiz miktarının farklı olması nedeniyle taahhüt geçerli olmamasına rağmen yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

İbrazında Tedbir Kararına İstinaden İşlemsiz İade Edildiğine İlişkin Yazılan Şerhte İbraz Tarihi Yazılmamış Olan Çek Adi Havale Hükmünde Kabul Edilir; Alacaklı Müracaat Hakkını Kaybeder

Çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takibe karşı keşideci-borçlu, icra mahkemesine başvurarak  tedbir kararı gereği karşılıksızdır kaşesi basılmadığını, ibraz şartının gerçekleşmediğini, takip dayanağı senedin kambiyo vasfında olmadığını iddia ederek icra takibinin iptalini talep etmiştir. İbrazında tedbir kararına istinaden işlemsiz iade edildiğine ilişkin yazılan şerhte ibraz tarihi yazılmamış olan çek adi havale hükmünde kabul edilir; alacaklı müracaat hakkını kaybeder.  Takip dayanağı belge kambiyo senedi vasfını taşımıyorsa,  icra mahkemesince bu husus İİK’nun 170/a maddesine göre kendiliğinden dikkate alınmalı ve  takibin iptaline karar verilmelidir.

İstinaf İtirazının Kısmen Kabulü Halinde Bölge Adliye Mahkemesi İlk Derece Mahkemesi Kararını Tümüyle Kaldırıp Yeniden Hüküm Kurmalıdır; Karar Kısmen Kaldırılarak Sadece Bu Kısım İçin Hüküm Kurulması Usul ve Yasaya Aykırıdır

6100 SK’nun 353. maddesinde; yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesi kararını düzelterek yeniden esas hakkında karar vereceği düzenleme altına alınmıştır. İstinaf itirazının kısmen kabulü halinde bölge adliye mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını tümüyle kaldırıp yeniden hüküm kurmalıdır. Aksi hal, aynı dosyada infazı kabil birden fazla kararın ortaya çıkması tehlikesine ve infazda tereddüte sebebiyet verilebilir. Karar kısmen kaldırılarak sadece bu kısım için hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.

Markanın Hükümsüzlüğü ve Sicilden Terkini – Davanın Açılmamış Sayılması Kararının Temyizi Üzerine Verilen Kararlara Karşı Karar Düzeltme İstenemez

Dava, dava konusu tasarımların hükümsüzlüğü ve sicilden terkini ile kararın ilanına karar verilmesi talebine ilişkindir. 1086 SK’nun 440. maddesi uyarınca, davanın açılamamış sayılmasına dair verilen kararların temyiz incelemesi üzerine verilen karara karşı karar düzeltme istenemez. Açıklanan nedenlerle, davacının karşı davaya yönelik karar düzeltme istemi;  birleşen davanın açılmamış sayılmasına dair kararının bozulmasına dair karara yönelik olduğundan davacının karar düzeltme dilekçesinin reddine karar verilmelidir.  

Bilirkişi Raporu Kararın Eki Sayılamaz; Rapora Atıfla Yetinilerek Hüküm Kurulması Usul ve Yasaya Aykırıdır

Dava,  iş kazası nedeniyle uğranılan kurum zararının rücuen tazmini talebine ilişkindir. Mahkeme kararları, kanunda açıkça belirtilmiş unsurları ihtiva etmeli ve belli bir şekle uygun olarak yazılmalıdır. Kararda bulunması gereken hususlar, 6100 SK’nun 297. maddesinde ayrıntılı olarak tek tek sayılarak gösterilmiştir. Kararda yazılması gereken en önemli unsurlardan birisi de hüküm sonucudur. Hüküm sonucu, davacının somut talepleri hakkında infaz edilebilecek ve kesin hükme konu olabilecek şekilde oluşturulmalıdır. Bilirkişi raporu kararın eki sayılamaz. Bilirkişi raporuna atıfla yetinilerek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Açıklanan hususlar dikkat alınmadan, sadece rapora atıfla yetinilerek karar verilmesi, infazda şüphe ve tereddüt yaratacağı gibi HMK’nun 297. maddesine de  aykırıdır.   

Devlet Hizmeti Yükümlüsü Pratisyen Hekimin Sözleşmeli Statüye Geçirilmesi Talebinin Boş Sözleşmeli Hekim Kadrosu Olmadığı İçin Reddi İşleminde Hukuka Aykırılık Yoktur

Davacı; Devlet Hastanesinde kadrolu pratisyen hekim olarak görev yaptığını, 4924 SK kapsamında sözleşmeli statüye geçirilmesi talebiyle yapmış olduğu başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline ve işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal hakların yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 3359 SK’nun Ek 3. maddesi uyarınca, uzman tabip ve tabiplerin Devlet hizmeti yükümlülüğünü ifa ederken, Devlet memuru veya 4924 SK’ya tabi sözleşmeli statüde görev yapma hususunda tercih hakları bulunmaktadır. 4924 SK’nun dava konusu işlem tarihindeki halinde; sözleşmeli sağlık personeli pozisyon sayısının azami 22.000 olacağı, sözleşmeli personelin istihdam edilecek hizmet birimlerinin Bakanlar Kurulu kararı ile tespit edileceği ve pozisyonların Maliye Bakanlığı tarafından vize edileceği; davalı idarenin, sözleşmeli personel pozisyonlarının hizmet ihtiyaçlarına en uygun şekilde dağılımının sağlanması için gerekli tedbirleri almak ve bu amaçla norm pozisyon sayılarını tespit etmekle görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, Devlet hizmeti yükümlüsü pratisyen hekimin sözleşmeli statüye geçirilmesi talebinin boş sözleşmeli hekim kadrosu olmadığı gerekçesiyle reddi yönündeki işlemde hukuka aykırılık bulunamamaktadır.

İthal Edilen Eşyaya İlişkin Gözetim Önlemlerinin Hukuka Aykırı Uygulanması Suretiyle Fazladan Ödenen Vergilerin İadesi İstenebilir

Dava; serbest dolaşıma giriş beyannamesiyle ithal edilen ve gözetim uygulamasına tabi olan ancak gözetim belgesi bulunmayan eşyanın kıymetinin ilgili tebliğde belirtilen kıymete yükseltilerek yurt dışı gider olarak beyanı sonucu fazladan ödenen verginin geri verilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine dair karara vaki itirazın reddi yolundaki işlemin iptali talebine ilişkindir. Gözetim uygulaması başlatılması durumunda, herhangi bir korunma tedbirinden söz edilemez. Bu aşamada, o malın ithalatında herhangi bir kısıtlama, vergi oranında artış, eşik kıymet belirlenmesi veya ek mali yükümlülük uygulaması söz konusu olmamaktadır. Sadece bir malın ithalatında, yerli üreticilerin zarar görmesine sebebiyet verebilecek miktarda artış olup olmadığının belirlenebilmesi için o malın ithal seyrinin izlenmesi amaçlanmakta ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için o malın ithalatında İthalat Genel Müdürlüğünce düzenlenen bir gözetim belgesi ibrazı zorunluluğu getirilmektedir. Gözetim belgesinin ibraz zorunluluğu, o malın belli bir değerin altında kıymetle ithal edilmek istenmesi durumuna münhasır olup gözetim önlemi uygulanmasına karar verilen eşyanın, belirlenen bir kıymetin altında ithal edilmek istenilmesi halinde sadece “gözetim belgesi” ibrazı zorunluluğu getirildiğinden bu zorunluluğa uyulmaması Gümrük Kanunu hükümlerine göre ek tahakkuk yapılmasını gerektirir bir durum değildir. Öte yandan İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğlerde belirtilen birim kıymet, eşyanın Gümrük Kanunu hükümlerine göre belirlenmiş gerçek satış bedeli değildir. Açıklanan nedenlerle,  ithal edilen eşyaya ilişkin gözetim önlemleri nedeniyle fazladan ödenen vergilerin Gümrük Kanunu’nun 211. maddesi kapsamında iadesi talebinin reddine vaki itirazın reddine dair işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı yönünde içtihatlar arasında aykırılığın giderilmesine,  oyçokluğu ile kesin olarak karar verilmiştir.

Eğitsel Gezi, Konferans, Kurs veya Seminerlere Katılan Öğretmen ve Yöneticilerin Ek Ders Ücretinden Yararlanabilmeleri için, Kurs ve Seminerlere Kursiyer Olarak Değil, Yönetici veya Öğretmen Olarak Katılmaları Gerekir

Davacı, katıldığı meslek içi eğitim çalışması nedeniyle kendisine ek ders ücreti ödenmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Ek ders ücreti ise, ek ders görevini yerine getiren öğretmenlere emekleri karşılığında ödenen ücrettir. Başka bir anlatımla, “ek ders ücreti”nin amacı, öğretmenlerin mali haklarının iyileştirilmesi değil, eğitim öğretim hizmetinin sürekli ve kesintisiz bir şekilde yürütülmesi amacıyla ayrıca “ek ders görevi”ni yerine getiren öğretmenlerin, bu hizmetlerinin karşılığının verilmesidir. Eğitsel gezi, konferans, kurs veya seminerlere katılan öğretmen ve yöneticilerin ek ders ücretinden yararlanabilmeleri için kurs ve seminerlere kursiyer olarak değil, yönetici veya öğretmen olarak katılmaları gerekir. Dosya içeriğinden, davacının eğitim kursuna yönetici veya öğretmen olarak görevlendirilmeden, “kursiyer” olarak katıldığı anlaşılmaktadır. Ek ders ücretinden yararlanma olanağı bulunmadığından, başvurunun reddine yönelik işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.   

Geçici Personel Statüsünde İstihdam Edilen Devlet Memurları 375 Sayılı KHK’nın Ek 9. Maddesi Kapsamında Değerlendirilemeyeceğinden Ek Ödemeye Hak Kazanamazlar

Davacı, 375 Sayılı KHK’nın Ek-9. maddesi kapsamında kurum çalışanlarına ödenen ek ödemelerden yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine yönelik işlemin iptali talebinde bulunmuştur. Geçici personel statüsü, belli bir vasıf gerektirmeyen, daha çok bedensel çalışmalara ağırlık veren, başlangıç ve bitişi belli olan, süreli işlerde çalışmayı öngörmektedir. Bu personel, idare ile yaptıkları bir sözleşme uyarınca idare için belirli bir iş yapan kişi konumundadır; yaptıkları iş, geçici veya mevsimlik olup, asli ve sürekli görevlerden de sayılmaz. Geçici personel, Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında belirtilen memur ve diğer kamu görevlileri kavramı dışında kalan, sözleşme ile çalıştırılan, işçi de olmayan, kendine özgü istisnai bir istihdam türüdür. Geçici personel statüsünde istihdam edilen devlet memurları 375 Sayılı KHK’nun Ek 9. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğinden ek ödemeye hak kazanamazlar.    

Limited Şirket Tüzel Kişiliğinden Tahsil Edilemeyen veya Tahsil Edilemeyeceği Anlaşılan Vergi Borcunun Ortaklardan Tahsili İçin Önce Kanuni Temsilci Hakkında Takip Yapılması Koşul Değildir

Talep, limited şirketlere ait vergi borçlarının şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması durumunda, şirket kanuni temsilcisinden tahsili yoluna gidilmeden şirket ortaklarının takip edilip edilemeyeceği konusunda Danıştay daireleri arasındaki aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yolu ile giderilmesi talebine ilişkindir. Tüzel kişilerde, vergi borçları nedeniyle doğan sorumluluk tüzel kişiliğe aittir. Limited şirketin vergi borçları için önce limited şirket tüzel kişiliği aleyhine takip yapılmalı, vergi alacağının şirket malvarlığından tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilci veya ortak aleyhine takip yapılmalıdır. Buna göre kanuni temsilcinin ve ortağın sorumluluğu fer’i niteliktedir. Vergi alacağı için şirket tüzel kişiliği aleyhine hiçbir takibat yapılmaksızın doğrudan doğruya kanuni temsilcilere veya ortağa başvurmak mümkün değildir. Limited şirket ortağının sorumluluğu, ortağın şirkete karşı koymayı taahhüt ettiği esas sermaye paylarını ödemeye ilişkindir. Bu durumu sınırlı şahsi sorumluluk olarak tanımlamak mümkün olup, aynı zamanda kusursuz sorumluluk olarak da kabul edilmektedir. Limited şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan vergi borcunun takip ve tahsiline ilişkin olarak 213 SK’da ve 6183 SK’da, kanuni temsilci ile ortak arasında bir öncelik sıralaması bulunmadığından, limited şirketin vergi borcunun ortaktan tahsili için kanuni temsilci hakkında takip yapılması koşul değildir.

Hacizli Araçların Satışını Yasaklayan Bir Hüküm Yoktur; Araç Hacizli Olarak Satılabilir ve Haciz Şerhi/Şerhleri ile Birlikte Tescil Edilebilir

Davacı,  noter satış sözleşmesi ile dava konusu aracı satın aldıktan sonra eski malikin borçları nedeniyle haciz şerhlerinin işlendiğini, idarece araç üzerinde  bulunan haciz şerhleri nedeniyle aracın  adına tescil işleminin yapılmadığını iddia ederek tescil talebinin reddine  ilişkin idari işlemin iptali talebinde bulunmuştur. Hacizli araçların satışını yasaklayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Araç hacizli olarak satılabilir ve haciz şerhi ile birlikte tescil edilebilir. Davacının tescil talep ettiği tarih itibariyle araç üzerindeki hacizlerle birlikte davacı adına trafik tescil kaydının yapılması gerektiğinden, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. 

Hiç Kimse Kendisini Suçlayan Bir Beyanda Bulunmaya Zorlanamayacağından İştirak Ettiği, Faillerinden Biri Olduğu Suç ile İlgili Olarak Davacı Emniyet Müdürü “Bildiği veya Gördüğü Bir Suçun İzlenmesi ve Suçlunun Yakalanması İçin Gerekli Girişimde Bulunmamak” Eyleminden Sorumlu Tutulamaz

Dava, emniyet müdürü olarak görev yapan davacının, görev yaptığı dönemde “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Anayasa’nın 38. maddesinde, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” düzenlemesi bulunmaktadır. Dosya kapsamından; davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Hiç kimse kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanamayacağından iştirak ettiği suç ile ilgili olarak davacı emniyet müdürünün “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” eyleminden sorumlu tutulamaz. Açıklanan nedenlerle davacıya, iştirak ettiği suçlar nedeniyle, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.   

TBB Meslek Kuralları’nın 27/2. Maddesinde Yer Alan “Bir Avukat Başka Bir Avukata Karşı Asil ya da Vekil Sıfatıyla Takip Edeceği Davayı Kendi Barosuna Bir Yazı ile Bildirir” Kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. Maddesindeki Görevlerle İlgili Olmadığı Gibi Avukatlığın Amacı ile de Bağdaşmaz

Davacı, vekil sıfatıyla bir başka avukata karşı takip ettiği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirmemesi suretiyle gerçekleşen eyleminin Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 27/2. maddesine aykırı olduğu  gerekçesiyle uyarı cezası verilmesi üzerine anılan meslek kuralının iptali talebinde bulunmuştur. Avukatlık Kanunu’nun 134. maddesinde; avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu kanunda yazılı disiplin cezalarının uygulanacağı belirtilmiştir. TBB Meslek Kurallarının 27/2. maddesindeki “Bir avukat başka bir avukata karşı asil ya da vekil sıfatıyla takip edeceği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirir.” kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. maddesindeki görevlerle ilgili olmadığı gibi avukatlığın amacı ile de bağdaşmaz. Meslektaşı olan  avukat hakkında açılan ceza davasını katılan vekili olarak takip etmesi nedeniyle bağlı bulunduğu baroya bildirimde bulunma zorunluluğunun bulunmaması karşısında, uyarma cezası verilmesine ilişkin işlemde  hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, uyarma cezasına dayanak teşkil eden Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 27/2. maddesinin iptaline karar verilmelidir. 

İletişimin Denetlenmesinde Elde Edilen ve CMK’nun 135. Maddesindeki Suçlar Kapsamında Bulunmayan Bir Fiile İlişkin Ses Kayıtları Tek Başına Delil Olarak Kullanılamayacağından Hukuka Uygun Başka Delil ve Belgeler Olmaksızın Buna Dayalı Olarak Disiplin Cezası Verilemez

Dava, İlçe Emniyet Müdürü olarak görev yapan davacının, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/13. maddesinde yer alan “Gizli tutulması zorunlu olan ve görevi ile ilgili bulunan bilgi ve belgeleri görevli veya yetkili olmayan kişilere açıklamak” fiilini işlediğinden bahisle meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Dava konusu meslekten çıkarma cezasına esas alınan fiilin,  iletişimin tespiti sonucunda elde edilen tapelerden tespit edildiği görüldüğünden, öncelikle bu tapelerin davacıya verilen meslekten çıkarma cezası açısından delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmalıdır. İletişimin denetlenmesinde elde edilen ve CMK’nun 135. maddesindeki suçlar kapsamında bulunmayan bir fiile ilişkin ses kayıtları tek başına delil olarak kullanılamayacağından hukuka uygun başka delil ve belgeler olmaksızın buna dayalı olarak disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasına esas fiil, 135. maddedeki suçlar kapsamında yer almamasına rağmen, sadece tape kayıtlarına dayalı olarak ceza verilmesi hukuka aykırıdır.   

POS Cihazı Kullanıcıları ile Yapılan Sözleşmeye Dayanan Banka Hesaplarına 6183 SK Kapsamında İleriye Yönelik Haciz Uygulanamaz

Dava, 30.6.2007 tarih ve 26568 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.’lu Tahsilat Genel Tebliğinin Genel Esaslar başlıklı Birinci Bölümünün Amme Alacaklarının Korunması başlıklı İkinci Kısmının İhtiyati haciz başlıklı II Nolu bölümünün 9’uncu maddesinin son fıkrasında yer alan, «Bankacılık sisteminde, POS cihazı kullanan müşteri ile banka arasında yapılan sözleşmelere dayanan bankalar nezdindeki hesaplar banka ile müşterisi arasında devamlılık arz etmektedir. Dolayısıyla bu hesaplar her zaman için banka nezdinde alacak doğmasına (muhtemel alacak) müsait hesaplar olarak değerlendirildiğinden bu hesaplara ileriye matuf olmak üzere haciz konulması mümkün bulunmaktadır.» şeklindeki kısmının iptali istemine ilişkindir. İleriye yönelik haciz yapılması; 6183 Sayılı Kanunun 79’uncu maddesi uyarınca haczedilecek maaş, ücret, kira, gibi süreklilik ve belirlilik arz eden alacak borç ilişkisi bulunması halinde mümkündür. POS cihazı kullanan asıl amme borçlusu ile davacı banka arasında düzenlenen sözleşmelere dayanılarak açılmış bulunan hesaplar, bu nitelikte bir alacak hakkı sağlamadığından, Tebliğin, dava konusu edilen düzenlemesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Seçilme Yeterliliğini Ortadan Kaldıracak Nitelikte Suç İşleyen ve Hakkındaki Mahkumiyet Kararı Kesinleşen Köy Muhtarının Görevine Son Verilmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Köy muhtarı olan davacı, muhtarlık görevinin sona erdirilmesine ilişkin kaymakamlık işleminin iptali ile köy muhtarlık seçimlerinin durdurulmasını talep etmiştir. Köy Kanununa göre, köy muhtarı Devlet memurudur. Muhtarlığa seçilebilmek için kısıtlı olmamak ve kamu hizmetlerinden yasaklı bulunmamak gerekir. Ağır hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı kesin olarak hüküm giyenlerin il ve ilçe idare kurulunca görevine son verilir. Somut olayda da davacı hakkındaki ağır hapis cezası kesinleşmiş olduğundan köy muhtarlığı görevini sürdürme koşullarını yitiren davacı hakkında muhtarlık görevine son verilmesi işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Re’sen Tarh Edilen Vergi ve Kesilen Cezanın Dayanağı Vergi İnceleme Raporunun İhbarname Ekinde Tebliğ Edilmemiş Olması Savunma Hakkını Kısıtlamaz; İşlemi Geçersiz Kılmaz

Vergi mahkemesi, inceleme raporunun vergi ve ceza ihbarnamesine eklenmemesinin esasa etkili şekil hatası olduğu gerekçesiyle dava konusu tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar vermiştir. İkmalen ve re’sen tarh edilen vergilerin ihbarname ile ilgilisine tebliğ edilmesi gerekir. İhbarname, vergi ve cezanın mükellefe bildirilmesini sağlayan bir yazıdan ibarettir. İhbarname ekinde tarh edilen vergi ve cezanın dayanağı vergi inceleme raporunun tebliğ edilmemiş olması savunma hakkını kısıtlamadığı gibi işlemi de geçersiz kılmaz.

İlköğretim Müfettiş Yardımcılığı İçin 40 Yaş Sınırı Konulması Kamu Yararı ve Hizmet Gereklerine Aykırılık Oluşturmaz

Davacı, ilköğretim müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı getiren genelgenin ilgili maddesinin iptalini talep etmiştir. Devlet Memurları Kanunu, memuriyete girişte yaş koşulu olarak sadece alt sınır belirlemiştir. İdareler, hizmetlerin niteliklerini dikkate alarak üst sınır belirleyebilirler. Müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı konulması kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık oluşturmaz. Bu durumda da davanın reddi gerekir.

Belediyeler Tarafından Kurulan Şirketler Belediyeler Tarafından Açılan İhalelere Katılamazlar

Dava, belediyelerin kurdukları ve yönetiminde belediye başkanı ve diğer belediye personelinin sorumlu olduğu şirketlerin, belediyeler tarafından açılan ihalelere katılamayacaklarına ilişkin genelgenin iptali ile aynı nedenle ihaleye alınmama işleminin iptali talebine ilişkindir. İhaleye katılacak olanların ihaleyi yapan kuruluş ile görev ilişkisi içinde olmalarının sakıncaları vardır. Bu durum ihaleyi yapan ile ihaleye katılanın aynı olması anlamına gelir. Bu durum ise ihalenin açıklık ve tarafsızlık ilkesine aykırı olduğu gibi rekabet koşullarını da ortadan kaldırır. Açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerekir.

Ganyan Bayilerinden At Yarışları ile İlgili Alınan Eğlence Vergisi Hipodromun Bulunduğu Belediyeye Ödenir

At yarışları ile ilgili olarak alınan vergi iki türdür. Bunlardan birincisi at yarışlarını seyretmek üzere hipodroma giriş yapılması sırasında bilet bedelleri üzerinden alınan vergidir. Bu verginin hipodromun bağlı olduğu belediyeye (büyükşehir belediyesinin yetki alanı dahilinde büyükşehir belediyesine) ödeneceği ilgili mevzuatta açıkça düzenlenmiştir. İkinci tür vergi ise ganyan bayilerinden at yarışları ile ilgili alınan eğlence vergisidir. Bu verginin nereye yatırılacağı hususunda ise bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda hakimin TMK’nun 1. ve 4. maddesi uyarınca takdir hakkını kullanarak karar vermesi gerekir. Eşitlik ve hukukta eşitliğin sağlanması açısından söz konusu verginin de ganyan bayiinin bulunduğu yer belediyesine değil, hipodrumun bulunduğu yer belediyesine ödenmesi gerekir.

Belediyelerce 3. Kişilere Devredilen Toplu Taşıma Hizmeti İçin Ancak Bir Defa Ücret Alınabilir; Aylık Ücret Alınamaz

Belediye sınırları içinde belirli mıntıkalar arasında yolcu taşımacılığı yapmasına izin verilen araç sahiplerinden taşıma imtiyazının devri karşılığında bir defa ücret alınabilir. Eldeki davada, dolmuş tipi araçlardan aylık 100 tam bilet karşılığı bedel alınması kararlaştırılmıştır. İmtiyaz devrinde bir defa alınan ücretten başka bedel alınmasına yasal olanak yoktur.

Derneklerin Lokallerinde Üyelere Bedel Karşılığı Yapılan Çay ve Meşrubat Satışları Ticari Faaliyet Kapsamında Olup KDV’ye Tabidir

Türkiye’de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabidir. Somut olayda davacı derneğin lokalinde üyelere bedel karşılığında çay ve meşrubat satışı yapılmaktadır. Söz konusu satışlar ticari faaliyet kapsamında olup KDV’ye tabidir. Yerel mahkemece açıklanan hususlar nazara alınmadan tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar verilmesi hatalıdır.

Belediyelerce Sağlık Kuruluşlarından Tıbbi Atık Bertaraf Ücreti İstenmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Davacı şirket, tıbbi atık bertaraf ücreti istenilmesine ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. 09.02.2000 tarih ve 23959 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan İl Mahalli Çevre Kurulu Kararı ile İstanbul ilindeki 20 yatak kapasitesinin üzerindeki sağlık kurum ve kuruluşlarından alınacak tıbbi atık bertaraf ücretleri belirlenmiştir. Tıbbi atıkların bertaraf edilmesi ile görevlendirilen belediyelerin bu nedenle ücret istemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Vergi Mahkemesi’nce davanın reddi usul ve yasaya uygundur.

Teşvikli Makine Teçhizat Teslimlerinden Doğan KDV İade Alacakları Hak Sahibi Dışında Herhangi Bir Kişi veya Kurumun Vergi Borcuna Mahsup Edilemez

Teşvikli makine ve teçhizat teslimi dolayısıyla doğan katma değer vergisi iade alacaklarının, hak sahiplerine iadesinde uygulanacak esasları belirleme yetkisi Maliye Bakanlığı’na aittir. Bu hususta anılan bakanlık çeşitli tebliğler yayınlamıştır. Ancak teşvikli makine ve teçhizat teslimlerinden doğan katma değer iade alacaklarının, hak sahibi mükellefler dışında herhangi bir kişinin veya kurumun vergi borcuna mahsup yapılmasına olanak veren bir düzenleme yapılmamıştır.

Katma Değer Vergisi İndirim Hakkının Kullanılabilmesi İçin Kanunda Sayılan Şartların Yerine Getirilmesi Gerekir

Süresinde katma değer vergisi beyannamesini vermeyen davacı şirket, takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden salınan katma değer vergisine ve kesilen ağır kusur cezasına ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. Katma değer vergisi indirim hakkı, her koşulda yararlanılabilmesi mümkün mutlak bir hak değildir. Bunun için kanunda sayılan koşulların gerçekleşmesi ve kullanma iradesinin yasal süre içinde ortaya konması gerekir. Katma değer vergisi beyannamesi vermeyen mükellefler indirim hakkından yararlanamaz. Vergi Mahkemesi’nce aksi kanaat ile yazılı şekilde karar tesis edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Kamu Görevlilerince “İlaçlı Stent” Parasının Ödenmemesi Nedeniyle Açılacak Maddi ve Manevi Tazminat Talepli Davalarda 5510 SK’nun Yürürlüğe Girmesinden Önce İşe Başlayanlar İçin Görevli Yargı Yeri İdari Yargı; Kanunun Yürürlüğünden Sonra Başlayanlar İçin ise İş Mahkemeleridir

Dava, kamu görevlisine kalp rahatsızlığı nedeniyle takılan “ilaçlı stent” parasının ödenmemesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Dosya kapsamından, davacının 657 SK kapsamında öğretmen olarak çalıştığı, 5510 SK’nun yürürlük tarihinden önce, 1982 yılında  Emekli Sandığı Kanunu kapsamında işe başladığı ve sigortalılık ilişkisinin ilk kez 5434 SK ile kurulduğu anlaşılmaktadır. 5510 SK’nun yürürlüğe girmesinden önce memur olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 SK hükümlerine tabidir.  Ancak, bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur olarak çalışmaya başlayanlar 5510 SK’ya tabidirler. 5510 SK’nun uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemeleri görevlidir.  5510 SK’nun yürürlüğe girmesinden önce memur olarak çalışmaya başlayanlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve eylemler “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam eder. İdari işlemler nedeniyle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davaların çözümünde idari yargı görevlidir. Açıklanan nedenlerle, 1982 yılında devlet memuru olarak kamu görevine başlayan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünde idari yargı görevlidir. 

Lisanssız Elektrik Üretimi İçin Yapılan Bağlantı Başvurusunun Reddine İlişkin Elektrik Dağıtım Şirketi İşleminin İptali ve Tazminat İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Görülmelidir

Dava, lisanssız elektrik üretimi izni için yapılan bağlantı başvurularının reddine ilişkin davalı elektrik dağıtım şirketi işleminin iptali ve tazminat istemine ilişkindir. Davalı şirket, özel hukuk tüzel kişisidir. Kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı dava açılabilir. Davanın açıldığı tarihte davalı olarak gösterilen şirketin kamu tüzel kişisi olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Açıklanan nedenlerle, davanın çözümünde adli yargı görevlidir. Bu durumda, asliye ticaret mahkemesinin başvurusunun reddine karar verilmelidir.

Sigortalının İş Kazası Bildiriminin Yasal Sürede Yapılmadığı Gerekçesiyle 5510 SK’nun 13. ve 21. Maddeleri Uyarınca İşveren İçin Tahakkuk Ettirilen Borcun/Cezanın İptali İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Çözümlenmelidir

Dava, sigortalının iş kazası bildiriminin yasal sürede yapılmadığı gerekçesiyle 5510 Sayılı Kanunun 13. ve 21. maddeleri uyarınca işveren aleyhine tahakkuk ettirilen borcun/cezanın iptali talebine ilişkindir. İş kazasının, 13. madde uyarınca, süresinde işveren tarafından kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, kurumca işverenden tahsil edilir. Mevzuat hükümleri ve somut olay birlikte değerlendirildiğinde; davacı şirkette çalışan sigortalının geçirdiği iş kazasının bildirilmesine ilişkin olarak, işverenin ve üçüncü kişilerin sorumluluğu kapsamında tahakkuk ettirilen borçtan kaynaklanan uyuşmazlık konusu düzenlemeler, 5510 Sayılı Kanunda yer almaktadır. Davacı şirket ve adli yargı yerince, dava konusu işlem idari para cezası olarak nitelendirilse de, tahakkuk ettirilen borç, idari para cezası değildir. 5510 Sayılı Kanundan doğan uyuşmazlığın, aynı kanunun 101. maddesi uyarınca adli yargı yerince (iş mahkemesince) çözümlenmesi gerekir.  

İcra Müdürlüğü Görevlilerinin Kusurlarından Doğduğu İddia Edilen Maddi Zararın Tazmini İstenen Davada Görevli Yargı Yeri Adli Yargıdır

Dava, icra müdürlüğü görevlilerinin kusurlarından doğduğu iddia edilen maddi zararın idarece tazmini talebine ilişkindir. Dosya kapsamından, icra müdürlüğü personelinin, ilgili Müftülük tarafından gönderilen borçluya ilişkin bir yazının zamanında sisteme girişini yapmadığı, ihmali davranışı ile borçlunun emekli ikramiyesine haciz yapılamaması sebebiyle davacının zarara uğradığı anlaşılmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin olarak kamu görevlilerinin işlemlerinden doğduğu iddia edilen zararın tazmini istemiyle açılan dava, davalılardan Adalet Bakanlığı bakımından adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Davanın çözümünde adli yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekir.   

Belediyenin Yaptığı İstinat Duvarının Park Halindeki Aracın Üzerine Yıkılması Nedeniyle Uğranılan Maddi Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargıda Görülmelidir

Dava, istinat duvarının, park halindeki aracın üzerine yıkılması sonucu uğranılan maddi zararın tazmini talebine ilişkindir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak, kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, tam yargı davaları kapsamında  idari yargı yerine ait olduğu yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetimi, tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerine aittir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddi gerekir. 

Devlet Hastanesinde Sağlık Hizmetinin Yürütülmesi Sırasında Doğduğu İddia Edilen Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacılar, Devlet Hastanesinde yapılan yanlış tedavi sonucunda sol elinde serçe ve yüzük parmağında işlev kaybı olduğunu, omzundaki sinirlerin ve kasların zedelendiğini, dirseğinin de tam olarak açılıp kapanmadığını ileri sürerek uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini talebinde bulunmuştur. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Davacılar, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede görev yapan sağlık çalışanlarının sağlık hizmetini gereği gibi yürütmediğini, dolayısıyla idarenin doğan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hastanenin kamu hizmetini yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumlu olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu hususların saptanması ise İdare Hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

İlköğretim Okulunda Öğretmen Olan Davacının Kurum Yöneticisi Tarafından Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Açtığı Manevi Tazminat Talepli Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Dava, ilköğretim okulunda beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapan davacının, kurum yöneticisi tarafından kişilik haklarına saldırı nedeniyle oluşan zarara dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık konusu olayda, davacının gıyabında kendisi hakkında olumsuz söz ve davranışlar uygulamak suretiyle mağduriyetine neden olduğu belirtilen kamu görevlisinin görevini yaparken kusurlu davranışta bulunmasının hizmet kusuru mu yoksa kişisel kusur mu olacağının ortaya konulması gerekmektedir. Davalı idare bünyesinde görev yapan davacı,  kamu idaresinin denetim ve kontrolü altındaki kamu görevlisinin tutum ve davranışları nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği uygulamalar, kamu görevlisinin görevinden ayrılmayan bir nitelik arz etmektedir. Somut olayda, hizmet kusurunun şahsi kusurdan net bir şekilde ayrılmadığı dosya kapsamı ile sabittir. İdarenin hizmet kusuru ya da başka nedenle idari sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, İdare Hukuku ilkeleri çerçevesinde yapılacak yargısal denetim sonucunda ortaya çıkacaktır. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde idari yargı görevlidir.  

Yasa Dışı Taşımacılık Yapıldığı Gerekçesi ile 2918 SK’nun Ek-2. Maddesi Uyarınca Verilen İdari Para Cezasının İptali İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, yasa dışı taşımacılık yapıldığı gerekçesiyle 2918 Sayılı Kanunun Ek 2. maddesi  uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması talebinde bulunmuştur. Dava konusu  trafik para cezası, 5326 Sayılı Kanunun 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biridir. Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkeme gösterilmemiştir. Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, bu kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmaz.  Açıklanan nedenlerle, idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın çözümünde adli yargı yeri görevlidir. Bu durumda, sulh ceza hakimliğinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. 

Davacının Belediyeye Verdiği Dilekçeye Karşı Verilen Cevabi Yazıda Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Manevi Tazminat İstemiyle Açtığı Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargıda Görülmelidir

Davacı, müdürü olduğu şirket adına, davalı belediyeye ait otelin ihalesiyle ilgili olarak bazı taleplerinin karşılanması istemiyle yazdığı dilekçeye karşılık verilen cevabi yazıda kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Kamu görevlilerinin kusur, ihmal ve hatalarından dolayı kamu hizmetinin yerine getirildiği sırada kişilerin zarar görmesi halinde meydana gelen kusur, hizmet kusurunu oluşturur. Kamu görevlisinin, hizmetle ilgili olmak üzere tutum ve davranışının bir kişiye zarar vermesi halinde bu durum, aynı zamanda yönetimin, gözetim ve iyi eleman seçme yükümlülüğünü yerine getirilmemesi nedeniyle hizmet kusuru sayılmalı ve bu nedenle açılacak dava idareye yöneltilmelidir. Davacının uğradığını iddia ettiği manevi zararı doğuran olay ile idarece yürütülen görev arasında doğrudan ve güçlü bir ilişkinin söz konusu olduğundan uyuşmazlığın İdare Hukuku ilkeleri kapsamında idari yargıda çözümlenmesi gerekir.  

Devlet Memurluğundan Emekli Olduktan Sonra Sözleşmeli Personel Olarak Çalışmaya Devam Eden Davacıya Emekli Aylıklarının Yersiz Ödendiği Gerekçesi ile Tesis Edilen Borç Tahakkuku İşleminin İptali İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, devlet memuru olarak çalışmaktayken emekliye ayrılıp daha sonra sözleşmeli personel olarak çalışmaya devam ettiğini ileri sürerek emekli maaşlarının yersiz ödendiği gerekçesiyle yapılan borç tahakkuku işleminin iptali isteminde bulunmuştur. 5510 Sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 Sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muameleler “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam eder. 5754 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce devredilen Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünden 5434 Sayılı Kanun kapsamında aylık alan davacı tarafından, yeniden göreve girdiği için aylıklarının kesilerek yersiz almış olduğu aylıklarının adına borç çıkarılması işleminin iptali istemiyle açılan davanın, görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevlidir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddine karar verilmelidir. 

Bir Davada Hem Görev Hem de Yetki Hususu İncelenecekse Öncelikle Görev Hususu Karara Bağlanmalıdır; Yetki İtirazı ise Görevli Mahkemece Değerlendirilmelidir

Davacı, davalı bankanın vermiş olduğu kredi karşılığında aile konutu olarak kullanılan taşınmaz üzerine ipotek konulduğunu, ancak ipotek tesis edilirken kendisinin muvafakatının alınmadığını iddia ederek ipoteğin kaldırılması talebinde bulunmuştur. Davalı banka vekili, öncelikle görev ve yetki itirazının kabulüne, bu talebin reddi halinde davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. Bir davada hem görev hem de yetki itirazı incelenecekse öncelikle görev hususu karara bağlanmalıdır. Yetki itirazı ise görevli mahkemece değerlendirilmelidir. Davanın çözümünde aile mahkemesi görevli olduğundan görevsizlik nedeniyle dava dilekçesinin reddine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli aile mahkemesine gönderilmesine; yetki itirazının görevli mahkemece değerlendirilmesine karar verilmelidir.

Cevap Dilekçesinin Islahı Suretiyle Zamanaşımı Def’inde Bulunulamaz

Dava, itirazın iptali talebine ilişkindir. Davalı, davaya cevap vermek zorunda değildir. Davanın cevapsız bırakılması ya da süresi içinde cevap dilekçesi verilmemesi halinde davalı, dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır. Ancak, bu inkarın zamanaşımı def’ini de kapsadığı söylenemez. Ayrıca, davalının süresinden sonra yaptığı usuli işlemini ıslah ederek zamanaşımı def’inde bulunabileceğini kabul etmek ıslah ile kaçırılmış olan sürenin geri getirilmesi sonucunu doğuracaktır. Oysa ki, kanun ile belirlenen süreler kesindir. Islah, kaçırılmış olan süreleri geri getiren bir yol değildir. Davacının cevap dilekçesi sunmadığı, daha sonra ıslahla zamanaşımı definde bulunduğu, davacı tarafın ise buna açık bir muvafakatının bulunmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Davalının geçerli bir zamanaşımı defi olmamasına rağmen mahkemece geçerli kabul edilerek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

İhtiyati Tedbir Talebinin Reddi veya Kabulü Kararlarına İtiraz Üzerine Verilecek Kararlara Karşı İstinaf Yoluna Gidilebilir; İhtiyati Tedbir Kararlarına Karşı İtirazlar İlk Derece Mahkemesince İncelenir

Davacı vekili; müvekkiline ait marka taklit edilmek suretiyle davalı tarafından üretilen dava konusu markalı ürünlerin tespit yapılan ve dilekçede adresi belirtilen depodan toplatılması, davalının üretim ve satışının durdurulması ve önlenmesi, gümrüklerden girişinin yasaklanması,  her türlü reklam ve tanıtım evrakının toplatılması ve internet sitesinden kaldırılması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. HMK ‘nun 341. maddesi uyarınca;  ihtiyati tedbir talebinin reddi ile ihtiyati tedbir talebinin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek karara karşı istinaf yoluna gidilebilir. İhtiyati tedbir talebinin kabulüne yönelik kararlara karşı yapılacak itirazları inceleme yetkisi ilk derece mahkemesine aittir. Açıklanan nedenlerle, aleyhine tedbir kararı verilen tarafın istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmelidir. 

Alacak Konusunda Kanaat Verici İçerikte Olması Koşuluyla Kesinleşmiş Bir Tenfiz Kararı Olmaksızın Yabancı Mahkeme Kararına Dayalı Olarak İhtiyati Haciz Kararı Verilebilir

Davacı, ihtiyati haciz red kararının kaldırılarak ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir. Yabancı mahkemeden verilen bir ilamın Türkiye’de icra edilebilmesi için söz konusu mahkeme kararının tenfizi ve bu tenfiz kararının kesinleşmesi gerekir. Yabancı mahkeme kararına dayalı olarak ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için söz konusu yabancı mahkeme kararının tenfizi ve bu tenfiz kararının kesinleşmesi ya da tanınmış olması gerekmemekle birlikte, ihtiyati haciz şartlarının bulunup bulunmadığı İİK’nun 257. madde kapsamında değerlendirilmelidir. Alacak konusunda kanaat verici içerikte olması koşuluyla kesinleşmiş bir tenfiz kararı olmaksızın yabancı mahkeme kararına dayalı olarak ihtiyati haciz kararı verilebilir. Yabancı mahkeme içeriği dikkate alındığında, alacak konusunda kanaat verici içerikte olmasına rağmen ihtiyati haciz talebinin reddi hatalıdır.   

İcra Takibinden Önce Açılan Menfi Tespit Davasında Verilen İhtiyati Tedbir Kararı İcra Takibini ve İcra İşlemlerini Durdurur; İhtiyati Haciz Kararı Bir İcra İşlemi Olmadığından İhtiyati Hacze Engel Oluşturmaz

Davacı, ihtiyati haciz talebinin kabul edildiğini, ancak daha sonra davaya konu çek ile ilgili menfi tespit davası açıldığı ve ihtiyati tedbir kararı verildiği gerekçesiyle ihtiyati haciz kararının iptaline karar verdiğini iddia ederek ihtiyati haciz kararının iptaline ilişkin kararının kaldırılmasını talep etmiştir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasında verilen ihtiyati tedbir kararı, icra takibini ve icra işlemlerini durdurur. Ancak ihtiyati haciz bir icra işlemi olmadığından, ihtiyati hacze engel oluşturmaz.  İhtiyati haciz ve icra takibi ayrı ayrı hukuki sonuçlar doğurur. İhtiyati haciz icra takip işlemi olmayıp yapılacak icra takibinden veya açılacak davadan önce uygulanan ve HMK’nun 101. maddesinde  düzenlenen ihtiyati tedbir benzeri daha etkili bir tedbir işlemi olduğundan İİK’nun 289. maddesinde öngörülen takip yasağından sayılmaz. Menfi tespit davasında verilen tedbir kararının, ihtiyati haciz kararını engeller mahiyette bulunmadığı, tedbir kararının icra takibi ve icra işlemlerini durduracağı dikkate  alınarak ihtiyati haciz talep edenin istinaf talebinin kabulüne ve ihtiyati haciz kararının iptaline ilişkin kararın kaldırılmasına karar verilmelidir.

Finansal Kiralama Sözleşmesinin Feshinin Tespiti ve Malların İadesi Talepli Dava Önce Arabulucuya Başvuru Şartına Tabi Değildir

Davacı, finansal kiralama sözleşmesinin feshinin tespiti ve finansal kiralama konusu malların iadesi talebinde bulunmuştur. 6102 SK’nun 5/A maddesi “ ….. ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.” şeklindedir. Eldeki davanın konusunun bir miktar paranın ödenmesine ilişkin alacak ve tazminat olmadığı göz önünde tutulduğunda, ilk derece  mahkemesinin arabulucuya başvurulmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan usulden red kararı vermesi hatalıdır.  

İcra Dosyasına Tehiri İcra Talebiyle Yatırılan Paranın Nemalandırılması İstenebilir

Davacı borçlu; icra takibinin dayanağı olan ilamı tehiri icra talepli temyiz ettiğini, dosya borcunu yatırıp mehil vesikası aldıklarını, yatırdıkları paranın nemalandırılmasının müdürlükten istenildiğini, ancak taleplerinin reddedildiğini belirterek şikayet yoluyla icra müdürlüğü kararının kaldırılmasını talep etmiştir. İİK’nun 134. maddesinde, ihale bedelinin nemaları ile birlikte hak sahiplerine ödeneceği belirtilmiştir. İİK’ da yatırılan diğer paraların nemalandırılıp nemalandırılmayacağına dair açıkça yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak nemalandırılmamasını gerektirir yasal bir engel de mevcut değildir. İcra dosyasına tehiri icra talebiyle yatırılan paranın nemalandırılması, hem alacaklının hem de borçlunun menfaatinedir. Açıklanan nedenlerle, icra mahkemesince şikayetin reddine karar verilmesi hatalıdır.   

İhtiyati Tedbire İtiraz İncelemesi Taraflar Davet Edilerek Duruşmalı Yapılmalıdır; Dosya Üzerinden Karar Verilemez

Davacı, FSEK’den doğan haklara tecavüzün tespiti, ref’i, men’i ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Uyuşmazlık, ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazın reddi kararına yöneliktir. İhtiyati tedbire itiraz edilmesi halinde ilgililer dinlenmek üzere davet edilmeli, gelmedikleri takdirde dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilmelidir. Davalı tarafından yapılan itirazın duruşma açılmaksızın, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu karara bağlanması usul ve yasaya aykırıdır.

Herhangi Bir Coğrafi Sınır Olmaksızın İşçinin İki Yıl Aynı Sektörde Başka İşyerinde Çalışamayacağına, Aksi Halde Cezai Şart Ödeyeceğine İlişkin İş Sözleşmesi Hükmü İşçinin Ekonomik Geleceğini Tehlikeye Düşürecek Bir “Kelepçeleme” Sözleşmesi Olduğundan Geçersizdir

Davacı işveren vekili; müvekkili firmanın kamu ve özel kuruluşlara otomasyon sistemleri dizaynı, temini ve kurulumu hizmeti ile gerekli yazılım sistemlerinin kurulumu hizmeti verdiğini, davalının iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini, davalının müvekkili firmanın en önemli müşterisi olan  şirkette mühendislik bölümünde dizayn mühendisi olarak çalışmaya başladığını, davalının bu firmada göreve başlamasından sonra en önemli müşterisi ile iş ilişkisinin sona erdiğini ve müvekkilinin ekonomik zarara uğradığını iddia ederek davalının hizmet sözleşmesinde belirtilen rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Taraflar arasındaki iş sözleşmesinde, herhangi bir coğrafi sınır olmaksızın 2 yıl süre ile işçinin aynı sektörde çalışamayacağı belirtilmektedir. Davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir coğrafi sınır belirlemeksizin 2 yıl süre ile aynı alanda faaliyet gösteren bir başka şirkette çalışamayacağına, aksi halde cezasi şart ödeneceğine ilişkin iş sözleşmesi hükmü, işçinin ekonomik özgürlüğünü tehlikeye düşürecek “kelepçeleme” sözleşmesi niteliğinde olduğundan geçersizdir.   

Somut Sebep ve Gerekçe İçermeyen İstinaf Talebi Reddedilir

Davacı vekili, kambiyo senetlerine mahsus yolla başlatılan icra takibinde; senetteki imzanın müvekkiline ait olmadığını, senetteki imza inkar edildiğinde bu konuda karar verilinceye kadar o senedin işleme alınamayacağını, bu nedenle takibin geçici olarak durdurulmasını ve yargılama sonunda ise takibin iptalini talep etmiştir. HMK’nun 355. maddesi uyarınca; istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılır. Ancak kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bu husus re’sen dikkate alınır. Gerekçe ve sebep içermeyen istinaf dilekçesi, görülebilirlik şartından yoksundur.  Somut sebep ve gerekçe içermeyen istinaf talebinin reddi gerekir. Dosya içeriğinden, davalı vekilinin sure tutum dilekçesi verdiği, ilamın tebliğinden sonra ayrıntılı istinaf dilekçesi sunulmadığı anlaşılmaktadır. Görülebilirlik koşullarına haiz olmayan istinaf dilekçesinin reddi gerekir.

Kambiyo Senedine Dayalı ve Kambiyo Hukuku Hükümlerine Göre Çözümlenmesi Gereken Menfi Tespit Davası Mutlak Ticari Davadır

Dava, kambiyo senedine dayalı takip nedeni ile menfi tespit istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, senet imzalama vakıasının  bankadan çekilecek kredinin teminatı olma amacını taşıdığı, bu nedenle olayda işçi işveren ilişkisinden kaynaklanan bir alacak/borç ilişkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kambiyo senedine dayalı ve kambiyo hukuku hükümlerine göre çözümlenmesi gereken menfi tespit davası, mutlak bir ticari davadır. Yerel mahkemece, dava konusu senedin işçi-işveren ilişkisi kapsamında düzenlendiği iddiasının bulunduğu, bu iddianın iş mahkemesinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle HMK’nun 114. ve 115. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi hatalıdır. 

İlk Derece Mahkemesinde Sunulmamış Olan Deliller İstinaf İncelemesinde Dikkate Alınmaz

Dava; ihtiyati haciz, itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir. HMK’nun 357. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinde sunulmayan deliller istinaf incelemesinde dikkate alınamaz. Davacı vekili tarafından istinaf dilekçesi ekinde sunulmuş olan mutabakat belgelerinin ilk derece mahkemesinde sunulmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, istinaf dilekçesi ekinde sunulan belgelerin değerlendirilme imkanı yoktur. Mahkemece her zaman delillerin değerlendirilip İİK’nun 257. maddesindeki şartlar dikkate alınarak ihtiyati haciz talebi hususunda bir karar verilebileceğinden ihtiyati haciz talebinin yazılı gerekçelerle reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.   

Satış Sözleşmelerinde Kural Edimlerin Aynı Anda İfasıdır; Peşin Satış Karinesi Uyarınca Alıcının Ödemeyi Avans Olarak Yaptığını ve Karşılığında Mal Teslim Edilmediğini Yazılı Delille İspatı Gerekir

Dava, mal alımına karşılık avans olarak verilen, ancak mal teslimi yapılmaması nedeniyle iadesi gerektiği ileri sürülen nakdi ödemenin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Satış sözleşmesinde kural, edimlerin aynı anda ifasıdır. Tarafların edimlerini aksine anlaşma olmadığı takdirde, aynı anda ifa etmeleri kural olduğundan, peşin satış karinesi uyarınca, davacının ödemenin avans olarak yapıldığını ve karşılığında mal teslim edilmediğini yazılı delille ispatı gerekir. Somut olayda, ödeme dekontlarında dava konusu faturaların numaralarına atıf da içeren avans ödemesi açıklamaları mevcuttur. Davacının bu şekilde peşin satış karinesinin aksini ispat ettiği kabul edilebilir ise de çekler ile dava konusu faturaların bedelini ödemiştir. Davacının avans ödemesinden sonra, faturalara konu malların davacıya teslim edildiği ve karşılığında verilen çekler ile mal bedelinin tamamının ödendiği sonuç ve kanaatine varılmış olduğundan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.  

Tescilli Patenti Olan Yöntemin Haksız Kullanımına Dayalı Haksız Rekabetin Tespiti, Men’i, Maddi ve Manevi Tazminat İstenen Uyuşmazlıkta Görevli Mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesidir

Dava, davacılar tarafından tescilli patenti alınan “çek ve senetlerin internet ve SMS yolu ile sorgulanması” yönteminin davalılar tarafından haksız ve hukuka aykırı kullanımı sonucu oluşan haksız rekabetin tespiti, men’i, maddi-manevi tazminatın tahsili; dava konusu yöntemin davalılar tarafından kullanılmaya devam edilmesi halinde mahkemece uygun bir bedelin yıllık kazanç miktarına göre tespit edilerek davalılardan tahsili istemlerine ilişkindir.  Dava, TTK’nun 54. maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerine dayanılarak açılmışsa da davalılara isnat edilen eylemin, davacıların patentten doğan hakları kapsamında kalıp kalmadığının tespiti için 551 Sayılı KHK hükümleri çerçevesinde de değerlendirme yapılması gerekir. Söz konusu inceleme ve değerlendirmeyi ise ihtisas mahkemesi olan Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi yapmalıdır. 

İhtiyati Haciz Kararı İçin Alacağın Varlığı ve Miktarı Konusunda Kanaat Verici Delil Gösterilmesi Gerekir

Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarının, alacakları ile diğer haklarının ihtiyaten haczini talep edebilir. İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacaklı, alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermeye mecburdur. Muaccel alacağın varlığı ve miktarı hususunda kanaat verici delilin sunulmadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz isteminin reddine karar veren ilk derece mahkemesinin kararına yönelik ileri sürülen istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmelidir.  

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Mirasçılık Sıfatından Ayrı ve Bağımsız Bir Haktır – Ölen Kişiden Davacılara Önemli Miktarda Miras Kalması ya da Onların Varlıklı Kişiler Olması Destek Tazminatı İstemelerine Engel Değildir

Dava, trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle destekten yoksun kalınan zarara ilişkin maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Destekten yoksun kalma tazminatı, mirasçılık sıfatından ayrı ve bağımsız bir haktır. Mirasın reddedilmesi, mirastan feragat edilmesi, terekenin borca batık olması gibi durumlar destekten yoksun kalma tazminatı istenmesine engel teşkil etmez. Davacıların gelirlerinin pek fazla ve varlıklı kişiler olmaları ya da ölen kişiden miras kalması da destek tazminatı istenmesine engel değildir. Çünkü ölenin mirası ile yakınlarının onun bedensel varlığından yoksun bırakan haksız eylem arasında nedensellik bağı kurulamaz. Bu nedenle destek tazminatının hesabında gözetilecek olan miras gelirleri değil, ölenin beden gücünden yoksunluğunun bedelidir. Açıklanan nedenlerle, davacıların destekten yoksun kalma durumu belirlenerek destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmemesi hatalıdır. 

Kesin Yetki Kuralı Bulunan Hallerde Yetki Sözleşmesi Yapılamaz – Yetki Sözleşmesi Sadece Tacirler veya Kamu Tüzel Kişileri Arasında Yapılabilir

Dava, dükkan satım sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil, kira kaybı tazminatı; olmadığı taktirde satım sözleşmesinin feshi ile ödenen bedelin denkleştirici adalet ilkelerine göre hesaplanacak karşılığının davalıdan tahsili, maddi tazminat istemine ilişkindir. Kesin yetki kuralı bulunan hallerde yetki sözleşmesi yapılamaz. Taraflarca bu hususta yapılan yetki sözleşmesi geçerli olmaz. Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için taraflarının tacir veya kamu tüzel kişi olması gerekir. Somut olayda, davacılar gerçek kişi olup tacir sayılamaz. Davacıların tacir olduklarına ilişkin dosya kapsamında herhangi belge, bilgi ve kayıt bulunmamaktadır. Davanın tarafları arasındaki satım sözleşmesi kapsamında yapılan yetki sözleşmesi geçersizdir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, ilk derece mahkemesinin yazılı gerekçelerle yetkisizlik kararı vermesi usul ve yasaya aykırıdır.  

Menfi Tespit Davaları Bir Miktar Paranın Ödenmesi Talebini İçermediğinden Ticari Nitelikteki Menfi Tespit Davalarının Açılabilmesi İçin Önce Arabulucuya Başvuru Şartı Yoktur

Dava hukuki niteliği itibariyle, icra takibinden sonra açılmış menfi tespit davasıdır. 6102 SK’nun 5/A maddesine göre, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Davanın konusu, dava dilekçesindeki talep sonucu, esas alınarak belirlenir. Talep sonucunun bir para alacağının tahsili veya tazminat olduğu durumlarda, arabulucuya başvuru yapılmış olması dava şartıdır. Menfi tespit davaları bu kapsamda değerlendirilemez. Çünkü, menfi tespit davalarında, bir miktar alacağın tahsili talebi yoktur. Bu nedenle, ticari dava niteliğindeki menfi tespit davalarının açılabilmesi için arabulucuya başvuru zorunluluğu yoktur. İlk derece mahkemesinin aksi yöndeki kararı usul ve yasaya aykırıdır.  

İlk Derece Mahkemesince Verilen “Davalıdır” Şerhi Kararına Karşı İstinaf Yasa Yoluna Gidilemez

Dava, harici temlik sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. HMK’nun 341. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bunun dışındaki geçici hukuki koruma önlemlerine ilişkin kararlara karşı istinaf kanun yolu açık olmadığı gibi esasen ‘davalıdır’ şerhi, geçici korumalardan da değildir. Açıklanan nedenlerle “davalıdır” şerhi yönünden ortada istinaf yolu açık bir karar bulunmadığından  “davalıdır” şerhinin kaldırılması talebinin reddine ilişkin ara kararına yönelik istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmelidir.  

Yargılama Sonucu Hüküm Altına Alınacak Amaca Ara Kararla ve İhtiyati Tedbir Yoluyla Ulaşılmasına Hukuken Olanak Tanınmamıştır

Dava; davalı OSB’nin dava dilekçesinde tarihleri belirtilen yönetim kurulu kararlarının ve  genel kurul toplantısının iptali talebine ilişkindir. Uyuşmazlık ise; bu davada talep edilen “davacının maliki olduğu taşınmazla ilgili yapılacak tahsis, tahsis iptali, geri alım, kamulaştırma, icra, ihale v.b. işlemlerin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulması” talebinin reddine dair verilen ara karara ilişkin istinaftır. Talep edenin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan hallerde hakim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. HMK’nun 390. maddesi uyarınca, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak, yasal delillerle ispat etmek zorundadır. Geçici hukuki koruma kapsamında olan ihtiyati tedbir kararı verirken hakim, asıl uyuşmazlığı çözecek içerikte bir karar vermemelidir. Çünkü yargılama sonucu hüküm altına alınacak amaca, ara kararla ve ihtiyati tedbir yoluyla ulaşılmasına hukuken olanak tanınmamıştır. Tedbiren dava konusu yönetim kurulu kararlarının ve genel kurul kararının uygulanmaması yönünde ara karar verilemez. İlk derece mahkemesince bu doğrultuda tedbir talebinin reddine ilişkin verilen ara kararı usul ve yasaya uygun olduğundan,  istinaf başvurusunun reddi gerekir. 

• MUKAYESELİ HUKUKTA ŞİRKETLER HUKUKUNDA REKABET YASAĞI

• ZAYIFLARIN KORUNMASI AYRIMCILIK ve DOLAYLI AYRIMCILIK

• HAKSIZ REKABETTE ADİ İŞ – TİCARİ İŞ AYRIMI VE BU AYRIM NETİCESİNDE TABİ OLUNAN HÜKÜMLER

• MÜLKİYET HAKKININ TAŞKIN SURETTE VE KOMŞULUK İLİŞKİLERİNİN OLAĞAN ÖLÇÜLERİNİ AŞAN KULLANIMINDAN DOĞAN SORUMLULUK

• COVİD-19 PANDEMİSİ ÇERÇEVESİNDE SEÇİMLERİN ERTELENMESİ MESELESİ

• 6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU’NA GÖRE LİMİTED ŞİRKETLERDE ÇIKMA VE ÇIKARILMA

• SÖZLEŞMENİN KURULMASI ESNASINDA ÖNGÖRÜLEMEYEN SONRAKİ İFA İMKȂNSIZLIĞI KAPSAMINDA MÜCBİR SEBEP ve COVİD-19 (CORONA VİRUS) SALGINININ, TARAFLAR ARASINDA SÜREN SÖZLEŞMELERE ETKİSİ

• YÜKLENİCİNİN DOLANDIRICILIK SUÇUNDAN CEZAİ SORUMLULUĞU

• 7226 SAYILI BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN’UN GETİRDİĞİ TEMEL DÜZENLEMELER

• FİNANSAL KİRALAMA SÖZLEŞMESİ AÇISINDAN TÜKETİCİNİN KONUMU VE TÜKETİCİ İŞLEMİ

• TÜRK İDARE HUKUKUNDA KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI

• TÜRK HUKUKUNDA ELEKTRONİK İMZA

• SPORTİF ALANDA, DOPİNG ve HUKUKA AYKIRI DAVRANIŞLARDAN DOĞAN SORUMLULUK

• KAMU DAVASININ AÇILMASININ ERTELENMESİ VE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI ŞARTI OLARAK MAĞDURUN VE KAMUNUN ZARARININ GİDERİLMESİ

• KATASTROFİK HASARIN TAZMİNİ

Güncel
Tümü