Son Eklenenler

  • Tıklayınız

    YARGITAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    DANIŞTAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

  • Tıklayınız

    B.A.M KARARLARI

  • Tıklayınız

    BİLİMSEL İNCELEMELER

Uyuşturucu Madde Ticareti – Ele Geçirilen Uyuşturucu Maddeye İlişkin Sabit Görülen Eylem Dışında Farklı Tarihlerde İşlendiği İddia Edilen Eylemlere İlişkin Uyuşturucu Maddelerin Ele Geçirilememiş Olması Karşısında Zincirleme Suç Hükümleri Uygulanamaz

Zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanabilmesi  için cezalandırılabilir nitelikte birden fazla eylemin bulunması gerekir. Dosya kapsamından, farklı tarihlerde işlendiği iddia edilen eylemlere ilişkin maddelerin ele geçirilememesi nedeniyle uyuşturucu madde olup olmadığının teknik bir yöntemle tespit edilemediği, bu haliyle maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında, yeterli ve kesin delil bulunmadığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen sanığın diğer eylemleri sabit görülerek sanık hakkında şartları oluşmadığı halde zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Adli Para Cezaları İçin Tekerrür Hükümleri Uygulanamaz

Sanık hakkında hem adli para cezası hem de hapis cezası verilmiştir. Adli para cezası için TCK’nun 58. maddesine göre tekerrür hükümleri uygulanamaz. Tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilirken hiçbir ayrım yapılmaksızın sanığın cezasının TCK’nun 58. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi ile TCK’nun 58. maddesi uyarınca cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması gerektiğinin dikkate alınmaması hatalıdır. Hükmün tekerrüre ilişkin fıkrasından “cezanın” ibaresinin çıkarılarak yerine “hapis cezasının” ibaresinin ve “cezanın infazından sonra sanık hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına” ibaresinin yazılması suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir. 

Aynı Suç İşleme Kararıyla Birden Fazla Mağdura Karşı Gerçekleştirilen Yer ve Zaman Bakımından Bağlantılı Hakaret Eylemi Tek Suç Oluşturur

Hakaret suçunun farklı mağdurlara karşı tek fiille gerçekleştirildiğinden söz edilebilmesi için hakaretin mutlaka ortak söz veya davranışlarla gerçekleştirilmiş olması şart değildir. Sanığın öncelikle, önce müştekiye akabinde de, katılana hakaret eylemlerinde bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Sanığın müşteki ve katılana yönelik hareketlerinin aynı yerde, aynı suç işleme kararıyla, birbirini takip eden söz ve davranışlarla gerçekleşmesi dikkate  alındığında, sanığın eylemlerinin hukuken bir bütün halinde tek bir hakaret fiilini oluşturduğu anlaşılmaktadır. Aksinin kabulü, “fiilin hukuki anlamda tekliği” prensibine de aykırılık teşkil eder. Tek fiille birden fazla müşteki ve katılana karşı hakaret suçunu işleyen sanık hakkında  aynı nev’iden fikri içtima hükümleri uyarınca tek ceza verilip, bu cezanın TCK’nun 43. maddesi uyarınca arttırılması gerekir.   

Zorunlu Müdafi İçin Ödenen Avukatlık Ücreti Suça Sürüklenen Çocuğa Yükletilemez – İştirak Halinde İşlenen Suçlarda Yargılama Giderlerinden Sorumluluk

5271 SK’nun 150/3. maddesi uyarınca, yaşı küçük olan suça sürüklenen çocuğun savunmasını yapmak üzere zorunlu müdafii görevlendirilmesi nedeniyle, müdafiye ödenen avukatlık ücretinin suça sürüklenen çocuğa yargılama gideri olarak yükletilmesine karar verilmesi suretiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/3-c maddesindeki düzenlemeye aykırılık oluşturur. 5271 SK’nun 324. maddesinde; yargılama giderlerinin neleri kapsayacağı, kimin tarafından belirleneceği, kime ve nasıl yükletileceği düzenlenmiştir. Buna göre, iştirak halinde suç işleyen sanıklardan her birinin sebebiyet verdiği yargılama giderlerinin ayrı ayrı, ortak yargılama giderlerinden ise paylarına düşen oran belirlenerek karar verilmesi gerekirken, yargılama giderlerinin eşit tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.  

Kural Olarak, Temyiz Dilekçesinde Temyiz Nedenleri Gösterilmemiş ise Usulüne Uygun Olarak Açılmış Bir Temyiz Davasından Söz Edilemeyeceğinden Temyiz İsteğinin Reddine Karar Verilir

İstinaf  Mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, hem maddi olay hem de hukuki denetim yapacak olan istinaf başvurusunda sebep gösterme zorunluluğu öngörmemiştir. İncelemesi hukuki denetimle sınırlı  olan temyiz yolunda ise; mülga 1412 SK’dan farklı şekilde, re’sen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde, temyiz edenin hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu şart koşmuştur. Bu nedenle temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi durumunda; tıpkı başvurunun süresi içinde yapılmaması, hükmün temyiz edilemez olması ya da temyiz edenin buna hakkı bulunmaması hallerinde olduğu gibi usulüne uygun açılmış bir temyiz davasından söz edilemeyeceğinden temyiz istemi reddedilmelidir.

Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Kriterlerinden Organik Bağ, Süreklilik, Çeşitlilik ve Yoğunluk Olmasa da Her Ne Suretle Olursa Olsun Örgütün Hareketlerini Kolaylaştırmaya ve Devamını Sağlamaya Yönelik Eylemler Örgüte Yardım Suçunu Oluşturur

Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. Organik bağ, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk olmasa da her ne suretli olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştırmaya ve devamını sağlamaya yönelik eylemler örgüte yardım suçunu oluşturur. Sanıkların, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait öğrenci yurtlarının bağlı bulunduğu şirket hisselerini, ceza soruşturması ya da kovuşturması kapsamında el koyma veya müsadere işlemlerini engellemek amacıyla usulen uhdesinde bulundurmak, örgütle iltisaklı derneğe üye olmak ve örgüt liderinin talimatı üzerine bankaya para yatırmak şeklindeki eylemlerinin  örgüte yardım suçunu oluşturacağı dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.    

Bindiği Taksi Şoföründen Para İsteyen, Sol Cebi Kabarık Olan Sanıkta Silah Olabileceğini Düşünen Taksicinin Korku ile Verdiği Parayı Alan Sanığın Eylemi Cebir ve Tehdit Unsurları Bulunmadığı İçin Yağma Değil Hırsızlık Suçunu Oluşturur

Uyuşmazlık; sanığın eyleminin yağma suçunu mu yoksa hırsızlık suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır. Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir. Yağma suçu amaç ve araç hareketlerden oluşan bir suçtur. İlk önce almayı gerçekleştirmek için araç hareketler olan cebir veya tehdit kullanılır, sonrasında bu cebir ve tehdidin etkisiyle malın alınması veya tesliminin sağlanması ile suç tamamlanır. Yağma suçu, bileşik suçlardandır. Cebir veya tehdit kullanılarak hırsızlık yapılması halinde yağma suçu oluşur. Hırsızlık suçu ise, zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma ile oluşur. Bindiği taksi şoföründen para isteyen, sol cebi kabarık olan sanıkta silah olabileceğini düşünen taksicinin korku ile verdiği parayı alan sanığın eylemi, cebir ve tehdit unsurları bulunmadığından yağma suçunu değil hırsızlık suçunu oluşturur. 

İmar Kirliliğine Neden Olma – Sanığın Salt Yıkıma Fiilen Karşı Koymamış Olması Etkin Pişmanlık Hükümlerinden Yararlanması İçin Yeterli Değildir; Yıkıma Karşı Koymamış, Cebri İcra Gibi Zorlama Olmaksızın Yıkım Giderlerini de Ödemiş Olmalıdır

İmar kirliliğine neden olma suçundan yapılan yargılamada uyuşmazlık, sanık hakkında TCK’nun 184. maddesinin 5. fıkrasının hangi şartlarda uygulanabileceği, bu bağlamda sanığın yıkım giderlerini ödeyip ödemediği hususunun araştırılmasına gerek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. TCK’nun 184. maddesinin 5. fıkrası niteliği itibariyle bir etkin pişmanlık hükmüdür. Sanığın söz konusu hükümden yararlanabilmesi için ruhsatsız ya da ruhsata aykırı olarak yaptığı veya yaptırdığı binayı imar planına ve ruhsatına uygun hale getirmesi gerekmektedir. Sanığın salt yıkıma karşı fiilen karşı koymamış olması etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanması için yeterli değildir. Yıkıma karşı koymamış, cebri icra gibi zorlama olmaksızın yıkım giderlerini de ödemiş olmalıdır. Açıklanan nedenlerle, yıkıma karşı çıkmadığı anlaşılan sanığın yıkım masraflarını karşılayıp karşılamadığı araştırılmalıdır. Yerel mahkemece, yıkım masraflarının sanık tarafından karşılanıp karşılanmadığı araştırılmadan, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı gerekçelerle düşme kararı verilmesi hatalıdır.

Hizmet Alım Sözleşmeleri Kapsamında İşçilik Alacaklarından İşveren ve Yüklenicilerin Sorumluluğu

Hizmet alım sözleşmeleri; ihale şartları ile belirlenen işin sözleşmede kararlaştırılan bedel ile yapılmasının üstlenildiği sözleşmelerdir. Bu sözleşme türünde yüklenicinin edimi, hizmetin kendi işçisi ile yerine getirilmesi, işverenin edimi ise sözleşme bedelinin ödenmesidir. Hizmet alımı tip sözleşmelerinde işverenin, yüklenici tarafından çalıştırılan işçinin ücretinin ödenmesi, sosyal haklarının takibi gibi denetim dışında işçiye karşı bir sorumluluğu yoktur. İşveren ile yüklenicinin İş Kanunu’na göre işçiye karşı müteselsilen sorumlu olmasına rağmen rücu ilişkisinde taraflar arasında imzalanan sözleşmenin uygulanması sözleşme hukukunun en temel ilkelerindendir. İşçilik alacakları işveren tarafından ödenen işçinin; yüklenici işçisi olması, sözleşme ücretine işçinin ücret ve sosyal haklarının dahil olması, işverenin işçilik alacaklarından sorumlu olacağına ilişkin sözleşmede bir hüküm bulunmaması hususları dikkate alındığında, davacı işverenin işçiyi çalıştıran yüklenicilerden ödediği bedelleri talep etme hakkı bulunduğunun kabulü gerekir.  

İşçi Devri – Devredilen İşçilerin Devir Tarihinden Önce Doğmuş ve Devir Tarihi İtibariyle Ödenmesi Gereken Kıdem Tazminatı Dışındaki Alacaklarından Devreden Kurum Sorumludur

İşçilik alacaklarının tahsili talebiyle açılan davada uyuşmazlık, davacının alacaklarından hangi kurumun sorumlu olduğu noktasında toplanmaktadır. Davacının ilk önce belediyede çalıştığı, daha sonra ihtiyaç fazlası nedeniyle davalı bakanlığa devredildiği dosya kapsamı ile sabittir. 6111 Sayılı Yasa’nın 166/6. maddesi uyarınca, devredilen işçilerin devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihi itibarıyla ödenmesi gereken kıdem tazminatı dışındaki alacaklarından devreden kurum sorumludur. Davalı bakanlık, kıdem tazminatı dışında 6111 SK’nun 166/6. maddesi gereğince devirden önce doğan alacaklardan sorumlu değildir. Davalı bakanlığın devir  tarihinden dava tarihine kadar olan dönem için sorumlu olduğu dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

İşçiden Alınan İbranamenin Geçerli Olabilmesi İçin Fesihten İtibaren En Az Bir Aylık Sürenin Geçmiş Olması, Ödemenin Banka ile Yapılmış ve Alacak Kalemlerinin İbranamede Ayrı Ayrı Belirtilmiş Olması Gerekir

İşçilik alacaklarının tahsiline ilişkin davada uyuşmazlık; dosyaya sunulan ibranamenin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Türk Hukukunda ibra sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu’nun 132. maddesinde düzenlenmiştir. İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 420. maddede yer almaktadır. Söz konusu maddeye göre,  ibra sözleşmesinin yazılı olması, sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını içeren diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu halde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir. Dava konusu ibraname, yasal şartları taşımadığından geçerli değildir.  Geçerli olmayan ibranameye dayalı olarak fazla mesai alacağının reddine karar verilmesi hatalıdır.  

İş Kazası Sonucu Sürekli İş Göremezlik Nedenine Dayalı Maddi Tazminat Hesabında İşçinin Gerçek Ücreti Esas Alınmalıdır – Gerçek Ücret Araştırması

Dava,  iş kazası nedeniyle sigortalının maddi ve manevi zararlarının tahsili talebine ilişkindir. Taraflar arasında uyuşmazlık, maddi zararın belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle sigortalının maddi tazminatının hesaplanmasında, işçinin gerçek ücreti esas alınmalıdır. Gerçek ücret; işçinin kıdemi ve yaptığı işin özelliği ve niteliğine göre işçiye ödenmesi gereken ücrettir. İşyeri ve/veya sigorta kayıtlarına geçmiş ücret olmadığı Yargıtay’ın yerleşmiş görüşlerindendir. Hakkaniyete uygun maddi tazminatın tespiti açısından, sigortalının yaptığı iş, yaşı ve kıdemi belirtilmek suretiyle işin yapıldığı yerdeki ilgili Meslek Odalarından sigortalının yaptığı işe karşılık alabileceği emsal ücretin sorularak kazalı işçinin gerçek ücreti tereddütsüz olarak belirlenmeli ve sigortalının sendika üyesi olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.  

Gıda ve Deterjan Ambalajı Üzerine Baskı Yapılan İşyeri Mevkute Çıkarmaya Yönelik Basım ve Gazetecilik Faaliyeti Olmadığından Burada Çalışan İşçi 506 SK’nun Ek-5. Maddesi Kapsamında İtibari Hizmet Sürelerinden Yararlanamaz

Dava, itibari hizmet süresinin tespiti ile sigortalılık süresine eklenmesi talebine ilişkindir. İtibari hizmet, gerçekte çalışılmayan ve prim ödemesi olmayan sürelerin kanun koyucu tarafından verilen imkan nedeniyle sigortalılık süresine eklenmesine, böylece, ağır ve yıpratıcı işlerde çalışan bir kısım sigortalıların daha erken yaşlılık aylığından yararlanmalarına imkan sağlamaktadır. 506 SK sistemine itibari hizmet kavramı  2098 SK ile girmiştir. Sigortalıların itibari hizmetten yararlanabilmesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir. Birinci koşul sigortalının basım ve gazetecilik işyerlerinde çalışması, ikinci koşul ise; 506 SK’nun Ek 5. maddesinin II. bendin (a-f) alt bendlerinde yazılı fiziksel dış etkenlerin ve olumsuz çalışma koşullarının olayda ayrıca gerçekleşmesidir. Gıda ve deterjan ambalajı üzerine baskı yapılan işyeri mevkute çıkarmaya yönelik basım ve gazetecilik faaliyeti olmadığından burada çalışan işçi 506 SK’nun Ek-5. maddesi kapsamında itibari hizmet sürelerinden yararlanamaz.  

Kullanım Kadastrosunun İptali İstemli Dava Mülkiyet Değişikliği İstemi İçerdiğinden Görevli Mahkeme Kadastro Mahkemesi Değil Genel Mahkemelerdir

Davacı, kullanım kadastrosu sonucu oluşan dava konusu parselin, asliye hukuk mahkemesinde tescil davasına konu ettikleri taşınmaz kapsamında kaldığını iddia ederek kullanım kadastrosunun iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Kadastro mahkemelerinde kullanım kadastro çalışmalarına yönelik uyuşmazlıklarda, mülkiyete ilişkin iddialar dinlenemez. Kullanım kadastrosunun iptali istemiyle açılacak dava, mülkiyet değişikliği istemi içerdiğinden görevli mahkeme kadastro mahkemeleri değil genel mahkemelerdir. Davacı, taşınmazın tescil davasına konu ettikleri taşınmaz kapsamında kaldığını ileri sürerek mülkiyet iddiasında bulunduğuna göre görevsizlik kararı verilmelidir.

Tamamlanarak Teslim Edilmeyen Konut İçin Ödenen Aidat ve Giderlerin İadesi Talepli Dava Kat Mülkiyeti Kanunu’nun Uygulanmasından Kaynaklandığı İçin Taşınmazın Bulunduğu Yer Mahkemesi Kesin Yetkili Mahkemedir

Davacı, anahtar teslim suretiyle teslimi yapılmayan konut ile ilgili olarak tahsil edilen aidat ve giderlerin ödeme tarihinden itibaren işletilecek faizi ile iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Dava; Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan, icra tehdidi altında  tahsil edildiği iddia edilen paranın istirdadı istemine ilişkindir. Tamamlanarak teslim edilmeyen konut için ödenen aidat ve giderlerin iadesi talepli dava Kat Mülkiyeti Kanunu’nun uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Bu kanundan kaynaklanan davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Dava yetkisiz mahkemede açılmış olduğundan,   yetkisizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bozma Dışında Kalan Talepler Maddi Bakımdan Kesinleşmiş Olsa da Şekli Bakımdan Kesinleşmiş Olmadığından Bozmaya Uyan Mahkeme Tüm Talepler Yönünden Yeniden Hüküm Kurmalıdır

Dava, istirdat talebine ilişkindir. Mahkemece verilen ilk karar,  bozularak tamamen ortadan kalkmış olduğundan mahkemece bozmaya uyularak verilen yeni kararda, bozma dışında kalan talepler yönünden yeniden karar verilmesine yer olmadığına  karar verilmiştir. Davacının bozma dışında kalan talepleri maddi bakımdan kesinleşmiş olsa da şekli bakımdan kesinleşmiş olmadığından bozmaya uyularak verilen yeni kararda, tüm talepler yönünden yeniden karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Ayıplı İş Makinesinin İadesi ve Bedelinin Tahsiline Karar Verildiğinde Kullanmadan Dolayı Bedelde İndirim Yapılmamalıdır; Çünkü Davacı İş Makinesini Kullanırken Davalı da Parayı Kullanmıştır

Dava, ayıplı iş makinesinin iadesi  talebine ilişkindir. Yapılan yargılama sonunda; satılan iş makinesinin ayıplı olduğu sonucuna varılmıştır. Ayıplı iş makinesinin iadesi ve bedelinin tahsiline karar verildiğinde, kullanmadan dolayı bedelde indirim yapılmamalıdır. Çünkü davacı iş makinesini kullanırken davalı da parayı kullanmıştır. Mahkemece iade edilen makineye ilişkin fatura bedelinin tamamının davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. Öte yandan, davacı ancak dava konusu iş makinesini iade tarihinden itibaren makine bedeli alacağı için faiz talep edebilir. Bu nedenle, mahkemece makine bedeline dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi de isabetsizdir.   

Trafik Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı – Yeniden Evlenen Eşin Destek Tazminatı Evlenme Tarihine Kadar Hesaplanır; Bu Tarihten Sonra Destek Tazminatı Hakkı Yoktur

Dava, trafik kazası sonucu oluşan ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir. Destekten yoksun kalma tazminatının mahiyeti ve amacı, ölenin eylemli yardımını alanların, desteğin ölümünden sonra da bu yardımdan mahrum kalmamasıdır. Destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için, her şeyden önce, destek alma hakkı olan kişinin destek alma ihtiyacının devam etmesi gerekir. Bu nedenle, yeniden evlenen eşin destek tazminatı evlenme tarihine kadar hesaplanmalıdır. Evlenme tarihinden sonra destek tazminatı isteme hakkı yoktur. Destek alacaklısı davacı eşin ancak eşinin ölüm tarihi ile kendisinin yeniden evlendiği tarih aralığı için tazminata hak kazanabileceği dikkate alınıp hesaplama yapılmalıdır. Davacı eşin muhtemel bakiye ömür süresinin tamamı için tazminat hesabı yapılması hatalıdır.   

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat Ödemesine İlişkin İbranameler İki Yıl İçinde İptal Edilebilir; Bu Süre Hak Düşürücü Süre Olup İçeriğinin Kabul Edilmediği Beyan Edilmeli veya Dava İçinde İleri Sürülmelidir

Davacı, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Trafik kazası nedeniyle tazminat ödemesine ilişkin ibranameler iki yıl içinde iptal edilebilir. Yasada belirtilen 2 yıllık süre hak düşürücü nitelikte olup mahkemece res’en dikkate alınmalıdır. İbra belgesinin iptalinin açıkça ve ayrıca istenmesine gerek yoktur. Dava sırasında bu husus ileri sürülebileceği gibi, yapıldığı tarihten itibaren 2 yıl içinde hükümlerinin kabul edilmediğine ilişkin bir irade açıklaması da yeterlidir. İbraname ve davanın açılış tarihi dikkate alınarak KTK’nun 111. maddesi somut olayda değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.   

Kazandırıcı Zamanaşımı Zilyetliğine Dayalı Tapu İptali ve Tescil Talebi – Zilyetliğe Dayalı Davalarda Taşınmazın Niteliği Konusunda Hava Fotoğraflarından Mutlaka Yararlanılmalı ve Yöntemince Ayrıntılı Araştırma Yapılmalıdır

Dava; irsen intikal, taksim ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir. Zilyetliğe dayalı davalarda, taşınmazın niteliği konusunda hava fotoğraflarından mutlaka yararlanılmalı ve yöntemince ayrıntılı araştırma yapılmalıdır. Bu nevi davalarda doğru sonuca ulaşılabilmesi için mahkemece öncelikle, tespit tarihinden geriye doğru 15-20-25 yıl öncesi en az üç ayrı zaman dilimine ait stereoskopik hava fotoğrafları Harita Genel Komutanlığından tarihleri açıkça yazılmak suretiyle istenilerek dosya arasına konulmalı, ziraat bilirkişi kurulundan da taşınmazın toprak yapısı, bitki örtüsü, üzerindeki ağaçların yaşı, kullanım durumu ile ilgili komşu taşınmazlarla mukayeseli olarak ayrıntılı ve fotoğraflarla desteklenmiş gerekçeli rapor alınmalı, teknik bilirkişiye keşfi takibe imkan verir ayrıntılı rapor düzenlettirilmeli, bundan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.  

Kararda Maddi Hata Sonucu Davalı Gösterilenin “Davalı Sıfatının Ortadan Kaldırılması” Şeklinde Bir Karar Verilemez

Dava, kadastrodan önceki haklara dayanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Bu tür davalarda husumetin, tapu kayıt malikine yöneltilmesi gerekir. Uyuşmazlık konusu taşınmazların Hazine dışındaki şahıslar adına tapuya tescil edilmiş olduğu, davalının  taşınmazların tapu kayıt maliki olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Kararda maddi hata sonucu davalı gösterilenin “davalı sıfatının ortadan kaldırılması” şeklinde bir karar verilemez. Davalı şahıs aleyhindeki davanın pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddine ve vekil ile temsil edilen Hazine lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Kural Olarak Davanın Kabulü veya Kısmen Kabulü Halinde Nispi Harcın Tamamından Davalı Sorumludur

Kanunda belirtilen haller dışında, yargılama giderinin aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. Değere bağlı davalarda hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden harç alınması gerektiğinden davanın kısmen veya tamamen kabulü halinde, tüm dava değeri üzerinden değil, kabul edilen miktar üzerinden nispi harç alınması gerekir. Kural olarak davanın kabulü veya kısmen kabulü halinde nispi harcın tamamından davalı sorumludur. Davanın kısmen kabulü halinde harcın, yargılama giderlerine dahil edilerek haklılık oranında paylaştırma yapılması mümkün değildir. Davacı iş sahibince yatırılan peşin harcın tamamının aleyhine hüküm kurulan davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, haklılık oranında paylaştırılarak peşin harcın bir kısmının davacı üzerinde bırakılması hatalıdır. 

Götürü Bedelli Eser Sözleşmelerinde Yüklenici Hakedişi veya İş Sahibinin Fazla Ödemesi Eksik ve Kusurlu İmalat da Dikkate Alınarak Yapılan İşin Tüm İşe Oranı Tespit Edilerek Bu Oranın Tüm İş Bedeline Uygulanması ile Hesaplanır

Asıl dava; eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedelinin tahsili; karşı dava ise, kira kaybı ve eksik işlerin daha pahalıya yaptırılmasından kaynaklanan zararın tazmini istemlerine ilişkindir. Taraflar arasındaki eser sözleşmesinde, yapılacak işlerin fiyat listesi ve dökümü hüküm altına alınmış, yapılacak sekiz kalem işin bedeli 108.000,00 TL olarak belirlenmiştir. Bu haliyle sözleşmede kararlaştırılan bedel, götürü bedeldir. Götürü bedelli eser sözleşmelerinde yüklenicinin hakedişi veya iş sahibinin fazla ödemesi, eksik ve kusurlu ilamatlar da dikkate alınarak yapılan işin tüm işe oranı tespit edilerek bu oranın tüm iş bedeline uygulanması ile hesaplanır. Dosya içeriğinden, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, yapılan işin götürü bedele oranlanmadığı, dava tarihindeki birim fiyatlara göre hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır. Yapılan hesaplama, yasaya ve Yargıtay içtihatlarına uygun değildir. Buna rağmen, raporun hükme esas alınması hatalıdır.  

Aynen Taksim Suretiyle Ortaklığın Giderilmesi – Bilirkişi Raporu ile Hazırlanan İfraz Projesi Onay Makamı Olan Belediye Encümenine Gönderilerek Taksimin Mümkün Olup Olmadığı Sorulmalı ve Sonucuna Göre Karar Verilmelidir

Davacı, dava konusu taşınmazdaki ortaklığın satış yoluyla giderilmesini talep etmiştir. Davalı, taşınmazın aynen taksiminin mümkün olduğunu iddia ederek davanın reddini istemiştir. Ortaklığın giderilmesi davalarında, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına karar verilebilmesi için taşınmazın yüzölçümü, niteliği, pay ve paydaş sayısı ve tarım arazilerinin niteliği ile imar mevzuatına göre aynen taksimin mümkün olup olmadığının araştırılması gerekir. Bunun için de bilirkişi raporu ile hazırlanan ifraz projesi onay makamı olan belediye encümenine gönderilerek aynen taksimin mümkün olup olmadığı sorulmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Onay makamından olumsuz cevap gelmesi halinde paydaşlığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmelidir.

Önalım Davalarında Fiili Taksim Savunması Yargılamanın Her Aşamasında İleri Sürülebilir

Davacı, önalım hakkına dayalı olarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur. Önalım davasına konu paya ilişkin taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa, satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının satış nedeniyle önalım hakkını kullanması dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder. Kötü niyet iddiası, davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de re’sen dikkate alınması gerekir. Önalım davalarında fiili taksim savunması yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir. Davalı; temyiz aşamasında, taşınmaz üzerinde fiili taksim bulunduğunu ileri sürmüştür.  Bu durumda, fiili taksim savunması araştırılmalıdır.

Her İki Tarafın İmzasını Taşımayan Tellallık Sözleşmesi Geçerli Değildir; Geçersiz Sözleşmeye Dayalı Hak İddia Edilemez

Dava, tellallık sözleşmesine dayalı alacak istemine ilişkindir. Tellallık sözleşmesi için öngörülen yazılı biçim ispat değil geçerlik koşuludur. Yazılı olarak yapılması yasaca öngörülen ve özellikle tellallık sözleşmesinde olduğu gibi tarafları karşılıklı yüküm altına sokan bir sözleşmenin hukuken geçerlik kazanabilmesi ancak borç yüklenenlerin imzalarının bulunmasıyla mümkündür. Her iki tarafın imzasını taşımayan tellallık sözleşmesi geçerli değildir. Geçersiz sözleşmeye dayalı olarak hak iddia edilemez. Davacının dava dilekçesi ekinde ibraz ettiği sözleşmede tellal olan davacının imzasının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulduğundan söz edilemez. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Vasıflı İkrar (Gerekçeli İnkar) Bölünemeyen İkrarlardan Olduğundan İspat Yükü Davacıdadır

Davacı, davalıya karz ilişkisine dayalı olarak verdiği borç paranın geri ödenmediğini iddia ederek verdiği paranın  tahsili amacıyla başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Davalı ise, gönderilen paranın borç olarak gönderilmediğini, davacı müteahhidin taahhüdü kapsamında ödenen paralar olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı, karşı tarafın ileri sürdüğü maddi vakıanın varlığını kabul etmekle birlikte, onun hukuki niteliğinin, ileri sürülenden başka olduğunu bildirmek suretiyle gerekçeli inkarda  bulunmuştur. Vasıflı ikrar (gerekçeli inkar), bölünemeyen ikrarlardan olduğundan ispat yükü davacıdadır. Davacı taraf, davaya konu paranın borç olarak verildiği yolundaki iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Açıklanan hususlar dikkate alınmadan, ispat yükü ters çevrilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Kamulaştırmasız El Atma Nedeniyle Tazminata İlişkin Mahkeme Kararları Kesinleşmeden İcraya Konulamaz

Kamulaştırma Kanunu’na eklenen Geçici 14. maddede;  kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminata ilişkin davalarda verilen mahkeme kararlarının kesinleşmedikçe icraya konulamayacağı belirtilmektedir. Takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulduğu, temyiz inceleme tarihi itibariyle de henüz kesinleşmediği dosya kapsamı ile sabittir. Kesinleşmemiş mahkeme kararlarına dayanılarak başlatılan icra takiplerinin kesinleşmiş mahkeme kararı icra dosyasına ibraz edilinceye kadar durdurulmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Marka Hakkına ve Tasarım Hakkına Tecavüz Nedeniyle Maddi Tazminat Hesabı Davacının Kazançlarına Göre Belirleneceğinden Ticari Defter ve Belgeler İncelenmelidir; İhtarlı Kesin Süre Verilmeksizin Defter ve Belgelerin İbraz Edilmediği Kabul Edilemez

Dava, haksız rekabet ile tescilli tasarım ve marka haklarına dayalı tecavüzün tespiti, men ve önlenmesi, maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Marka hakkına ve tasarım hakkına tecavüz  nedeniyle maddi ve manevi tazminat hesabı, davacının kazançlarına göre belirleneceğinden ticari defter ve belgeler incelenmelidir. Maddi tazminat hesabı yönünden, öncelikle HMK’nun 220. maddesi  uyarınca davalı tarafa ilgili döneme ilişkin tüm ticari defter ve kayıtlarını ibraz etmesi için ihtaratlı kesin süre verilmelidir. Kesin süre içinde defter ve belgelerin sunulmaması halinde, davalının dava konusu emtiadan hangi miktarda üretmiş olabileceği konusunda gerektiğinde HMK’nun 220. maddesi uyarınca davacı tarafın görüşü de sorularak, işletmenin büyüklüğü, hacmi ve müşteri çevresi itibariyle üretip pazarlamış olabileceği taklit markalı ve tasarımlı ürün miktarı belirlenerek bu sonuca göre maddi tazminat hesabı yapılmalıdır. İhtarlı kesin süre verilmeksizin defter ve belgelerin ibraz edilmediği kabul edilemez. 

Yurt Dışında Çalışan Biri Türkiye’de İsteğe Bağlı Sigortalı Olabilir; Ancak Aynı Dönemde Hem Yurt Dışında Hem Türkiye’de Zorunlu Sigortalılık Kabul Edilmemektedir – Çifte Sigortalılık Yasağı

Davacı, yaşlılık aylığının kesilmesine ilişkin kurum işleminin iptali, aylıkların yasal faizi ile birlikte tahsili ve borçlu olmadığının tespiti talebinde bulunmuştur. Yurtdışında çalışan birisinin Türkiye’de isteğe bağlı sigortalı olması mümkündür. Ancak aynı dönemde hem yurtdışında ve Türkiye’de zorunlu sigortalılık kabul edilmemektedir. Türk sosyal güvenlik sistemi, çifte sigortalılığa kural olarak cevaz vermediği gibi, her somut olayın özelliğine göre bu yöndeki uyuşmazlıklarda, birbirleriyle çakışan sigortalılıkların, gerçek ve fiili sigortalılık olup olmadığı araştırılmalıdır. Açıklanan nedenlerle, davacının, yurtdışında zorunlu sigortalı olduğu dönemlerde Türkiye’deki zorunlu Bağ-Kur sigortalılığına hukuki geçerlilik tanınamaz. Mahkemece, yurtdışı çalışmaları ile çakışan dönem olan dönemde 1479 Sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalılığının iptal edilerek zorunlu sigortalılık süresine karşılık gelen prim ödemeleri dışlanarak bakiye prim ödemeleri var ise ödeme tarihinden ileriye dönük isteğe bağlı sigortalılık kabul edilerek tahsis koşulları irdelenerek sonucuna göre karar verilmelidir.  

İş Kazası Nedeniyle SGK’nın Rücuen Alacak Talep Ettiği Davada On Yıllık Zamanaşımı Başlangıcı Hak Sahiplerine Bağlanan Gelirlerin Tahsis Onay Tarihidir

Davacı kurum,  iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirin rücuan tazmini talebinde bulunmuştur. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 SK’nun 26. maddesinin 1. fıkrasında işverenin sorumluluğu, 2. fıkrasında ise üçüncü kişilerin sorumluluğu düzenlenmektedir. Bu nevi davaların tabi olduğu on yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcı, hak sahiplerine bağlanan gelirlerin tahsis onay tarihidir. Hak sahibine bağlanan gelirler yönünden tahsis onay tarihinin 2007 yılı olduğu ve 2015 yılında bu dava açıldığı dikkate alındığında,  onay tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Açıklanan hususlar dikkate alınmadan, davalı şirket yönünden davanın reddine karar verilmesi hatalıdır.   

İşçilik Alacakları – Çalıştığı Sitedeki Kat Maliklerinden Birine Karşı Eylemi Nedeniyle Yargılanan ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Verilen İşçinin Bu Davranışı İşverene Karşı Sataşma Niteliğinde Olduğundan Kıdem Tazminatı Talebinin Reddi Gerekir

Davacı;  davalı işyerinde  kaloriferci, konut kapıcısı ve bahçıvan olarak çalışmaya başladığını,  iş akdine haksız olarak son verildiğini iddia ederek ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Dosya içeriğinden, davacı işçi hakkında ceza davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda,  davacı işçinin çalıştığı sitedeki kat maliklerinden birine yönelik eylemi nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. İşçinin dava konusu eylemi işverene karşı sataşma niteliğinde olduğundan kıdem tazminatı talep etme koşulları oluşmamıştır. Açıklanan nedenlerle, kıdem tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken,  gerekçesiz olarak kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmesi hatalıdır.  

1-Cevap Dilekçesi Vermeyen, Ön İnceleme Duruşmasına Katılmayan 2. Duruşmaya Katılıp Davayı Kabul Eden Davalı Yargılama Giderlerinden Sorumlu Tutulmalıdır 2-Muhdesatın Tespiti Davalarında Harçlar, Vekalet Ücreti ve Diğer Yargılama Giderleri Dava Konusu Muhdesatın Değeri Üzerinden (Zemin Değeri Hariç) Davalıların Payına İsabet Eden Değere Göre Hüküm Altına Alınmalıdır

Dava, muhdesat tespiti isteğine ilişkindir. Dosya kapsamından, cevap dilekçesi vermeyen, ön inceleme duruşmasına katılmayan davalının ikinci duruşmaya katılıp davayı kabul ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davalının davanın açılmasına sebebiyet verdiği ve yargılama giderlerinden sorumlu tutulması gerektiği açıktır. Muhdesatın tespiti davalarında harçlar, vekalet ücreti ve yargılama giderleri dava konusu muhdesatın değeri üzerinden (zemin değeri hariç) davalıların payına isabet eden değere göre hüküm altına alınmalıdır. Davacılar yararına takdir edilen vekalet ücretinden her bir davalının sorumlu olduğu yargılama gideri ve vekalet ücretinin ayrıntılı ve infaza elverişli şekilde belirlenmesi gerekirken, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yazılı şekilde davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Bölge Adliye Mahkemesi İlk Derece Yargılamasında Eksiklik Bularak Duruşma Açıp Eksikliği Giderdikten Sonra İlk Derece Mahkemesi ile Aynı Sonuca Varsa Bile İstinaf Başvurusunun Esastan Reddine Karar Verilemez; Mutlaka Yeni Bir Karar Verilmelidir

Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemesi ilk derece yargılamasında eksiklik bularak duruşma açıp eksikliği giderdikten sonra ilk derece mahkemesi ile aynı sonuca varsa bile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilemez. Bu durumda mutlaka yeni bir karar verilmelidir. Aksi halde,  bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine değinilirken, bir yandan da ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki ve infazda tereddüt oluşacak bu durum kanuna aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil edecektir. Açıklanan nedenlerle, bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Temerrüt Bildiriminde Bulunulmuş ve Süre Tanınmış ise Temerrüt Faizi İhtarnamede Tanınan Sürenin Sonundan İtibaren Hesaplanır

Dava, alacak talebine ilişkindir. Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş (kesin vade bulunması) veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Temerrüt bildiriminde bulunulmuş ve süre tanınmış ise temerrüt faizi ihtarnamede tanınan sürenin sonundan itibaren hesaplanır. Temerrüt ihtarında tanınan süre dikkate alınarak, bu süre sonunda temerrüdün gerçekleştiği göz önünde tutularak, hükmedilen asıl alacağa ilişkin faiz başlangıç tarihinin, süre bitiminden itibaren başlatılması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Tutuklu ve Hükümlülere Tebligatta Tebliğ Evrakında Muhatabın İmzası ile Tebligatı Yapan Memurun Adı, Soyadı ve İmzası Bulunmalıdır

Tebligat Kanunu’nunda, tutuklu ve hükümlülere tebligatın yapılmasını bu kişilerin bulunduğu kurum müdürünün, müdür yoksa orayı idare eden memurun temin edeceği düzenlenmiştir. 7201 SK’nun 23/9. maddesi uyarınca, tebliğ mazbatasının tebliğ evrakı kime verilmişse onun imzası ile tebliğ memurunun adı, soyadı ve imzasını ihtiva etmesi gerekir. Yasal düzenlemeler uyarınca, tutuklu ve hükümlülere tebligatta, tebliğ evrakında muhatabın imzası ile tebligatı yapan memurun adı, soyadı ve imzası bulunmalıdır. Kararın davalı asile tebliğine dair tebliğ mazbatasında memurun adı, soyadı ve imzası bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, kararın davalıya tebliği usulsüzdür.  

Boşanma Dilekçesinde Davacı Kadının Kendisi İçin Hiçbir Şey İstemediğine Dair Beyanı Yoksulluk Nafakası ve Tazminat Taleplerinden Feragat Olarak Yorumlanamaz

Dava, boşanma talebine ilişkindir. Davadan veya ferilerinden feragat beyanı, kesin ve duraksamaya yer olmayacak şekilde açık olmalıdır. Davacı kadının dava dilekçesindeki “Kendisi için herhangi bir şey istemediğine” dair beyanı soyut ve genel nitelikte olup somut olarak herhangi bir haktan vazgeçtiği belli değildir. Davacı kadının maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası istemediğine dair açık bir beyanı yoktur. Bu durumda, geçerli bir feragat beyanından söz edilemez.

Mirasbırakanın Ölünceye Kadar Bakma Akdini Daha Az Taşınmaz Devrederek Yapması Mümkünken Malvarlığının Büyük Bir Kısmını Temlik Ederek Makul Karşılanabilecek Sınırı Aşması Temliklerin Muvazaalı Olduğunu Gösterir

Davacı, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak miras payı oranında tapu iptal ve tescil talebinde bulunmuştur.  Mirasbırakanın mal satmaya ihtiyacının olmadığı, satış suretiyle dava dışı kişiye devredilen taşınmazların hiç kullanılmadan davalıya devredildiği, mirasbırakanın bu işlemleri yaptıktan çok kısa bir süre sonra da hastalandığı ve öleceği düşüncesiyle kendisi ile beraber yaşayan  davalı evladına on adet taşınmazını kız çocuklarından mal kaçırmak amacıyla ölünceye kadar bakma akdiyle temlik ettiği dosya kapsamı ile sabittir. Mirasbırakanın ölünceye kadar bakma akdini daha az taşınmaz devrederek yapması mümkün iken malvarlığının büyük kısmını temlik ederek makul karşılanabilecek sınırı aşması temliklerin muvazaalı olduğunu gösterir. Açıklanan nedenlerle, mahkemenin, ölünceye kadar bakma akdi ile yapılan  temliklerin muvazaalı olduğu yönündeki tespiti doğrudur.

1-Kural Olarak Ortaklığın Giderilmesi Davası, Kentsel Dönüşüm Uygulaması veya Kamulaştırma İşlemi Olmaksızın Muhdesatın Tespiti İstenemez 2-Annesi Mülkiyetindeyken Satışla Kardeşi Adına Tescil Edilen Taşınmazdaki Binanın İkinci Katının Kendisi Tarafından Yapıldığını İddia Eden Davacının Muhdesatın Tespiti Davasının Hukuki Yarar Yokluğundan Reddi Gerekir

Davacı, dava konusu taşınmaz üzerinde iki kat bina bulunduğunu, binanın ikinci katını o dönemdeki malikin muvafakatiyle yaptığını iddia ederek ikinci katın kendisine aidiyetinin tespitine, tapuda beyanlar hanesine bu şekilde şerh verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Uyuşmazlık, davalı adına kayıtlı taşınmaz üzerinde bulunan binanın ikinci katı hakkında davacının muhdesatın tespiti davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Kural olarak ortaklığın giderilmesi davası, kentsel dönüşüm uygulaması veya kamulaştırma işlemi olmaksızın muhdesatın tespiti istenemez. Annesinin mülkiyetinde iken satışla kardeşi adına tescil edilen taşınmazdaki binanın ikinci katının kendisi tarafından yapıldığını iddia eden davacının muhdesatın tespiti davası açmakta hukuki yararı yoktur. Bu durumda, hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Yoksulluk Nafakasının Artırılması – Tarafların Ekonomik ve Sosyal Durumlarında Bir Değişiklik Olmamış Ancak Aradan Uzun Bir Zaman Geçmesi Nedeniyle Paranın Alım Gücü Düşmüş ise ÜFE Oranında Artırımla Yeniden Denge Sağlanmalıdır

Uyuşmazlık; tarafların mali ve sosyal durumları ile nafakanın niteliği ve takdir edildiği tarih dikkate alındığında, davacı kadın lehine artırılarak hükmedilen yoksulluk nafakası miktarının fazla olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hallerde yoksulluk nafakasının artırılması veya azaltılması istenebilir. Tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında bir değişiklik olmamış ancak aradan uzun bir zaman geçmesi nedeniyle paranın alım gücü düşmüşse ÜFE oranında artırımla yeniden denge sağlanmalıdır. En son açılan nafaka davasından itibaren yaklaşık 7 yıllık süre geçtiği, davacının ev hanımı olduğu ve geliri bulunmadığı, davalının ise polis olduğu, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında bir değişiklik olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Açıklanan nedenlerle,  yoksulluk nafakasının niteliği ve takdir edildiği tarih gözetilerek, nafakanın ÜFE oranında artırılması suretiyle dengenin yeniden sağlanması gerekirken, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde yüksek nafaka takdiri hatalıdır.  

Doğrudan Hükmedilen Kesin Nitelikteki Adli Para Cezası Tekerrüre Esas Alınamaz

Sanık, hırsızlık suçundan yargılanmıştır. Sanık hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümde, tekerrüre esas alınan ilamının doğrudan hükmedilen kesin nitelikteki adli para cezasına ilişkin olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Doğrudan hükmedilen kesin nitelikteki adli para cezası tekerrüre esas alınamaz. Adli sicil kaydında başkaca tekerrüre esas nitelikte sabıkanın bulunmaması nedeniyle sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

Bir Türk Vatandaşı Hakkında Yurt Dışında İşlediği Bir Suçtan Dolayı Yabancı Ülkede Mahkumiyet veya Beraat Kararı Verilmiş ve Bu Karar Kesinleşmiş ise Aynı Eylemden Türkiye’de Yargılanamaz

Sanık, nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçundan yargılanmıştır. TCK’nın 11. maddesi uyarınca; Türk vatandaşı, 13’üncü maddede yazılı suçlar dışında, Türk kanunlarına göre aşağı sınırı 1 yıldan az olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçu yabancı ülkede işlediği ve kendisi Türkiye’de bulunduğu takdirde, bu suçtan dolayı yabancı ülkede hüküm verilmemiş olması ve Türkiye’de kovuşturulabilirliğinin bulunması koşulu ile Türk kanunlarına göre cezalandırılır. Anılan düzenleme nedeniyle, Türk vatandaşı hakkında yurt dışında işlediği suçtan dolayı yabancı ülkede mahkumiyet veya beraat kararı verilmişse ve bu karar kesinleşmişse aynı eylemden Türkiye’de yargılanamaz. Bu durumda, sanık hakkında aynı eylem nedeniyle yabancı ülkede kesinleşmiş bir hüküm verilip verilmediği araştırılıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumu takdir ve tayin edilmelidir.   

Çocuğun Cinsel İstismarı Suçuna İlişkin Davalarda Yasadan Kaynaklanan Kamu Görevi Olarak Katılan Bakanlık Vekili Lehine Vekalet Ücretine Karar Verilemez

Sanık, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan yargılanmıştır. Aile ve çocukların korunması hakkı Anayasa ile güvence altına alınmıştır. 6284 SK’nun 20. maddesi uyarınca Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi nedeniyle açılan davalara katılabilir. Bakanlığın davaya katılması doğrudan Anayasa ve kanundan kaynaklanan koruma görevine ilişkin olup bakanlığa yüklenen bir kamu görevi olduğundan katılan bakanlık lehine vekalet ücretine karar verilemez.  

Kasten Yaralama Suçu Kişinin Vücuduna Acı Veren veya Sağlığının ya da Algılama Yeteneğinin Bozulmasına Neden Olan Her Türlü Davranışla İşlenebilir

Kasten yaralama suçundan yapılan yargılama sonunda, sanığın beraatine karar verilmiştir. Uyuşmazlık, sanığa atılı kasten yaralama suçunun sabit olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Kasten yaralama suçu, kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan her türlü davranışla işlenebilir. Katılan, sanık tarafından iteklenmek suretiyle yaralandığını iddia etmektedir. Katılanın bu anlatımlarını doğrulayan ve özünde bir değişiklik bulunmayan tanığın ifadeleri ile katılan ve tanığın beyanlarına uygunluk gösteren doktor raporu karşısında, sanığın katılanı yaralamadığına ilişkin cezadan kurtulmaya yönelik soyut savunmasına itibar edilemez. Bu durum karşısında, sanığa atılı kasten yaralama suçunun sabit olduğu anlaşıldığından, yazılı gerekçelerle sanığın beraatine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Bıçak Tehdidi ve Cebir Kullanarak Mağdureye Cinsel Saldırı Hareketlerine Başlayan Ancak Mağdurenin Direnmesi ve Eline Geçirdiği Bıçakla Kendini Savunması Sonucu Elinde Olmayan Nedenlerle İcra Hareketlerini Tamamlayamadan Kaçan Sanığın Eylemi Nitelikli Cinsel Saldırı Suçuna Teşebbüs Oluşturur

Sanık, nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsten yargılanmıştır. Uyuşmazlık; sanığın mağdureye yönelik gerçekleştirdiği eylemin basit cinsel saldırı suçunu mu, yoksa nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüsü mü oluşturduğu noktasında toplanmaktadır. Suça teşebbüsten söz edilebilmesi için, işlenmek istenen suçun kasıtlı bir suç olması, failin bu suçu işlemek için elverişli hareketlerle doğrudan doğruya suçun icrasına başlaması, ancak istediği neticeyi alamadan, elinde olmayan nedenlerle suçun icrasını tamamlayamaması gerekir. Bir kimsenin suça teşebbüsten dolayı cezalandırılabilmesi için, yapılan hareketlerin objektif olarak suçun kanuni tanımında öngörülen sonucu meydana getirmeye elverişli olmasıyla birlikte, aracın fail tarafından bu sonucu gerçekleştirmeye uygun biçimde kullanılması, ancak failin elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerinin tamamlanamaması ya da tamamlanmasına karşın sonucun gerçekleşmemesi gerekir. Eylemin işlenme tarzı, katılan mağdurenin elbiselerinin çıkarılmaya çalışılması, mağdurenin avludan içeriye sokulup kanepeye yatırılması şeklindeki bıçak tehdidi ve cebir kullanılarak cinsel saldırı hareketlerine başlayan ancak mağdurenin direnmesi ve eline geçirdiği bıçakla kendini savunması sonucu elinde olmayan nedenlerle icra hareketlerini tamamlayamadan kaçan sanığın eyleminin nitelikli cinsel saldırı suçuna teşebbüs oluşturduğunun kabulü gerekir.   

Kooperatif Genel Kurulunca Aidatlar İçin Belirlenecek Temerrüt Faiz Oranı Yasal Faiz Oranının Yüzde Yüzünden Fazla Olamaz

Dava, kooperatif üyelik aidat alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Hukuki ilişkilerde temerrüt durumunda, uygulanması öngörülen temerrüt faiz oranı, TBK’nun 120. maddesi uyarınca, yıllık yasal faiz oranının yüzde yüzünü aşamaz. Bu sınırlama, TTK’nun 8. maddesi uyarınca ticari işlerde uygulanmaz.  Somut olayda, kooperatif ile üyesi arasında bir ticari iş söz konusu değildir. Bu sebeple, kooperatif genel kurulunca, kooperatif aidatlarının ödenmesinde temerrüde düşen üyelerden, talep edilecek temerrüt faizinin oranı belirlenirken, TBK’nun 120. maddesindeki sınırlama dikkate alınmalıdır. 

İtirazın İptali - İtiraz Edilmeyen ve Ticari Defterlere İşlenen Fatura İçeriği Kabul Edilmiş, Mal veya Hizmetin de Teslim Alınmış Olduğu Kabul Edilir

Dava, fatura alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Bir mal ve hizmet alımı nedeniyle düzenlenen faturaya muhatabın 8 gün içinde itiraz hakkı vardır. Bu süre içinde faturaya itiraz edilmezse faturanın içeriği kabul edilmiş sayılır. Faturanın muhatap tarafından ticari defterlere işlenmesi, hizmetin veya malın alındığına karine teşkil eder. İtiraza uğramayan ve ticari kayıtlara da işlenmiş olan fatura bedelinin ödenmesinden kaçınılamaz. Takibe konu faturalardan birinin davalıya ait ticari kayıtlarda yer aldığı, ancak diğer faturanın kayıtlı olmadığı, hizmet verene iade edildiği dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, itiraz edilmeyen ve ticari kayıtlara da işlenen fatura bedeli ile ilgili itirazın yerinde olmadığı kabul edilmelidir.   

İşçi Çalıştığı Dönemde Terfi Ederek Yeni Unvanlarda Çalışmış veya Son Dönemlerde TİS’den Yararlanmış ise Fazla Çalışma, Hafta Tatili ve Genel Tatil Ücretlerinin Son Ücrete Göre Hesaplanması Doğru Değildir; Bilinmeyen Dönem Ücretleri de Tespit Edilerek Değerlendirme Yapılmalıdır

Davacı; hafta sonları, dini ve milli bayramlar dahil çalışmasını yoğun bir şekilde sürdürdüğünü, haklarının ödenmediği için işyerini terk ederek iş akdini sonlandırdığını belirterek kıdem tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram ve genel tatil ücretinin son ücrete göre hesaplanması doğru değildir. Söz konusu ücretlerinin hesabı için işçinin son ücretinin bilinmesi yeterli olmaz. Talep konusu dönem içinde işçi ücretlerinin miktarı da tespit edilmelidir. İşçinin geçmiş dönemlere ait ücretinin belirlenememesi halinde bilinen ücretin asgari ücrete oranı yapılarak bilinmeyen ücretin buna göre tespiti gerekir. İşçinin çalıştığı dönemde terfi ederek yeni unvanlarda çalışmış veya son dönemde toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanmış olması söz konusu ücretlerin son ücret üzerinden hesaplanmasını gerektirmez. Bilinmeyen dönem ücretleri de tespit edilerek değerlendirme yapılmalıdır.   

İş Hayatının İzlenmesi ve Denetlenmesi – Genel Denetim, Kontrol Denetimi, İnceleme Denetimi – Genel Denetim Raporlarına Karşı Sadece Bakanlık, İşçinin Şikayeti Üzerine Yapılan Denetimlere Karşı ise Bakanlık ve İşçiye Husumet Yöneltilerek Dava Açılır

Davacı şirket vekili, davacı şirketin şubesinde çalışan işçilerin çalışma saatlerinin tespitine ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen raporun iptali talebinde bulunmuştur. İşyerinde işin yürütümü yönünden çalışma hayatı ile ilgili tüm mevzuat hükümlerine ve işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından ise; işçi sağlığı ve güvenliğine ilişkin mevzuat hükümlerinin uyulup uyulmadığının tespiti, genel denetimdir. Kontrol denetimi ise, genel denetim sonrası mevzuata aykırılık ve eksiklik olarak tespit edilen olguların, verilen süre içinde giderilip giderilmediğinin kontrol edilmesidir. İnceleme denetimi, bir kişinin ya da kurumun başvurusu üzerine yapılan denetimdir. Genel denetim raporlarına karşı sadece bakanlığa karşı; işçinin şikayeti üzerine yapılan denetim sonucu bir tespit yapılmışsa bakanlık ile birlikte şikayette bulanan işçiye karşı dava açılması gerekir. Somut olayda, işçinin şikayeti üzerine yapılan denetimler sonucu hazırlanan rapora karşı dava açıldığından davanın bakanlık ve haklarında tespit yapılan işçiler aleyhine açılması gerekir. 

Asgari İşçilik Uygulamasına İlişkin Uyuşmazlıkların Çözümünde İlgili Sektör Alanında Bilgi Sahibi Üç Kişilik Bilirkişi Kurulundan Görüş Alınmalıdır

Dava, fark işçilik borcunun iptali ile ihtirazi kayıtla yapılan ödemenin istirdatı istemine ilişkindir. Asgari işçilik uygulamasına dair uyuşmazlıkların sağlıklı çözümü için kayıt ve defterler üzerinde inceleme yapılması, faturaların doğruluğunun ve niteliğinin belirlenmesi gerekir. Bu hususların incelenmesi ise özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden, HMK’nun 266. maddesi uyarınca, asgari işçiliği teknik usullerle saptamasını bilen bir hukukçu, serbest muhasebeci mali müşavir bilirkişi (veya yeminli mali müşavir) ve asgari işçilik incelemesine konu iş (sektör) konusunda bilgi sahibi (inşaat mühendisi, elektrik mühendisi, otel yöneticisi vb) bir bilirkişi olmak üzere üç kişilik bilirkişi kurulundan açıklayıcı ve denetime elverişli rapor alınmalıdır. Yerel mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Kadastro Tespitine İtiraz – Paftasında Yol Olarak Gösterilen ve Kadastro Tutanağı Düzenlenmeyen Taşınmazlarla İlgili Davalarda Kadastro Mahkemeleri Değil Genel Mahkemeler Görevlidir

Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir. Dosya kapsamından, dava konusu taşınmazın bulunduğu yerde arazi kadastrosu bulunduğu, paftasında yol olarak bırakılıp tutanak düzenlenmeyen taşınmazın kamulaştırma parselinde kaldığı, taşınmaz üzerinde 30 yılı aşkın süredir zilyetlik bulunduğu iddia edilerek, zilyetliğin tespitinin ve kamulaştırma bedelinin tahsilinin talep edildiği anlaşılmaktadır. 3402 SK’nun 26. maddesinde; kadastro mahkemesinin görevinin, her taşınmaz mal hakkında kadastro tutanağının düzenlendiği günde başlayacağı belirtilmektedir. Kadastro tutanağı düzenlenmeyen taşınmazlar hakkında kadastro mahkemesi görevli olmayıp genel mahkemeler görevlidir. Açıklanan nedenlerle, paftasında yol olarak gösterilen ve kadastro tutanağı düzenlenmeyen taşınmazlarla ilgili davalarda görevli mahkemeler genel mahkemelerdir. 

Ayıplı Mal Nedeniyle Menfi Tespit – Gizli Ayıplarda Alıcının Ayıbı Öğrendiği Tarih Tespit Edilmeli, Ayıp İhbarının Süresinde (Hemen) Yapılıp Yapılmadığı Buna Göre Belirlenmelidir

Dava, ayıplı mal nedeniyle menfi tespit talebine ilişkindir. TTK’nun 23/c maddesi uyarınca, basit bir inceleme veya incelettirmek sonucunda malın ayıplı olduğu anlaşılmadığı taktirde gizli ayıba ilişkin hükümler uygulanır. Gizli ayıplarla, alıcının ayıbı öğrendiği tarih tespit edilmeli ve ayıbın süresinde (hemen) yapılıp yapılmadığı buna göre belirlenmelidir. Mahkemece, davacı tarafından gizli ayıbın öğrenildiği tarih belirlenmeksizin malın son sevkiyatının yapıldığı tarih gizli ayıbın öğrenildiği tarih kabul edilerek ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Tacir Fahiş Olduğu İddiası ile Cezai Şarttan İndirim İsteyemez; Ancak Fahiş Cezai Şart Borçlunun Ekonomik Yönden Mahvına Sebep Olacak Nitelikte ise İndirim Talebi Değerlendirilmelidir

Davacı, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinin davalı tarafından tek taraflı olarak süresinden önce haksız olarak feshedildiğini iddia ederek kar mahrumiyeti alacağı ile cezai şart alacağının avans faizi ile birlikte tahsili talebinde bulunmuştur. Davalı ise, talep edilen cezai şart ve kar mahrumiyetinin ekonomik mahvına neden olacağını savunarak davanın reddini istemiştir. TTK’nun 22. maddesi uyarınca; tacir, cezai şartın fahiş olduğu iddiasıyla indirim isteyemez. Ancak Yargıtay içtihatlarıyla kabul edildiği üzere cezai şartın fahişliği borçlunun ekonomik mahvına sebep olacak nitelikte ise borçlunun talebi halinde bu husus değerlendirilmelidir. Cezai şartın borçlunun ekonomik mahvına sebep olup olmayacağı konusunda bilirkişiden ek rapor alındıktan sonra mahkemece durum değerlendirilmeli ve ekonomik mahvına sebep olacaksa makul indirim yapılmalıdır.

Bonoda Rakam ve Yazı ile Belirtilen Bedeller Arasında Fark Olması Halinde Yazı ile Belirtilen Bedelin Geçerli Kabul Edileceğine İlişkin Kural Rakamda Tahrifat Olmaması Halinde Uygulanır

Davacı, senetteki imzanın kendisine ait olmadığını, senedin muvazaalı olarak diğer davalıya ciro edildiğini ileri sürerek davalılara borçlu olmadığının tespitine ve senedin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Bonoda rakam ve yazı ile belirtilen bedeller arasında fark bulunması durumunda yazı ile belirtilen bedelin geçerli kabul edileceğine ilişkin kural rakamda tahrifat olmaması halinde uygulanır. Bilirkişi raporlarında, senetteki rakamla yazılı olan miktar hanesinde bulunan “350 000” bedelinin ilk ve son hanelerinde yer alan “3” ve “0” rakamlarının sonradan atıldığı görüşüne varılmıştır. 350.000 TL’lik davaya konu bonoda “3” ve “0” hanelerinin sonradan eklendiği görülmekle davacının kabulünde olan 5.000,00 TL dışında kalan miktar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmelidir.   

Tasarrufun İptali – İyi Niyetli Sayılmayan 3. Kişi Malı Satmış ve Satın Alan Davada Yer Almıyor veya İyi Niyetli Kabul Ediliyor ise Dava Bedele Dönüşür; 3. Kişi Bedelle Sorumlu Tutulmalıdır

Dava, İİK’nun 277. maddesine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. İİK’nun 280. maddesinde; malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Tasarrufun iptali davalarında; 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK’nun 283. maddesi uyarınca bedele dönüşen davada 3. kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekir.  

İİK’nun 277. Maddesine Dayalı Tasarrufun İptali Davalarında Davacının Alacağının Kararın Kesinleşmesine Kadar Varlığını Devam Ettirmesi Ön Koşuldur

Dava, İİK’nun 277. maddesine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Tasarrufun iptali davalarından amaç davacı alacaklının borçludan olan alacağını tahsil etme imkanını elde etmesidir. Bu nedenle davanın görülebilmesi için davacının bir alacağının olması ve bu alacağın kararın kesinleşmesi aşamasına kadar varlığını devam ettirmesi ön koşuldur. Dosya içeriğinden, davalı tarafın borcu kalmadığını iddia ettiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, borç kalıp kalmadığı incelenerek sonucuna göre karar verilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmadan, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Tapu İptali ve Tescil Talebi – Ortak Muristen Kalan Taşınmazla İlgili Bir Mirasçının Başka Mirasçıya Karşı Payı ile Sınırlı Olarak Dava Açmasına Yasal Bir Engel Yoktur

Davacılar, taşınmazın ortak murislerine ait iken ölümü ile mirasçılarına kaldığını, usulüne uygun taksim yapılmadığını iddia ederek tapu kaydının iptali ile muris adına tescili talebinde bulunmuşlardır. Tereke, elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabidir. Elbirliği mülkiyetinde tasarrufi işlemlerde oybirliği aranmakta yani tüm mirasçıların katılımıyla tasarrufi işlemler yapılabilmektedir. Dava da tasarrufi bir işlemdir. Tereke adına açılacak davaların tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması veya tüm mirasçıların muvafakatının alınması gerekir. Somut olayda ise, davacılar ve davalılar mirasçı olup, davalılar tereke karşısında 3. kişi durumunda değildir. Ortak muristen kalan taşınmazla ilgili bir mirasçının başka bir mirasçıya karşı payı ile sınırlı olarak dava açmasına yasal engel yoktur. Davacılar tarafından her ne kadar dava konusu taşınmazın müşterek muris adına tescili talep edilmiş ise de, davacıların davasının kendi miras paylarıyla sınırlı olduğu kabul edilerek, tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda, delilleri toplanıp sonucuna göre karar verilmelidir.   

Orman Kanunu’nun 2/B Maddesi Kapsamında Hazine Adına Tespit ve Tescil Edilmişken Satılarak Şahıs Adına Tescil Edilen Taşınmazla İlgili Fiili Kullanım Şerhi Talebiyle Dava Açılamaz

Davacı, dava konusu taşınmazın kendi fiili kullanımında bulunduğunu ileri sürerek, lehine kullanım şerhi verilmesi talebinde bulunmuştur. Ancak taşınmaz karar tarihinden sonra 6292 SK uyarınca satılarak şahıs adına tescil edilmekle, özel mülkiyete konu olmuştur. Kullanım kadastrosuna ilişkin davada taşınmazın beyanlar hanesindeki şerhe yönelik davanın dinlenebilmesi için, 6292 SK uyarınca taşınmazın satış işlemine konu olmaması, başka bir anlatımla, Hazine adına kayıtlı olması gerekir. Taşınmaz Hazine’nin mülkiyetinden çıkıp şahıs adına tapuya tescil edildikten sonra artık, 6292 SK’nun uygulanma olanağı kalmamış; davanın görülebilirlik koşulu ortadan kalkmıştır. Bu durum karşısında, davanın reddine karar verilmelidir.   

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesine Dayalı Tapu İptali ve Tescil Talebi – İnşaatın Gerçekleşme Seviyesi Eserin Reddini Gerektirmeyecek Oranda ise Birlikte İfa Kuralı Uygulanarak Yüklenicinin Kararlaştırılan Bağımsız Bölüme Hak Kazanacağı Kabul Edilir

Davacı yüklenici, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ile üstlendiği edimlerini yerine getirdiğini iddia ederek sözleşme konusu bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ve adına tescilini, mümkün olmadığı takdirde rayiç değerlerinin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Dosya kapsamından, inşaatın % 99 seviyesinde tamamlandığı anlaşılmaktadır. İnşaatın gerçekleşme seviyesi eserin reddini gerektirmeyecek oranda ise birlikte ifa kuralı uygulanarak yüklenicinin kararlaştırılan bağımsız bölüme hak kazanacağı kabul edilir. Bu hususlar üzerinde durulmadan ve davadan sonra da olsa yapı kullanım izin belgesi alındığından, inşaatın arsa sahiplerince reddedilemeyecek oranda tamamlandığından dava konusu bağımsız bölüm yönünden birlikte ifa kuralı uygulanarak tapu iptali ve tescile karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın tümden reddine karar verilmesi hatalıdır.   

Paydaşlığın Satış Yoluyla Giderilmesine Karar Verilmesi Halinde Satışın Nasıl Yapılacağı da Hüküm Sonucunda Gösterilmelidir

Dava, İİK’nun 121. maddesi uyarınca alınan yetki belgesine dayalı olarak alacaklı tarafından açılan ortaklığın giderilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece paydaşlığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde satışın nasıl yapılacağının, satış bedeli, harç ve yargılama giderlerinin ne şekilde dağıtılacağının hüküm sonucunda gösterilmesi gerekir. Mahkeme kararının infazı için satış memuru görevlendirilmesi gerekli olmakla, bu görevlendirme yapılırken isim belirtilmemelidir. Taşınmazların satış bedeli üzerinden harcın “Binde 11,38” nispetinde alınması gerekirken, hükümde “11,38” yazılmış olması hatalıdır.

Taşınır Mallar Üzerindeki Ortaklığın Giderilmesi Maktu Harca Tabidir

Dava, taşınmaz ve taşınır mallar üzerindeki ortaklığın satış suretiyle giderilmesi talebine ilişkindir. Paydaşlığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde; taşınmazlarda, taşınmazın satış bedeli üzerinden binde 11.38; taşınır mallarda ise maktu harç alınması gerekir. Açıklanan husus dikkate alınmadan, taşınır malın satış bedeli üzerinden binde 11,38 oranında harç alınmasına karar verilmesi hatalıdır. Ancak bu husus, hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hüküm düzeltilerek onanmalıdır.

Yabancı Mahkeme Kararının Kesinleştiğini Gösterir Apostil Şerhli Aslı ve Onanmış Örneği Dosyaya Sunulmadıkça Tenfiz Kararı Verilemez

Dava, yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi talebine ilişkindir. Tenfiz hakiminin, tenfiz şartları dışında, ilamın içeriği üzerinde incelemede bulunma hak ve yetkisi bulunmamaktadır. Yabancı mahkeme kararının kesinleştiğini gösterir apostil şerhli aslı ve onanmış örneği dosyaya sunulmadıkça tenfiz kararı verilemez. Tenfizi istenen kararın kesinleşme şerhini gösterir apostil şerhli aslı ve onanmış örneğinin dosyada mevcut olmadığı için apostil şerhinin sunulması için kesin süre verilmesine rağmen yasal süre içinde sunulmamıştır. Tenfiz şartları bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır.   

Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Temyizi Üzerine Yargıtay’ca Verilen Kararlar Hakkında Karar Düzeltme Yoluna Gidilemez

İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen karara yönelik tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; tarafların temyiz başvurusu üzerine de hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra bölge adliye mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtayca verilen kararlar hakkında karar düzeltme yoluna gidilemez. Bölge adliye mahkemesi kararının temyizi üzerine Yargıtay tarafından verilen karar aleyhine karar düzeltme yoluna gidilmesi mümkün olmadığından, bu yöndeki dilekçenin reddine karar vermelidir. 

Aval Veren Lehine Taahhüt Altına Girdiği Kişi Gibi Sorumludur – Tacirler Arasında Düzenlenen Kambiyo Senedindeki Yetki Şartı Avalistleri de Bağlar

Bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takibinde, borçlu avalist, icra mahkemesine başvurarak diğer itirazlarının yanında icra müdürlüğünün yetkisine de itiraz etmiştir. Aval veren, lehine taahhüt altına girdiği kişi gibi sorumludur. Tacirler arasında düzenlenen kambiyo senedindeki yetki şartı avalistleri de bağlar. Açıklanan nedenlerle, borçlu avalistin yetki itirazının reddi ile dilekçelerinde ileri sürdükleri sair itiraz ve şikayetlerin esası incelenerek varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile yetki itirazının kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Sosyal Amaçlı Bir Kredinin Teminatı Olmayan, Borçlunun Serbest İradesi ile Kurduğu İpotek Kayıtları Ödenmiş Olmadıkça Meskeniyet İddiasına Engel Oluşturur

Borçlu, icra mahkemesine başvurarak meskeniyet iddiasına dayalı haczedilmezlik şikayetinde bulunmuştur. Borçlunun daha önce ipotek ettiği taşınmazı hakkında sonradan haczedilmezlik şikayetinde bulunabilmesi için ipoteğin mesken kredisi, esnaf kredisi, zirai kredi gibi zorunlu olarak kurulmuş ipoteklerden olması gerekir. Sosyal amaçlı bir kredinin teminatı olmayan, borçlunun serbest iradesi ile kurduğu ipotek kayıtları ödenmiş olmadıkça meskeniyet iddiasına engel oluşturur. İpoteğin zorunlu ipotek olmadığı ve ipoteğe konu borcun şikayete konu haciz tarihinden önce ödenmemiş olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, meskeniyet şikayetinin reddine karar verilmesi gerekir.   

Marka Tescili – Asli Unsurlardan Birinin Önceden Tescil Edilen veya Başvuru Yapılan Markalarla Karıştırılma İhtimalini Doğuracak Benzerliğinin Bulunması Halinde Önceki Marka Sahibinin İtirazı Üzerine Tescil Başvurusu Reddedilir

Dava, davacının marka başvurusunun kısmen reddine dair kurum kararının iptali istemine ilişkindir. 556 sayılı KHK’nun 8/1-b maddesine göre, tescili için başvurusu yapılan markanın, tescil edilmiş veya tescili için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile benzer olması, markaların benzer mal ve hizmetleri kapsaması ve bu suretle halk tarafından karıştırılma ihtimalinin bulunması halinde, önceden tescilli yahut tescili için başvurusu yapılan marka sahibinin itirazıyla sonraki tarihli marka başvurusu reddedilir. Ayrıca, markalarda birden fazla asli unsurun bulunması halinde de markanın, her bir asli unsur bakımından, kendisinden önceki markalarla benzerliğinin bulunmaması, marka başvurusundaki her bir asli unsurun önceki markalarla karıştırılmayı önleyecek ölçüde ayırt edici nitelikte bulunması gerekmektedir. Her bir asli unsur bakımından ayrı ayrı yapılacak değerlendirme sonucunda, asli unsurlardan birinin, önceden tescil edilen veya tescili için başvurusu yapılan markalarla karıştırılma ihtimaline neden olacak düzeyde benzerliğinin bulunması halinde, benzer mal ve hizmetler bakımından önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine 556 sayılı KHK’nun 8/1-b maddesi uyarınca benzer ibare içeren marka tescil başvurusunun reddine karar verilmesi gerekir.

Haklı Nedenle Limited Şirketin Fesih ve Tasfiyesi İstenen Davada Davacının Şirketten Çıkarılmasına ve Çıkma Payı Ödenmesine Karar Verildiğinde Hesaplama Karar Tarihine En Yakın Verilere Göre Yapılmalıdır

Dava, şirketin haklı nedenlere dayalı fesih ve tasfiyesi talebine ilişkindir. Yapılan yargılama sonunda; davacının şirketten çıkarılmasına ve çıkma payının kendisine ödenmesine karar verilmiştir. Dairenin yerleşmiş kararları ve TTK’nun 641. maddesi uyarınca, çıkma payının karar tarihine en yakın tarihteki veriler esas alınarak hesaplanması gerekir. Dosya kapsamından, davacının çıkma payının 2010 yılı bilançosu esas alınarak hesaplanmış olduğu anlaşılmaktadır. Davalı şirketin bağlı bulunduğu vergi dairesine müzekkere yazılarak buradan davalı şirketin karar tarihine en yakın tarihteki tüm finansal kayıtları ve eklerinin celbi ile bu kayıtlara göre hesaplamanın yapılması gerekirken, açıklanan hususlar dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

Hem Eşinden, Hem Ana veya Babasından Ölüm Aylığına Hak Kazananlara Tercihlerine Göre Bu Aylıklardan Biri Bağlanır

Davacı, sigortalı eş ve baba üzerinden hak sahibi sıfatıyla çift ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti ile aksine kurum işleminin iptali, kesintinin durdurulması ile yapılan kesintilerin iadesi isteminde bulunmuştur. Dava dosyası incelendiğinde, babası üzerinden aylık alma açısından hakkı doğuran olay, eşinin vefat ettiği tarih olacağından, söz konusu tarihteki ilgili mevzuatın maddeleri uyarınca davacının çift aylığa hak kazanamadığı belirgindir. Hem eşinden hem ana veya babasından ölüm aylığına hak kazananlara tercihlerine göre bu aylıklardan biri bağlanır. Açıklanan maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Re’sen İşyeri Tesciline İlişkin Kurum İşleminin İptali Talebi – Eser Sözleşmesi ile Yaptırılan İnşaat/Tadilat İşinde İşverenlik Sıfatı Söz Konusu Olmadığından İşyeri Tescili Gerekli Değildir

Davacı, re’sen işyeri tesciline ilişkin kurum işleminin iptali talebinde bulunmuştur. Davacı şirket tarafından işyerindeki tadilat-inşaat işinin dava dışı şirkete verildiği, bu işin davacı şirketin mağazacılık faaliyeti ile ilgisinin bulunmadığı, sözleşme içeriği dikkate alındığında aralarındaki ilişkinin eser sözleşmesi niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Davacı şirketin eser sözleşmesi ile yaptırdığı inşaat-tadilat işi için işverenlik sıfatı bulunmadığından işyeri tescili gerekmemesi nedeniyle davanın kabulü gerekirken, yazılı gerekçelerle aksi yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İşveren Yönünden Haklı Fesih Nedeni Ortaya Çıktıktan Sonra İşçi Varsa İşverenden Kaynaklanan “Öne Geçen Fesih Nedenleri”ne Dayanabilir; Ancak Bu Aşamada Kendisinden Kaynaklanan Derhal Fesih Nedenlerine Dayanması Hakkın Kötüye Kullanımı Olarak Kabul Edilmelidir

Davacı kadın işçi, iş sözleşmesini 1475 SK’nun 14/1. maddesi uyarınca evlilik nedeniyle feshettiğini bildirmiş; davalı işveren ise davacının iş sözleşmesini hasar takip dosyalarında yaptığı usulsüzlükler nedeniyle haklı nedenle feshettiğini savunmuştur. Dosya içeriğinden, davacı işçinin yaptığı usulsüzlüklerle ilgili soruşturma başlatıldığı, davacının bu yönde savunmasının alındığı, iç denetim raporu hazırlandığı, yapılan usulüz işlemlerin düzeltilmesi aşamasında davacı işçinin evlenip noterden gönderdiği ihtarnameyle evlilik nedeniyle iş sözleşmesini feshettiği anlaşılmaktadır. Davacı kadın işçinin evlilik sebebiyle feshi kendisinden kaynaklanan bir fesih nedeni olup, işverenin başlattığı soruşturma sonrasında gerçekleştirileceği anlaşılan haklı feshin sonuçlarını ortadan kaldırmak maksadıyla yapıldığı ve hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Davacı işçinin davalı işyerinde işveren açısından haklı fesih sebebi oluşturduğuna kuşku duyulmayan bir çok usulsüz işleminin ortaya çıkmasından sonra devam eden soruşturma sürecinde evlendiği ve bu durumu fesih nedeni yaptığı anlaşılmakla davacı işçinin hakkın kötüye kullanımı mahiyetindeki öne geçen feshi hukuken korunamaz.  

Ecrimisil - Taşınmazın Bedelsiz Kullanımını Düzenleyen Sözleşme Bir Kira Sözleşmesi Olmadığından İhtarname ile Bedelsiz Kullanma İzninin Geri Alındığı Kabul Edilmeli ve Bu Tarihe Göre Ecrimisil Hesaplanmalıdır

Dava, ecrimisil talebine ilişkindir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin bedelsiz olduğu dikkate alındığında, anılan sözleşmenin bir kira sözleşmesi olmadığı anlaşılmaktadır. Taşınmazın bedelsiz kullanımını düzenleyen sözleşme bir kira sözleşmesi olmadığından davacı tarafından gönderilmiş olunan ihtarname ile bedelsiz kullanma izninin geri alındığı kabul edilmeli ve bu tarihe göre ecrimisil hesaplanmalıdır. Açıklanan nedenlerle, davalıya ihtarname ile taşınmazın boş olarak teslimi için verilen süre dikkate alınarak ecrimisile karar verilmesi gerekirken, taraflar arasındaki sözleşmenin bitim tarihinden itibaren ecrimisile karar verilmesi hatalıdır. 

Muhdesatın Tespiti Davalarında, Ortaklığın Giderilmesi Davasında Muhdesatın Davacı Tarafından Meydana Getirildiğini Açıkça Kabul Edenler Dışında Kalan ve Paydaş Olan Tüm Maliklerin Taraf Olmaları Gerekir

Davacı, muhdesatın tespiti talebinde bulunmuştur. Bu nevi davalarda, ortaklığın giderilmesi davasında muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğini açıkça kabul edenler dışında kalan ve paydaş olan tüm maliklerin taraf olmaları gerekir. Dosya kapsamından, mirasçılık belgesine göre, mirasçılardan Maliye Hazinesinin davada davalı olarak gösterilmediği anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, mirasçıların davacıların muhdesat iddiasına yönelik açık kabullerinin olup olmadığı araştırılmalı, açık kabulleri yok ise taraf teşkili tamamlandıktan ve delilleri toplandıktan sonra, dosya içeriğine göre karar verilmelidir.   

Yurt İçi İkametgah Adresi Bilinen Kişiye Doğrudan Tebligat Kanunu’nun 35. Maddesine Göre Tebligat Yapılamaz; Önce Kanunun 21. Maddesindeki Prosedür İzlenmelidir – Hukuki Dinlenilme Hakkı

Davacı, kasten yaralama nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. 7201 SK’nun 10. ve 21. maddeleri uyarınca; tebligat öncelikle muhatabın bilinen adresine yapılmalı, tebligatın yapılamaması halinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi tespit edilerek bu adrese, “MERNİS kaydını içermeyen” normal tebligat çıkarılmalıdır. Eğer muhatap adreste oturmakla birlikte, adresten geçici olarak ayrılmışsa 21. madde koşullarına uygun şekilde tebligat yapılmalı, muhatabın adreste oturmadığı tespit edilerek tebligatın iade edilmesi halinde, adresin muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğuna dair kayıt (MERNİS kaydı) düşülerek yeniden tebligat çıkarılmalıdır. Yurt içi ikametgah adresi bilinen kişilere doğrudan 35. maddeye göre tebligat yapılamaz. HMK’nun 27. maddesi uyarınca, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptir. 

Asli Müdahale İlk Davadan Bağımsız Ayrı Bir Dava Olup Harca Tabidir

Dava, davalı elektrik şirketine ait elektrik tellerinden çıkan yangın nedeniyle davacıların ürünlerinde meydana gelen zararın tazmini talebine ilişkindir. HMK’nun 65. maddesi uyarınca; bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir. Asli müdahale, ilk davadan bağımsız ayrı bir dava olup harca tabidir. Asli müdahil olarak kabul edilen davacılar yönünden asli müdahale harcı yatırılmamıştır. Bu durumda müdahale talepleri yönünden inceleme konusu yapılamayacak olmasına rağmen bu kişiler yönünden de inceleme yapılıp yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Kadının Hakaret ve Aşağılayıcı Sözler Söylemesine Karşılık Eşinin Kız Olmadığı Yönünde Söylenti Çıkaran ve Evden Gönderen Erkek Eşit Kusurlu Değil Ağır Kusurlu Sayılmalıdır

Dava, karşılıklı boşanma talebine ilişkindir. Davalı-davacı kadının eşine hakaret ve aşağılayıcı nitelikte “Sen erkek misin, şerefsizsin, seninle evlendiğime pişmanım” şeklinde sözler sarfettiği; davacı- davalı erkeğin “Eşinin kız olmadığı yönünde söylenti çıkararak” eşini evden gönderdiği dosya kapsamı ile sabittir. Kadının hakaret ve aşağılayıcı sözler söylemesine karşılık eşinin kız olmadığı yönünde söylentiler çıkaran ve evden gönderen erkek eşit değil ağır kusurlu sayılmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmadan, hatalı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü hatalıdır.   

Miras Bırakının Ölünceye Kadar Bakma Akdi Karşılığı Devrettiği Taşınmazlar Malvarlığının Büyük Bir Kısmını Oluşturmuş ve Makul Sınır Aşılmış ise Muvazaanın Varlığı Kabul Edilmelidir

Davacı, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur. Miras bırakanın, ölünceye kadar bakma akdi karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan malvarlığının miktarı, temlik edilen malın, tüm malvarlığına oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların dikkate alınması gerekir. Murisin ölünceye kadar bakma akdi karşılığı devrettiği taşınmazlar malvarlığının büyük kısmını oluşturmuş ve makul sınır aşılmış ise muvazaanın varlığı kabul edilmelidir. Dosya kapsamından, mirasbırakan ile davacı oğlu arasında husumet bulunduğu, mirasbırakanın malvarlığının büyük bir kısmını oluşturan dava konusu taşınmazları aynı akitle davalı oğulları ve eşine temlikinde bakıp gözetilme koşulunu değil de davacıdan mal kaçırma düşüncesini ön planda tuttuğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar verilmelidir.   

Basit Yargılama Usulüne Tabi Davalarda da Bozmadan Sonra Duruşma Açılarak Taraflar Davet Edilip Dinlendikten Sonra Karar Verilir; Dosya Üzerinden Karar Verilemez

Davacı, iştirak nafakası talebinde bulunmuştur. İştirak nafakası istemine ilişkin ve basit yargılama usulüne tabi olan eldeki davada; mahkemenin bozma kararı sonrasında duruşma açmaksızın dosya üzerinden direnme kararı vermesinin usul ve yasa hükümlerine uygun olup olmadığı hususu ön sorun olarak incelenmiştir. Basit yargılama usulüne tabi davalarda, mahkemeler mümkün olan hallerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verebilir. Bozma kararı sonrasında taraf teşkiline ilişkin olarak mahkemece yapılacak işlemlerin düzenlendiği HMK’nun 373. maddesinde; davanın yazılı ya da basit yargılama usulüne tabi olup olmadığı yönünden bir ayrım yapılmaksızın, mahkemenin kendiliğinden tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra Yargıtay’ın bozma kararına uyulup uyulmayacağına karar verileceği düzenlenmiştir. Yasal düzenlemeler nedeniyle, basit yargılama usulüne tabi davalarda da bozmadan sonra taraflar davet edilip dinlendikten sonra karar verilmelidir.   

Yoksulluk Nafakası Almakta Olan ve Yoksulluk Sınırında Bulunan Kişi Aleyhine İştirak Nafakası Kararı Verilemez

Davacı; boşanma davasında velayetleri kendine bırakılan ortak çocukların masraflarının arttığını, davalının çalıştığı halde çocuklarına maddi olarak yardım etmediğini belirterek iştirak nafakasına ve hükmedilecek nafakaların ÜFE oranında artırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Uyuşmazlık, asgari ücretle çalışan ve yoksulluk nafakası alan davalı annenin velayetleri davacı babada bulunan ortak çocuklar için iştirak nafakası ödemekle sorumlu tutulup tutulmayacağı noktasında toplanmaktadır. TMK’nun 182. maddesi hükmüne göre; velayet kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Davalının yoksulluk nafakası aldığı ve asgari ücretle çalıştığı dosya kapsamı ile sabittir. Yoksulluk nafakası alan ve yoksulluk sınırında bulunan davalı aleyhine ortak çocuklar için iştirak nafakasına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.  

Gizli Soruşturmacı Kolluk Görevlisinin Sanıktan İkinci Kez Uyuşturucu Alması Ayrı Suç Oluşturmayacağı Gibi Gerçek Bir Alım Satım Bulunmadığından Sanığın Eylemi Uyuşturucu Maddeyi Satışa Arz Etme Olarak Kabul Edilmelidir

Sanıklar, uyuşturucu madde ticareti suçundan yargılanmışlardır. Gizli soruşturmacı sivil giyimli kolluk görevlilerinin; sanıklardan farklı tarihlerde uyuşturucu madde satın aldıkları dosya kapsamı ile sabittir. Kolluk görevlilerinin gerçek iradeleri, uyuşturucu madde satın alma değil, suçu ve failini belirleyecek suç delilini elde etmektir. Sanıktan ikinci kez uyuşturucu madde alınması ayrıca suç oluşturmayacağı gibi gerçek anlamda bir “alım - satım” bulunmadığından, sanıkların hareketleri  “uyuşturucu maddeyi satışa arz etme” suçunu oluşturduğu dikkate alınmadan, sanıkların birden fazla uyuşturucu madde sattığı kabul edilerek  zincirleme suçla ilgili hükümlerin uygulanması suretiyle sanıklara fazla ceza tayin edilmesi hatalıdır.  

Denetim Süresi İçerisinde Kasıtlı Bir Suç İşlenmesi Halinde Bu Suçtan Dolayı Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Verilemez

İzin tecavüzü suçundan yapılan yargılamada; sanığın hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Sanık hakkında daha önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakıldığı ve deneme süresi içinde kasıtlı suç işlediği dosya kapsamı ile sabittir. 5271 Sayılı Kanunun 231/8. maddesine eklenen “Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez.” şeklindeki düzenleme dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Sosyal İnceleme Raporu İçin Yapılan Giderler Yargılama Gideri Olarak Suça Sürüklenen Çocuğa Yükletilemez

Suça sürüklenen çocuk,  işyeri dokunulmazlığının ihlali suçundan yargılanmıştır. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Birleşmiş Milletler Çocuk Ceza Adaleti Sisteminin Uygulanması Hakkında Asgari Standart Kuralları, Çocuk Koruma Kanunu, Çocuk Koruma Kanunu’nun Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik  hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, sosyal çalışma görevlilerinin suça sürüklenen çocukların özelliklerini, toplumda yapıcı bir rol üstlenmesini ve mahkemece yararlanılabilecek toplumsal kaynakların tanınmasını sağlamak üzere düzenleyecekleri sosyal inceleme raporu giderleri yargılama gideri olarak suça sürüklenen çocuğa yükletilemez. Sosyal inceleme raporu alınması sebebiyle ödenen bilirkişi ücreti Devlet Hazinesi üzerinde bırakılmalıdır.   

Terör Örgütünün Patlayıcı Maddeler Kullanarak Eylem Yaptığı Zamanda Yakalanan Sanığın El Svabında Tespit Edilen Antimon Kalıntısı Tek Başına El Yapımı Patlayıcı Madde Hazırladığını Kabule Yeterli Değildir

Sanık, Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma ve tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması suçlarından yargılanmıştır. Terör örgütünün patlayıcı maddeler kullanarak eylem yaptığı zamanda  yakalanan sanığın el svabında tespit edilen antimon kalıntısı tek başına el yapımı patlayıcı madde hazırladığını kabule yeterli değildir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yerel mahkemece, Kriminal Polis Laboratuvarının uzmanlık raporunda sanıktan alınan el svaplarında atış artığı antimon (sb) elementi tespit edildiği gerekçesiyle sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Nitelikli Dolandırıcılık ve Görevi Kötüye Kullanma Suçları CMK’nun 135. Maddesi Kapsamında Katalog Suçlardan Olmadığından Soruşturmada Elde Edilen İletişimin Dinlenmesine İlişkin Kayıtlar Yargılamada Aleyhe Delil Olarak Kullanılamaz

Sanıklar; suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, kurulan örgüte üye olmak, suç örgütüne yardım etmek, nitelikli dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma suçlarından yargılanmışlardır. Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yürütülmekte olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan, ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek şekildeki “tesadüfen elde edilen deliller” CMK’nun 135/8. madde ve fıkrasında düzenlenen katalog kapsamındaki suçlara ilişkin ise, soruşturma ve kovuşturmada delil olarak kullanılabilmektedir. Buna karşın katalog kapsamında yer almayan suçlara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılması mümkün değildir. Nitelikli dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma suçları CMK’nun 135. maddesi kapsamında katalog suçlardan olmadığından soruşturmada elde edilen iletişimin dinlenmesine ilişkin kayıtlar yargılamada aleyhe delil olarak kullanılamaz. 

Onbeş Yaşını Tamamlamış Reşit Olmayanla Cinsel İlişki Takibi Şikayete Bağlı Bir Suçtur

Sanık, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan yargılanmıştır. Mağdurenin onbeş yaşını tamamlaması nedeniyle sanığın 2009 yılındaki son eyleminin TCK’nun 104. maddesinde düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğu, bu suçun takibi şikayete tabi olduğu  ve mağdurenin duruşmada şikayetinden vazgeçtiği dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, sanığın sadece 2007 tarihli çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, zincirleme suça ilişkin hükümler uyarınca artırım yapılması suretiyle sonuç cezanın fazla tayini hatalıdır. 

Sanığa Ait Olup Gizli Bölmesi Bulunan ve Uyuşturucu Madde Ticareti Suçunda Kullanıldığı Sabit Olan Aracın Müsadere Edilmeyip İadesine Dair Verilen Karar Aleyhe Temyiz Olmasa da “Aleyhe Değiştirememe” İlkesi Kapsamında Olmayıp İncelenmeli ve Bozulmalıdır

Sanık, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yargılanmıştır. Uyuşmazlık; suçta kullanılan aracın kayıt malikine iadesine ilişkin hükmün, bu hususta bir talep olmasa dahi sadece mahkumiyetine karar verilen sanık müdafisinin temyiz istemi üzerine incelemeye konu edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. TCK’nun 54. maddesinde düzenlenen eşya müsaderesinin hukuksal niteliği itibarıyla bir ceza değil, güvenlik tedbiri olduğu hususunda kuşku yoktur. Dosya kapsamından, araç sürücüsü olan sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan cezalandırılması, uyuşturucu madde ticaretinde kullanılan aracın ise müsadere edilmesi istemiyle kamu davasının açıldığı anlaşılmaktadır. Sanığa ait olup gizli bölmesi bulunan ve suçta kullanıldığı açık olan aracın müsadere edilmeyip ruhsat sahibine iadesine dair verilen hükmün aleyhe temyiz olmasa bile “cezayı aleyhe değiştirememe ilkesi” kapsamında olmadığı dikkate alındığında, mahkumiyet hükmünden bağımsız bir hüküm de olsa işlenen suça bağlı ve suçtan ayrılamayan, sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmünün sonucu doğrultusunda değerlendirilmesi gereken bir hükümdür.  Açıklanan nedenlerle, mahkumiyet hükmünün yalnızca sanık müdafisi ile sanık lehine C. Savcısı tarafından temyiz edildiği durumlarda da temyiz incelemesine konu edilebileceğinin, bu nedenle sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün temyizi kapsamında aracın iadesine ilişkin hükmün de incelenebileceğinin kabulü gerekir.  

1-Başkasının Nüfus Cüzdanı Üzerine Kendi Resmini Yapıştıran Ancak İlk Bakışta Değişiklik Anlaşılabilir Nitelikte Olan Sanığın Eylemi Resmi Belgede Sahtecilik Suçunu Oluşturmaz 2-Kayıp Nedeniyle Yenisi Çıkarıldığında Eski Nüfus Cüzdanı Hükümsüz Kalacağından Bunun Üzerinde Yapılan “Bozma, Yok Etme, Gizleme” Eylemleri TCK’nun 205. Maddesi Kapsamında Suç Oluşturmaz

Sanık, resmi belgede sahtecilik suçundan yargılanmıştır. Uyuşmazlık; sanığın eyleminin resmi belgeyi bozma suçunu mu, yoksa resmi belgede sahtecilik suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır. Resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmi belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Resmi belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunda failin amacı, belgenin kullanılmasını önlemektir. Suçun oluşması için, resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme eylemlerinin belgenin kanıt niteliğini etkilemesi, kısmen de olsa belgenin kullanımını önlemesi gerekir. Açıklanan nedenlerle, başkasının nüfus cüzdanı üzerine kendi resmini yapıştıran ancak ilk bakışta değişiklik anlaşılabilir nitelikte olan sanığın eylemi resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturmaz. Öte yandan, kayıp nedeniyle yenisi çıkarıldığında eski nüfus cüzdanı hükümsüz kalacağından bunun üzerinde yapılan “bozma, yok etme, gizleme” eylemleri resmi belgeyi bozma, değiştirme suçunu oluşturmaz. Sanığın eylemi suç oluşturmadığından hakkında beraat hükmü kurulması gerekirken, cezalandırılmasına karar verilmesi hatalıdır. 

Sıra Cetveline Karşı Şikayet – Aracın Muhafazası ile İlgili Yediemin Ücreti Alacağı Motorlu Taşıtlar Vergisi Alacağından Önce Ödenir

Şikayetçi, sıra cetvelinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptalini istemiştir. Uyuşmazlık, motorlu taşıtlar vergisinin mi yoksa aracın muhafaza masrafı olan yedieminlik ücretinin mi önce ödeneceği hususunda toplanmaktadır. Her iki alacak da önceliği olan alacaklardır. Ancak bedeli paylaşıma konu olan aracın muhafazası ile ilgili masraflar, vergi alacağından önce ödenir. Bu durumda, Adalet Bakanlığı’nın yediemin depoları ile ilgili tarifesi uyarınca yediemin deposunun alacağı belirlenip İİK’nun 138. maddesi uyarınca ödendikten sonra kalan miktar için alacaklılar arasında sıra cetveli yapılması gerekir.  

İlave Tediye Alacağından Yasalarda Sayılan Kamu Tüzel Kişileri ve Bunlara Bağlı Kuruluşlarda Çalışan İşçiler Yararlanır; Bu Statüde Olmayan, Özel Hukuk Hükümlerine Tabi Şirket İşçisi Bu Haktan Yararlanamaz

Davacı vekili,  6772 Sayılı Kanun uyarınca, müvekkilinin ilave tediye ödemelerinden yararlanması gerekirken bu ödemelerin yapılmadığını ileri sürerek ilave tediye alacağı ile kıdem tazminatı alacağının tahsili talebinde bulunmuştur. İlave tediye alacağının kapsamı, yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkındaki Kanun ile düzenlenmiştir. İlave tediye alacağından yasalarda sayılan kamu tüzel kişileri ve bunlara  bağlı kuruluşlarda çalışan işçiler yararlanır. Bu statüde olmayan, özel hukuk hükümlerine tabi şirket işçisi bu haktan yararlanamaz. Davacının, özel hukuk hükümlerine tabi şirket işçisi olduğu dikkate alındığında, ilave tediye alacağı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

İş Kazası Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat Talebi – Kusur İncelemesi – SGK Tahkikat Raporu ve Bilirkişi Raporları Arasındaki Çelişki Giderilmeden Hüküm Kurulamaz

Dava, iş kazası neticesinde sürekli iş görmezliği bulunan sigortalı lehine maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. İşverenin iş kazası sonucu meydana gelen zarar nedeniyle hukuki sorumluluğu, ilke olarak iş akdinden doğan işçiyi gözetme  borcuna aykırılıktan kaynaklanan kusura dayalı sorumluluktur. İş kazasından doğan tazminat davalarının özelliği gereği, işverenin işyerinde alması gerekli önlemlerin neler olduğu, hangi önlemleri aldığı, hangi önlemleri almadığı, alınan önlemlere işçinin uyup uymadığı gibi hususlar ayrıntılı bir biçimde incelenmek suretiyle kusurun aidiyeti ve oranı hiçbir kuşku ve duraksamaya yer olmayacak şekilde belirlenmelidir. SGK tahkikat raporu ile bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden, tarafların kusur tespitine dair itirazları dikkate alınmadan ve yeterli inceleme yapılmaksızın sonuca varılması hatalıdır.   

Kat Mülkiyeti Kurulu Taşınmazlarda Ortak Alana El Atmanın Önlenmesi Davası Açma Hakkı Zarar Gören Kat Maliklerine Aittir; Malik Olmayanın Dava Hakkı Yoktur

Dava, ortak alana ve kamuya terk edilen alana müdahalenin önlenmesi talebine ilişkindir. 634 SK’nun 33. maddesi uyarınca;  kat maliklerinden birinin borç ve yükümlülüklerini yerine getirmemesi yüzünden zarar gören kat maliki veya kat malikleri, ana gayrimenkulün bulunduğu yerin sulh mahkemesine başvurarak hakimin müdahalesini isteyebilir. Dosya içeriğinden, müdahalenin önlenmesi davasının malik olmayan davacı tarafından açıldığı anlaşılmaktadır. Bu nevi davalar, ancak malikler tarafından açılabileceğinden davacının aktif husumet ehliyeti bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmelidir. 

Menfi Tespit – Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararı Kesin Hüküm Niteliğinde Olmadığından Bu Ceza Mahkemesi Kararındaki Maddi Olguların Tespiti Hukuk Hakimini Bağlamaz

Davacı, bonodan dolayı borçlu olmadığının tespiti isteminde bulunmuştur. Mahkeme, ağır ceza mahkemesince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını  esas alarak hüküm kurmuştur. Davalı sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kesin hüküm niteliğinde değildir. Ceza mahkemesinin bu kararındaki  maddi olguların tespiti hukuk hakimini bağlamaz. Tüm deliller toplanıp sonucuna göre bir karar verilmelidir. Sanıkların sahtecilik yaparak davacıya imza attırdıklarının ceza davası kapsamı ile  sabit olduğu, bu davacı yönünden de bonodaki imzanın geçersiz sayılmasının gerektiği ve  takibe konu bononun geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır.  

Borçlu Adresinde Düzenlenen “Haczi Kabil Mal Bulunmadığı”na İlişkin Tutanak Tasarrufun İptali Davası Yönünden Geçici Aciz Vesikası Niteliğindedir

Davacı, İİK’nun 277. maddesi uyarınca, tasarrufun iptali talebinde bulunmuştur. Tasarrufun iptali davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nisbi nitelikte yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir. İptal davası sabit olduğu takdirde, alacaklı tasarruf  konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder. Tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı 3. kişi üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Borçlu adresinde düzenlenen “haczi kabil mal bulunmadığı”na ilişkin tutanak, tasarrufun iptali davası yönünden geçici aciz vesikası niteliğindedir. Somut olayda, haczi kabil bulunmadığına ilişkin tutanak bulunmasına rağmen yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

İmar Planına Alınmış Bir Taşınmazın İmar, İhya ve Zilyetlikle Mülk Edinilebilmesi İçin Tüm Koşulların Taşınmazın İmar Planına Alındığı Tarihe Kadar Gerçekleşmiş Olması Gerekir

Dava, imar-ihya ve kazanmayı sağlayan zilyetlik hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir. İmar planına alınmış bir taşınmazın imar, ihya ve zilyetlikle mülk edinilebilmesi için tüm koşulların taşınmazın imar planına alındığı tarihe kadar gerçekleşmiş olması gerekir. Davacının imar-ihya çalışmalarına başladığını beyan ettiği 1992 tarihi ile taşınmazın uygulama imar planına alındığı 2008 tarihleri arasında yasanın aradığı 20 yıllık zilyetlik süresi dolmadığına göre davanın reddine karar verilmesi gerekirken, davacı yararına zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesine Dayalı Yüklenicinin Tapu İptali ve Tescil Talebi – Yüklenicinin Gerçekleştirdiği İmalat Bedeli Piyasa Rayicine Göre Hesaplandığında Yüklenici Kârı ve KDV Hesaba Dahildir; Ayrıca KDV İlave Edilemez

Davacı, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca % 90 oranında tamamlanan inşaattan verilmesi gereken bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile  adına tesciline karar verilmesini talep etmiş;  daha sonra sözleşmenin feshi ve imalat bedelinin tahsiline karar verilmesi yönünde davasını ıslah etmiştir. Yerleşik uygulamalara göre, yüklenicinin gerçekleştirdiği imalat bedeli piyasa rayicine göre hesaplandığında, yapılan hesabın içine yüklenici kârı ve KDV de dahildir.  Ayrıca KDV ilavesi yapılmayacağı halde, hükme esas alınan ek raporda belirlenen tutara ayrıca KDV eklenmesi hatalıdır. Serbest piyasa rayiçleri ile yapılan hesaplamanın içinde yüklenici kârı ve KDV’nin de dahil olduğu ve hesaplanan bedele ayrıca KDV ilavesi yapılmayacağı da dikkate alınmak suretiyle, fesih tarihindeki  mahalli serbest piyasa rayiçlerine göre yüklenici kârı ve KDV dahil imalat bedeli hesaplattırılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.    

Tapu Kaydındaki Aile Konutu Şerhi Terkin Edilmedikçe Ortaklığın Giderilmesine Karar Verilemez

Dava, ortaklığın giderilmesi isteğine ilişkindir. Dava konusu taşınmazın taraflar adına 1/2 şer pay ile kayıtlı olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Aile konutunun, hak sahibi eş tarafından devri ve konut üzerindeki hakların sınırlandırılması, diğer eşin açık rızasına bağlıdır. Bu rıza alınmadan konutla ilgili yapılan tasarruf işlemi geçersizdir. Bu geçersizliği, rızası gereken eş, konutun bu vasfını devam ettirmesi koşuluyla evlilik birliği süresince ileri sürebilir. Dava konusu taşınmaza aile konutu şerhi konulduğuna göre artık bu şerh, ortaklığın giderilmesine engel teşkil eder. Tapu kaydındaki aile konutu şerhi terkin edilmedikçe ortaklığın giderilmesine karar verilmesi mümkün olmadığından  davanın reddine karar verilmelidir. 

Avukatın Azli Halinde Tarafların Hak ve Yükümlülükleri - Vekalet Ücreti Alacağı – Avukatın Hapis Hakkını Kullanma Koşulları

Dava, vekalet ücretlerinin tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez. Kökleşmiş içtihatlara göre, haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, avukatın azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Avukatlık Kanunu’nun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten ve gerektiği durumlarda yapılacak hesaplaşmadan sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gerekir.

Ödeme Şartını İhlal – İlk Taksitin Ödenmemesi Sonucu Hapsen Tazyik Cezasının Tamamının İnfaz Edilmesi Halinde Diğer Taksitlerin Ödenmemesi Ayrıca Bir İhlal Kabahati Oluşturmaz ve Yaptırım Uygulanamaz

Ödeme şartını ihlal suçundan yapılan yargılama sonunda, sanığın 3 aya kadar tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. İlk taksidin ödenmemesi sonucu hapsen tazyik cezasının tamamının infaz edilmesi halinde diğer taksitlerin ödenmemesi ayrıca bir ihlal kabahati oluşturmaz ve yaptırım uygulanamaz. Dosya içeriğinden, sanığın tazyik hapsinin tamamının infaz edildiği anlaşılmaktadır. Sanık hakkında aynı eylem nedeniyle açılan ikinci davada, önceden verilen hapsen tazyik kararının tamamının infaz edildiği gözetilmeksizin, sanığın beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Fiziki Dava Dosyasındaki Karar ile UYAP Sistemine Kaydedilen Gerekçeli Karar Arasında Çelişki Bulunması Bozma Nedenidir

HMK’nun 297. maddesinde mahkeme kararlarının nasıl yazılacağı, kararda hangi hususların yer alacağı açıkça gösterilmiştir. Anayasa’nın 141. maddesi uyarınca, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gerekir. Öte yandan, 6100 SK’nun 445. maddesinde dava ve yargılama işlemlerinin elektronik ortamda gerçekleştirildiği hallerde UYAP kullanılarak verilerin kaydedileceği ve saklanacağı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği’nin 56. maddesinde de elektronik ortamda hazırlanan hükmün, hükme katılan hakimler ve zabıt katibi tarafından güvenli elektronik imza ile imzalanarak UYAP veri tabanında saklanacağı, ayrıca hükmün çıktısının hükme katılan hakimler ve zabıt katibi tarafından imzalanıp mahkeme mührüyle mühürlenerek karar kartonunda muhafaza edileceği düzenlenmiştir. Fiziki dava dosyasındaki karar ile UYAP sistemine kaydedilen gerekçeli karar arasında çelişki bulunması bozma nedenidir.    

Yersiz Ödenen Ölüm Aylıklarının Tahsili – İtirazın İptali – Boşanma Davası Sırasında Ölen Davacının Mirasçılardan Birinin Davaya Devam Etmesi ve Davalının Kusurunun İspatlanması Halinde Davalı Mirasçılık Sıfatını Kaybeder; Bu Durum Bağlanan Ölüm Aylığında da Dikkate Alınır

Davacı vekili, davalıya yersiz ödenen ölüm aylıklarının yasal faiziyle tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Türk Medeni Kanunu’nun 181.  maddesinde “Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler” düzenlemesi yer almaktadır. Boşanma davası sırasında ölen davacının mirasçılarından birinin davaya devam etmesi ve davalının kusurunun ispatlanması halinde davalı mirasçılık sıfatını kaybeder. Bu durum bağlanan ölüm aylığında da dikkate alınır. Dosya kapsamından, boşanma davasının yargılaması sırasında kocanın vefatıyla, TMK 181. maddesi uyarınca, davanın bir mirasçı tarafından takip edildiği ve mahkemece  davacının kusurlu olduğunun tespitine karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda tespit hükmünün kesinleşmesiyle birlikte, davacının hak sahipliği sıfatının da, boşanma davası sonucu tesis edilip kesinleşen ilamla sona erdiğinin kabulü gerekir.

Ücret Farkı ve İkramiye Farkı Alacağı Talebi – Bir Sendika Üyeliğinden Çekilen İşçinin Çekilmesi Notere Başvuru Tarihinden Bir Ay Sonra Geçerlilik Kazanır; Başka Bir Sendikaya Üyelik ve TİS Hükümlerinden Yararlanma Bu Tarihe Göre Belirlenir

Dava, ücret farkı ve ikramiye farkı alacaklarının tahsili talebine ilişkindir. Bir sendika üyeliğinden çekilen işçinin çekilmesi, notere başvuru tarihinden bir ay sonra geçerlilik kazanır. Başka bir sendikaya üyelik ve toplu sözleşme hükümlerinden yararlanma bu tarihe göre belirlenir. Dosya içeriğinden, davacının önceki sendikadan çekilme işleminin 21.05.2009 tarihinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda çekilme işlemi, bir ay sonra 21.06.2009 tarihinde sonuç doğurur. Aynı anda işyerinde birden fazla toplu iş sözleşmesinin uygulanması mümkün olmadığından, temel ücretin önceki toplu iş sözleşmesine göre ve ücret artışlarının naklen görevlendirildiği işyerindeki toplu iş sözleşmesine göre belirlenmesi mümkün değildir.  Açıklanan nedenlerle, ücret ve ikramiye fark alacakları 21 Haziran 2009 tarihine kadar hesaplanmalıdır. Emeklilik tarihine kadar fark hesabı yapılması hatalıdır.  

Eğitsel Gezi, Konferans, Kurs veya Seminerlere Katılan Öğretmen ve Yöneticilerin Ek Ders Ücretinden Yararlanabilmeleri için, Kurs ve Seminerlere Kursiyer Olarak Değil, Yönetici veya Öğretmen Olarak Katılmaları Gerekir

Davacı, katıldığı meslek içi eğitim çalışması nedeniyle kendisine ek ders ücreti ödenmesi için yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Ek ders ücreti ise, ek ders görevini yerine getiren öğretmenlere emekleri karşılığında ödenen ücrettir. Başka bir anlatımla, “ek ders ücreti”nin amacı, öğretmenlerin mali haklarının iyileştirilmesi değil, eğitim öğretim hizmetinin sürekli ve kesintisiz bir şekilde yürütülmesi amacıyla ayrıca “ek ders görevi”ni yerine getiren öğretmenlerin, bu hizmetlerinin karşılığının verilmesidir. Eğitsel gezi, konferans, kurs veya seminerlere katılan öğretmen ve yöneticilerin ek ders ücretinden yararlanabilmeleri için kurs ve seminerlere kursiyer olarak değil, yönetici veya öğretmen olarak katılmaları gerekir. Dosya içeriğinden, davacının eğitim kursuna yönetici veya öğretmen olarak görevlendirilmeden, “kursiyer” olarak katıldığı anlaşılmaktadır. Ek ders ücretinden yararlanma olanağı bulunmadığından, başvurunun reddine yönelik işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.   

Geçici Personel Statüsünde İstihdam Edilen Devlet Memurları 375 Sayılı KHK’nın Ek 9. Maddesi Kapsamında Değerlendirilemeyeceğinden Ek Ödemeye Hak Kazanamazlar

Davacı, 375 Sayılı KHK’nın Ek-9. maddesi kapsamında kurum çalışanlarına ödenen ek ödemelerden yararlandırılması istemiyle yaptığı başvurunun reddine yönelik işlemin iptali talebinde bulunmuştur. Geçici personel statüsü, belli bir vasıf gerektirmeyen, daha çok bedensel çalışmalara ağırlık veren, başlangıç ve bitişi belli olan, süreli işlerde çalışmayı öngörmektedir. Bu personel, idare ile yaptıkları bir sözleşme uyarınca idare için belirli bir iş yapan kişi konumundadır; yaptıkları iş, geçici veya mevsimlik olup, asli ve sürekli görevlerden de sayılmaz. Geçici personel, Anayasa’nın 128. maddesi kapsamında belirtilen memur ve diğer kamu görevlileri kavramı dışında kalan, sözleşme ile çalıştırılan, işçi de olmayan, kendine özgü istisnai bir istihdam türüdür. Geçici personel statüsünde istihdam edilen devlet memurları 375 Sayılı KHK’nun Ek 9. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceğinden ek ödemeye hak kazanamazlar.    

Limited Şirket Tüzel Kişiliğinden Tahsil Edilemeyen veya Tahsil Edilemeyeceği Anlaşılan Vergi Borcunun Ortaklardan Tahsili İçin Önce Kanuni Temsilci Hakkında Takip Yapılması Koşul Değildir

Talep, limited şirketlere ait vergi borçlarının şirket tüzel kişiliğinden tamamen veya kısmen tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması durumunda, şirket kanuni temsilcisinden tahsili yoluna gidilmeden şirket ortaklarının takip edilip edilemeyeceği konusunda Danıştay daireleri arasındaki aykırılığın içtihatların birleştirilmesi yolu ile giderilmesi talebine ilişkindir. Tüzel kişilerde, vergi borçları nedeniyle doğan sorumluluk tüzel kişiliğe aittir. Limited şirketin vergi borçları için önce limited şirket tüzel kişiliği aleyhine takip yapılmalı, vergi alacağının şirket malvarlığından tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması halinde kanuni temsilci veya ortak aleyhine takip yapılmalıdır. Buna göre kanuni temsilcinin ve ortağın sorumluluğu fer’i niteliktedir. Vergi alacağı için şirket tüzel kişiliği aleyhine hiçbir takibat yapılmaksızın doğrudan doğruya kanuni temsilcilere veya ortağa başvurmak mümkün değildir. Limited şirket ortağının sorumluluğu, ortağın şirkete karşı koymayı taahhüt ettiği esas sermaye paylarını ödemeye ilişkindir. Bu durumu sınırlı şahsi sorumluluk olarak tanımlamak mümkün olup, aynı zamanda kusursuz sorumluluk olarak da kabul edilmektedir. Limited şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan vergi borcunun takip ve tahsiline ilişkin olarak 213 SK’da ve 6183 SK’da, kanuni temsilci ile ortak arasında bir öncelik sıralaması bulunmadığından, limited şirketin vergi borcunun ortaktan tahsili için kanuni temsilci hakkında takip yapılması koşul değildir.

Hacizli Araçların Satışını Yasaklayan Bir Hüküm Yoktur; Araç Hacizli Olarak Satılabilir ve Haciz Şerhi/Şerhleri ile Birlikte Tescil Edilebilir

Davacı,  noter satış sözleşmesi ile dava konusu aracı satın aldıktan sonra eski malikin borçları nedeniyle haciz şerhlerinin işlendiğini, idarece araç üzerinde  bulunan haciz şerhleri nedeniyle aracın  adına tescil işleminin yapılmadığını iddia ederek tescil talebinin reddine  ilişkin idari işlemin iptali talebinde bulunmuştur. Hacizli araçların satışını yasaklayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Araç hacizli olarak satılabilir ve haciz şerhi ile birlikte tescil edilebilir. Davacının tescil talep ettiği tarih itibariyle araç üzerindeki hacizlerle birlikte davacı adına trafik tescil kaydının yapılması gerektiğinden, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. 

Hiç Kimse Kendisini Suçlayan Bir Beyanda Bulunmaya Zorlanamayacağından İştirak Ettiği, Faillerinden Biri Olduğu Suç ile İlgili Olarak Davacı Emniyet Müdürü “Bildiği veya Gördüğü Bir Suçun İzlenmesi ve Suçlunun Yakalanması İçin Gerekli Girişimde Bulunmamak” Eyleminden Sorumlu Tutulamaz

Dava, emniyet müdürü olarak görev yapan davacının, görev yaptığı dönemde “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Anayasa’nın 38. maddesinde, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” düzenlemesi bulunmaktadır. Dosya kapsamından; davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Hiç kimse kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanamayacağından iştirak ettiği suç ile ilgili olarak davacı emniyet müdürünün “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” eyleminden sorumlu tutulamaz. Açıklanan nedenlerle davacıya, iştirak ettiği suçlar nedeniyle, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.   

TBB Meslek Kuralları’nın 27/2. Maddesinde Yer Alan “Bir Avukat Başka Bir Avukata Karşı Asil ya da Vekil Sıfatıyla Takip Edeceği Davayı Kendi Barosuna Bir Yazı ile Bildirir” Kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. Maddesindeki Görevlerle İlgili Olmadığı Gibi Avukatlığın Amacı ile de Bağdaşmaz

Davacı, vekil sıfatıyla bir başka avukata karşı takip ettiği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirmemesi suretiyle gerçekleşen eyleminin Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 27/2. maddesine aykırı olduğu  gerekçesiyle uyarı cezası verilmesi üzerine anılan meslek kuralının iptali talebinde bulunmuştur. Avukatlık Kanunu’nun 134. maddesinde; avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu kanunda yazılı disiplin cezalarının uygulanacağı belirtilmiştir. TBB Meslek Kurallarının 27/2. maddesindeki “Bir avukat başka bir avukata karşı asil ya da vekil sıfatıyla takip edeceği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirir.” kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. maddesindeki görevlerle ilgili olmadığı gibi avukatlığın amacı ile de bağdaşmaz. Meslektaşı olan  avukat hakkında açılan ceza davasını katılan vekili olarak takip etmesi nedeniyle bağlı bulunduğu baroya bildirimde bulunma zorunluluğunun bulunmaması karşısında, uyarma cezası verilmesine ilişkin işlemde  hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, uyarma cezasına dayanak teşkil eden Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 27/2. maddesinin iptaline karar verilmelidir. 

İletişimin Denetlenmesinde Elde Edilen ve CMK’nun 135. Maddesindeki Suçlar Kapsamında Bulunmayan Bir Fiile İlişkin Ses Kayıtları Tek Başına Delil Olarak Kullanılamayacağından Hukuka Uygun Başka Delil ve Belgeler Olmaksızın Buna Dayalı Olarak Disiplin Cezası Verilemez

Dava, İlçe Emniyet Müdürü olarak görev yapan davacının, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/13. maddesinde yer alan “Gizli tutulması zorunlu olan ve görevi ile ilgili bulunan bilgi ve belgeleri görevli veya yetkili olmayan kişilere açıklamak” fiilini işlediğinden bahisle meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Dava konusu meslekten çıkarma cezasına esas alınan fiilin,  iletişimin tespiti sonucunda elde edilen tapelerden tespit edildiği görüldüğünden, öncelikle bu tapelerin davacıya verilen meslekten çıkarma cezası açısından delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmalıdır. İletişimin denetlenmesinde elde edilen ve CMK’nun 135. maddesindeki suçlar kapsamında bulunmayan bir fiile ilişkin ses kayıtları tek başına delil olarak kullanılamayacağından hukuka uygun başka delil ve belgeler olmaksızın buna dayalı olarak disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasına esas fiil, 135. maddedeki suçlar kapsamında yer almamasına rağmen, sadece tape kayıtlarına dayalı olarak ceza verilmesi hukuka aykırıdır.   

POS Cihazı Kullanıcıları ile Yapılan Sözleşmeye Dayanan Banka Hesaplarına 6183 SK Kapsamında İleriye Yönelik Haciz Uygulanamaz

Dava, 30.6.2007 tarih ve 26568 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.’lu Tahsilat Genel Tebliğinin Genel Esaslar başlıklı Birinci Bölümünün Amme Alacaklarının Korunması başlıklı İkinci Kısmının İhtiyati haciz başlıklı II Nolu bölümünün 9’uncu maddesinin son fıkrasında yer alan, «Bankacılık sisteminde, POS cihazı kullanan müşteri ile banka arasında yapılan sözleşmelere dayanan bankalar nezdindeki hesaplar banka ile müşterisi arasında devamlılık arz etmektedir. Dolayısıyla bu hesaplar her zaman için banka nezdinde alacak doğmasına (muhtemel alacak) müsait hesaplar olarak değerlendirildiğinden bu hesaplara ileriye matuf olmak üzere haciz konulması mümkün bulunmaktadır.» şeklindeki kısmının iptali istemine ilişkindir. İleriye yönelik haciz yapılması; 6183 Sayılı Kanunun 79’uncu maddesi uyarınca haczedilecek maaş, ücret, kira, gibi süreklilik ve belirlilik arz eden alacak borç ilişkisi bulunması halinde mümkündür. POS cihazı kullanan asıl amme borçlusu ile davacı banka arasında düzenlenen sözleşmelere dayanılarak açılmış bulunan hesaplar, bu nitelikte bir alacak hakkı sağlamadığından, Tebliğin, dava konusu edilen düzenlemesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Seçilme Yeterliliğini Ortadan Kaldıracak Nitelikte Suç İşleyen ve Hakkındaki Mahkumiyet Kararı Kesinleşen Köy Muhtarının Görevine Son Verilmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Köy muhtarı olan davacı, muhtarlık görevinin sona erdirilmesine ilişkin kaymakamlık işleminin iptali ile köy muhtarlık seçimlerinin durdurulmasını talep etmiştir. Köy Kanununa göre, köy muhtarı Devlet memurudur. Muhtarlığa seçilebilmek için kısıtlı olmamak ve kamu hizmetlerinden yasaklı bulunmamak gerekir. Ağır hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı kesin olarak hüküm giyenlerin il ve ilçe idare kurulunca görevine son verilir. Somut olayda da davacı hakkındaki ağır hapis cezası kesinleşmiş olduğundan köy muhtarlığı görevini sürdürme koşullarını yitiren davacı hakkında muhtarlık görevine son verilmesi işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Re’sen Tarh Edilen Vergi ve Kesilen Cezanın Dayanağı Vergi İnceleme Raporunun İhbarname Ekinde Tebliğ Edilmemiş Olması Savunma Hakkını Kısıtlamaz; İşlemi Geçersiz Kılmaz

Vergi mahkemesi, inceleme raporunun vergi ve ceza ihbarnamesine eklenmemesinin esasa etkili şekil hatası olduğu gerekçesiyle dava konusu tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar vermiştir. İkmalen ve re’sen tarh edilen vergilerin ihbarname ile ilgilisine tebliğ edilmesi gerekir. İhbarname, vergi ve cezanın mükellefe bildirilmesini sağlayan bir yazıdan ibarettir. İhbarname ekinde tarh edilen vergi ve cezanın dayanağı vergi inceleme raporunun tebliğ edilmemiş olması savunma hakkını kısıtlamadığı gibi işlemi de geçersiz kılmaz.

İlköğretim Müfettiş Yardımcılığı İçin 40 Yaş Sınırı Konulması Kamu Yararı ve Hizmet Gereklerine Aykırılık Oluşturmaz

Davacı, ilköğretim müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı getiren genelgenin ilgili maddesinin iptalini talep etmiştir. Devlet Memurları Kanunu, memuriyete girişte yaş koşulu olarak sadece alt sınır belirlemiştir. İdareler, hizmetlerin niteliklerini dikkate alarak üst sınır belirleyebilirler. Müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı konulması kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık oluşturmaz. Bu durumda da davanın reddi gerekir.

Belediyeler Tarafından Kurulan Şirketler Belediyeler Tarafından Açılan İhalelere Katılamazlar

Dava, belediyelerin kurdukları ve yönetiminde belediye başkanı ve diğer belediye personelinin sorumlu olduğu şirketlerin, belediyeler tarafından açılan ihalelere katılamayacaklarına ilişkin genelgenin iptali ile aynı nedenle ihaleye alınmama işleminin iptali talebine ilişkindir. İhaleye katılacak olanların ihaleyi yapan kuruluş ile görev ilişkisi içinde olmalarının sakıncaları vardır. Bu durum ihaleyi yapan ile ihaleye katılanın aynı olması anlamına gelir. Bu durum ise ihalenin açıklık ve tarafsızlık ilkesine aykırı olduğu gibi rekabet koşullarını da ortadan kaldırır. Açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerekir.

Ganyan Bayilerinden At Yarışları ile İlgili Alınan Eğlence Vergisi Hipodromun Bulunduğu Belediyeye Ödenir

At yarışları ile ilgili olarak alınan vergi iki türdür. Bunlardan birincisi at yarışlarını seyretmek üzere hipodroma giriş yapılması sırasında bilet bedelleri üzerinden alınan vergidir. Bu verginin hipodromun bağlı olduğu belediyeye (büyükşehir belediyesinin yetki alanı dahilinde büyükşehir belediyesine) ödeneceği ilgili mevzuatta açıkça düzenlenmiştir. İkinci tür vergi ise ganyan bayilerinden at yarışları ile ilgili alınan eğlence vergisidir. Bu verginin nereye yatırılacağı hususunda ise bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda hakimin TMK’nun 1. ve 4. maddesi uyarınca takdir hakkını kullanarak karar vermesi gerekir. Eşitlik ve hukukta eşitliğin sağlanması açısından söz konusu verginin de ganyan bayiinin bulunduğu yer belediyesine değil, hipodrumun bulunduğu yer belediyesine ödenmesi gerekir.

Belediyelerce 3. Kişilere Devredilen Toplu Taşıma Hizmeti İçin Ancak Bir Defa Ücret Alınabilir; Aylık Ücret Alınamaz

Belediye sınırları içinde belirli mıntıkalar arasında yolcu taşımacılığı yapmasına izin verilen araç sahiplerinden taşıma imtiyazının devri karşılığında bir defa ücret alınabilir. Eldeki davada, dolmuş tipi araçlardan aylık 100 tam bilet karşılığı bedel alınması kararlaştırılmıştır. İmtiyaz devrinde bir defa alınan ücretten başka bedel alınmasına yasal olanak yoktur.

Derneklerin Lokallerinde Üyelere Bedel Karşılığı Yapılan Çay ve Meşrubat Satışları Ticari Faaliyet Kapsamında Olup KDV’ye Tabidir

Türkiye’de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabidir. Somut olayda davacı derneğin lokalinde üyelere bedel karşılığında çay ve meşrubat satışı yapılmaktadır. Söz konusu satışlar ticari faaliyet kapsamında olup KDV’ye tabidir. Yerel mahkemece açıklanan hususlar nazara alınmadan tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar verilmesi hatalıdır.

Belediyelerce Sağlık Kuruluşlarından Tıbbi Atık Bertaraf Ücreti İstenmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Davacı şirket, tıbbi atık bertaraf ücreti istenilmesine ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. 09.02.2000 tarih ve 23959 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan İl Mahalli Çevre Kurulu Kararı ile İstanbul ilindeki 20 yatak kapasitesinin üzerindeki sağlık kurum ve kuruluşlarından alınacak tıbbi atık bertaraf ücretleri belirlenmiştir. Tıbbi atıkların bertaraf edilmesi ile görevlendirilen belediyelerin bu nedenle ücret istemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Vergi Mahkemesi’nce davanın reddi usul ve yasaya uygundur.

Teşvikli Makine Teçhizat Teslimlerinden Doğan KDV İade Alacakları Hak Sahibi Dışında Herhangi Bir Kişi veya Kurumun Vergi Borcuna Mahsup Edilemez

Teşvikli makine ve teçhizat teslimi dolayısıyla doğan katma değer vergisi iade alacaklarının, hak sahiplerine iadesinde uygulanacak esasları belirleme yetkisi Maliye Bakanlığı’na aittir. Bu hususta anılan bakanlık çeşitli tebliğler yayınlamıştır. Ancak teşvikli makine ve teçhizat teslimlerinden doğan katma değer iade alacaklarının, hak sahibi mükellefler dışında herhangi bir kişinin veya kurumun vergi borcuna mahsup yapılmasına olanak veren bir düzenleme yapılmamıştır.

Katma Değer Vergisi İndirim Hakkının Kullanılabilmesi İçin Kanunda Sayılan Şartların Yerine Getirilmesi Gerekir

Süresinde katma değer vergisi beyannamesini vermeyen davacı şirket, takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden salınan katma değer vergisine ve kesilen ağır kusur cezasına ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. Katma değer vergisi indirim hakkı, her koşulda yararlanılabilmesi mümkün mutlak bir hak değildir. Bunun için kanunda sayılan koşulların gerçekleşmesi ve kullanma iradesinin yasal süre içinde ortaya konması gerekir. Katma değer vergisi beyannamesi vermeyen mükellefler indirim hakkından yararlanamaz. Vergi Mahkemesi’nce aksi kanaat ile yazılı şekilde karar tesis edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Lise Mezunu Olup (LİMME) Projesi Kapsamında Ticaret Lisesi Diploması Alan Serbest Muhasebeci Stajyerinin Ticaret veya Meslek Lisesi Mezunu Olmadığı Gerekçesiyle Stajının İptali Hukuka Uygun Değildir

Lise Mezunlarının Mesleki Eğitimi (LİMME) Projesi kapsamında örgün muhasebe programına devam ederek ticaret lisesinden diploma alan davacı, yapmakta olduğu serbest muhasebecilik stajının ticaret lisesi veya meslek lisesi mezunu olmaması nedeniyle iptaline ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı, istihdam için gerekli yeterliliğe sahip olmayan kişilere istihdam sağlamak amacıyla meslek eğitimine katılanların, mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin yararlandığı haklardan yararlanma olanağı tanımıştır. Davacı da bu kapsamda ticaret lisesi diploması alarak davalı idareye başvurmuş ve başvurusu kabul edilerek staja başlamıştır. Bu aşamadan sonra stajın iptal edilmesi hukuka uygun değildir.

İdari Yargıda Yazılı Yargılama Usulü Uygulandığından Tanık Dinlenmesi ve İfade Alınması Şeklinde Bir Yöntem Yoktur

Doktora öğrencisi olan davacı, tez savunma sınavında başarısız olduğuna ilişkin enstitü yönetim kurulu işleminin iptalini talep etmiştir. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü geçerlidir; inceleme evrak üzerinden yapılır. Tanık dinlenmesi ve ifade alınması şeklinde bir yöntem idari yargıda bulunmamaktadır. İdare mahkemesinin idari yargılama usulünde bulunmayan bir inceleme ve değerlendirme ile hüküm kurması hatalıdır.

Kamu Görevlilerince “İlaçlı Stent” Parasının Ödenmemesi Nedeniyle Açılacak Maddi ve Manevi Tazminat Talepli Davalarda 5510 SK’nun Yürürlüğe Girmesinden Önce İşe Başlayanlar İçin Görevli Yargı Yeri İdari Yargı; Kanunun Yürürlüğünden Sonra Başlayanlar İçin ise İş Mahkemeleridir

Dava, kamu görevlisine kalp rahatsızlığı nedeniyle takılan “ilaçlı stent” parasının ödenmemesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Dosya kapsamından, davacının 657 SK kapsamında öğretmen olarak çalıştığı, 5510 SK’nun yürürlük tarihinden önce, 1982 yılında  Emekli Sandığı Kanunu kapsamında işe başladığı ve sigortalılık ilişkisinin ilk kez 5434 SK ile kurulduğu anlaşılmaktadır. 5510 SK’nun yürürlüğe girmesinden önce memur olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 SK hükümlerine tabidir.  Ancak, bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur olarak çalışmaya başlayanlar 5510 SK’ya tabidirler. 5510 SK’nun uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemeleri görevlidir.  5510 SK’nun yürürlüğe girmesinden önce memur olarak çalışmaya başlayanlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve eylemler “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam eder. İdari işlemler nedeniyle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davaların çözümünde idari yargı görevlidir. Açıklanan nedenlerle, 1982 yılında devlet memuru olarak kamu görevine başlayan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünde idari yargı görevlidir. 

Lisanssız Elektrik Üretimi İçin Yapılan Bağlantı Başvurusunun Reddine İlişkin Elektrik Dağıtım Şirketi İşleminin İptali ve Tazminat İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Görülmelidir

Dava, lisanssız elektrik üretimi izni için yapılan bağlantı başvurularının reddine ilişkin davalı elektrik dağıtım şirketi işleminin iptali ve tazminat istemine ilişkindir. Davalı şirket, özel hukuk tüzel kişisidir. Kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı dava açılabilir. Davanın açıldığı tarihte davalı olarak gösterilen şirketin kamu tüzel kişisi olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Açıklanan nedenlerle, davanın çözümünde adli yargı görevlidir. Bu durumda, asliye ticaret mahkemesinin başvurusunun reddine karar verilmelidir.

Sigortalının İş Kazası Bildiriminin Yasal Sürede Yapılmadığı Gerekçesiyle 5510 SK’nun 13. ve 21. Maddeleri Uyarınca İşveren İçin Tahakkuk Ettirilen Borcun/Cezanın İptali İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Çözümlenmelidir

Dava, sigortalının iş kazası bildiriminin yasal sürede yapılmadığı gerekçesiyle 5510 Sayılı Kanunun 13. ve 21. maddeleri uyarınca işveren aleyhine tahakkuk ettirilen borcun/cezanın iptali talebine ilişkindir. İş kazasının, 13. madde uyarınca, süresinde işveren tarafından kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, kurumca işverenden tahsil edilir. Mevzuat hükümleri ve somut olay birlikte değerlendirildiğinde; davacı şirkette çalışan sigortalının geçirdiği iş kazasının bildirilmesine ilişkin olarak, işverenin ve üçüncü kişilerin sorumluluğu kapsamında tahakkuk ettirilen borçtan kaynaklanan uyuşmazlık konusu düzenlemeler, 5510 Sayılı Kanunda yer almaktadır. Davacı şirket ve adli yargı yerince, dava konusu işlem idari para cezası olarak nitelendirilse de, tahakkuk ettirilen borç, idari para cezası değildir. 5510 Sayılı Kanundan doğan uyuşmazlığın, aynı kanunun 101. maddesi uyarınca adli yargı yerince (iş mahkemesince) çözümlenmesi gerekir.  

İcra Müdürlüğü Görevlilerinin Kusurlarından Doğduğu İddia Edilen Maddi Zararın Tazmini İstenen Davada Görevli Yargı Yeri Adli Yargıdır

Dava, icra müdürlüğü görevlilerinin kusurlarından doğduğu iddia edilen maddi zararın idarece tazmini talebine ilişkindir. Dosya kapsamından, icra müdürlüğü personelinin, ilgili Müftülük tarafından gönderilen borçluya ilişkin bir yazının zamanında sisteme girişini yapmadığı, ihmali davranışı ile borçlunun emekli ikramiyesine haciz yapılamaması sebebiyle davacının zarara uğradığı anlaşılmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin olarak kamu görevlilerinin işlemlerinden doğduğu iddia edilen zararın tazmini istemiyle açılan dava, davalılardan Adalet Bakanlığı bakımından adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Davanın çözümünde adli yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekir.   

Belediyenin Yaptığı İstinat Duvarının Park Halindeki Aracın Üzerine Yıkılması Nedeniyle Uğranılan Maddi Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargıda Görülmelidir

Dava, istinat duvarının, park halindeki aracın üzerine yıkılması sonucu uğranılan maddi zararın tazmini talebine ilişkindir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak, kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, tam yargı davaları kapsamında  idari yargı yerine ait olduğu yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetimi, tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerine aittir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddi gerekir. 

Devlet Hastanesinde Sağlık Hizmetinin Yürütülmesi Sırasında Doğduğu İddia Edilen Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacılar, Devlet Hastanesinde yapılan yanlış tedavi sonucunda sol elinde serçe ve yüzük parmağında işlev kaybı olduğunu, omzundaki sinirlerin ve kasların zedelendiğini, dirseğinin de tam olarak açılıp kapanmadığını ileri sürerek uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini talebinde bulunmuştur. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Davacılar, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede görev yapan sağlık çalışanlarının sağlık hizmetini gereği gibi yürütmediğini, dolayısıyla idarenin doğan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hastanenin kamu hizmetini yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumlu olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu hususların saptanması ise İdare Hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

İlköğretim Okulunda Öğretmen Olan Davacının Kurum Yöneticisi Tarafından Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Açtığı Manevi Tazminat Talepli Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Dava, ilköğretim okulunda beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapan davacının, kurum yöneticisi tarafından kişilik haklarına saldırı nedeniyle oluşan zarara dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık konusu olayda, davacının gıyabında kendisi hakkında olumsuz söz ve davranışlar uygulamak suretiyle mağduriyetine neden olduğu belirtilen kamu görevlisinin görevini yaparken kusurlu davranışta bulunmasının hizmet kusuru mu yoksa kişisel kusur mu olacağının ortaya konulması gerekmektedir. Davalı idare bünyesinde görev yapan davacı,  kamu idaresinin denetim ve kontrolü altındaki kamu görevlisinin tutum ve davranışları nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği uygulamalar, kamu görevlisinin görevinden ayrılmayan bir nitelik arz etmektedir. Somut olayda, hizmet kusurunun şahsi kusurdan net bir şekilde ayrılmadığı dosya kapsamı ile sabittir. İdarenin hizmet kusuru ya da başka nedenle idari sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, İdare Hukuku ilkeleri çerçevesinde yapılacak yargısal denetim sonucunda ortaya çıkacaktır. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde idari yargı görevlidir.  

Yasa Dışı Taşımacılık Yapıldığı Gerekçesi ile 2918 SK’nun Ek-2. Maddesi Uyarınca Verilen İdari Para Cezasının İptali İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, yasa dışı taşımacılık yapıldığı gerekçesiyle 2918 Sayılı Kanunun Ek 2. maddesi  uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması talebinde bulunmuştur. Dava konusu  trafik para cezası, 5326 Sayılı Kanunun 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biridir. Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkeme gösterilmemiştir. Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, bu kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmaz.  Açıklanan nedenlerle, idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın çözümünde adli yargı yeri görevlidir. Bu durumda, sulh ceza hakimliğinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. 

Davacının Belediyeye Verdiği Dilekçeye Karşı Verilen Cevabi Yazıda Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Manevi Tazminat İstemiyle Açtığı Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargıda Görülmelidir

Davacı, müdürü olduğu şirket adına, davalı belediyeye ait otelin ihalesiyle ilgili olarak bazı taleplerinin karşılanması istemiyle yazdığı dilekçeye karşılık verilen cevabi yazıda kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Kamu görevlilerinin kusur, ihmal ve hatalarından dolayı kamu hizmetinin yerine getirildiği sırada kişilerin zarar görmesi halinde meydana gelen kusur, hizmet kusurunu oluşturur. Kamu görevlisinin, hizmetle ilgili olmak üzere tutum ve davranışının bir kişiye zarar vermesi halinde bu durum, aynı zamanda yönetimin, gözetim ve iyi eleman seçme yükümlülüğünü yerine getirilmemesi nedeniyle hizmet kusuru sayılmalı ve bu nedenle açılacak dava idareye yöneltilmelidir. Davacının uğradığını iddia ettiği manevi zararı doğuran olay ile idarece yürütülen görev arasında doğrudan ve güçlü bir ilişkinin söz konusu olduğundan uyuşmazlığın İdare Hukuku ilkeleri kapsamında idari yargıda çözümlenmesi gerekir.  

Devlet Memurluğundan Emekli Olduktan Sonra Sözleşmeli Personel Olarak Çalışmaya Devam Eden Davacıya Emekli Aylıklarının Yersiz Ödendiği Gerekçesi ile Tesis Edilen Borç Tahakkuku İşleminin İptali İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, devlet memuru olarak çalışmaktayken emekliye ayrılıp daha sonra sözleşmeli personel olarak çalışmaya devam ettiğini ileri sürerek emekli maaşlarının yersiz ödendiği gerekçesiyle yapılan borç tahakkuku işleminin iptali isteminde bulunmuştur. 5510 Sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 Sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muameleler “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam eder. 5754 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce devredilen Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünden 5434 Sayılı Kanun kapsamında aylık alan davacı tarafından, yeniden göreve girdiği için aylıklarının kesilerek yersiz almış olduğu aylıklarının adına borç çıkarılması işleminin iptali istemiyle açılan davanın, görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevlidir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddine karar verilmelidir. 

İcra Dosyasına Tehiri İcra Talebiyle Yatırılan Paranın Nemalandırılması İstenebilir

Davacı borçlu; icra takibinin dayanağı olan ilamı tehiri icra talepli temyiz ettiğini, dosya borcunu yatırıp mehil vesikası aldıklarını, yatırdıkları paranın nemalandırılmasının müdürlükten istenildiğini, ancak taleplerinin reddedildiğini belirterek şikayet yoluyla icra müdürlüğü kararının kaldırılmasını talep etmiştir. İİK’nun 134. maddesinde, ihale bedelinin nemaları ile birlikte hak sahiplerine ödeneceği belirtilmiştir. İİK’ da yatırılan diğer paraların nemalandırılıp nemalandırılmayacağına dair açıkça yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak nemalandırılmamasını gerektirir yasal bir engel de mevcut değildir. İcra dosyasına tehiri icra talebiyle yatırılan paranın nemalandırılması, hem alacaklının hem de borçlunun menfaatinedir. Açıklanan nedenlerle, icra mahkemesince şikayetin reddine karar verilmesi hatalıdır.   

İhtiyati Tedbire İtiraz İncelemesi Taraflar Davet Edilerek Duruşmalı Yapılmalıdır; Dosya Üzerinden Karar Verilemez

Davacı, FSEK’den doğan haklara tecavüzün tespiti, ref’i, men’i ile maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Uyuşmazlık, ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazın reddi kararına yöneliktir. İhtiyati tedbire itiraz edilmesi halinde ilgililer dinlenmek üzere davet edilmeli, gelmedikleri takdirde dosya üzerinde inceleme yapılarak karar verilmelidir. Davalı tarafından yapılan itirazın duruşma açılmaksızın, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu karara bağlanması usul ve yasaya aykırıdır.

Herhangi Bir Coğrafi Sınır Olmaksızın İşçinin İki Yıl Aynı Sektörde Başka İşyerinde Çalışamayacağına, Aksi Halde Cezai Şart Ödeyeceğine İlişkin İş Sözleşmesi Hükmü İşçinin Ekonomik Geleceğini Tehlikeye Düşürecek Bir “Kelepçeleme” Sözleşmesi Olduğundan Geçersizdir

Davacı işveren vekili; müvekkili firmanın kamu ve özel kuruluşlara otomasyon sistemleri dizaynı, temini ve kurulumu hizmeti ile gerekli yazılım sistemlerinin kurulumu hizmeti verdiğini, davalının iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini, davalının müvekkili firmanın en önemli müşterisi olan  şirkette mühendislik bölümünde dizayn mühendisi olarak çalışmaya başladığını, davalının bu firmada göreve başlamasından sonra en önemli müşterisi ile iş ilişkisinin sona erdiğini ve müvekkilinin ekonomik zarara uğradığını iddia ederek davalının hizmet sözleşmesinde belirtilen rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Taraflar arasındaki iş sözleşmesinde, herhangi bir coğrafi sınır olmaksızın 2 yıl süre ile işçinin aynı sektörde çalışamayacağı belirtilmektedir. Davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir coğrafi sınır belirlemeksizin 2 yıl süre ile aynı alanda faaliyet gösteren bir başka şirkette çalışamayacağına, aksi halde cezasi şart ödeneceğine ilişkin iş sözleşmesi hükmü, işçinin ekonomik özgürlüğünü tehlikeye düşürecek “kelepçeleme” sözleşmesi niteliğinde olduğundan geçersizdir.   

Somut Sebep ve Gerekçe İçermeyen İstinaf Talebi Reddedilir

Davacı vekili, kambiyo senetlerine mahsus yolla başlatılan icra takibinde; senetteki imzanın müvekkiline ait olmadığını, senetteki imza inkar edildiğinde bu konuda karar verilinceye kadar o senedin işleme alınamayacağını, bu nedenle takibin geçici olarak durdurulmasını ve yargılama sonunda ise takibin iptalini talep etmiştir. HMK’nun 355. maddesi uyarınca; istinaf incelemesi, istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılır. Ancak kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bu husus re’sen dikkate alınır. Gerekçe ve sebep içermeyen istinaf dilekçesi, görülebilirlik şartından yoksundur.  Somut sebep ve gerekçe içermeyen istinaf talebinin reddi gerekir. Dosya içeriğinden, davalı vekilinin sure tutum dilekçesi verdiği, ilamın tebliğinden sonra ayrıntılı istinaf dilekçesi sunulmadığı anlaşılmaktadır. Görülebilirlik koşullarına haiz olmayan istinaf dilekçesinin reddi gerekir.

Kambiyo Senedine Dayalı ve Kambiyo Hukuku Hükümlerine Göre Çözümlenmesi Gereken Menfi Tespit Davası Mutlak Ticari Davadır

Dava, kambiyo senedine dayalı takip nedeni ile menfi tespit istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, senet imzalama vakıasının  bankadan çekilecek kredinin teminatı olma amacını taşıdığı, bu nedenle olayda işçi işveren ilişkisinden kaynaklanan bir alacak/borç ilişkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Kambiyo senedine dayalı ve kambiyo hukuku hükümlerine göre çözümlenmesi gereken menfi tespit davası, mutlak bir ticari davadır. Yerel mahkemece, dava konusu senedin işçi-işveren ilişkisi kapsamında düzenlendiği iddiasının bulunduğu, bu iddianın iş mahkemesinde değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle HMK’nun 114. ve 115. maddeleri gereğince davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi hatalıdır. 

İlk Derece Mahkemesinde Sunulmamış Olan Deliller İstinaf İncelemesinde Dikkate Alınmaz

Dava; ihtiyati haciz, itirazın iptali ve icra inkar tazminatı taleplerine ilişkindir. HMK’nun 357. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinde sunulmayan deliller istinaf incelemesinde dikkate alınamaz. Davacı vekili tarafından istinaf dilekçesi ekinde sunulmuş olan mutabakat belgelerinin ilk derece mahkemesinde sunulmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, istinaf dilekçesi ekinde sunulan belgelerin değerlendirilme imkanı yoktur. Mahkemece her zaman delillerin değerlendirilip İİK’nun 257. maddesindeki şartlar dikkate alınarak ihtiyati haciz talebi hususunda bir karar verilebileceğinden ihtiyati haciz talebinin yazılı gerekçelerle reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.   

Satış Sözleşmelerinde Kural Edimlerin Aynı Anda İfasıdır; Peşin Satış Karinesi Uyarınca Alıcının Ödemeyi Avans Olarak Yaptığını ve Karşılığında Mal Teslim Edilmediğini Yazılı Delille İspatı Gerekir

Dava, mal alımına karşılık avans olarak verilen, ancak mal teslimi yapılmaması nedeniyle iadesi gerektiği ileri sürülen nakdi ödemenin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. Satış sözleşmesinde kural, edimlerin aynı anda ifasıdır. Tarafların edimlerini aksine anlaşma olmadığı takdirde, aynı anda ifa etmeleri kural olduğundan, peşin satış karinesi uyarınca, davacının ödemenin avans olarak yapıldığını ve karşılığında mal teslim edilmediğini yazılı delille ispatı gerekir. Somut olayda, ödeme dekontlarında dava konusu faturaların numaralarına atıf da içeren avans ödemesi açıklamaları mevcuttur. Davacının bu şekilde peşin satış karinesinin aksini ispat ettiği kabul edilebilir ise de çekler ile dava konusu faturaların bedelini ödemiştir. Davacının avans ödemesinden sonra, faturalara konu malların davacıya teslim edildiği ve karşılığında verilen çekler ile mal bedelinin tamamının ödendiği sonuç ve kanaatine varılmış olduğundan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.  

Tescilli Patenti Olan Yöntemin Haksız Kullanımına Dayalı Haksız Rekabetin Tespiti, Men’i, Maddi ve Manevi Tazminat İstenen Uyuşmazlıkta Görevli Mahkeme Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesidir

Dava, davacılar tarafından tescilli patenti alınan “çek ve senetlerin internet ve SMS yolu ile sorgulanması” yönteminin davalılar tarafından haksız ve hukuka aykırı kullanımı sonucu oluşan haksız rekabetin tespiti, men’i, maddi-manevi tazminatın tahsili; dava konusu yöntemin davalılar tarafından kullanılmaya devam edilmesi halinde mahkemece uygun bir bedelin yıllık kazanç miktarına göre tespit edilerek davalılardan tahsili istemlerine ilişkindir.  Dava, TTK’nun 54. maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerine dayanılarak açılmışsa da davalılara isnat edilen eylemin, davacıların patentten doğan hakları kapsamında kalıp kalmadığının tespiti için 551 Sayılı KHK hükümleri çerçevesinde de değerlendirme yapılması gerekir. Söz konusu inceleme ve değerlendirmeyi ise ihtisas mahkemesi olan Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi yapmalıdır. 

İhtiyati Haciz Kararı İçin Alacağın Varlığı ve Miktarı Konusunda Kanaat Verici Delil Gösterilmesi Gerekir

Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarının, alacakları ile diğer haklarının ihtiyaten haczini talep edebilir. İhtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacaklı, alacağı ve icabında haciz sebepleri hakkında mahkemeye kanaat getirecek delilleri göstermeye mecburdur. Muaccel alacağın varlığı ve miktarı hususunda kanaat verici delilin sunulmadığı gerekçesiyle ihtiyati haciz isteminin reddine karar veren ilk derece mahkemesinin kararına yönelik ileri sürülen istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmelidir.  

Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Mirasçılık Sıfatından Ayrı ve Bağımsız Bir Haktır – Ölen Kişiden Davacılara Önemli Miktarda Miras Kalması ya da Onların Varlıklı Kişiler Olması Destek Tazminatı İstemelerine Engel Değildir

Dava, trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle destekten yoksun kalınan zarara ilişkin maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Destekten yoksun kalma tazminatı, mirasçılık sıfatından ayrı ve bağımsız bir haktır. Mirasın reddedilmesi, mirastan feragat edilmesi, terekenin borca batık olması gibi durumlar destekten yoksun kalma tazminatı istenmesine engel teşkil etmez. Davacıların gelirlerinin pek fazla ve varlıklı kişiler olmaları ya da ölen kişiden miras kalması da destek tazminatı istenmesine engel değildir. Çünkü ölenin mirası ile yakınlarının onun bedensel varlığından yoksun bırakan haksız eylem arasında nedensellik bağı kurulamaz. Bu nedenle destek tazminatının hesabında gözetilecek olan miras gelirleri değil, ölenin beden gücünden yoksunluğunun bedelidir. Açıklanan nedenlerle, davacıların destekten yoksun kalma durumu belirlenerek destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilmemesi hatalıdır. 

Kesin Yetki Kuralı Bulunan Hallerde Yetki Sözleşmesi Yapılamaz – Yetki Sözleşmesi Sadece Tacirler veya Kamu Tüzel Kişileri Arasında Yapılabilir

Dava, dükkan satım sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil, kira kaybı tazminatı; olmadığı taktirde satım sözleşmesinin feshi ile ödenen bedelin denkleştirici adalet ilkelerine göre hesaplanacak karşılığının davalıdan tahsili, maddi tazminat istemine ilişkindir. Kesin yetki kuralı bulunan hallerde yetki sözleşmesi yapılamaz. Taraflarca bu hususta yapılan yetki sözleşmesi geçerli olmaz. Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için taraflarının tacir veya kamu tüzel kişi olması gerekir. Somut olayda, davacılar gerçek kişi olup tacir sayılamaz. Davacıların tacir olduklarına ilişkin dosya kapsamında herhangi belge, bilgi ve kayıt bulunmamaktadır. Davanın tarafları arasındaki satım sözleşmesi kapsamında yapılan yetki sözleşmesi geçersizdir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, ilk derece mahkemesinin yazılı gerekçelerle yetkisizlik kararı vermesi usul ve yasaya aykırıdır.  

Menfi Tespit Davaları Bir Miktar Paranın Ödenmesi Talebini İçermediğinden Ticari Nitelikteki Menfi Tespit Davalarının Açılabilmesi İçin Önce Arabulucuya Başvuru Şartı Yoktur

Dava hukuki niteliği itibariyle, icra takibinden sonra açılmış menfi tespit davasıdır. 6102 SK’nun 5/A maddesine göre, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır. Davanın konusu, dava dilekçesindeki talep sonucu, esas alınarak belirlenir. Talep sonucunun bir para alacağının tahsili veya tazminat olduğu durumlarda, arabulucuya başvuru yapılmış olması dava şartıdır. Menfi tespit davaları bu kapsamda değerlendirilemez. Çünkü, menfi tespit davalarında, bir miktar alacağın tahsili talebi yoktur. Bu nedenle, ticari dava niteliğindeki menfi tespit davalarının açılabilmesi için arabulucuya başvuru zorunluluğu yoktur. İlk derece mahkemesinin aksi yöndeki kararı usul ve yasaya aykırıdır.  

İlk Derece Mahkemesince Verilen “Davalıdır” Şerhi Kararına Karşı İstinaf Yasa Yoluna Gidilemez

Dava, harici temlik sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir. HMK’nun 341. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bunun dışındaki geçici hukuki koruma önlemlerine ilişkin kararlara karşı istinaf kanun yolu açık olmadığı gibi esasen ‘davalıdır’ şerhi, geçici korumalardan da değildir. Açıklanan nedenlerle “davalıdır” şerhi yönünden ortada istinaf yolu açık bir karar bulunmadığından  “davalıdır” şerhinin kaldırılması talebinin reddine ilişkin ara kararına yönelik istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmelidir.  

Yargılama Sonucu Hüküm Altına Alınacak Amaca Ara Kararla ve İhtiyati Tedbir Yoluyla Ulaşılmasına Hukuken Olanak Tanınmamıştır

Dava; davalı OSB’nin dava dilekçesinde tarihleri belirtilen yönetim kurulu kararlarının ve  genel kurul toplantısının iptali talebine ilişkindir. Uyuşmazlık ise; bu davada talep edilen “davacının maliki olduğu taşınmazla ilgili yapılacak tahsis, tahsis iptali, geri alım, kamulaştırma, icra, ihale v.b. işlemlerin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulması” talebinin reddine dair verilen ara karara ilişkin istinaftır. Talep edenin haklarının derhal korunmasında zorunluluk bulunan hallerde hakim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. HMK’nun 390. maddesi uyarınca, tedbir talep eden, öncelikle tedbir istemine ilişkin dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak, yasal delillerle ispat etmek zorundadır. Geçici hukuki koruma kapsamında olan ihtiyati tedbir kararı verirken hakim, asıl uyuşmazlığı çözecek içerikte bir karar vermemelidir. Çünkü yargılama sonucu hüküm altına alınacak amaca, ara kararla ve ihtiyati tedbir yoluyla ulaşılmasına hukuken olanak tanınmamıştır. Tedbiren dava konusu yönetim kurulu kararlarının ve genel kurul kararının uygulanmaması yönünde ara karar verilemez. İlk derece mahkemesince bu doğrultuda tedbir talebinin reddine ilişkin verilen ara kararı usul ve yasaya uygun olduğundan,  istinaf başvurusunun reddi gerekir. 

Taraflar Genç ve Fiili Evlilik Süresi de Kısa Sürmüş ise Süresiz Yoksulluk Nafakasına Karar Verilmesi Doğru Değildir

Dava, boşanma talebine ilişkindir. Dosya içeriğinden, birlik görevlerini yerine getirmeyen, evin zorunlu faturalarını ödemeyen ve aboneliklerini iptal eden, başka kadın ile kaçan ve ondan çocuk sahibi olan erkeğin tam kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Davalı kadına yüklenebilecek bir kusur ispat edilemediğinden koşulları oluştuğu için kadın lehine manevi tazminata hükmedilmelidir. Taraflar genç ve fiili evlilik süresi kısa sürmüş ise süresiz yoksulluk nafakasına karar verilmesi doğru değildir. 

Haksız İhtiyati Haciz Nedeniyle Maddi Tazminat Sorumluluğu İçin Kusur Aranmaksızın İhtiyati Haczin Haksız ve Zarara Sebep Olması; Manevi Tazminat İçin ise TBK’nun 49. Maddesindeki Koşulların Gerçekleşmesi Gerekir

Dava, haksız ihtiyati haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. İhtiyati haczin haksız çıkması halinde, borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklı sorumludur. İhtiyati haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa, alacaklı kusurlu olmasa dahi, zarar görenlere maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Haksız ihtiyati haciz kararı olan alacaklının kusursuz sorumluluğu sadece maddi tazminat yönünden söz konusudur. Manevi tazminat için ise TBK’nun 49. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi gerekir. Bu maddeye dayalı sorumluluk ise, kusura dayalıdır. Başka bir ifadeyle, haksız takip yapan alacaklı, kötü niyetli ve ağır kusurlu olması halinde manevi tazminattan sorumlu olur.

Yargılama Sonunda Elde Edilebilecek Sonucu Önceden Sağlayan ve Uyuşmazlığın Esasını Çözecek Nitelikte İhtiyati Tedbir Kararı Verilemez

Davacı vekili, müvekkil şirketin yasal ruhsata bağlı işini yapmasının davalı tarafından engellendiğini, bunun hangi yasa ve yönetmeliğe göre yapıldığının açıklanamadığını, davalının müvekkili şirketin elektrik, su ve doğalgazının kesilmesi ve alt yapı hizmetlerinden faydalandırılmamasına yönelik kararının yargılama süresince durdurulması için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. Yargılama sonunda elde edilebilecek sonucu önceden sağlayan ve uyuşmazlığın esasını çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilemez. Yerel mahkemece, asıl uyuşmazlığı çözecek nitelikte ihtiyati tedbir kararı verilmesine hukuken imkan bulunmadığı gerekçesiyle ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.

Feshin Geçersizliği ve İşe İade – Feshin Haklı veya Geçerli Nedene Dayandığını İspat Yükü İşverene Ait Olduğu Gibi Geçerli Nedenle Fesihte Fesih Bildiriminin Yazılı Olması ve Fesih Sebebinin de Açık ve Kesin Olarak Belirtilmesi Zorunludur

Dava; feshin geçersizliği, işe iade ve iş güvencesi tazminatlarının belirlenmesi  istemlerine ilişkindir. Feshin haklı veya geçerli nedene dayandığını ispat yükü işverene ait olduğu gibi 4857 SK’nun 19. maddesi uyarınca geçerli nedene dayalı işveren fesihlerinde, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması ve fesih sebebinin de açık ve kesin bir şekilde belirtilmesi zorunludur. Geçerli nedenle fesihte, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması feshin şekil şartı olduğundan, bu şarta uyulmaması halinde yapılan fesih geçersizdir. İşyeri gereklerinden kaynaklı sebep açıklaması ile yapılan bu fesih bildirimi, 4857 SK’nun 19. maddesinin aradığı şekilde fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde ortaya koyan bir bildirim olarak kabul edilemez. Fesih bildiriminde fesih sebebinin açık ve kesin olarak bildirilmemesi nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. 

İstinaf Yasa Yolu Başvurusunda Somut Sebep ve Gerekçe Gösterilmesi Zorunludur

HMK’nun 355. maddesi uyarınca, istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılır. Ancak kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bu husus re’sen dikkate alınır. Dosya içeriğinden, süre tutum dilekçesi verildiği, gerekçeli kararın tebliğine rağmen ayrıntılı istinaf dilekçesi verilmediği anlaşılmaktadır. İstinaf yasa yolu başvurusunda, somut sebep ve gerekçe gösterilmesi zorunludur. İstinaf dilekçesi, sıfır sebep ve gerekçeli ise bu durumda istinaf dilekçesi görülebilirlik şartından yoksun demektir. Dilekçe görülebilirlik koşullarına sahip olmadığı için HMK’nun 352. maddesi gereğince reddedilmelidir.   

İflas Davalarında İstinaf Kanun Yoluna Başvuru Süresi Özel Kanun Hükmü Uyarınca 10 Gündür

Dava, İİK’nun 155. maddesine göre iflas yolu ile yapılan ilamsız icra takibinin kesinleşmesi sebebiyle borçlu şirketin iflasına karar verilmesi talebine ilişkindir. HMK’nun 345. maddesinde istinaf kanun yoluna başvuru süresi, ilamın usulen taraflara tebliğinden itibaren  iki hafta olduğu belirtilmiş, ancak istinaf yoluna başvuru süresine dair özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. İİK’nun iflas davalarında “kanun yollarına başvurma” başlıklı 164. maddesinde, ticaret mahkemesince verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Bu durumda iflas davalarında istinaf süresi, İİK’daki özel düzenleme nedeniyle 10 gündür. Davalı-borçlu vekilinin istinaf istemi, 10 gün olarak belirlenen istinaf başvuru süresi dolduktan sonra yapıldığından, istinaf isteminin süre yönünden reddine karar verilmelidir.

• COVİD-19 PANDEMİSİ ÇERÇEVESİNDE SEÇİMLERİN ERTELENMESİ MESELESİ

• 6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU’NA GÖRE LİMİTED ŞİRKETLERDE ÇIKMA VE ÇIKARILMA

• SÖZLEŞMENİN KURULMASI ESNASINDA ÖNGÖRÜLEMEYEN SONRAKİ İFA İMKȂNSIZLIĞI KAPSAMINDA MÜCBİR SEBEP ve COVİD-19 (CORONA VİRUS) SALGINININ, TARAFLAR ARASINDA SÜREN SÖZLEŞMELERE ETKİSİ

• YÜKLENİCİNİN DOLANDIRICILIK SUÇUNDAN CEZAİ SORUMLULUĞU

• 7226 SAYILI BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN’UN GETİRDİĞİ TEMEL DÜZENLEMELER

• FİNANSAL KİRALAMA SÖZLEŞMESİ AÇISINDAN TÜKETİCİNİN KONUMU VE TÜKETİCİ İŞLEMİ

• TÜRK İDARE HUKUKUNDA KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI

• TÜRK HUKUKUNDA ELEKTRONİK İMZA

• SPORTİF ALANDA, DOPİNG ve HUKUKA AYKIRI DAVRANIŞLARDAN DOĞAN SORUMLULUK

• KAMU DAVASININ AÇILMASININ ERTELENMESİ VE HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI ŞARTI OLARAK MAĞDURUN VE KAMUNUN ZARARININ GİDERİLMESİ

• KATASTROFİK HASARIN TAZMİNİ

• DEĞERLİ KONUT VERGİSİNİN ESASLARI

• TÜKETİCİYE TAŞINMAZ SATIMINDA LİMİT BELİRLENMESİ GEREĞİ ÜZERİNE

• ISLAHLA YENİ DELİL İLERİ SÜRÜLÜP SÜRÜLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN TARTIŞMALAR ÜZERİNE KISA BİR NOT

• MUKAVELENAME İLE KİRALANAN TAŞINMAZLARIN TAHLİYESİ (İİK m.272)

Güncel
Tümü