İçtihatlar

Arama Yapmak İçin Lütfen Seçim Yapınız...

Esas ve Karar Numarasına Göre Sıralama

Başlığa Göre Sıralama

Arama Sonuçları

22.06.2018 / Haksız Fiil veya Akde Aykırılık Nedeniyle Ölen Çocuğun Anne-Babasının Açtığı Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Davalarında Desteklik İlişkisinin İspatı İçin SGK’dan Gelir Bağlanma Şartı Aranmaz; Bu Tür Davalarda Çocukların Anne-Babaya Destek Oldukları Karine Olarak Kabul Edilir

İçtihadı birleştirmenin konusu; anne-babanın çocuğunun haksız fiil veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için SGK’dan gelir bağlanması şartının aranıp aranmayacağı, çocukların anne babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır. Destekten yoksun kalma tazminatı, destek görenlerin desteğin ölümü nedeniyle uğradıkları zararın giderim biçimidir. Kaynağını Borçlar Kanunu’ndan alır. Ancak bu tazminat istemi, Borçlar Kanunu’nun diğer maddelerinde düzenlenen tazminat istemleri ile eşdeğerde olmadığı gibi eylemin karşılığı olan bir ceza da değildir. Bu haliyle destekten yoksun kalma tazminatı, ölümün sonucu olarak ölenin yardımından yoksun kalan kimsenin muhtaç duruma düşmesini önlemek, yaşamının, desteğinin ölümünden önceki düzeyinde tutulması amacına yönelik sosyal karakterde ve kendine özgü bir tazminat biçimidir. Anne-babanın destekten yoksun kalmış sayılabilmesi için zaruret durumuna düşmesi, en zaruri ihtiyaçları dahi karşılayamaz hale gelmesi gerekli değildir. Çocuk, az ya da çok sürekli ve düzenli olarak anne-babasının desteğidir. Her anne ve babanın, çocuğun ölümü ile onun desteğinden yoksun kalacağı kabul edilmelidir. Anne-baba tarafından çocuğunun haksız fiil veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açılan destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, desteklik ilişkisinin varlığının ispatı için SGK’dan gelir bağlanması şartı aranmamalıdır. Bu nevi davalarda, çocukların anne ve babaya destek oldukları karine olarak kabul edilmelidir. 

15.11.2018 / İmar Kirliliğine Neden Olma Suçu Sadece Belediye Sınırları İçinde veya Özel İmar Alanlarında İşlenebilen Bir Suçtur

Uyuşmazlık, imar kirliliğine neden olma suçunun mücavir alan sınırları içerisinde işlenip işlenemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Yapı ruhsatı alınmadan veya ruhsata aykırı olarak bina yapan ya da yaptıran, yapı ruhsatı olmadan başlatılan inşaatlar dolayısıyla kurulan şantiyelere su, elektrik veya telefon bağlantısı yapılmasına müsaade eden, yapı kullanma izni alınmamış binalarda herhangi bir sınai faaliyetin icrasına müsaade eden kişiler imar kirliliğine neden olma suçundan cezalandırılırlar. TCK’nun 184. maddesinin 4. fıkrası uyarınca; imar kirliliğine neden olma suçu ancak belediye sınırları içinde veya özel imar alanlarında işlenebilen bir suçtur. Kanun koyucu bu suçun ülke sınırları içerisindeki belli yerlerde işlenmesi durumunu cezai yaptırım altına almıştır. Özel imar rejimine tabi yerler kavramının tanımı kanunlarda bulunmamaktadır. TCK’nın 184. maddesinin gerekçesinde organize sanayi bölgelerinin özel imar rejimine tabi yerlere örnek olarak sayıldığı görülmektedir. Mücavir alan kavramı ise 3194 SK’nun 5. maddesinde; “İmar mevzuatı bakımından belediyelerin kontrol ve mesuliyeti altına verilmiş olan alanlardır.” biçiminde tanımlanmıştır. Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğüne göre «mücavir» kelimesi; yakın komşu olan” anlamına gelmektedir. Ceza Hukukunda “kanunilik ilkesinin” bir sonucu olarak, özel bir imar rejimi bulunmayan belediye mücavir alanı içerisinde, kişilerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak bina yapması veya yaptırması durumunda imar kirliliğine neden olma suçu oluşmaz. Suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespiti bakımından suça konu yerde özel imar rejimi bulunup bulunmadığı araştırılarak, sonucuna göre karar verilmelidir.