İçtihatlar

Arama Yapmak İçin Lütfen Seçim Yapınız...

Esas ve Karar Numarasına Göre Sıralama

Başlığa Göre Sıralama

Arama Sonuçları

13.04.2018 / HMK’nun Yürürlüğe Girdiği 01.10.2011 Tarihinden Önce Yapılan Tahkim Sözleşmesine Dayalı Olarak Yapılan Tahkim Yargılaması Sonucu Yürürlük Tarihinden Sonra Verilen Hakem Kararlarına Karşı HUMK Kapsamında Temyiz Kanun Yoluna Değil HMK Kapsamında İptal Davası Yoluna Başvurulabilir

Uyuşmazlık, 6100 sayılı HMK’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden önce yapılan tahkim sözleşmesine dayalı olarak yapılan tahkim yargılaması sonucu yürürlük tarihinden sonra verilen hakem kararlarına karşı HUMK kapsamında  temyiz yoluna mı, yoksa HMK kapsamında iptal davası yoluna mı başvurulacağı noktasında toplanmaktadır. Kanunların zaman bakımından uygulanmasındaki temel ilke; kanunun yürürlüğe girmesinden sonra uygulanmasıdır. Bu ilkenin temelinde kazanılmış haklara saygı, hukuk devleti, hukuki güvenlik ve güvenin korunması gibi temel hukuk ilkeleri bulunur. Bu ilke yürürlüğe konulmuş bir kanunun geçmişte olup bitmiş olaylara uygulanmayacağı anlamını da taşır. Kural olarak maddi hukuka ilişkin kanun değişiklikleri sadece yürürlüğe girmelerinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanır. Yargılama hukukuna ilişkin değişiklikler ise “derhal uygulanma” kuralına tabidir. Yeni usul kuralları, yürürlüğe girmeden önce açılmış olan davalarda tamamlanmamış işlemlere uygulanır. HMK’nun 448. maddesinde de derhal uygulanma ilkesi  benimsenmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda tahkime ilişkin bir geçiş hükmü bulunmadığından, usul hükümlerinin zaman bakımından uygulanmasına ilişkin genel ilke olan derhal uygulanma ilkesi dikkate alınmalıdır. Açıklanan nedenlerle HMK’nun yürürlüğe girmesinden önce yapılan tahkim sözleşmesine dayalı olarak yapılan tahkim yargılaması sonucu yasanın yürürlük tarihinden sonra verilen hakem kararlarına karşı HMK kapsamında iptal davası açma yoluna başvurulabilir. 

 

16.02.2018 / Süresinde ve Usulüne Uygun Yapılan Satış Talebinin İcra Müdürlüğünce Reddedilmesi Halinde Şikayet Yoluna Gidilmemiş ve Karar Kaldırılmamış Olsa Bile Talep Geçerliliğini Koruyacağından Süre Geçmesiyle Haciz Düşmez

Talep, yasal süre içinde usulüne uygun yapılan satış talebinin icra müdürlüğünce reddedilmesi halinde şikayet yoluna gidilmemiş ve karar kaldırılmamış olması halinde haczin düşüp düşmeyeceği konusunda 12. Hukuk Dairesi, 19. Hukuk Dairesi, 23. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu arasındaki görüş ayrılıklarının içtihatların birleştirilmesi yoluyla giderilmesi talebine ilişkindir. Hacizli malın satışını alacaklı veya borçlu isteyebilir. Satış isteme süresi taşınır mallarda, hacizden itibaren altı ay, taşınmaz mallarda ise bir yıldır. Süresinde satış istenmemesi halinde haciz düşer. Bu husus kamu düzenine ilişkindir ve re’sen dikkate alınır. Yasal satış isteme süresi geçtikten sonra hacizli malın satılması düşmüş olan hacze geçerlilik kazandırmaz. Satış isteme süresi kesin haciz tarihinden başlar. Bu konuda kaydi haciz ile fiili haciz arasında fark yoktur. Satış talebinde bulunan alacaklının satış masraflarını da peşin yatırması gerekir. Süresi içinde satış istenmesine rağmen masraflar yatırılmamış ise satış istenmemiş sayılır ve haciz düşer. Süresinde ve usulüne uygun satış talebinin icra müdürlüğünce reddedilmesi halinde red işleminin iptali için şikayet yoluna gidilmediği gerekçesiyle geçerli bir satış talebinin bulunmadığından söz edilemez. Alacaklı bu işlemin haksızlığını icra mahkemesinde savunma yoluyla ileri sürebilir. Satış talebi reddedilmiş olsa bile red kararının yasal bir dayanağı olmadığından geçerli satış talebinin varlığını koruduğu kabul edilmelidir. Açıklanan nedenlerle, satış talebinin reddedilmesine rağmen haciz düşmez. 

23.02.2018 / Özel Öğretim Kurumları ile Öğretmenler Arasında Yapılan Sözleşmeler Belirli Süreli İş Sözleşmesi Niteliğindedir

Talep, Özel Öğretim Kurumları Kanunu’na tabi olarak süreli sözleşme ile çalışan öğretmenler ile birden fazla süreli sözleşme yapılması halinde bu sözleşmelerin süresiz sözleşmeye dönüp dönmediği konusunda Yargıtay tarafından verilen farklı kararlar nedeniyle içtihatların birleştirilmesine ilişkindir. 4857 sayılı İş Kanununun 11. maddesi uyarınca, iş sözleşmelerinin belirsiz süreli olması asıldır. İş sözleşmesinin belli bir süreye bağlı olmaksızın yapıldığı hallerde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirsiz süreli iş sözleşmeleri, iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmeye olanak tanığından kural olarak işçinin lehinedir. İş sözleşmelerinin belirli süreli mi belirsiz süreli mi olduğu konusunda tereddüt oluşursa belirsiz süreli kabul edilmelidir. Belirli süreli iş sözleşmesi yapma serbestisi kanunla sınırlandırılmıştır. Belirli süreli iş sözleşmeleri yapılabilmesi için 4857 SK’nun 11. maddesinde düzenlenen objektif koşulların bulunması gerekir. İş sözleşmesinin taraflarınca belirli süreli olarak nitelendirilmesi sözleşmenin belirli süreli olarak kabulü için yeterli değildir. 5580 SK’nun amacı, öğrencinin eğitiminin aksatılmadan yürütülmesidir. Anılan kanun, işçiyi (öğretmeni) değil eğitim ve öğrencileri koruma amacına yöneliktir. Yasa bunu, bir yıl devam eden veya birbirini izleyen ve haklı bir neden olmadan feshedilmesi hukuka aykırı olan belirli süreli iş sözleşmelerinin kurulmasını öngörmekle  sağlamaktadır. 5580 SK’nun 9. maddesinde düzenlenen sözleşmenin niteliği, belirli süreli iş sözleşmesidir. Kanun hükmünün belirli süreli iş sözleşmesi yapılması zorunluluğunu öngördüğü durumlarda objektif koşulların varlığı aranmaz.   

05.04.2017 / Vergi Kaçakçılığı Suçlarında VUK Kapsamında Arama ve El Koyma Tedbiri, Vergi İncelemesi Yapmaya Yetkili Olanlarca Talep Edilmesi ve Sulh Ceza Hakimliğince Karar Verilmesi Üzerine Vergi İnceleme Elemanlarınca Yapılmalıdır – Hukuka Aykırı Yöntemlerle Elde Edilen Deliller Hükme Esas Alınamaz

CMK’da koruma tedbirleri kapsamında “arama ve el koyma” işlemine dair usul ve esaslar ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Ancak ceza yargılamasına dair çeşitli usul hükümleri ile “arama ve el koyma” gibi koruma tedbirlerine ilişkin hükümlere bir çok özel kanunda da yer verilmiştir. Bunlardan biri de Vergi Usul Kanunu’dur. Ceza muhakemesinde, arama olağan bir koruma tedbiri iken, Vergi Hukuku’nda istisnai, olağandışı bir denetim yoludur. Vergi kaçakçılığı suçlarında 213 Sayılı Kanun kapsamında arama ve el koyma tedbiri, vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca talep edilmesi ve sulh ceza hakimliğince karar verilmesi üzerine yapılır. Niteliği itibariyle adli arama olmasına rağmen, bu arama genel suç kolluğu tarafından değil, vergi inceleme elemanlarınca yapılmalıdır. Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller hükme esas alınamaz. Somut olayda, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı görevlilerince sanığın sahte fatura düzenlediği tespit edilerek, bu suçun delillerinin elde edilmesi amacıyla arama kararı talep edilmiştir. Bu durumda, arama kararı usule uygun değildir. 

21.12.2017 / İşçilik Alacaklarında ve İş Yargılamasında Zamanaşımı – Kısmi Davada Zamanaşımı Dava Dilekçesindeki Miktarla Sınırlı Olarak Kesilir

Dava, işçilik alacaklarının tahsili talebine ilişkindir. Uyuşmazlık, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır. Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötü niyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı, eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat,  kıdem ve ihbar tazminatı  istekleri 10 yıllık zamanaşımına tabidir. HMK’nun yürürlüğe girmesinden itibaren savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. Kısmi dava ile belirsiz alacak davasının en büyük farkı, kısmi davada zamanaşımının dava dilekçesindeki miktarla sınırlı olarak kesilmesi; belirsiz alacak davasında ise miktara bakılmaksızın tüm hak bakımından zamanaşımının kesilmesidir. Diğer bir fark ise, kısmi davada faiz başlangıç tarihinin dava ve ıslah tarihi ayrımı yapılarak başlatılması; belirsiz alacak davasında ise faizin tüm alacak miktarı bakımından dava tarihinden itibaren başlatılmasıdır. Eldeki davada; hüküm kısmi dava esaslarına göre kurulmuş ise de daha önce davanın belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmesi nedeniyle değerlendirilmeyen ıslaha karşı zamanaşımı def’inin değerlendirilmesi gerektiğinin dikkate alınmaması hatalıdır.