İçtihatlar

Arama Yapmak İçin Lütfen Seçim Yapınız...

Esas ve Karar Numarasına Göre Sıralama

Başlığa Göre Sıralama

Arama Sonuçları

04.07.2018 / Çocuğun Yanlış ve Yanıltıcı Beyan ve İşlemlerle Nüfus Kütüğüne Yazılmış Olması Halinde Açılacak Dava Bir Soybağı Davası Değil Nüfus Kaydının Düzeltilmesi Davası Olup Görevli Mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir

Davacılar, anne ve babalarının nüfus kaydında gözüken kişiler olmadığını iddia ederek nüfus kaydındaki anne ve baba isimlerinin iptali ile haneden terkini isteminde bulunmuşlardır. Uyuşmazlık, dava dilekçesi dikkate alındığında eldeki davanın soybağı davası mı yoksa kayıt düzeltme davası mı olduğu; burada varılacak hukuki nitelendirmeye göre görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi mi yoksa aile mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır. Soybağı davaları TMK’da sayma usulü ile belirlenmiştir. Bu davalar dışında soybağı davası açabilme olanağı yoktur. Nüfus kayıtlarının düzeltilmesi davaları ise, kişisel durumlardaki değişikliklerin nüfus kaydında belirtilmesine ve doğru olmayan kayıtların düzeltilmesine yönelik davalardır. Soybağı davaları ile nüfus düzeltim davaları arasında davanın tarafları, dava açma süresi ve ispat kuralları bakımından ciddi ayrımlar bulunmaktadır. Çocuğun yanlış ve yanıltıcı beyan ve işlemler ile nüfus kütüğüne yazılması halinde açılacak dava bir soybağı davası olmayıp nüfus kaydının düzeltilmesi davasıdır. Nüfus kaydının düzeltilmesi talepli davalarda ise, görevli mahkeme aile mahkemesi değil asliye hukuk mahkemesidir. 

20.04.2018 / Kefalette Eşin Rızasına İlişkin TBK’nun 584. Maddesindeki Düzenleme Aval’de Uygulanmaz

Talep; kefalette eşin rızasına ilişkin TBK’nun 584. maddesindeki düzenlemenin avalde uygulanıp uygulanmayacağı konusunda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ile Yargıtay 11., 12., ve 19. Hukuk Daireleri içtihatları arasındaki çelişkinin içtihatların birleştirilmesi suretiyle giderilmesi talebine ilişkindir. Kefalet ve aval kurumları, şahsi teminat gayesi güden hukuki kurumlar olmasına rağmen aralarında  farklıklar bulunmaktadır. Aval, kambiyo senetlerinde borçlu olan kişiler için verilebilir. Kefalet ise, her tür borç için verilebilir. Aval verenin borcu bağımsız bir borçtur; bir başka anlatımla, fer’i nitelikte değildir. Kefaletin varlığı ve geçerliliği ise, asıl borcun varlık ve geçerliliğine bağlıdır. Avalin ve kefaletin şekil şartları farklıdır. Aval veren, kambiyo senedinden dolayı borçlu olan diğer borçlular ile birlikte müteselsilen borçlu olur. Kefalette ise, kefil kendi el yazısı ile “müteselsil kefil” ibaresini yazmadıkça adi kefil sıfatıyla sorumludur. Avalde eş rızasının aranması, kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyeti ile örtüşmemektedir. Avalistin evli olup olmadığına, evli ise eşinin avale rıza gösterdiğine ilişkin diğer kayıt ve belgelerin eklenmesi ile kambiyo senedinin hacmen çok büyüyeceği açıktır. TBK’nın 584. maddesine kefalette eş rızasının aranmayacağı ve ağırlıkla ticari hayatı ilgilendiren haller bir istisna hükmü olarak eklenmiştir. Kanun koyucunun bu istisnalar arasında avali de göstermemesi, aslında en başından beri avalde eş rızasının aranmadığına işaret etmesi bakımından önemlidir. Yasal düzenlemeler, yargısal ve bilimsel içtihatlarla yapılan değerlendirmeler sonucunda; “kefalette eşin rızasına ilişkin TBK’nun 584. maddesindeki düzenlemenin aynı kanunun 603. maddesi uyarınca ‘aval’de uygulanmasının gerekmediğine” oyçokluğu ile  karar verildi. 

06.07.2018 / Eşlerden Biri ile Evli Olduğunu Bilerek Birlikte Olan Üçüncü Kişiden Diğer Eşin Manevi Tazminat İsteme Hakkı Yoktur

Talep; zina eden kadın veya erkek ile birlikte olan üçüncü kişi aleyhine, diğer eş tarafından açılan manevi tazminat davaları ile ilgili olarak Yargıtay  4. Hukuk Dairesi’nin gerek kendi içinde verdiği kararlar, gerekse Hukuk Genel Kurulu tarafından verilen kararlar arasında çelişki bulunduğu ileri sürülerek içtihatlar arasındaki çelişkinin içtihatların birleştirilmesi suretiyle giderilmesine ilişkindir. TMK’nun 185. maddesi uyarınca, eşler arasındaki sadakat yükümlülüğü, evlilik birliğinin taraflarını oluşturan eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri nispi bir hak olup, eşler bu yükümlülüğün ihlal edilmemesini ancak birbirinden talep edebilirler. Bu doğrultuda Aile Hukukunda evlilik birliğinin devamı sırasında eşlerden birinin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışına karşı diğer eşin başvurabileceği çeşitli hukuki yollar ve uygulanacak yaptırımlar düzenlenmiştir. Bu yaptırımlardan biri TMK’nun 174. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, manevi tazminat sadece kusurlu olan diğer eşten ve ancak boşanma davası ile birlikte istenebilir. Bir kimsenin eşi tarafından aldatılmamayı isteme hakkı şeklinde herkese karşı ileri sürebileceği mutlak bir kişilik hakkı bulunmamaktadır. Başka bir anlatımla, evlilik birliğinin tarafı olmayan ve dolayısıyla sadakat yükümlülüğü bulunmayan üçüncü kişinin eşler arasındaki evlilik sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklere uyma zorunluluğu bulunmamaktadır. Üçüncü kişinin sadakat yükümlülüğünün bulunmaması nedeniyle, evli eşle birlikte olan üçüncü kişinin bu davranışının diğer eşin kişilik haklarına doğrudan bir saldırı niteliğinde olduğu söylenemez. Evli bir kişiyle birlikte olan üçüncü kişinin eyleminin ahlaka aykırı olduğunu söylemek mümkündür. Ancak üçüncü kişinin TBK’nun 49. maddesi uyarınca, tazminatla sorumlu olduğunu kabul edebilmek için birlikte olduğu kişinin evli olduğunu bilmesine rağmen bu fiili işlemesi yeterli değildir. Anılan madde uyarınca, ahlaka aykırı fiilin kasten zarar verme amacıyla işlenmesi gerekmektedir. Evli olduğunu bilerek bir kişiyle birlikte olan üçüncü kişinin eylemi, evlilik birliğine karşı göstermesi gereken özen ve saygıyı göstermemiş olması nedeniyle tek başına TBK’nun 49. maddesine göre sorumluluğunu gerektirmez.