İçtihatlar

Arama Yapmak İçin Lütfen Seçim Yapınız...

Esas ve Karar Numarasına Göre Sıralama

Başlığa Göre Sıralama

Arama Sonuçları

25.10.2017 / TBB Meslek Kuralları’nın 27/2. Maddesinde Yer Alan “Bir Avukat Başka Bir Avukata Karşı Asil ya da Vekil Sıfatıyla Takip Edeceği Davayı Kendi Barosuna Bir Yazı ile Bildirir” Kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. Maddesindeki Görevlerle İlgili Olmadığı Gibi Avukatlığın Amacı ile de Bağdaşmaz

Davacı, vekil sıfatıyla bir başka avukata karşı takip ettiği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirmemesi suretiyle gerçekleşen eyleminin Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 27/2. maddesine aykırı olduğu  gerekçesiyle uyarı cezası verilmesi üzerine anılan meslek kuralının iptali talebinde bulunmuştur. Avukatlık Kanunu’nun 134. maddesinde; avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu kanunda yazılı disiplin cezalarının uygulanacağı belirtilmiştir. TBB Meslek Kurallarının 27/2. maddesindeki “Bir avukat başka bir avukata karşı asil ya da vekil sıfatıyla takip edeceği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirir.” kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. maddesindeki görevlerle ilgili olmadığı gibi avukatlığın amacı ile de bağdaşmaz. Meslektaşı olan  avukat hakkında açılan ceza davasını katılan vekili olarak takip etmesi nedeniyle bağlı bulunduğu baroya bildirimde bulunma zorunluluğunun bulunmaması karşısında, uyarma cezası verilmesine ilişkin işlemde  hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, uyarma cezasına dayanak teşkil eden Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 27/2. maddesinin iptaline karar verilmelidir. 

25.10.2017 / İletişimin Denetlenmesinde Elde Edilen ve CMK’nun 135. Maddesindeki Suçlar Kapsamında Bulunmayan Bir Fiile İlişkin Ses Kayıtları Tek Başına Delil Olarak Kullanılamayacağından Hukuka Uygun Başka Delil ve Belgeler Olmaksızın Buna Dayalı Olarak Disiplin Cezası Verilemez

Dava, İlçe Emniyet Müdürü olarak görev yapan davacının, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/13. maddesinde yer alan “Gizli tutulması zorunlu olan ve görevi ile ilgili bulunan bilgi ve belgeleri görevli veya yetkili olmayan kişilere açıklamak” fiilini işlediğinden bahisle meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Dava konusu meslekten çıkarma cezasına esas alınan fiilin,  iletişimin tespiti sonucunda elde edilen tapelerden tespit edildiği görüldüğünden, öncelikle bu tapelerin davacıya verilen meslekten çıkarma cezası açısından delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmalıdır. İletişimin denetlenmesinde elde edilen ve CMK’nun 135. maddesindeki suçlar kapsamında bulunmayan bir fiile ilişkin ses kayıtları tek başına delil olarak kullanılamayacağından hukuka uygun başka delil ve belgeler olmaksızın buna dayalı olarak disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasına esas fiil, 135. maddedeki suçlar kapsamında yer almamasına rağmen, sadece tape kayıtlarına dayalı olarak ceza verilmesi hukuka aykırıdır. 

 

03.03.2006 / Kamu Görevlileri Sendikaları ve Üst Kuruluşları, Üyeleri Hakkında Tesis Edilen Bireysel İşlemlere Karşı Dava Açma ve Açılan Davalarda Taraf Olma Hakkına Sahiptirler

Davacı sendika, üyesi hakkında verilen aylıktan kesme cezasına ilişkin işlemin iptali ile maddi kayıplarının tazminini talep etmiştir. 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun 19. maddesinde sendika ve konfederasyonların yetki ve faaliyetleri, “üyelerin idare ile doğacak ihtilaflarında, ortak hak ve menfaatlerin izlenmesinde veya hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını, her düzeyde ve derecede yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava açmak ve bu nedenle açılan davalarda taraf olmak” şeklinde ifade edilmiştir. Anılan kanunda sendikaların, üyelerine yönelik olarak tesis edilen bireysel (subjektif) işlemlere karşı dava açıp açamayacaklarına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Kamu görevlileri sendikalarına, üyelerinin haklarını korumak amacıyla tanınmış dava açma hakkının kullanımında sınırlamaya gidilmesi Anayasa’da düzenlenmiş olan hak arama hürriyetine aykırılık teşkil eder. Gerek 4688 SK’nın 19. maddesinin yorumu ve gerekse madde gerekçesi ile konuya ilişkin tarihsel süreç ve yapılan yasal değişiklikler göz önünde bulundurulduğunda, kamu görevlileri sendikalarının, üyeleri hakkında tesis edilen bireysel işlemlere karşı, üyelerini temsilen dava açabilecekleri ve bu nedenle açılan davalarda taraf olabilecekleri sonucuna ulaşılmaktadır.

15.11.2006 / Gerçek Mal Alım Satımı Olmadan Komisyon Karşılığı Fatura Temin Edildiği veya Vergiyi Ziyaa Uğratma Yönünde İki Taraf Arasında İrtibat Bulunduğu İdarece Tespit Edilmeden ya da Hükme Esas Alınabilecek Kuvvette Bir İzlenime Ulaşmadan KDV İçin Müteselsil Sorumluluktan Söz Edilemez

Vergi Usul Kanunu’na göre, yaptıkları veya yapacakları ödemelerden vergi kesmeye mecbur olanlar, verginin tam olarak ödenmesinden ve bunlarla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten sorumludurlar. Yine aynı kanun uyarınca, mal alım-satım ve hizmet ifası dolayısıyla vergi kesintisi yapmak ve vergi dairesine yatırmak zorunda olanların, bu yükümlülüklerini yerine getirmemeleri halinde verginin ödenmemesinden alım satıma taraf olanlar ile hizmetten yararlananlar arasında zımnen dahi olsa irtibat olduğu tespit edilmesi durumunda müteselsilen sorumludurlar. Burada amaç, kesilen vergiler ile tahsil edilen Katma Değer Vergisi’nin vergi dairesine yatırılmasını sağlamaktır. Gerçek mal alım satımı olmadan komisyon karşlığında fatura temin edildiği veya kişi ve kuruluşlar arasında vergiyi ziyaa uğratma yönünden irtibat bulunduğu idarece tespit edilmeden ya da hükme esas alınabilecek kuvvette bir izlenime ulaşılmadan Katma Değer Vergisi için müteselsil sorumluluktan söz edilemez. Somut olayda, inceleme elemanlarınca yapılan tespitlerde davacı şirket ile mal aldığı şirket arasında irtibat bulunduğu belirlenememiştir. Buna rağmen davacı şirketin verginin ödenmemesinden sorumlu tutularak adına cezalı tarhiyat yapılması hukuka uygun değildir.