İçtihatlar

Arama Yapmak İçin Lütfen Seçim Yapınız...

Esas ve Karar Numarasına Göre Sıralama

Başlığa Göre Sıralama

Arama Sonuçları

Tıbbi Hata (Doktor Hatası) Nedeniyle Ölüme Neden Olma – Görevi İhmal

Sanık, taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçundan yargılanmıştır. Uyuşmazlık, doktor olan sanığın eylemi ile gerçekleşen ölüm neticesi arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığı, buna bağlı olarak da eyleminin TCK’nun 85. maddesi kapsamında taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu mu, yoksa TCK’nun 257/2. maddesi kapsamında görevi ihmal suçunu mu oluşturacağı noktasında toplanmaktadır. TCK’nun “Görevi kötüye kullanma” başlıklı 257. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ihmali davranışlarla görevi kötüye kullanma suçu; “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiştir. Sanığın davranışları ile meydana gelen ölüm neticesi arasında nedensellik bağının kesin olarak belirlenemediği dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, sanığın eyleminin taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilemez. Sanık, genel beden travmasına ve çoklu kemik kırıklarına maruz kalmış kişiyi stabilizasyonu sağlanıncaya kadar müşahede altında tutması veya başka bir sağlık kuruluşuna sevk etmesi gerekirken, beş saat sonunda taburcu ederek evine göndermiştir. Bu durumda görevinin gereklerini yerine getirmekte ihmal gösterdiği, bu haliyle eyleminin görevi ihmal suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Kıdem Tazminatı, İhbar Tazminatı, İş Hukukundan Doğan Diğer Tazminatlar ile İşçi Ücreti Alacaklarında Zamanaşımı* – Zamanaşımı Başlangıcı

Dava; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağının tahsili talebine ilişkindir. Uyuşmazlık, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasında toplanmaktadır. Gerek İş Kanunu’nda, gerekse Borçlar Kanunu’nda, kıdem ve ihbar tazminatı alacakları için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Uygulama ve öğretide; kıdem tazminatı ve ihbar tazminatına ilişkin davaların, hakkın doğumundan itibaren, 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu kabul edilmektedir. Tazminat niteliğinde olmaları nedeni ile sendikal tazminat, kötü niyet tazminatı, işe başlatmama tazminatı,  eşit işlem borcuna aykırılık nedeni ile tazminat, 26/2. maddedeki maddi ve manevi tazminat istekleri 10 yıllık zamanaşımına tabidir. 4857 SK’nun 32. maddesinde, işçi ücretinin 5 yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ücret gibi dönemsel nitelikte ödenen alacaklar da 5 yıllık zamanaşımına tabidir. İş sözleşmesi devam ederken kullanılması gereken ve iş sözleşmesinin feshi ile alacak niteliği doğan yıllık izin ücreti alacağının zamanaşımı süresinin fesih tarihinden başlatılması gerekir. Kıdem ve ihbar tazminatlarında da zamanaşımı başlangıcı, hizmet akdinin feshedildiği tarihtir.

 

Dava Kendisine İhbar Olunan Kişi Hakkında Hüküm Kurulamaz; Usul ve Yasaya Aykırı Olarak İhbar Olunan Hakkında Hüküm Kurulmuş ise İhbar Olunan, Hükmün Kendisi ile İlgili Kısımları Yönünden Temyiz Hakkına Sahiptir

Davacı arsa sahibi, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca teslim edilmesi gereken dairelerin teslim edilmediğini, yüklenicinin taşınmazların bir kısmını tapuda üçüncü kişilere devrettiğini ileri sürerek, tapu kaydının iptali ile tüm takyidatlarından arındırılarak adına tescili talebinde bulunmuştur. Dava kendisine ihbar olunan kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz. Bir davada hüküm, davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle hükmü temyiz etme hakkı sadece davada taraf olan kişilere aittir. Kural olarak kendisine dava ihbar olunan kişinin temyiz etme hakkı yoktur. Ancak usul ve yasaya aykırı olarak, taraf sıfatını almayan ihbar olunan kişi hakkında hüküm kurulmuşsa, ihbar olunan hükmün ancak kendisiyle ilgili kısımları yönünden temyiz hakkına sahiptir. Dosya içeriğinden, dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarında ihbar olunan banka lehine ipotek tesis edildiği, banka hakkında usulüne uygun açılmış bir dava olmadığı halde ipoteklerin kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Hükmün, taşınmazların üzerlerindeki ipoteklerin kaldırılmasına ilişkin kısmı banka aleyhine olduğu anlaşıldığından, bu kısım yönünden ihbar olunan bankanın hükmü temyiz etme hakkına sahip olduğunun kabulü gerekir.