Son Eklenenler

  • Tıklayınız

    YARGITAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    DANIŞTAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

  • Tıklayınız

    B.A.M KARARLARI

  • Tıklayınız

    BİLİMSEL İNCELEMELER

TCK’nun 52/4. Maddesi Uygulamasında “Adli Para Cezasının Hapis Cezasına Çevrileceği İhtarı” ile Yetinilmelidir; “Adli Para Cezasının Ödenmemesi Halinde Hapis Cezasına Çevrilmesine” Şeklinde Karar Verilemez

Türk Ceza Kanunu’nun 52/4. maddesi gereğince; ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında hapis cezasına çevrilebileceğinin belirtilmesi gerekir. Yasanın açık düzenlemesi dikkate alınarak; “adli para cezasının hapis cezasına çevrileceği ihtarı” ile yetinilmelidir. Yerel mahkemece, açıklanan hususlar göz önünde tutulmaksızın “Adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmesine” şeklinde karar verilmesi suretiyle infazda yetkinin kısıtlanması usul ve yasaya aykırıdır. 

Sanığa Yüklenen ve Suç Olduğu Kabul Edilen Eylemler Açıklanmaksızın Sadece Sevk Maddelerini Gösteren İddianame Kamu Davasını Açan Belge Niteliğinde Değildir

İddianamede; yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri, mevcut delillerle ilişkilendirilerek yüklenen suçu oluşturan olaylar gösterilmelidir. Sanığa yüklenen ve suç sayılan maddi fiiller iddianamede açıkça göstermelidir. Hukuki nitelendirmesi yapılan fiilin, kanunda karşılığı olan suç ve cezası da belirtilmelidir.  Sanığa yüklenen ve suç olduğu kabul edilen eylemler açıklanmaksızın sadece sevk maddelerini gösterir iddianame kamu davasını açan belge niteliğinde değildir.   

Doku ve Kan Örneği CMK’nun 75. Maddesi Kapsamında Usulüne Uygun Alınmış Olmadıkça Bu Örneklere İlişkin İnceleme Raporları Hukuka Uygun Delil Olarak Kabul Edilemez

Sanık; hırsızlık, işyeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından yargılanmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 75. maddesinde; şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan örnek alınması ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Doku ve kan örneği anılan madde kapsamında usulüne uygun alınmadıkça bu örneklere ilişkin inceleme raporları hukuka uygun delil olarak kabul edilemez. Olay yerinden elde edilen kan izleri ile bir başka soruşturma kapsamında sanıktan alınan kan örneklerinin uyumlu olduğuna ilişkin Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü raporunun hükme esas alınarak sanığın atılı suçlardan cezalandırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Hakaret – Hakaret Suçunun Oluşması İçin Sanığın Söylediği Sözlerin Muhatabın Onur, Şeref ve Saygınlığını Rencide Edebilecek Nitelikte Somut Bir Fiil veya Olgu İsnadı İçermesi Gerekir

Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. 5237 SK’da 765 sayılı TCK’dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmıştır. Onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek, hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Avukat olan sanığın, şikayetçi vekili sıfatıyla takip ettiği karşılıksız çek keşide etme suçundan yapılan yargılamada, kendisine yaklaşık iki yıldır tebligat yapılmaması üzerine, dosyayı incelediği mahkeme kaleminde, katılanla tartışması sırasında sarfettiği sözlerin anlamı, söylenme amacı, katılanın konumu ve görevi birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu ifadeler; nezaket dışı, kaba, rahatsız edici hitap tarzı ve ağır eleştiri niteliğindedir. Ancak muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedeniyle hakaret suçunun koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Açıklanan nedenlerle, sanığa atılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan beraate karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Mağdur Sanığın Kullandığı Cebir veya Tehdidin Etkisiyle Malı Teslim Etmiş veya Alınmasına Karşı Koymamış ise Hırsızlık Değil Yağma Suçu Oluşur

Nitelikli yağma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eyleminin nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması gerekir. Hırsızlık suçu ise, zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malın, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almasıyla oluşur. Dosya kapsamından, sanığın zaman zaman kaldığı ve teyzesinin eşi olan mağdura ait eve gelerek mağdurdan para istediği, mağdurun vermemesi üzerine de cebindeki bıçağı çıkarıp “Bana acele 2.000 TL vereceksin, yoksa canından olursun” şeklinde tehditte bulunarak korkuttuğu mağdurdan 400 TL’yi ve masanın üzerinde bulunan 900 TL değerindeki cep telefonunu aldığı anlaşılmaktadır. Sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden eylemin nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Sıra Cetveline İtiraz Davaları Sonunda Verilen Hüküm Sadece Davanın Tarafları İçin Sonuç Doğurur

Davacı, sıra cetvelinin birinci sırasında bulunan davalı alacağının gerçek bir hukuki ilişkiye dayanmayan, bonoya dayalı muvazaalı bir alacak olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptali talebinde bulunmuştur. Sıra cetveline itiraz davaları sonunda verilen karar, sadece davanın tarafları için sonuç doğurur. Yerel mahkemece “Davacının alacağının dava giderleri de dahil olmak üzere davalıya ayrılan paydan ödenmesine” şeklinde hüküm kurulmuş; ancak artan para kalması halinde davalıya verilmesi gerektiğine ilişkin ibare yazılmamıştır. Bu durumda, “artan para bulunması halinde davalıya verilmesine” ibaresi yazılarak hüküm düzeltilerek onanmalıdır.  

Bağımsız Bölüm Verilmeyen Kooperatif Üyesinin Tazminat Talebi – Ödemelerini Hiç Yapmamış Olan Kooperatif Üyesinin Tazminat Talep Hakkı Yoktur; Ancak Eksik Ödeme Halinde de Konut Karşılığı Tazminat İstenebilir – Konut Karşılığı Tazminat Hesabı

Davacı, kooperatif üyesi olduğunu iddia ederek kooperatif uhdesinde bulunan bağımsız bölümün tapusunun iptalini ve adına tescilini, bağımsız bölüm bulunmadığı taktirde bedelinin tahsilini talep etmiştir. Ödemelerini hiç yapmamış kooperatif üyesinin tazminat talep hakkı yoktur. Ancak eksik ödeme halinde konut karşılığı tazminat istenebilir. Kooperatiflerde tüm edimlerini yerine getiren üyelere verilecek herhangi bir bağımsız bölüm bulunmaması halinde bağımsız bölüm rayiç bedellerinin verilmesi gerekir. Eksik ödeme yapılması halinde üyenin konut karşılığı tazminat alacağının hesaplanma şekli ise, Dairenin yerleşik uygulamalarında formüle edilmiştir. Yerel mahkemece, kabul edilen formüle göre hesaplanıp belirlenecek tazminat miktarına hükmedilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.   

Hakkında Kooperatif Üyeliğinden Çıkarma Kararı Verilen Ortağın Hak ve Yükümlülükleri Kararın Kesinleşmesine Kadar Devam Eder; Karar Kesinleşmeden Yerine Yeni Ortak Alınamaz

Davacı, kooperatif üyesi olan murisinin davalı kooperatifçe yaptırılan dava konusu daireyi teslim aldıktan sonra vefat ettiğini, imara aykırılık nedeniyle tapunun alınamadığını, davalı kooperatifin kötü niyetli olarak murisini üyelikten ihraç ettiğini,  ihraç kararının mahkeme kararıyla iptal edildiğini, ihraç kararının kesinleşmesi beklenmeden dairenin diğer davalılara tahsis edildiğini iddia ederek  daireye müdahalenin men’i ve ecrimisil talebinde bulunmuştur. Hakkında üyelikten çıkarma kararı verilen kooperatif ortağının hak ve yükümlülükleri kararın kesinleşmesine kadar devam eder. İhraç kararı kesinleşmeden yerine yeni ortak alınamaz. Davacının tahsis önceliği olduğu kabul edilerek dava konusu yerden davalıların müdahalesinin men’i ile bu yerin ihraç kararından önce olduğu gibi davacıya teslim edilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Islah Dilekçesi Davalıya Tebliğ Edilip Karşı Beyan ve İtiraz Olanağı Tanınmadan Karar Verilemez – Savunma Hakkı, Hukuki Dinlenilme-Açıklama ve İspat Hakkı

Uyuşmazlık, hukuki dinlenilme haklarının kısıtlanıp kısıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır. Hukuki dinlenilme hakkı; bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içermektedir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarındaki isnat ve iddiaları öğrenme, öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar. Somut olayda, davacının ıslah dilekçesi hüküm tarihinden sonra davalıya tebliğ edilmiş; davalının ıslah dilekçesine karşı beyan ve itirazlarını sunma hakkı engellenmiştir. Davalıya, ıslah dilekçesine karşı beyanlarını sunabilmesi için süre verilmelidir.   

Belirsiz Alacak Davası Açma Koşulları – İş Hukukunda Belirsiz Alacak Davası

Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. İş Hukuku’ndan kaynaklanan alacaklar bakımından baştan belirli veya belirsiz alacak davası şeklinde belirleme yapmak kural olarak doğru ve mümkün değildir. Bu sebeple İş Hukuku’nda da belirsiz alacak davasının açılabilmesi, bu davanın açılması için gerekli şartların varlığına bağlıdır. Davacı çalışma süresini, kendisine en son ödenen aylık ücret miktarını, tazminat hesaplamasına esas alınacak aylık ücrete ek para veya parayla ölçülebilen sosyal menfaatleri belirleyebilecek durumda olduğundan, dava konusu edilen kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağı belirsiz değildir. Hukuki yarar yokluğundan anılan taleplere yönelik davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir.

Gerekçe ile Hüküm Fıkrası Arasında Çelişki Bulunması Bozma Nedenidir

Dava, kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarının tahsili talebine ilişkindir. Davanın reddine veya kabulüne dair karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni ve bundan farklı bir hüküm kurulamayacağı gibi gerekçeli kararın da kısa karara uygun yazılması ve kısa kararla çelişik olmaması gerekir. Aksinin kabulü, mahkemelere güveni sarsacağı gibi Anayasa ve kanunlarda yer alan açık kurallara aykırılık oluşturur. Kararın açıklanan gerekçesi ile kurulan hüküm sonucu arasında çelişki bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Yerel mahkemece, HMK’nun 297. ve 298. maddelerindeki açık düzenlemeler dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İş Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat – Bir Davada Hem Manevi Tazminat Hem de Maddi Tazminat İstenmiş ise Avukatlık Ücreti Ayrı Ayrı Karara Bağlanmalıdır

Dava, sigortalının iş kazası sonucu ölümü nedeniyle çocuklarının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Bir davada hem manevi tazminat hem de maddi tazminat istenmiş ise avukatlık ücreti ayrı ayrı karara bağlanmalıdır. Davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri nedeniyle ayrı ayrı avukatlık ücreti takdir edilmesi gerekirken, yerel mahkemece yazılı şekilde maddi ve manevi tazminat olarak hükmedilen miktarların toplamı üzerinden avukatlık ücreti takdir edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İş Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat – İşveren Sorumluluk Sigortasının Sorumluluğu – Hak Sahibinin Sigortacıyı Davadan Önce Temerrüde Düşürdüğü Kanıtlanamaz ise Sigortacının Faiz Yükümlülüğü Dava Tarihinden Başlar

Dava, sigortalının iş kazası sonucu vefatı nedeniyle davacı eş ve çocuklar ile anne ve babanın maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davalı sigorta şirketinin sorumluluğu, işveren sorumluluk sigorta sözleşmesine dayanmaktadır. İşveren sorumluluk sigortasının sorumluluğunun sınırı, poliçe limiti dahilinde kalmak kaydıyla davalı işverenin sorumlu olduğu tutardır. Davalı sigorta şirketinin maddi ve manevi tazminat alacağı ve ferilerinden poliçe limitiyle sınırlı olarak sorumluluğuna hükmedilmesi gerekir. Sigortacının sorumluluğu, haksız fiile dayanmadığı için temerrüde düştüğü hallerde faizin başlangıç tarihi olarak temerrüt tarihi alınmalıdır. Hak sahiplerinin sigortacıyı dava tarihinden önce temerrüde düşürdüğü kanıtlanamaz ise sigortacının faiz yükümlülüğü dava tarihinden başlar.

Hizmet Tespiti – Hak Düşürücü Süre – Sigortalı Çalışmaların Kuruma Kısmen Bildirildiği Hallerde Eksik Bildirimlere Yönelik Açılan Davalar İçin Hak Düşürücü Süre İşlemez

Davacı, dava dilekçesinde belirtilen tarihler arasında davalı işyerinde geçen ve kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti talebinde bulunmuştur. Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde hak düşürücü süreden söz edilemez. Dosya kapsamından, davacının davalı işyerinde geçen bir kısım çalışmalarının kurum kayıtlarında bulunduğu anlaşılmaktadır. Sigortalı çalışmaların kuruma kısmen bildirildiği hallerde eksik bildirimlere yönelik açılan davalar için hak düşürücü süre işlemez. Açıklanan nedenlerle, davacının dilekçesinde belirttiği tarihler arasındaki süreye ilişkin talebi yönünden işin esasına girilerek toplanan deliller doğrultusunda karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

Kat Maliki Kendi Bağımsız Bölümünde Ana Yapıya Zarar Vermemek Kaydı ile Onarım, Tesis ve Değişiklik Yapabilir; Ortak Alanlarda İnşaat, Onarım ve Tesis Yapılması ise Diğer Kat Maliklerinin Rızasına Bağlıdır

Davacı; davalının, binanın mimarisine ve konstrüksiyonuna zarar verecek şekilde değişiklikler yaptığını iddia ederek diğer kat maliklerinin haklarına yönelik tecavüzün önlenmesine, davalıya ait bağımsız bölümdeki tadilat ve değişikliklerin eski hale getirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dava konusu uyuşmazlık, projeye aykırılığın eski hale getirilmesi istemine ilişkindir. Kat malikleri, kendi bağımsız bölümlerinde ana yapıya zarar vermemek kaydıyla tesis ve değişiklik yapabilirler. Ancak ortak alanlarda inşaat, onarım ve tesis yapılması diğer kat maliklerinin rızasına bağlıdır. Taşınmazın kat mülkiyetine esas olan tapu kaydı, yönetim planı ve mimari projesi ilgili yerlerden getirtilmeli, projeye aykırılık olup olmadığı araştırılmalıdır. Bilirkişi raporunda, mimari projeye aykırılık olduğu belirtilmesine rağmen davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.   

Birden Fazla Parsel Üzerine Kayıtlı Olup Toplu Yapı Yönetimine Geçilmemiş Yerler Hakkında Kat Mülkiyeti Hükümleri Uygulanmaz

Davacılar;  toplu yapı site yürütme kurulu üyesi, kat maliki ve site denetleme kurulu üyesi olduklarını, taraflar arasında imzalanan servis sözleşmesinin mutlak butlan nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek iptaline karar verilmesini talep etmişlerdir. Dava konusu uyuşmazlık, hakim müdahalesi istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, dava konusu sitenin birden fazla parsel üzerinde kurulu olduğu,  henüz toplu yapı yönetimine geçilmediği anlaşılmaktadır. Birden fazla parsel üzerine kayıtlı olup toplu yapı yönetimine geçilmemiş yerlerde kat mülkiyeti hükümleri uygulanmaz. Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın çözümünde Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin değil, genel hükümlerin uygulanması gerekir.   

Ana Taşınmazın Ortak Alanlarında Onarım, Tesis ve Değişiklik Yapılması Kat Maliklerinin 4/5’inin Yazılı Oluru ile; Dış Duvarların, Çatı ve Damın Kiralanması Gibi Önemli İşler ise Tüm Kat Maliklerinin Oybirliği Kararı ile Mümkündür

Davacı, apartman yönetiminin diğer sakinlerle birlikte karar alarak apartmanın çatı katına diğer davalı şirkete ait baz istasyonu kurdurduğunu beyanla yapılan müdahalenin meni ve baz istasyonunun kaldırılması talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, ortak alana el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir. Ana taşınmazın ortak alanlarında onarım, tesis ve değişiklik yapılması kat maliklerinin 4/5’inin yazılı oluru ile; dış duvarların, çatı ve damın kiralanması gibi önemli işler ise tüm kat maliklerinin oybirliği kararı ile mümkündür. Baz istasyonunun kurulu olduğu alanın niteliği belirlenmeden ve baz istasyonunun kurulmasına ilişkin kat maliklerince karar alınıp alınmadığı tespit edilmeden karar verilmesi hatalıdır. Baz istasyonu kat malikleri kurul kararına istinaden kurulmuş ise kat malikleri kuruluna katılıp olumlu oy kullanan tüm kat maliklerinin davaya dahil edilip taraf teşkili sağlandıktan sonra varılacak sonuca göre karar verilmelidir.   

Aval Verene Karşı Temel İlişkiye Dayanılamaz; Zamanaşımına Uğramış Bonoya Dayalı Olarak Aval Verenden Sebepsiz Zenginleşme Hükümleri Kapsamında Alacak İstenemez

Davacı, zamanaşımına uğramış bonodan kaynaklanan alacağının tahsili için başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamından, lehtarın davacı, davalıların ise aval veren oldukları anlaşılmaktadır. Aval verene karşı temel ilişkiye dayanılamaz. Zamanaşımına uğramış bonoya dayalı olarak aval verenden sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında alacak talep edilemez. Yerel mahkemece bu gerekçe ile davanın reddi gerekirken, hatalı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Trafik Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı – Tazminat Hesabında Sağ Kalan Eşin Evlenme İhtimali Kaza Tarihindeki Yaşı ve AYİM Tablolarına Göre Belirlenmelidir

Davacılar, trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları ile benimsenen ilkeler uyarınca, sağ kalan eşin evlenme ihtimali, kaza tarihindeki yaşı ve AYİM tarafından hazırlanan tablolara göre belirlenmelidir. AYİM tarafından hazırlanan tablolara göre, davacı eşin kaza tarihindeki yaşına 34 ve 18 yaş altında iki çocuğu bulunmasına göre % 7 oranında evlenme ihtimali bulunmaktadır. Hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda ise, davacı eşin rapor tarihindeki yaşı (38) esas alınarak, evlenme ihtimali bulunmadığı belirtilmektedir.  Söz konusu bilirkişi raporu doğrultusunda yapılan hesaplamanın esas alınması hatalıdır.  

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat – Yeterli Araştırma Yapılmadan Karşı Aracın Trafik Sigortacısına Değil Başka Bir Sigorta Şirketine Husumet Yöneltilmesi Kabul Edilebilir Bir Yanılgı Olmayıp Dürüstlük Kuralının İhlali Olduğundan Taraf Değişikliğine İlişkin HMK’nun 124. Maddesi Uygulanamaz

Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dava, karşı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu iddiası ile davalı sigorta şirketi aleyhine açılmıştır. Kaza tarihini kapsayan trafik sigortacısının davalı sigorta şirketi değil dava dışı sigorta şirketi olduğu anlaşıldıktan sonra dava dışı sigorta şirketine dava ihbar edilmiştir. Yeterli araştırma yapılmadan karşı aracın trafik sigortacısına değil başka sigorta şirketine husumet yöneltilmesi kabul edilebilir bir yanılgı olmayıp dürüstlük kuralının ihlali olduğundan taraf değişikliğine ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesi uygulanamaz. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, gerçek hasmın dava dışı sigorta şirketi olduğu ve HMK’nun 124. maddesi uyarınca bu durumun kabul edilebilir yanılgı olarak değerlendirilerek yasal hasmın söz konusu sigorta şirketi olduğunun tespitine karar verilmesi hatalıdır.   

Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçinde Olan Tescil Harici Taşınmazlar İçin Açılacak Tescil Davalarında Büyükşehir Belediyesi Yasal Hasımdır

Dava, kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmaz bölümü hakkında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tescil istemine ilişkindir. Kadastroca tescil harici bırakılan yerler için açılan tescil davalarında, TMK’nun 713. maddesi uyarınca davanın yasal hasım konumunda olan Hazine ve ilgili kamu tüzel kişiliğine birlikte yöneltilmesi zorunludur.  6360 SK’nun yürürlüğünden sonra büyükşehir belediyesi statüsünde olan illerin sınırları içindeki tescil harici taşınmazlar için açılacak tescil davalarında büyükşehir belediyeleri yasal hasım konumundadırlar. Yasal hasım konumunda olan büyükşehir belediyesi davaya dahil edilmeden yargılamaya devam edilerek esas hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.   

Eser Sözleşmesinden Doğan Alacak – Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ile Şirket Ortakları Gerçek Kişiler Sorumlu Tutulabileceği Gibi İlişkili Kardeş Şirketler de Sorumlu Tutulabilir

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Kural olarak tüzel kişiler, kendilerini oluşturan kişilerden bağımsız ayrı kişiler olup “sınırlı sorumluluk” ilkesi çerçevesinde hukuki işlemlerde taraf olurlar. Kimi zaman  borç ve yükümlülüklerden kurtulabilmek için tüzel kişiliğin araç olarak kötüye kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bunun engellenebilmesi amacıyla doktrinde “perdenin aralanması teorisi” geliştirilmiş; zaman içerisinde Yargıtay uygulamalarında da bu teori benimsenmiştir. Perdenin aralanması ile şirket ortakları gerçek kişiler sorumlu tutulabileceği gibi, aynı şirketler içerisinde yer alan kardeş şirketler de sorumlu tutulabilir. Somut olayda, ilişkili şirket davada taraf olarak yer almamaktadır. Perdenin aralanması teorisi, sorumlu tutulacak şirket veya şahsın hukuki durumunu etkileyeceğinden davada perdenin aralanması teorisi sonucu sorumlu tutulmak istenen şirket ya da şahısların davada yer almaları zorunludur. Mahkemece, dava dışı şirket  hakkında bu davayla birleştirilmek üzere dava açılması için süre verilip sonucuna göre karar verilmelidir.   

Görevli Mahkeme Yönünden Ticari Davalar Ticari İş Esasına Göre Değil Ticari İşletme Esasına Göre Belirlenir; Her İki Tarafın Ticari İşletmesiyle İlgili Olmadıkça Eser Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlıkta Görevli Mahkeme Ticaret Mahkemesi Değil Asliye Hukuk Mahkemesidir

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan teminat güncelleme bedeli alacağının tahsili talebine ilişkindir. 6102 SK’nun 19. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Buna göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadıkça eser sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkta görevli mahkeme ticaret mahkemesi değil asliye hukuk mahkemesidir. 

Götürü Bedelli Eser Sözleşmelerinde İş Sahibinin Fazla Ödemesi ya da Yüklenicinin Ödenmemiş Alacağı, Varsa Eksik ve Kusurlar Düşülerek Gerçekleştirilen Fiziki İmalat Oranına Götürü Bedel Uygulanarak Tespit Edilmelidir

Davacı iş sahibi, işin eksik ve kusurlu yapılması nedeniyle eser sözleşmesinin feshi ile vermiş olduğu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespiti isteminde bulunmuştur. Dosya içeriğinden,  eser sözleşmesinde götürü bedel kararlaştırıldığı, işin tamamlanmadığı, bir takım eksik ve kusurlar bulunduğu anlaşılmaktadır. Götürü bedel kararlaştırılan eser sözleşmelerinde, eser öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile kural olarak bedelin arttırılması istenemez. Götürü bedelli eser sözleşmelerinde iş sahibinin fazla ödemesi ya da yüklenicinin ödenmemiş alacağı, varsa eksik ve kusurlar düşülerek gerçekleştirilen fiziki imalat oranına götürü bedel uygulanarak tespit edilmelidir. Somut olayda bilirkişilerce bu yönteme uygun hesaplama yapılmadığı gibi mahkemece yapılan hesaplama da belirtilen yönteme uygun değildir. Açıklanan hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanlış değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Mirası Reddin İptali Talebi – Ölmeden Önce Aciz Halde Olanın Mirasını Reddeden Mirasçıları, Murisin Ölümünden Önceki Beş Yıl İçinde Ondan Aldıkları ve Paylaşımda Geri Vermekle Yükümlü Oldukları Değer Ölçüsünde Alacaklılara Karşı Sorumludurlar

Dava, mirası reddin iptali istemine ilişkindir. Yasa koyucu, murisin alacaklılarına mirası reddin iptali davası açma imkanı tanımıştır. Ödemeden aciz bir murisin mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklarına karşı ölümünden önceki beş yıl içinde ondan aldıkları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü oldukları değer ölçüsünde sorumludurlar. Murisin alacaklılarının korunması için belli koşulların gerçekleşmesi gerekir. Bunun için; miras açılmış olmalıdır. Ödemeden aciz bir muris bulunmalıdır. Miras, yasal süre içerisinde reddedilmelidir. Reddeden mirasçıya kazandırma yapılmış olmalıdır. Mirasın reddi kararının iptali davası tüm mirasçılara yöneltilmelidir. Bu konuda açılacak dava herhangi bir süreye tabi değildir. Talep hakkında karar verilebilmesi için murisin ölüm anında ödemeden aczinin tespit edilmesi gerekir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi hatalıdır.   

Şahsi Hak Sağlayan Kiracılık Sıfatı ile Taşınmaz Üzerinde İnşa Edilen Yapı MK’nun 724. Maddesi Kapsamında Temliken Tescil İsteme Hakkı Doğurmaz

Davacı, TMK’nun 724. maddesine dayalı olarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur. Bir kimse, kendi malzemesi ile başkasına ait tapulu taşınmazda  mütemmim cüz niteliğinde yapı yapması halinde iyi niyetli olması yanında diğer bazı koşullar da mevcutsa yapının bulunduğu  arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. Dosya içeriğinden, davacı kooperatifin, dava konusu taşınmazı kiralamış olduğu anlaşılmaktadır. Şahsi hak tanıyan kiracılık sıfatı ile taşınmaz üzerinde inşa edilen yapı anılan madde kapsamında temliken tescil isteme hakkı vermez. Çünkü kiracılık sıfatı ile taşınmaz üzerine yapılan tesis nedeniyle iyi niyet iddiasında bulunma olanağı yoktur. Bu durumda temliken tescil talebinin reddine karar verilmelidir.   

Tarımsal Arazilerin Satılmasında Sınırdaş Tarımsal Arazi Maliklerinin Önalım Hakkı

Davacı, sınırdaş arazi maliki sıfatıyla önalım hakkına dayalı olarak tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuştur. 6537 SK’nun 8. maddesi uyarınca, tarımsal arazilerin satılması halinde sınırdaş tarımsal arazi malikleri de önalım hakkına sahiptir. Önalım hakkına sahip birden fazla sınırdaş tarımsal arazi malikinin bulunması halinde hakim, tarımsal bütünlük arz eden sınırdaş arazi malikine önalıma konu tarımsal arazinin mülkiyetinin devrine karar verir. Somut olayda davacı, sahip olduğu taşınmazın tamamının maliki değildir. Davalıya satılan taşınmazı devraldığı taktirde toprak bütünlüğü sağlanamayacaktır. Bu durumda, anılan kanun kapsamında, önalım hakkını kullanmak mümkün değildir.  

Dava Dilekçesi Tebliğ Edilmeden Dosya Üzerinden Görevsizlik Kararı Verilemez

Uyuşmazlık, dava şartı olan “mahkemenin görevli olması” şartı hakkında taraf teşkili sağlanmadan karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Mahkemenin, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verilebileceğini öngören HMK’nun 138. maddesi hükmü, dilekçelerin karşılıklı verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu düzenleme, belirtilen hususlar hakkında gerekmiyorsa ön inceleme duruşması yapmaksızın karar verme yetkisi tanır. Ön inceleme duruşması yapmaksızın dosya üzerinden karar verilebilmesi için ise davanın ön inceleme aşamasına getirilmiş olması gerekmektedir. HMK’nun 137. maddesi uyarınca, ön inceleme aşamasına gelinmesi için dilekçelerin karşılıklı verilmesi gereklidir.   

Rekabet Yasağına İlişkin Uyuşmazlıklar Mutlak Ticari Dava Niteliği Taşır

Davacı, davalının şirkete ait işyerinden ayrıldıktan sonra verdiği taahhüde aykırı davranarak rekabet yasağı sözleşmesini ihlal ettiğini iddia ederek cezai şart tazminatının tahsili talebinde bulunmuştur. Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca, rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıklar mutlak ticari dava olup görevli mahkeme ticaret mahkemesidir. Yerel mahkemece, işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, iş mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Ödünç Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlıklarda Genel Mahkemeler Görevlidir – Şirket Ortağının İşçiye Verdiği Ödünç Paranın Tahsili Talep Edilen Davada Asliye Hukuk Mahkemesi Görevlidir

Davacı, davalıya borç olarak verilen bedelin ödenmediğini iddia ederek alacak talebinde bulunmuştur. Dosya içeriğinden, uyuşmazlığın şirket ortağının işçiye verdiği ödünç paradan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Ödünç sözleşmesi Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olduğundan uyuşmazlığın çözümünde iş mahkemeleri değil genel mahkemeler görevlidir. Yerel mahkemece, işin esasına girilmesi gerekirken, uyuşmazlığın işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanması nedeniyle iş mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.  

Haksız Azil Nedeniyle Tüketici Konumunda Olan Müvekkilinden Vekalet Ücreti Alacağı Talep Eden Avukatın Açtığı Dava Tüketici Mahkemesinde Görülmelidir

Davacı avukat, haksız azil nedeniyle ödenmeyen vekalet ücreti alacağının tahsilini istemiştir. Tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. Davacı avukatın, müvekkili adına ortaklığın giderilmesi ve ortaklığın giderilmesi davası ile bağlantılı mülkiyetin tespiti davasını takip ettiği dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, davalı 6502 SK kapsamında tüketici vasfını taşımaktadır. Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın çözümünde tüketici mahkemeleri görevlidir.   

Ödeme Emrinde İcra Müdürlüğünün Banka Hesap Numarasının Belirtilmemiş Olması Her Zaman Giderilebilecek Bir Eksiklik Olup Ödeme Emrinin İptalini Gerektirmez

Borçlu, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takipte gönderilen ödeme emrinde ödemenin yapılacağı banka adı ile hesap bilgilerinin bulunmadığını ileri sürerek ödeme emrinin iptalini talep etmiştir. Ödeme emrinde icra müdürlüğünün banka hesap numarasının belirtilmemiş olması her zaman giderilebilecek bir eksiklik olup ödeme emrinin iptalini gerektirmez.  

Ekli Vekaletnamede Alacaklının Adresi Varsa Takip Talebi ve Ödeme Emrinde Adres Bulunmaması Takibin İptalini Gerektirmez; Ayrıca Adres Eksikliği Her Zaman Giderilebilir

Borçlu, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, takip talebi ve ödeme emrinde alacaklının adresinin bulunmaması sebebiyle takibin ve ödeme emrinin iptalini talep etmiştir. Takip talebine ekli vekaletnamede, alacaklının adresi varsa takip talebi ve ödeme emrinde adres bulunmaması takibin iptalini gerektirmez. Ayrıca adres eksikliği her zaman giderilebilir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, istinaf başvurusunun esastan kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına ve şikayetin kabulüyle ödeme emrinin iptaline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Arkasına Yazılan Not ile Şarta Bağlanmış Olan Senet Kambiyo Senedi Niteliği Taşımaz

Borçlular,  kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, sair itirazlarının yanında dayanak senedin kambiyo niteliği bulunmadığını ileri sürerek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine müracaat etmişlerdir. Kambiyo senetlerinin, kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini içermesi zorunludur. Bu niteliği haiz olmayan bono, kambiyo senedi niteliğinde kabul edilemez. Arkasına yazılan not ile şarta bağlanmış olan senet kambiyo senedi niteliği taşımaz. Takip dayanağı senet de arkasına yazılan not ile şarta bağlanmıştır. Açıklanan nedenlerle, icra mahkemesince takip dayanağı senedin kambiyo niteliği taşımadığı gerekçesiyle şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar vermesi usul ve yasaya uygundur.   

Haksız Rekabet Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminata İlişkin İlam Şahsın Hukukuna İlişkin Olmakla Birlikte İcraya Konulabilmesi İçin Kesinleşmesi Gerekmez

Borçlu, sair iddialarının yanında takibe dayanak ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını iddia ederek icra takibinin iptali talebinde bulunmuştur. Takip konusu ilam, TTK’nun 54. maddesine dayanılarak açılan haksız rekabet nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasına ilişkindir. Takip dayanağı ilam, şahsın hukuku ile ilgili olmakla birlikte tarafların şahsı ile ilgili hukuki durumlarında değişiklik yaratan bir sonuç doğurmaz. Sadece malvarlığını etkileyen ve edaya ilişkin bir ilam olduğundan takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmez. Buna rağmen, takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağı gerekçesi ile takibin iptaline karar verilmesi hatalıdır.   

Alacaklının Haciz Talebinin Yerine Getirilip Getirilmemesi Konusunda İcra Müdürünün Bir Takdir Yetkisi Yoktur; Ancak İcra Müdürü Haczi Talep Edilen Malların Haczinin Caiz Olup Olmadığı Konusunda Değerlendirme Yapıp Takdir Yetkisi Kullanabilir

Genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız takibinde alacaklı, borçlu belediyenin 3. kişilerdeki alacaklarına haciz konulmasına yönelik taleplerinin icra müdürlüğünce reddedildiğini ileri sürerek bu kararın iptalini talep etmiştir. Kural olarak, icra müdürünün haciz talebinin yerine getirilip getirilmemesi konusunda herhangi bir takdir yetkisi yoktur. Ancak icra müdürü, haczi talep edilen malların haczinin caiz olup olmadığı konusunda değerlendirme yapıp takdir yetkisini kullanabilir. Alacaklının, borçlu belediyenin mal beyanında bildirdiği mallar dışındaki hak ve alacaklarının da haczini isteyebileceği ve icra müdürlüğünün de haczi uygulamaktan kaçınamayacağı anlaşıldığından şikayetin kabulüne karar verilmelidir. 

Tedbir Nafakasına İlişkin Ara Karar İlam Olmadığı Gibi İlam Niteliğinde Belge de Olmadığından İlamlı Takip Konusu Yapılamaz

Borçlu, takip konusu tedbir nafakasını her ay düzenli olarak  ödediği iddiasıyla itiraz ederek takibin iptalini talep etmiştir. Tedbir nafakasına ilişkin ara kararı, ilam olmadığı gibi ilam mahiyetinde belge de olmadığından ilamlı takip konusu yapılamaz. Takip dayanağı belgeye dayalı olarak ilamların icrası yolu ile takip başlatılmayacağı ve icra emri gönderilemeyeceği hususu res’en dikkate alınarak icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Hesap Özetleri ve Dekontlar ile Belirlenebilir Olduğu Anlaşılan Ticari Kredi Kullanımında Alınan Masraflar İçin Belirsiz Alacak Davası Açılamaz – Belirsiz Alacak Davası Koşulları

Dava, taraflar arasındaki ticari kredi sözleşmelerine istinaden alınan masrafların iadesine yönelik belirsiz alacak talebine ilişkindir. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. Davalı bankanın almış olduğu masrafların, hesap özetleri ve dava dilekçesi ekinde sunulan dekontlar ile belirlenebilir nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda, dava konusu masraflar belirlenebilir niteliktedir. Açıklanan nedenlerle, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı kabul edilerek hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, esasa girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Adli Yardım Talebinin Reddine İlişkin Karara Karşı Yasal İtiraz Hakkı Tanınmadan Gider Avansı İçin Süre Verilerek Davanın Dava Şartı Yokluğundan Reddi Usul ve Kanuna Aykırıdır

Davacı, davalıların hukuka aykırı şekilde şirketi yağmaladıklarını, davalının izinsiz halka arz eylemlerinden dolayı maddi ve manevi zarara uğradığını iddia ederek adli yardım talepli olarak tazminat isteminde bulunmuştur. Adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı bir hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz edilebilir. Eldeki davada, adli yardım talebinin reddine ilişkin karara karşı itiraz hakkı tanınmaksızın, gider avansının ikmali için davacıya iki haftalık kesin süre verilmiştir. Adli yardım talebinin reddine ilişkin karara karşı yasal itiraz hakkı tanınmadan gider avansı için süre verilerek davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.    

Endüstriyel Yangın Sigorta Poliçesine Dayalı Rücuen Alacak – Çatma’ya İlişkin Hükümler İki veya Daha Fazla Geminin Çarpışması Halinde Uygulanır; Mavnanın Kıyıdaki Yangın Pompa İstasyonuna Çarpması Bu Kapsamda Değildir

Dava, endüstriyel yangın sigorta paket poliçesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkindir. Çatmaya ilişkin hükümler iki veya daha fazla geminin çarpışması halinde uygulanır. Mavnanın kıyıdaki yangın pompa istasyonuna çarpması bu kapsamda değildir. Mahkemece, dava ve zarar tarihi itibarıyla olaya uygulanması mümkün bulunmayan 6762 SK’nun çatmaya ilişkin hükümleri uygulanmak suretiyle davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. Fiil ve zararın, genel hükümler çerçevesinde ele alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekir.   

İş Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle SGK Rücu Alacağı – Hukuk Hakimi Ceza Mahkemesinin Kusur Takdiri ile Bağlı Değilse de Mahkumiyeti Kesinleşmiş Olanlara Az da Olsa Kusur Yüklenerek Sonucuna Göre Karar Verilmelidir

Davacı SGK, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir ile ödenen cenaze yardımlarının rücuan tahsili talebinde bulunmuştur. Davanın yasal dayanağı 506 SK’nun 26. maddesidir. Söz konusu maddede öngörülen sorumluluk, kusur sorumluluğu ilkesine dayanmaktadır. Hukuk hakimi, kusurun takdiri ve zarar miktarının tayini hususunda  ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Hukuk hakimi, kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgular ile bağlıdır. Bu nedenle mahkumiyetin kesinleşmesi halinde mahkum olanlara az da olsa bir miktar kusur verilmesi gerekmektedir. Kesinleşen ceza mahkemesi kararı ile mahkum olanlara da bir miktar kusur verilmesi gerektiği gözetilerek hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Zararlandırıcı Sigorta Olayında İşverenin Sorumluluğu

Davacı, rücuen tazminat talebinde bulunmuştur. Davanın yasal dayanakları, 5510 SK’nun 21 ve 23. maddeleridir. 5510 Sayılı Kanunun “Süresinde Bildirilmeyen Sigortalılıktan Doğan Sorumluluk” başlıklı 23. maddesinde; işverenin kaçak işçi çalıştırmasının önlenmesi amaçlanmış ve işverenin sorumluluğu kusursuz sorumluluk ilkesine dayalı olarak düzenlenmiştir. Zararlandırıcı sigorta olayında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe girişi süresinde kuruma bildirilmemiş ise, kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının tamamından işveren sorumlu tutulmalıdır. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla sebebiyet vermeleri halinde 6098 SK’nun 61 ve 62. maddeleri uyarınca teselsül hükümlerine göre birlikte sorumlulukları söz konusu olacaktır.   

Bağ-Kur Sigortalılığının Tespiti Davasından Önce Kuruma Müracaat Etmiş Olmak ve İstemin Zımnen ya da Açıkça Reddedilmiş Olması Dava Şartıdır

Davacı, Bağ-Kur sigortalılığının tespiti talebinde bulunmuştur. 5510 Sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur. Dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumu’na müracaat edilmesi ve kurumca istemin zımnen ya da açıkça reddedilmesi gerektiği dava şartı olarak düzenlenmiştir. Dava açılmadan önce kuruma müracaat edilmemişse mahkemece, kurumun red iradesini gösterir işlem veya eylemi belgelendirmesi için davacıya ihtaratlı kesin süre verilmelidir. Verilen süre içerisinde dava şartı eksikliğinin tamamlanmaması halinde, dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmelidir. Dava şartının tamamlanması halinde ise, davanın esasına girilerek sonucuna göre karar verilmelidir.   

Satışlardan Prim Alan Satış Temsilcilerinin Fazla Çalışma Ücreti, Yüzde Usulünde Olduğu Gibi Sadece Zamlı Kısım (% 50) Dikkate Alınarak Hesaplanmalıdır

Uyuşmazlık, davalı işyerinde satış temsilcisi olarak görev yapan davacının fazla çalışma yapıp yapmadığı noktasında toplanmaktadır. Satış temsilcilerinin fazla çalışma yapıp yapmadıkları hususu, günlük faaliyet planları ile iş çizelgeleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Satış temsilcileri, genelde belli hedeflerin gerçekleşmesine bağlı olarak prim karşılığı çalışmaktadırlar.  Satış temsilcileri, ister gezerek, isterse işyerinde çalışsın mesaisi artıkça prim alacağı artacağından, bir anlamda yüzde usulü ile çalışması söz konusu olduğundan fazla çalışma ücretinin yüzde usulünde olduğu gibi sadece zamlı kısım (% 50) dikkate alınarak hesaplanması gerekir.  

İşçilik Alacakları – Bilirkişi Raporu Taraflara Tebliğ Edilmeden Karar Verilemez

Davacı, ödenmeyen ücret alacakları nedeniyle iş akdini feshettiğini, işverenden hiçbir talebi olmadığına ilişkin dilekçe imzalatıldığını, hak ve alacaklarının ödenmediğini iddia ederek ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Bilirkişi raporlarının taraflarca değerlendirilebilmesi, varsa itirazlarını bildirmeleri için taraflara tebliğ edilmesi zorunludur. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, bilirkişi raporu davalı vekiline tebliğ edilmeden, davalının savunma hakkı kısıtlanarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.    

Ücret Alacağı Ödenmediği İçin Haklı Nedenle İş Akdini Fesheden İşçi Kıdem Tazminatına Hak Kazanır

Davacı, davalı işverenden birikmiş alacaklarını isteyince iş akdinin feshedildiğini iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, çalışma ücreti ve asgari geçim indirimi alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Davacının işten ayrıldığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı araştırılmalıdır. Davacı işçinin ödenmeyen asgari geçim indirimi alacağının tahsiline karar verilmiştir. Ücret alacağı ödenmediği için haklı nedenle iş akdini fesheden işçi kıdem tazminatına hak kazanır. Açıklanan nedenlerle, kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmelidir.   

Birden Fazla Alacaklı Tarafından Haczettirilen ve İstihkak İddiasına İtiraz Etmiş Olan Tüm Alacaklılar İstihkak Davasında Davalı Olarak Gösterilmelidir

Davacı 3. kişi, mülkiyeti kendisine ait malların haczedildiğini iddia ederek haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. ve devamı maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. 3.  kişi tarafından açılan istihkak davalarında davalı kural olarak takip alacaklısıdır. İstihkak iddiasına konu mal birden fazla alacaklı tarafından haczettirilmiş ve bu alacaklılar istihkak iddiasına itiraz etmiş ise, tüm alacaklılar istihkak davasında davalı olarak gösterilmelidir. Yerel mahkemece, taraf teşkili sağlanmadan işin esasına yönelik karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

3. Kişi Haciz Sırasında İstihkak İddia Ederek Dosya Borcunu İhtirazi Kayıtla Yatırmış ise Haciz Kalkmış Olsa Bile İstihkak Davasına Ödenen Bedel Üzerinden Devam Edilmelidir

Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. maddesine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. Dosya içeriğinden, dosya borcunun tamamının haciz sırasında 3. kişi tarafından ihtirazi kayıtla haciz baskısı altında ödendiği anlaşılmaktadır. Borç, ihtirazi kayıtla ödenmiş olduğundan, hacizler kalkmış olsa bile istihkak davasına ödenen bedel üzerinden devam edilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, hacizlerin kalkmış olması nedeniyle hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İtirazın Kaldırılması – Borcu Söndüren Nitelik Taşıyan Ödeme Belgesi Savunmanın Genişletilmesi Yasağına Tabi Olmaksızın Yargılamanın Her Aşamasında İleri Sürülebilir

Davacı, kira alacağının tahsili için başlattığı icra takibine yönelik itirazın kaldırılması talebinde bulunmuştur. Davalı borçlu itiraz dilekçesinde, borcu bulunmadığını bildirmekle takibe konu borca itiraz etmiştir. Bu durumda davalı kiracı, takibe konu kira bedellerini ödediğini ispat etmekle yükümlüdür. Borcu söndüren nitelik taşıyan ödeme belgesi, savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir. Dosya içeriğinden, davalının karar düzeltme dilekçesi ekinde ödeme dekontları ibraz ettiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafından ibraz edilen ödeme belgelerinin takibe konu kiraların tamamını kapsayıp kapsamadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.   

Mal Rejiminin Tasfiyesi – Artık Değere Katılma Alacağı – Artık Değere Katılma Alacağının Hesabında Mal Rejiminin Sona Erdiği Sırada Mevcut Olan Mallar Dikkate Alınır

Davacı, evlilik sırasında edinilmiş olup dava dilekçesinde belirtilen ve davalı eş adına kayıtlı dört adet araç ve bir adet taşınmaz nedeniyle alacak talebinde bulunmuştur. İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı ve artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı vardır. Katılma alacağı, yasadan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur. Artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki rayiç değerleri esas alınır. Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.  

Askerlik Görevi Sırasında Kullandığı Araçla Ölüme Neden Olan Kişiye Karşı İdarece Açılan Rücuen Tazminat Davasında Olayın Zorunlu Askerlik Görevi Sırasında Olması Nedeniyle “Hakkaniyet Ögesi” Dikkate Alınarak Uygun Oranda İndirim Yapılmalıdır

Davacı bakanlık vekili, davalının zorunlu askerlik görevi sırasında kullandığı araçla  ölüme neden olması üzerine müteselsil sorumlu olarak ödediği tutarın,  davalıdan kusuru oranında rücu yoluyla tahsilini talep etmiştir. Rücunun amacı, birlikte sorumlular arasında hakkaniyete göre denge kurmaktır. Borçlar Kanunu, hakimin takdirini temel almıştır. Kusur, kapsam belirlemede etkin ise de hakkaniyet de onunla birlikte değerlendirilmelidir. Davalı, zorunlu askerlik görevi sırasında kusuru ile zarara yol açmıştır. Hizmetin karşılığında ücret almaması ve bu hizmetin anayasal bir görev niteliğinde olması nedeniyle, rücuen tazminat davasında, “hakkaniyet öğesi” dikkate alınarak uygun oranda indirim yapılmalıdır. Açıklanan nedenlerle, daha yüksek oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken bu husus dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

Yol Üzerindeki Çukur Nedeniyle Meydana Gelen Trafik Kazası Sonucu Oluşan Zarar Nedeniyle İlgili Kamu İdaresine Karşı Açılan Dava Hizmet Kusuruna Dayalı Olup İdari Yargıda Görülmelidir

Davacı, davalı idarenin bakım ve denetiminde bulunan yoldaki çukurdan kaçmak için manevra yapması nedeniyle dava dışı kişinin aracıyla çarpışmak suretiyle trafik kazası yaptığını, kaza sonucunda ağır yaralandığını belirterek uğradığı maddi ve manevi zararların tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, bir kamu kurumu olup kural olarak, işlem ve eylemleri kamusal nitelik taşır. Görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi, hizmet kusuru niteliğindedir. İdarenin hizmet kusurundan doğan zararlardan dolayı idareye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Yerel mahkemece, yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken,  işin esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Haksız Haciz Nedeniyle Tazminat Talebi Kabul Edildiğinde İmzaya İtiraz Sonucu İcra Mahkemesince Hükmedilmiş Olan Kötü Niyet Tazminatı Hesaplanan Tazminattan Mahsup Edilemez

Dava, haksız haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Haksız hacizden kaynaklanan tazminat talepleri, İcra Hukukunun prensiplerine bağlı olmaksızın genel hukuk kurallarına, farklı hukuki sebep, kapsam ve niteliğe dayalı  taleplerdir. İİK’nun 170/4. maddesinde düzenlenen tazminat ise, icra inkar tazminatı niteliğindedir. İcra inkar tazminatı, İcra ve İflas Kanunu’na ve takip hukukuna özgü, sadece icra prosedürü içerisinde değerlendirilen ve farklı yargılama usulüne tabi, götürü bir tazminat niteliğinde olup gerçek zararı karşılama amacı taşımaz. Açıklanan nedenlerle, haksız haciz nedeniyle belirlenen maddi tazminattan, imzaya itiraz sonucu icra mahkemesince hükmedilmiş olan, niteliği itibarıyla icra inkar tazminatı olan kötü niyet tazminatı mahsup edilemez. 

Kiracı Sözleşme Süresine veya Fesih Dönemine Uymaksızın Kiralananı Tahliye ve Teslim Ettiği Takdirde Sözleşmeden Doğan Borçları Kiralananın Benzer Koşullarla Kiraya Verilebileceği Makul Süre Kadar Devam Eder

Dava, itirazın iptali talebine ilişkindir. Dosya içeriğinden, süre bitiminden iki ay önce kiraya verene feshi ihbar tebliğ edilmesi suretiyle sözleşmenin kiracı tarafından sona erdirilebileceği kararlaştırıldığı, kiracının bu ihbar şartına uymadan ve sözleşme süresi dolmadan sözleşmeyi feshederek taşınmazı tahliye ettiği anlaşılmaktadır. Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı tahliye ve teslim ettiği takdirde kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul süre kadar devam eder. Bilirkişi raporunda, taşınmazın yeniden kiraya verilebileceği makul süre üç ay olarak belirlenmiştir. Bu durumda,  kiracının belirlenen üç aylık makul süre tazminatından sorumlu olacağının kabulü gerekir   

Hukuk Yargılamasında Bilirkişi İncelemesi - Bilirkişi Raporları Arasındaki Çelişki Giderilmeden Karar Verilemez

Dava, tazminat talebine ilişkindir. Çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Bilirkişi raporu kural olarak hakimi bağlamaz. Hakim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verilemez. Dosyaya sunulan iki bilirkişi raporu arasında çelişki bulunmasına rağmen çelişki giderilmeksizin, ikinci bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

1- Dava İhbar Olunan 3. Kişi, İhbar Eden Adına ve Onun Temsilcisi Olarak Hükmü Temyiz Edebilir; Kendi Adına Temyiz Hakkı Yoktur 2- Bina veya Yapı Eseri Malikinin Sorumluluğu - Elektrik İletim Direklerinin Sahibi Tesisin Korunmasından, Bakım Eksikliğinden Doğan Zararlardan Kusursuz Olarak Sorumludur

Dava, maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Yargılama sonunda, hüküm feri müdahil hakkında değil, taraflar hakkında verilir. Dolayısıyla dava ihbar olunan 3. kişi, ihbar edenin adına ve onun temsilcisi olarak hükmü temyiz edebilirse de, kendisi adına temyiz hakkı yoktur. Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin malikleri, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden sorumludur. Bu sorumluluğa  “kusursuz sorumluluk” veya daha geniş tanımıyla “kusura dayanmayan nesnel sebep sorumluluğu” denilmektedir. Burada malike kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamıştır. Malik, ancak illiyet bağını kesen sebeplerin varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir. Buna göre,elektrik iletim direkleri de TBK’nun 69. maddesi kapsamında  olduğundan elektrik iletim direklerinin sahipleri tesisin korunmasından, bakım eksikliğinden doğan zararlardan kusursuz olarak sorumludur. O halde mahkemece, davalı şirketin meydana gelen olayda kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince sorumlu olduğu gözetilerek karar verilmelidir.   

Sahte Vekaletname ile Araç Satışı – Noterler Yaptıkları İşlemlerden Doğan Zararlardan Kusursuz Sorumludurlar; Noterin Sorumluluktan Kurtulması İçin Olay ile Zarar Arasında Nedensellik Bağının Bulunmadığının veya Kesilmiş Olduğunun İspatı Gerekir

Davacı, sahte nüfus cüzdanına dayalı olarak davalı noter başkatibi tarafından verilen sahte vekaletnameye istinaden araç satış sözleşmesi ile satın aldığı aracın  elinden alınması nedeniyle uğradığı maddi zararın davalı noterden tahsili talebinde bulunmuştur. Noterler bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludurlar. Noterlerin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur. Noterlerin sorumluluktan kurtulabilmesi için olay ile zarar arasında nedensellik bağının bulunmadığını veya kesilmiş olduğunu ispat etmeleri gerekir. Sahte nüfus cüzdanı kullanılarak düzenlenen sahte vekaletnameye istinaden söz  konusu araç satışının yapıldığı ve sonrasında da aracın davacıdan alınması nedeniyle davacının maddi zarara uğradığı sabit olmakla, nedensellik bağının kesildiğini ispat külfeti davalı notere düşmektedir. Davalı noterin, sahte nüfus cüzdanının iğfal kabiliyetinin bulunduğu iddiasını ispat edemediği dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Kira Alacağı İçin Başlatılan İlamsız Takibe İtiraz Eden ve Takibi Durduran Borçlu İtirazında Zamanaşımı Def’inde Bulunmuş ise Açılan İtirazın İptali Davasında Tekrar Zamanaşımı Def’inde Bulunması Gerekmez

Davacı, kira alacaklarının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Genel haciz yolu ile yapılan icra takibine karşı zamanaşımı def’inde bulunan borçlunun bu borca itirazının iptali için açılan davada davacı taraf, davalı/borçlunun icra takibindeki zamanaşımı itirazının yerinde olmadığını ileri sürerek itirazın iptali istemli dava açtığında mahkemece borçlunun bu zamanaşımı itirazının yerinde olup olmadığının incelenmesi gerektiğinden itirazın iptali davasında tekrar zamanaşımı def’inde bulunması gerekmez. İtirazın zamanaşımına ilişkin olduğu dikkate alınarak, davacı tarafından açılan itirazın iptali istemli davada, öncelikle zamanaşımı konusunda bir karar verilmesi gerekirken, bu konuda herhangi bir inceleme yapmaksızın işin esası incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Enerji Nakil Hattının Kopması Sonucu Çıkan Yangın Olayında Ceza Mahkemesince Görevliler Hakkında Beraat Kararı Verilmiş Olması Tazminat Davası Yönünden Bağlayıcı Değildir; Kusur İncelemesi Yapılarak Sonucuna Göre Karar Verilmelidir

Davacı; elektrik nakil hattının kopması sonucu çıkan yangın nedeniyle uğradığı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca davalı elektrik dağıtım şirketinden tahsili talebinde bulunmuştur. Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için Ceza Hukukunun mesuliyete dair hükümleri ile bağlı değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini bağlamaz. Yangın olayında ceza mahkemesi tarafından görevliler hakkında beraat kararı verilmiş olması tazminat davası yönünden bağlayıcı değildir. Kusur incelemesi yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir. Ceza mahkemesinin kusura ilişkin tespiti esas alınarak yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedenine Dayalı Boşanma Kararı Verilebilmesi İçin Suçun Evlenmeden Sonra İşlenmiş Olması Gerekir

Dava, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedenine dayalı boşanma talebine ilişkindir. Dayanılan sebebe dayalı olarak boşanma kararı verilebilmesi için suçun evlenmeden sonra işlenmiş olması gerekir. Somut olayda ise, suç evlenme tarihinden önce işlenmiştir. Bu durum karşısında, davanın reddi gerekir.   

Karşılıklı Boşanma – Terk Eden Eşe Gönderilen İhtar, Tarafların Birlikte Seçtikleri veya TMK’nun 188. Maddesi Kapsamında Eşlerden Birinin Seçtiği ya da Hakim Tarafından Belirlenen Bağımsız Bir Eve Davet İçermelidir

Dava, karşılıklı boşanma talebine ilişkindir. Terk eden eşe gönderilen ihtar, tarafların birlikte seçtikleri veya TMK’nun 188. maddesi kapsamında eşlerden birinin seçtiği ya da hakim tarafından belirlenen bağımsız bir eve davet içermelidir. Dosya içeriğinden, davalı-karşı davacı kadının müşterek evi terk etmesinden sonra davacı-karşı davalı erkeğin de ailesine ait eve döndüğü ve eşini bu eve davet ettiği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında,  davalı-karşı davacı kadın ihtara uymamakta haklıdır. Açıklanan nedenlerle, erkeğin terke dayalı boşanma davasının reddine karar verilmelidir.  

Muris Muvazaası Terekeye Karşı Haksız Fiil, Tescil de Yolsuz Tescil Niteliğinde Olduğundan Muris Muvazaasına Dayalı Davalar Herhangi Bir Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süreye Tabi Değildir

Davacı, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak bedel talebinde bulunmuştur. Muris muvazaası, terekeye karşı haksız fiil, tescil de yolsuz tescil niteliğinde olduğundan, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği istikrar kazanmış yargısal içtihatlar ve aynı yöndeki öğreti görüşü ile benimsenmiştir. Muvazaalı işlem, hiçbir hüküm doğurmaz; muvazaa nedeninin ortadan kalkması ya da belli bir sürenin geçmesi ile görünürdeki batıl işlem geçerli hale gelmez. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, dava tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi hatalıdır.   

Muris Muvazaası Nedenine Dayalı Davalarda Dava Değeri, Taşınmazın Tümünün Değeri Üzerinden Davayı Açan Mirasçının Payına İsabet Eden Miktar Olup Harç Hesabı Buna Göre Yapılmalıdır

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir. Bu nevi davalarda dava değeri, taşınmazın tümünün değeri üzerinden davayı açan mirasçının/mirasçıların payına isabet eden miktardır. Bu nedenle, harç hesabı buna göre yapılmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yerel mahkemece, taşınmazların tümünün değeri üzerinden yazılı şekilde harca hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Yazılı Yargılama Usulünden Farklı Olarak Basit Yargılama Usulüne Tabi Davada Tahkikat Tamamlandığında Sözlü Yargılama İçin Ayrı Bir Kesit Yoktur; Dolayısıyla Ayrı Bir Süre Verilmez

Davacı anne, boşanma tarihinden sonra doğan çocuğun velayetinin düzenlenmesi talebinde bulunmuştur. Velayetle ilgili davalar, çekişmesiz yargı işidir. Çekişmesiz yargı işleri de kural olarak basit yargılama usulüne tabidir. Basit yargılama usulü, daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş daha basit, daha seri bir yargılama usulüdür. Basit yargılama usulünde, yazılı yargılama usulünden farklı olarak tahkikat tamamlandığında sözlü yargılama için ayrı bir kesit yoktur. Bu nedenle, ayrıca süre verilmez. Hakim tahkikatın tamamlandığı duruşmada, tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini belirterek hükmünü tefhim eder. Eldeki davada, ön inceleme duruşmasında mahkemece davacının beyanı tespit edilip, hazır olan tanığı da dinlenerek fiilen tahkikat aşamasına geçilmiş ve nihai karar verilmiştir. Usulüne uygun tebligata rağmen davalı cevap dilekçesi vermemiş ve mazeretsiz olarak da ön inceleme duruşmasına katılmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılan iş ve işlemlerde usule aykırılık bulunmamaktadır.   

1- Meslek Hastalığı Nedeniyle SGK’ca Yapılan Ödemelerin Rücuen Tazmini – Meslek Hastalığında Kaçınılmazlık Değerlendirmesi 2- Hukuk Devletinin En Önemli Özelliği Hukuki Güvenliktir; Hukuki Güvenliğin İki Temel Unsuru ise “Genellik” ve “Öngörülebilirlik” İlkeleridir

Davacı SGK vekili; kurum sigortalısının davalı işverene ait işyerinde meslek hastalığına yakalandığını, bu rahatsızlık nedeniyle kurum tarafından yapılan harcamalar nedeniyle uğranılan zararların tahsili için davalı işveren aleyhine başlatılan icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Bu nevi davalarda, işverenin sorumluluğunun tespitinde, kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınmalıdır. Kaçınılmazlıktan, işveren tarafından tüm önlemler alındığı ve kazalı da bu önlemlere uyduğu halde kaza meydana gelmişse söz edilebilir. Uyuşmazlığın çözümünde üzerinde durulması gereken husus, hukuki güvenlik ilkesidir. Hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Hukuki güvenlikle bağlantılı olarak “genellik” ve “öngörülebilirlik” hukuk devletinin iki temel unsuru kabul edilmektedir. Davalı işverenin aynı işyerinde çalışan ve meslek hastalığına yakalanan diğer sigortalılar yönünden görülen rücuen tazminat davalarında kaçınılmazlık ilkesi uygulanmadan verilen çok sayıdaki kararın onanarak kesinleştiği dikkate alındığında, Özel Dairece kaçınılmazlığın değerlendirilmesine yönelik verilen bozma kararının hukuki güvenlik ilkesini zedeleyeceği açıktır.  

Dava Açıldıktan Sonra İdrak Çağına Gelen Çocuk da Velayet Konusunda Bizzat Dinlenmeli, Görüşlerini İfade Etme Olanağı Sağlanmalı, Çıkarlarına Ters Düşmediği Ölçüde Görüşlerine Değer Verilmelidir

Uyuşmazlık, fiili ayrılık sırasında ve halen davalı baba yanında kalan müşterek çocukların velayet haklarının Türkiye’den ayrılarak Almanya’ya yerleşen davacı anneye verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Velayetin anne ya da babaya verilmesi, daha çok çocuğu ilgilendiren, onun menfaatine ilişkin bir husustur.  Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nde yer alan hükümler ile velayete ilişkin diğer yasal düzenlemeler karşısında, velayeti düzenlenen çocuğun, idrak çağında olması halinde, tercihi onun aleyhine bir sonuç doğurmayacaksa, kendisini yakından ilgilendiren bu konuda ona danışılması ve görüşünün alınması gerekir. Dava açıldıktan sonra idrak çağına gelen çocuklar da velayet konusunda bizzat dinlenmelidir. Somut olayda, davanın açıldığı tarihte çocuklardan biri 3 yaşında ise de dava açıldıktan sonra kendi görüşlerini ifade edebilecek olgunluğa erişmiştir. Bu durumda, idrak çağına gelen çocuk velayet konusunda dinlenmelidir.   

İş Sahibinin Birden Fazla Olması Halinde Bunlardan Herbirinin Sulh veya Anlaşma ile Sonuçlanan ve Takipsiz Bırakılan İşlerde Karşı Taraf Avukatı Lehine Hükmedilen, Müteselsil Olarak Sorumlu Olacağı Avukatlık Ücreti Kapsamına Akdi Vekalet Ücreti Dahil Değildir

İçtihadı birleştirmenin konusu; Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” hâllerinden olan «iş sahibinin birden fazla olması halinde bunlardan her biri sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde» karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekâlet ücretinin girip girmediği hususudur. Belli bir hukuki yardım karşılığında avukat ile iş sahibi arasında yapılan sözleşme ilişkisinden kaynaklanan «akdi vekâlet ücretinden» dolayı bu ilişkinin tarafı olmayan, koşullarını belirleme imkânına sahip bulunmayan 3. kişi konumundaki karşı tarafın/hasmın sorumlu tutulması, Borçlar Hukuku’nun en temel prensiplerinden biri olan sözleşmelerin nispiliği ilkesine ve Anayasa’nın 48. maddesinde koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü ilkesine aykırıdır. Özel hukuk taraflara sadece kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı tanımışken, sözleşme ilişkisinin dışındaki üçüncü bir kişi (hasım) aleyhine borç ihdas edilmiş olacaktır ki, böyle bir durumun hukuk düzenince kabul edilmesi mümkün değildir. Vekâlet ücreti; avukatın yaptığı hukuki yardımının karşılığı olan bir meblağ veya değeri ifade ettiği hâlde, avukattan hiç bir hukuki yardım almayan hasmın, karşı yanın yaptığı sözleşmeden doğan vekâlet ücreti nedeniyle onun avukatı lehine müteselsilen sorumlu tutulması, avukatlık ücretinin mahiyet ve amacına da uygun değildir. Açıklanan nedenlerle, Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” hâllerinden olan “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde” karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken “akdi vekâlet ücretinin” dâhil olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.  

5846 SK’nun 71. ve 72. Maddelerinde Sayılan Suçlarla İlgili Soruşturma ve Kovuşturma Şikayete Bağlı Olup Şikayetin Geçerliliği İçin Yasa Kapsamındaki Hakları Kanıtlayan Belge ve Delillerin C. Başsavcılığına Verilmesi Zorunludur

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 71 ve 72. maddelerinde sayılan suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması şikayete bağlıdır. Yapılan şikayetin geçerli kabul edilebilmesi için hak sahiplerinin veya üyesi oldukları meslek birliklerinin haklarını kanıtlayan belge ve sair delilleri Cumhuriyet Başsavcılığına vermeleri gerekir. Bu belge ve sair delillerin şikayet süresi içinde Cumhuriyet Başsavcılığına verilmemesi halinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Somut olayda, suça konu yabancı eserin hak sahibi olan gerçek veya tüzel kişilerin, temsil haklarını devrettiğine dair hukuken geçerli ve yeterli belgeler şikayetçi tarafından kanuni süresi içinde ibraz edilmemiştir. Şikayetçi meslek birliği tarafından da hak sahipliğine ilişkin herhangi bir belge sunulmamıştır. Bu durumda, sanık hakkında şikayet yokluğu sebebiyle düşme kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

Cebir veya Tehdit Şeklinde İcrai Davranış İçermeyen Pasif Direnme ile “Görevi Yaptırmamak İçin Direnme” Suçu Oluşmaz

TCK’nun 265. maddesinde “görevi yaptırmamak için direnme” başlığıyla “seçenekli hareketli” ve “amaçlı bir fiil» olarak düzenlenen suç tipinde; görevin yapılmasını önleme maksadıyla kamu görevlisine karşı gelinmesi eylemlerinin cezalandırılması amaçlanmıştır. Hareketin icra vasıtalarının “cebir veya tehdit” şeklindeki icrai davranışlarla işlenebileceği öngörülmektedir. Cebir veya tehdit şeklinde icrai davranış içermeyen pasif direnme ile görevi yaptırmamak için direnme suçu oluşmaz. Sanığın, hakkında işlem yapmak üzere karakola götürmek isteyen polis memurlarına karşı gelerek ayaklarını aracın kapısına dayayarak kapanmasını engellediği dosya kapsamı ile sabittir. Sanığın söz konusu eyleminde, cebir veya tehdit unsurlarının ne şekilde gerçekleştiği tartışılıp değerlendirilmeden, görevi yaptırmamak için direnme suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi hatalıdır.   

Ertelenmesine Karar Verilen Cezadan Daha Az Denetim Süresi Belirlenmesi Yasaya Aykırıdır

Hırsızlık suçundan yapılan yargılama sonunda; sanık hakkında verilen hapis cezasının ertelenmesine karar verilmiştir. TCK’nun 51. maddesi uyarınca; cezası ertelenen hükümlü hakkında 1 yıldan az, 3 yıldan fazla olmamak üzere bir denetim süresi belirlenir. Denetim süresinin alt sınırı, mahkum olunan ceza süresinden az olamaz. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde ertelenmesine karar verilen cezadan daha az denetim süresi belirlenmesi hatalıdır. 

Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma - Konut, İş Yeri, Kamuya Açık Olmayan Kapalı Alanlar ile Buralarda Bulunan Kişiler Üzerinde Yapılacak Arama Ancak Adli Arama Kararı veya Yazılı Arama Emri ile Yapılabilir; Aksi Halde Elde Edilen Deliller Hükme Esas Alınamaz

Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. Uyuşmazlık, suça konu uyuşturucu maddelerin hukuka uygun elde edilip edilmediği, bu bağlamda adli arama kararı veya yazılı arama emri bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Konut, iş yeri, kamuya açık olmayan kapalı alanlar ile buralarda bulunan kişiler üzerinde gerçekleştirilecek arama, ancak CMK’nun 116. maddesi uyarınca adli arama kararı veya yazılı arama emri ile yapılabilir. Aksi halde elde edilen deliller, hükme esas alınamaz. Aramaya konu olabilecek yerler şüphelinin veya sanığın yahut diğer bir kişinin üstü, eşyası, konutu, iş yeri veya ona ait diğer yerlerdir. Adli aramanın günün her saatinde yapılması mümkün olmakla birlikte konutta, iş yerlerinde ve diğer kapalı yerlerde aramanın kural olarak gündüz yapılması gerekir. Yoklama ya da arama işleminin nerede gerçekleştirildiği araştırılmalı,  suç konusu uyuşturucu maddelerin sanığın neresinde ele geçirildiği sorulmalı, aynı hususlarda savunmasının alınması için sanık yeniden dinlenmeli, tüm deliller birlikte değerlendirilerek yoklama ya da arama işleminin nerede gerçekleştirildiği ile suç konusu uyuşturucu maddenin ne şekilde ele geçirildiği açık bir şekilde tespit edilmeli ve sonucuna göre adli arama kararı ya da yazılı arama emri olup olmadığı araştırılmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, eksik araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.   

Kooperatif Tacir Olmadığından Arsa Sahibi Kooperatifin Yüklenici Şirket ve İpotek Sahibi Banka Aleyhine Açtığı Daire Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin Feshi ve İpoteğin Kaldırılması Talepli Davada Görevli Mahkeme Ticaret Mahkemesi Değil Asliye Hukuk Mahkemesidir

Davacı kooperatif, davalı yüklenici şirket ile gayrimenkul satış vaadi ve daire karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıklarını, davalının borçlarını yerine getirmediğini iddia ederek sözleşmenin geriye doğru feshini, davalının adına kayıtlı bulunan tapuların iptali ile adına tescilini; bağımsız bölümler üzerinde davalı banka lehine kurulmuş ipoteklerin kaldırılmasını talep etmiştir. Kooperatifler, tacir değildir. Bu nedenle, arsa sahibi kooperatifin açmış olduğu davanın çözümünde görevli mahkeme, asliye ticaret mahkemeleri değil asliye hukuk mahkemeleridir. Asliye hukuk mahkemesince, yargılamaya devam edilerek esas hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde görev dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.  

Rücuen Alacak - İşçilik Alacaklarından İşçiye Karşı Asıl İşveren ve Taşeron Birlikte Sorumludurlar; Ancak İşçi Alacağından Dolayı Kendi Aralarındaki Uyuşmazlık Genel Hükümlere ve Sözleşmeye Göre Çözümlenir

Davacı, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan rücuan alacak isteminde bulunmuştur. Davacı ile davalı arasında sözleşme ilişkisi mevcuttur. Sözleşmeye göre, davacının temizlik işlerini kendi işçileri ile davalı yapacaktır. İşçiler davalı tarafından temin edilecek ve çalıştırılacaktır.  İşçiye karşı işveren ve taşeronun birlikte sorumlu olması İş Kanunu’ndan kaynaklanmaktadır. Ancak davacı ile davalı arasında çıkan işçi alacağı ile ilgili uyuşmazlıklar, genel hükümlere ve sözleşmeye göre çözümlenir. Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle kısmen kabulüne karar verilmesi hatalıdır. 

İşçilik Alacakları – Görevli Mahkeme – Elliden Az İşçi Çalıştırılan, Sendika Örgütlenmesi ve TİS Olmayan Tarım ve Orman İşyerleri İş Kanunu Kapsamında Değildir; Bu Tür İşletmelerde Bitki ve Hayvan Üretimi, Bakım ve Yetiştirilmesi Dışındaki İşler ise İş Kanunu’na Tabidir

Davacı, davalıya ait işyerinde tavuk bakıcısı olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı bir sebep olmadan feshedildiğini ileri sürerek bir kısım işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 Sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Elliden az işçi çalıştırılan, sendika örgütlenmesi ve toplu iş sözleşmesi olmayan tarım ve orman işyerleri İş Kanunu kapsamında değildir. Bu işçiler ile işveren aralarındaki uyuşmazlıklar, iş mahkemelerinde değil görevli hukuk mahkemelerinde çözümlenmelidir. Bu tür tarım ve orman işletmelerinde, bitki ve hayvan üretimi, bakım ve yetiştirilmesi dışında kalan işler ise İş Kanunu’na tabidir. Davacının yaptığı işin tarım işi olup olmadığı ile davalı işyerinde yapılan işin 4857 SK’nun 4. maddesinde düzenlenen istisna niteliğinde olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir. 

İşçilik Alacaklarına İlişkin Davaların Birlikte Görülmesi Doğru Değildir

Davacı ve birleşen dosya davacısı, işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuşlardır. Aralarında dava arkadaşlığı bulunmayan davacılar, davalarını ayrı ayrı açmışlardır. Davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı olsa bile, dava konusu uyuşmazlığın özelliği gereği bu tür davaların birlikte görülmesi doğru değildir. İddia ve savunmanın usule uygun şekilde araştırılması, delillerin tümüyle toplanıp ayrıntılı olarak değerlendirilmesi, hukuki gerçekliğin tam olarak sağlanması ve ayrıca kararın Yargıtay denetimine elverişli olabilmesi için davaların her bir işçi için ayrı ayrı görülüp sonuçlandırılmasında zorunluluk vardır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, mahkemece davaların birleştirilmesine karar verilmesi hatalıdır. 

Bozmadan Sonra Verilen Kararda, Önceden Alınan Harcın Mahsubu ile Yeniden Karar ve İlam Harcına Hükmedilir; Ancak Mahsup İçin Önceki Harç ile İlgili Olarak Harç Tahsil Müzekkeresi Yazılmış Olması Yeterli Değildir, Bu Harcın Ödenmiş Olması Gerekir

Dava, sigortalının iş kazası sonucunda ölümü nedeniyle yakınlarının maddi ve manevi zararlarının tahsili talebine ilişkindir. Harçlar Kanunu’nun 8. maddesi uyarınca; hükmün bozulmasından sonra verilecek kararda, önceden alınan harcın mahsubu ile yeniden karar ve ilam harcına hükmedilir. Evvelce alınmış olan harcın mahsup edilebilmesi için önceki hükümden sonra harç tahsil müzekkeresinin yazılmış olması yeterli değildir. Bu harcın “ödenmiş” olması gerekir. Madde metnindeki, “evvelce alınmış olan” ibaresi bunu gerektirmektedir. Harcın yatırılmış olması ihtimalinde mahsup işleminin yapılması isabetli ise de harcın yatırılmamış olması ihtimalinin kararda gösterilmemesi hatalıdır.  

Bağ-Kur Sigortalılığının Tespiti – Zorunlu Bağ-Kur Sigortalılığı İçin Gelir Vergisi Mükellefiyeti Şarttır; Gelir Vergisinden Muaf Olanlar Yönünden ise Esnaf Sicil Kaydı ve Oda Kaydı Birlikte Bulunması Gerekir

Davacı, dava dilekçesinde belirttiği tarihler arasındaki Bağ-Kur’lu hizmetlerinin geçerli olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı için gelir vergisi mükellefiyeti şartttır. Gelir vergisinden muaf olanlar yönünden ise esnaf sicil kaydı ve oda kaydı birlikte bulunması gerekir. Dosya içeriğinden, davacının Bağ-Kur sigortalılığı süresince düzenli olarak prim ödemesi yapmadığı, 6111 Sayılı Yasadan yararlanarak yaptığı yapılandırmanın ise düzenli ödeme yapmadığı için iptal edildiği, Esnaf Odası kayıtlarındaki kimlik bilgilerinin davacı ile aynı olmadığı anlaşılmaktadır. Bu maddi ve hukuki olgular karşısında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Tapu Kütüğünün Yanlış Tutulmasından Doğan Zarar Nedeniyle Açılacak Tazminat Davalarında Husumet Tapu Müdürlüğüne Değil Hazine’ye Yöneltilmelidir – Temsilcide Yanılma

Davacı, TMK’nun 1007. maddesi uyarınca, tapu sicilinin tutulması nedeniyle uğradığı zararın tazmini talebinde bulunmuştur. Tapu sicilinin aleniliği ve tapu siciline güven ilkelerinin sonucu olarak tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Burada Devletin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur. Tapu sicilinin tutulması nedeniyle zarar görenler, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adli yargıda dava açabilirler. Tapu kütüğünün yanlış tutulmasından doğan zararlar nedeniyle açılacak tazminat davalarında husumet tapu müdürlüğüne değil Hazine’ye yöneltilmelidir. Tapu müdürlüğünün davalı olarak gösterilmesi halinde temsilcide yanılma söz konusudur. Bu durumda, davanın Hazine’ye yönetilmesi için davacıya olanak verilmelidir. 

Menfi Tespit Taleplerinde Yargı Organı Niteliği ve Sıfatı Bulunmayan Tüketici Hakem Heyetlerince Karar Verilemez; Uyuşmazlık Görevli Mahkemece Çözümlenmelidir

Dava, menfi tespit istemine ilişkindir. Bu nevi davalarda, yargı organı niteliği ve sıfatı bulunmayan tüketici hakem heyetlerince karar verilemez. Uyuşmazlık görevli mahkemece çözümlenmelidir. Uyuşmazlığa ilişkin belgeler celbedilerek, uyuşmazlığın niteliğine göre görevli olunması halinde yargılamaya devam edilmeli; görevli olunmaması halinde ise uyuşmazlığın niteliğine uygun mahkemeye gönderilmek üzere görevsizlik kararı verilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, uyuşmazlığın çözümünde ilçe hakem heyetinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi hatalıdır.   

Trafik Kazası Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat – Destek Tazminatı Hesabında Erkek Çocuk İçin 18, Kız Çocuk İçin 22 Yaş; Çocuk Yüksek Okulda Okuyor veya Okuma İhtimali Varsa 25 Yaş Esas Alınmalıdır

Dava, trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında kabul gören uygulamaya göre, normal şartlarda erkek çocuklar 18, kız çocukları 22 yaşına kadar; çocuklar yüksek okulda okuyor  veya okuma ihtimali varsa 25 yaşına kadar destek alabileceklerdir. Açıklanan nedenlerle, desteğin kızları olan davacılar için 22 yaşa kadar, yüksek öğrenim gördüklerinin ispatı halinde 25 yaşa kadar destek zararı hesaplanarak tazminata karar verilmelidir. Hatalı gerekçe ve eksik inceleme sonucu 27 yaşa kadar destekten yoksun kalma tazminatı hesabı yapılması hatalıdır.

Karşı Tarafın Yokluğunda Yapılan ve İtiraza Uğrayan Delil Tespitindeki Rapor ve Bu Raporu Düzenleyen Bilirkişiden Alınan Ek Rapora Göre Hüküm Kurulamaz; Usule Uygun Yeni Bilirkişi İncelemesi Yaptırılarak Sonucuna Göre Karar Verilmelidir

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedeli alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali talebine ilişkindir. Karşı tarafın yokluğunda yapılan ve itiraza uğrayan delil tespitindeki rapor ve bu raporu düzenleyen bilirkişiden alınan ek rapora göre hüküm kurulamaz. Usule uygun yeni bilirkişi incelemesi yaptırılmalıdır. Mahkemece de yeni bilirkişi raporu alındığı halde, tespit raporunu tanzim eden bilirkişiden alınan ek rapor ile sonuca varılması doğru değildir. Delil tespiti karşı tarafın yokluğunda yapıldığı ve bu rapora itiraz edildiğinden, delil tespiti yoluyla alınan raporun hükme esas alınması adil yargılanma ilkesine aykırıdır. 

Yükleniciden Şahsi Hak Temliki Sözleşmesi ile Satın Alınan Daire İçin Geçici Tescil İstenemez

Davacı, tapu kaydına TMK’nun 1011. maddesi uyarınca geçici tescil şerhi yazılması; bu mümkün olmazsa tazminat talebinde bulunmuştur. Davacının, alacağın temliki suretiyle edindiği kişisel hakka dayanarak talepte bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Yükleniciden şahsi hak temliki sözleşmesi ile satın alınan daire için geçici tescil istenemez. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerekir.

Çaplı Taşınmaza El atmanın Önlenmesi – Temliken Tescil – Dosya İşlemden Kaldırıldığı Tarihten İtibaren Bir Ay Geçtikten Sonra, Üç Aylık Süre İçinde Yenilenmiş Ancak Harç Yatırılmamış ise Mahkemece Harç Yatırılması İçin Süre Verilmelidir

Asıl dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi; birleşen dava ise; temliken tescil isteklerine ilişkindir. HMK’nun 150. maddesi uyarınca, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Dosyanın işlemden kaldırılmasından itibaren bir ay içinde yenileme talep edilmişse, harç alınmaz. Bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulmuşsa harç alınır. Dosya işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren bir ay geçtikten sonra, üç aylık süre içinde yenilenmiş ancak harç yatırılmamışsa mahkemece harç yatırılması için süre verilmelidir. Verilen süre içinde harç yatırılmışsa davanın açılmamış sayılmasına karar verilemez. Eldeki davada, mahkemece verilen süre içinde harç yatırılmıştır. Bu durum karşısında, davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

İhtiyari Dava Arkadaşlığında Her Bir İhtiyari Dava Arkadaşı Hakkında Ayrı Ayrı Hüküm Kurulması Gerekir

Dava, eksik ve ayıplı işler nedeniyle belirsiz alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek banka reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talebine ilişkindir. İhtiyari dava arkadaşlığında, davalar birbirinden bağımsızdır. Dava arkadaşlarından her biri, diğerinden bağımsız olarak hareket ederler. Hukuken birbirinden bağımsız her davacı sayısı kadar dava bulunmaktadır. Bu nedenle de ihtiyari dava arkadaşlığında, her bir ihtiyari dava arkadaşı bakımından ayrı ayrı hüküm kurulması gerekir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde tüm davacılar için tek bir karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Limited Şirkette Müdür Olarak Çalışanlar İş Kanunu Kapsamında Değildir

Dava, tazminat talebine ilişkindir. Davacı, limited şirketi  temsil etmek üzere atanmış müdürdür. Müdürler, organ olmaları nedeniyle, yönetim hakkı, emir ve talimat yetkisine haizdir. İşçiye özgü şahsi bağımlılık unsuru müdürlerde bulunmaz. Bu nedenlerle, limited şirkette  müdür olarak çalışanlar İş Kanunu kapsamında değildir. Tarafların iddia ve savunmaları üzerinde durulup, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, iş mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Meskeniyet Şikayeti – Resmi Sicile Kayıtlı Bir Mal Talimat Yoluyla Değil Doğrudan İlgili Kuruma Yazılarak Haczedilmiş ise Buna İlişkin Şikayetleri İncelemede Haczi Yapan İcra Dairesinin Bağlı Olduğu İcra Mahkemesi Yetkilidir

Borçlu, haczedilen taşınmazın haline münasip evi olduğunu ileri sürerek  hacizlerin kaldırılması isteminde bulunmuştur. Takip hangi icra dairesinde başlamış ise, bu takiple ilgili itiraz ve şikayetler, takibin yapıldığı yer icra müdürlüğünün bağlı bulunduğu icra mahkemesinde çözümlenir. Haczedilecek malların başka bir yerde bulunması halinde icra dairesi, malların bulunduğu yer icra dairesine talimat yazarak haczin yapılmasını ister. Bu halde, hacizle ilgili şikayetler, kendisine talimat yazılan icra dairesinin bağlı bulunduğu icra mahkemesince çözümlenir. Ancak resmi sicile kayıtlı bir mal talimat yoluyla değil doğrudan ilgili kuruma yazılarak haczedilmişse buna ilişkin şikayetleri incelemede haczi yapan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesi yetkilidir.   

İmzaya İtiraz - Takip Borçlusu Lehtarın Cirosu ile Çeki Almış Olan Alacaklı Doğrudan İlişkisi Nedeniyle İmzanın Borçluya Ait Olup Olmadığını Bilebilecek Durumdadır

Borçlu, çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, icra mahkemesine başvurarak imzaya itiraz etmiştir. Dosya içeriğinden, borçlunun, takip dayanağı çeklerde lehtar olup, lehtarın cirosu ile çeklerin alacaklıya devredildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda alacaklı, borçlu ile doğrudan ilişki içinde olduğundan imzanın borçluya ait olup olmadığını bilebilecek durumdadır. İmzaya itirazı kabul edilen borçluya karşı başlattığı takipte ağır kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Açıklanan nedenlerle, alacaklı aleyhine tazminata ve para cezasına hükmedilmelidir.   

Traktör Çiftçi İçin Zorunlu Nakil ve Ziraat Aleti Olup Haczinde İİK’nun 82/1-4. Maddesi Kapsamında Değerlendirme Yapılmalıdır

Borçlu, geçimini çiftçilikle sağladığını ileri sürerek traktörü üzerine konulan haczin kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurmuştur. Başvuru, 2004 SK’nun 82/1-4. maddesine dayalı haczedilmezlik şikayetine ilişkindir. Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ziraat aletleri haczedilemez. Bu malların kıymetinin fazla olması durumunda, bedelinden haline münasip bir kısmı, ihtiyacını karşılayabilmesi amacıyla borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır. Borçlunun bu maddeden yararlanabilmesi için, asıl mesleğinin çiftçilik olması ve bilfiil bu işi yapması gerekir. Asıl işi çiftçilik olan borçlunun yan gelir elde etmek amacıyla yan işler yapması, emekli maaşı alması çiftçilik sıfatını ortadan kaldırmaz. Traktör, çiftçi için zorunlu nakil ve zirai alet olup haczinde anılan madde kapsamında değerlendirme yapılmalıdır.

Anonim Şirketlerde Ana Sözleşmeyi Değiştiren Kararlar Sermayenin En Az Yarısının Temsil Edildiği Genel Kurulda Oyçokluğu ile Alınabilir

Dava, anonim şirket genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir. 6102 SK’nun 421. maddesinde, ana sözleşmeyi değiştiren kararların, kanunda veya ana sözleşmede aksine hüküm bulunmadığı takdirde,  şirket sermayesinin en az yarısının temsil edildiği genel kurulda, toplantıda mevcut bulunan oyların çoğunluğu ile alınacağı düzenlenmektedir. Yerel mahkemece, iptali istenen genel kurul toplantısına ait hazirun cetveli dosya içerisine getirtilerek toplantıya katılan ve olumsuz oy kullanan payların belirlenip öngörülen nisabın oluşup oluşmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir. Eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Taşıyıcı Teslim Yerinde Bir Teslim Engeli ile Karşılaşması Halinde Gönderenden Talimat Almaksızın Boşaltma Yetkisini Kullanabilir

Davacı, taşıma sözleşmesinden kaynaklanan hasar bedelinin tazmini talebinde bulunmuştur. Taşıyıcı, alıcının eşyayı teslim almaktan kaçınması veya kabulde gecikmesi, eşyayı teslim almak istemekle birlikte taşıma ücretini ödemek istememesi gibi bir teslim engeli ile karşılaşması halinde ya teslim engellerini gönderene bildirip ondan talimat almak ve talimata uygun davranmak ya da  doğrudan doğruya yükü boşaltmak, yük için tevdi mahalli tayin etmek ve  yükü satma hakkını haizdir. Taşıyıcı bu tercihlerden dilediğini kullanabilir. Başka bir anlatımla, taşıyıcı boşaltma yetkisini talimat almaksızın kullanabilir.  

SGK Alacağının Tahsili İçin Tebliğ Edilen Ödeme Emrine Karşı Yedi Gün İçinde İş Mahkemesinde İtiraz Davası Açılabilir; 6183 SK Kapsamında Düzenlenen Ödeme Emrinde Yedi Gün İçinde İş Mahkemesinde Dava Açılabileceği İhtarı Bulunmalıdır

Dava, SGK alacağının tahsili amacıyla gönderilen ödeme emrinin iptali talebine ilişkindir. Kurum alacağı için 6183 SK’nun 55. maddesi uyarınca  tebliğ edilen ödeme emrine karşı borçlu, 7 gün içinde iş mahkemesinde itiraz davası açabilir. Anayasal teminat altına alınmış hak arama özgürlüğünden bahsedebilmek için, Devletin işlemlerinde işleme karşı başvuru yollarını ve süresini açıkça, vatandaşında kuşku ve tereddüt uyandırmayacak şekilde göstermesi gerekmektedir. SGK alacaklarının tahsiline yönelik işlemlerin tamamında ilgili mevzuatın vergi alacaklarının tahsili ile SGK alacaklarının tahsiline ilişkin olarak uygulanmasındaki farklılıklar da dikkate alınarak ilgiliye, işleme karşı, başvurabileceği kanun yolu ve süresi açıkça belirtilmelidir. 6183 SK kapsamında düzenlenen ödeme emrinde, 7 gün içinde iş mahkemesinde dava açılabileceği ihtarı bulunmalıdır. 

İş Kazasında Vefat Eden İşçinin Hak Sahiplerine Yapılan Ödeme Nedeniyle SGK’nın Rücu Alacağı Davasında 5510 SK’nun 21/1. Maddesi Uyarınca Gerçek Zarar Tavan Hesabı Yapılmalıdır

Davacı SGK, iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerine ödenen peşin sermaye değerli gelir nedeniyle oluşan kurum zararının davalı işverenden tahsili isteminde bulunmuştur. 5510 Sayılı Kanunun 21/1. maddesi uyarınca; ilk peşin sermaye değerli gelirin, kurum yararına tazmini mümkün kısmının belirlenebilmesi için gerçek zarar tavan hesabı yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Gerçek zarar hesaplanmasında; zarar ve tazminata doğrudan etkili olan işçinin net geliri, bakiye ömrü, iş görebilirlik çağı, iş göremezlik ve kusur oranları, destek görenlerin gelirden alacakları pay oranları, eşin evlenme olasılığı gibi tüm veriler hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek şekilde öncelikle belirlenmelidir. Rücu alacağı belirlenirken, gelirlerin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri ile yargılamada yöntemince hesaplanacak gerçek (maddi) zarar karşılaştırması yapılıp düşük olan tutar hükme esas alınmalıdır.  

Usule Uygun “Belirsiz Alacak Davası” Olduğu Belirtilmeyen, Bir Kısım İşçilik Alacaklarının İstendiği Dava “Kısmi Dava” Olup Sonradan Belirsiz Alacak Davası Olduğunun Beyan Edilmesi Sonucu Değiştirmez

Dava, derece ve kademe tespiti ile akdi ve ilave tediye alacağı farkı, yıpranma prim farkı alacağı ve ücret farkı alacağı talebine ilişkindir. Dosya kapsamından, davanın açıkça ve ayrıca belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası olarak açılmadığı, alacakların bir kısmının dava konusu edildiği anlaşılmaktadır. Usule uygun şekilde “belirsiz alacak davası” olduğu belirtilmeyen, bir kısım işçilik alacaklarının istendiği dava “kısmi dava” olup sonradan belirsiz alacak davası olduğunun beyan edilmesi sonucu değiştirmez. Dava, kısmi dava olarak açılmıştır. Bu durumda, davacı vekilinden her bir alacak için ne miktar talepte bulunduğu hususu açıklattırılarak alacakların ıslah ile istenen kısımlarına ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerekirken, yazılı şekilde ıslah ile istenen alacaklara da dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Primle Çalışan Satış Temsilcisinin Fazla Çalışma Alacağı Sadece % 50 Zamlı Kısım Esas Alınarak Hesaplanmalıdır

Dava; kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve fazla çalışma ücreti alacaklarının tahsili talebine ilişkindir. Uyuşmazlık, davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı konusunda toplanmaktadır. Satış temsilcilerinin fazla çalışma yapıp yapmadıkları hususu, günlük faaliyet planları ile iş çizelgeleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Satış temsilcileri genelde belli hedeflerin gerçekleşmesine bağlı olarak prim karşılığı çalışmaktadırlar. Primle çalışan satış temsilcisinin mesaisi artıkça prim alacağı artacağından, bir anlamda yüzde usulü ile çalışması söz konusu olduğundan fazla çalışma ücreti, yüzde usulünde olduğu gibi sadece % 50 zamlı kısım esas alınarak hesaplanmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmadan, fazla mesai ücretinin % 150 olarak hesaplanması hatalıdır. 

İstihkak İddiası, Tüzel Kişilerde Temsile Yetkili Organ, Gerçek Kişilerde ise İlgili Kişi veya Onu Temsile Yetkisi Olan Kişi Tarafından İleri Sürülebilir

Davacı 3. kişi, haczedilen malların kendisine ait olduğunu iddia ederek hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir. Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. maddesine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. İstihkak iddiası, tüzel kişilerde temsile yetkili organ, gerçek kişilerde ise ilgili kişi veya onun temsile yetkisi olan kişi tarafından ileri sürülebilir. Tüzel kişiyi veya gerçek kişiyi temsil yetkisi olmayan kişinin yaptığı iddia, geçerli bir istihkak iddiası olarak kabul edilemez. Haciz sırasında 3. kişi yararına istihkak iddiasında bulunan kişinin borçlunun eşi, davacı 3. kişinin de oğlu olduğu anlaşılmaktadır. 3. kişi yararına istihkak iddiasında bulunmaya yetkili olunduğuna dair belge ibraz edilmemiştir. Yasal süresi içinde istihkak iddiasında bulunulmadığından davanın reddi gerekir.   

İİK’nun 96. Maddesine Dayalı İstihkak – Mülkiyet Karinesi Davacı 3. Kişi Lehine ise Davanın 3. Kişi Tarafından Açılmış Olması İspat Yükünün Yer Değiştirmesine Neden Olmaz

Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. maddesine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. Haczin 3. kişinin ticaret sicilinde kayıtlı işyeri adresinde yapıldığı, ödeme emrinin bu adreste borçluya tebliğ edilmediği, haciz sırasında borçlunun işyerinde bulunmadığı, haciz mahallinde bulunan borçluya ait belgelerin de güncel olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, mülkiyet karinesi davacı 3. kişi lehinedir. Mülkiyet karinesi davacı 3. kişi lehine ise davanın 3. kişi tarafından açılmış olması ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Davalı alacaklı, mülkiyet karinesinin aksini ispat edememiştir. Bu durum karşısında, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi hatalıdır.   

Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat – Haksız El Koyma Nedenine Dayalı Tazminat Davalarında Görevli Mahkeme Ağır Ceza Mahkemesidir

Davacı, haksız koruma tedbiri uygulanması nedeniyle maddi tazminat isteminde bulunmuştur. Haksız koruma tedbiri uygulanması halinde, kişiler maddi ve manevi her türlü zararlarını devletten isteyebilir. Tazminat istemi, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde, eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka ağır ceza dairesi yoksa en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanır. Haksız el koyma nedenine dayalı tazminat davalarında ağır ceza mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esasına girilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Kural Olarak Taraf Değişikliği Karşı Tarafın Açık Rızası ile Mümkündür; Ancak Temsilcide Yanılma HMK’nun 124. Maddesi Kapsamında Olup Davacıya Süre Verilerek Taraf Teşkili Sağlanmalıdır

Davacı, haksız el koyma nedeniyle maddi tazminat isteminde bulunmuştur. Kural olarak taraf değişikliği karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. HMK’nun madde gerekçeleri incelendiğinde; yasa koyucunun temsilcide yanılma nedeniyle yapılacak taraf değişikliğini de madde kapsamında kabul ederek düzenleme yaptığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle HMK’nun 124. maddesi, temsilcide yanılma suretiyle tarafın hatalı gösterilmesi halinde de uygulanabilir. Dosya içeriğinden, temsilcide yanılma suretiyle husumet yöneltildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacıya süre verilerek dava dilekçesinin Maliye Hazinesi’ne tebliği ile taraf teşkili sağlandıktan sonra uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Nişanın Bozulması Nedeniyle Tazminat – Evlilik Hazırlığı İçin Davacının Kendisine Ait Evde Yaptığı Tadilat ve Alınan Eşyalar Karşı Tarafa Verilen Hediye Niteliğinde Olmadığı Gibi Sebepsiz Zenginleşme de Olmadığından Buna Dayalı Maddi Tazminat İstenemez

Davacı, evlendiklerinde oturacakları evde tadilat ve onarım yapıldığını, mobilya alınıp evin döşendiğini, davalı için kişisel alışveriş yapıldığını iddia ederek maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Evlilik hazırlığı için davacının kendisine ait evde yaptığı tadilat ve alınan eşyalar, karşı tarafa verilen hediye niteliğinde değildir. Davacının kendisine ait evdeki tadilat ve onarım nedeniyle evin değerinde meydana gelen artış kendisinde kalmıştır. Davacının yaptığı bu masrafların, nişan hediyelerinin iadesi kapsamında değerlendirilmesi hatalıdır. Davacının ödediği tadilat ve onarım bedeli nedeni ile davalı tarafın mal varlığının arttığını iddia etmek de mümkün değildir. Alındığı iddia edilen giyim eşyaları ise giymekle, kullanılmakla eskiyen ve tüketilen nitelikte eşyalar olduğundan bunların bedelinin iadesine karar verilemez. Açıklanan nedenlerle, maddi tazminat talebinin reddi gerekir.   

Belirsiz Süreli Kira Sözleşmelerinde Kiraya Veren Kiranın Başlangıcından İtibaren On Yıl Geçtikten Sonra Fesih Bildirimi ile Sözleşmeyi Sona Erdirebilir

Davacı, 10 yılı aşkın süreden beri davalının dava konusu taşınmazda kiracı olduğunu, ihtara rağmen taşınmazın tahliye edilmediğini iddia ederek kiralanandan tahliyesini talep etmiştir. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde, kiracı her zaman, kira süresinin bitiminden en az 15 gün önce fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilir. Kiraya veren ise, sözleşme süresinin bitimine dayanarak sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, 10 yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren, bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az 3 ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir. Dosya içeriğinden, 10 yıl geçtikten sonra uzama yılının bitiminden 3 ay önce fesih bildiriminin davalıya tebliğ edildiği, davanın da süresinde açılmış olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davanın kabulüne karar verilmelidir.

Hacizli Araçların Satışını Yasaklayan Bir Hüküm Yoktur; Araç Hacizli Olarak Satılabilir ve Haciz Şerhi/Şerhleri ile Birlikte Tescil Edilebilir

Davacı,  noter satış sözleşmesi ile dava konusu aracı satın aldıktan sonra eski malikin borçları nedeniyle haciz şerhlerinin işlendiğini, idarece araç üzerinde  bulunan haciz şerhleri nedeniyle aracın  adına tescil işleminin yapılmadığını iddia ederek tescil talebinin reddine  ilişkin idari işlemin iptali talebinde bulunmuştur. Hacizli araçların satışını yasaklayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Araç hacizli olarak satılabilir ve haciz şerhi ile birlikte tescil edilebilir. Davacının tescil talep ettiği tarih itibariyle araç üzerindeki hacizlerle birlikte davacı adına trafik tescil kaydının yapılması gerektiğinden, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. 

Hiç Kimse Kendisini Suçlayan Bir Beyanda Bulunmaya Zorlanamayacağından İştirak Ettiği, Faillerinden Biri Olduğu Suç ile İlgili Olarak Davacı Emniyet Müdürü “Bildiği veya Gördüğü Bir Suçun İzlenmesi ve Suçlunun Yakalanması İçin Gerekli Girişimde Bulunmamak” Eyleminden Sorumlu Tutulamaz

Dava, emniyet müdürü olarak görev yapan davacının, görev yaptığı dönemde “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Anayasa’nın 38. maddesinde, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” düzenlemesi bulunmaktadır. Dosya kapsamından; davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Hiç kimse kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanamayacağından iştirak ettiği suç ile ilgili olarak davacı emniyet müdürünün “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” eyleminden sorumlu tutulamaz. Açıklanan nedenlerle davacıya, iştirak ettiği suçlar nedeniyle, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.   

TBB Meslek Kuralları’nın 27/2. Maddesinde Yer Alan “Bir Avukat Başka Bir Avukata Karşı Asil ya da Vekil Sıfatıyla Takip Edeceği Davayı Kendi Barosuna Bir Yazı ile Bildirir” Kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. Maddesindeki Görevlerle İlgili Olmadığı Gibi Avukatlığın Amacı ile de Bağdaşmaz

Davacı, vekil sıfatıyla bir başka avukata karşı takip ettiği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirmemesi suretiyle gerçekleşen eyleminin Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 27/2. maddesine aykırı olduğu  gerekçesiyle uyarı cezası verilmesi üzerine anılan meslek kuralının iptali talebinde bulunmuştur. Avukatlık Kanunu’nun 134. maddesinde; avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu kanunda yazılı disiplin cezalarının uygulanacağı belirtilmiştir. TBB Meslek Kurallarının 27/2. maddesindeki “Bir avukat başka bir avukata karşı asil ya da vekil sıfatıyla takip edeceği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirir.” kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. maddesindeki görevlerle ilgili olmadığı gibi avukatlığın amacı ile de bağdaşmaz. Meslektaşı olan  avukat hakkında açılan ceza davasını katılan vekili olarak takip etmesi nedeniyle bağlı bulunduğu baroya bildirimde bulunma zorunluluğunun bulunmaması karşısında, uyarma cezası verilmesine ilişkin işlemde  hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, uyarma cezasına dayanak teşkil eden Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 27/2. maddesinin iptaline karar verilmelidir. 

İletişimin Denetlenmesinde Elde Edilen ve CMK’nun 135. Maddesindeki Suçlar Kapsamında Bulunmayan Bir Fiile İlişkin Ses Kayıtları Tek Başına Delil Olarak Kullanılamayacağından Hukuka Uygun Başka Delil ve Belgeler Olmaksızın Buna Dayalı Olarak Disiplin Cezası Verilemez

Dava, İlçe Emniyet Müdürü olarak görev yapan davacının, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/13. maddesinde yer alan “Gizli tutulması zorunlu olan ve görevi ile ilgili bulunan bilgi ve belgeleri görevli veya yetkili olmayan kişilere açıklamak” fiilini işlediğinden bahisle meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Dava konusu meslekten çıkarma cezasına esas alınan fiilin,  iletişimin tespiti sonucunda elde edilen tapelerden tespit edildiği görüldüğünden, öncelikle bu tapelerin davacıya verilen meslekten çıkarma cezası açısından delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmalıdır. İletişimin denetlenmesinde elde edilen ve CMK’nun 135. maddesindeki suçlar kapsamında bulunmayan bir fiile ilişkin ses kayıtları tek başına delil olarak kullanılamayacağından hukuka uygun başka delil ve belgeler olmaksızın buna dayalı olarak disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasına esas fiil, 135. maddedeki suçlar kapsamında yer almamasına rağmen, sadece tape kayıtlarına dayalı olarak ceza verilmesi hukuka aykırıdır.   

POS Cihazı Kullanıcıları ile Yapılan Sözleşmeye Dayanan Banka Hesaplarına 6183 SK Kapsamında İleriye Yönelik Haciz Uygulanamaz

Dava, 30.6.2007 tarih ve 26568 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.’lu Tahsilat Genel Tebliğinin Genel Esaslar başlıklı Birinci Bölümünün Amme Alacaklarının Korunması başlıklı İkinci Kısmının İhtiyati haciz başlıklı II Nolu bölümünün 9’uncu maddesinin son fıkrasında yer alan, «Bankacılık sisteminde, POS cihazı kullanan müşteri ile banka arasında yapılan sözleşmelere dayanan bankalar nezdindeki hesaplar banka ile müşterisi arasında devamlılık arz etmektedir. Dolayısıyla bu hesaplar her zaman için banka nezdinde alacak doğmasına (muhtemel alacak) müsait hesaplar olarak değerlendirildiğinden bu hesaplara ileriye matuf olmak üzere haciz konulması mümkün bulunmaktadır.» şeklindeki kısmının iptali istemine ilişkindir. İleriye yönelik haciz yapılması; 6183 Sayılı Kanunun 79’uncu maddesi uyarınca haczedilecek maaş, ücret, kira, gibi süreklilik ve belirlilik arz eden alacak borç ilişkisi bulunması halinde mümkündür. POS cihazı kullanan asıl amme borçlusu ile davacı banka arasında düzenlenen sözleşmelere dayanılarak açılmış bulunan hesaplar, bu nitelikte bir alacak hakkı sağlamadığından, Tebliğin, dava konusu edilen düzenlemesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Seçilme Yeterliliğini Ortadan Kaldıracak Nitelikte Suç İşleyen ve Hakkındaki Mahkumiyet Kararı Kesinleşen Köy Muhtarının Görevine Son Verilmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Köy muhtarı olan davacı, muhtarlık görevinin sona erdirilmesine ilişkin kaymakamlık işleminin iptali ile köy muhtarlık seçimlerinin durdurulmasını talep etmiştir. Köy Kanununa göre, köy muhtarı Devlet memurudur. Muhtarlığa seçilebilmek için kısıtlı olmamak ve kamu hizmetlerinden yasaklı bulunmamak gerekir. Ağır hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı kesin olarak hüküm giyenlerin il ve ilçe idare kurulunca görevine son verilir. Somut olayda da davacı hakkındaki ağır hapis cezası kesinleşmiş olduğundan köy muhtarlığı görevini sürdürme koşullarını yitiren davacı hakkında muhtarlık görevine son verilmesi işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Re’sen Tarh Edilen Vergi ve Kesilen Cezanın Dayanağı Vergi İnceleme Raporunun İhbarname Ekinde Tebliğ Edilmemiş Olması Savunma Hakkını Kısıtlamaz; İşlemi Geçersiz Kılmaz

Vergi mahkemesi, inceleme raporunun vergi ve ceza ihbarnamesine eklenmemesinin esasa etkili şekil hatası olduğu gerekçesiyle dava konusu tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar vermiştir. İkmalen ve re’sen tarh edilen vergilerin ihbarname ile ilgilisine tebliğ edilmesi gerekir. İhbarname, vergi ve cezanın mükellefe bildirilmesini sağlayan bir yazıdan ibarettir. İhbarname ekinde tarh edilen vergi ve cezanın dayanağı vergi inceleme raporunun tebliğ edilmemiş olması savunma hakkını kısıtlamadığı gibi işlemi de geçersiz kılmaz.

İlköğretim Müfettiş Yardımcılığı İçin 40 Yaş Sınırı Konulması Kamu Yararı ve Hizmet Gereklerine Aykırılık Oluşturmaz

Davacı, ilköğretim müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı getiren genelgenin ilgili maddesinin iptalini talep etmiştir. Devlet Memurları Kanunu, memuriyete girişte yaş koşulu olarak sadece alt sınır belirlemiştir. İdareler, hizmetlerin niteliklerini dikkate alarak üst sınır belirleyebilirler. Müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı konulması kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık oluşturmaz. Bu durumda da davanın reddi gerekir.

Belediyeler Tarafından Kurulan Şirketler Belediyeler Tarafından Açılan İhalelere Katılamazlar

Dava, belediyelerin kurdukları ve yönetiminde belediye başkanı ve diğer belediye personelinin sorumlu olduğu şirketlerin, belediyeler tarafından açılan ihalelere katılamayacaklarına ilişkin genelgenin iptali ile aynı nedenle ihaleye alınmama işleminin iptali talebine ilişkindir. İhaleye katılacak olanların ihaleyi yapan kuruluş ile görev ilişkisi içinde olmalarının sakıncaları vardır. Bu durum ihaleyi yapan ile ihaleye katılanın aynı olması anlamına gelir. Bu durum ise ihalenin açıklık ve tarafsızlık ilkesine aykırı olduğu gibi rekabet koşullarını da ortadan kaldırır. Açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerekir.

Ganyan Bayilerinden At Yarışları ile İlgili Alınan Eğlence Vergisi Hipodromun Bulunduğu Belediyeye Ödenir

At yarışları ile ilgili olarak alınan vergi iki türdür. Bunlardan birincisi at yarışlarını seyretmek üzere hipodroma giriş yapılması sırasında bilet bedelleri üzerinden alınan vergidir. Bu verginin hipodromun bağlı olduğu belediyeye (büyükşehir belediyesinin yetki alanı dahilinde büyükşehir belediyesine) ödeneceği ilgili mevzuatta açıkça düzenlenmiştir. İkinci tür vergi ise ganyan bayilerinden at yarışları ile ilgili alınan eğlence vergisidir. Bu verginin nereye yatırılacağı hususunda ise bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda hakimin TMK’nun 1. ve 4. maddesi uyarınca takdir hakkını kullanarak karar vermesi gerekir. Eşitlik ve hukukta eşitliğin sağlanması açısından söz konusu verginin de ganyan bayiinin bulunduğu yer belediyesine değil, hipodrumun bulunduğu yer belediyesine ödenmesi gerekir.

Belediyelerce 3. Kişilere Devredilen Toplu Taşıma Hizmeti İçin Ancak Bir Defa Ücret Alınabilir; Aylık Ücret Alınamaz

Belediye sınırları içinde belirli mıntıkalar arasında yolcu taşımacılığı yapmasına izin verilen araç sahiplerinden taşıma imtiyazının devri karşılığında bir defa ücret alınabilir. Eldeki davada, dolmuş tipi araçlardan aylık 100 tam bilet karşılığı bedel alınması kararlaştırılmıştır. İmtiyaz devrinde bir defa alınan ücretten başka bedel alınmasına yasal olanak yoktur.

Derneklerin Lokallerinde Üyelere Bedel Karşılığı Yapılan Çay ve Meşrubat Satışları Ticari Faaliyet Kapsamında Olup KDV’ye Tabidir

Türkiye’de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabidir. Somut olayda davacı derneğin lokalinde üyelere bedel karşılığında çay ve meşrubat satışı yapılmaktadır. Söz konusu satışlar ticari faaliyet kapsamında olup KDV’ye tabidir. Yerel mahkemece açıklanan hususlar nazara alınmadan tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar verilmesi hatalıdır.

Belediyelerce Sağlık Kuruluşlarından Tıbbi Atık Bertaraf Ücreti İstenmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Davacı şirket, tıbbi atık bertaraf ücreti istenilmesine ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. 09.02.2000 tarih ve 23959 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan İl Mahalli Çevre Kurulu Kararı ile İstanbul ilindeki 20 yatak kapasitesinin üzerindeki sağlık kurum ve kuruluşlarından alınacak tıbbi atık bertaraf ücretleri belirlenmiştir. Tıbbi atıkların bertaraf edilmesi ile görevlendirilen belediyelerin bu nedenle ücret istemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Vergi Mahkemesi’nce davanın reddi usul ve yasaya uygundur.

Teşvikli Makine Teçhizat Teslimlerinden Doğan KDV İade Alacakları Hak Sahibi Dışında Herhangi Bir Kişi veya Kurumun Vergi Borcuna Mahsup Edilemez

Teşvikli makine ve teçhizat teslimi dolayısıyla doğan katma değer vergisi iade alacaklarının, hak sahiplerine iadesinde uygulanacak esasları belirleme yetkisi Maliye Bakanlığı’na aittir. Bu hususta anılan bakanlık çeşitli tebliğler yayınlamıştır. Ancak teşvikli makine ve teçhizat teslimlerinden doğan katma değer iade alacaklarının, hak sahibi mükellefler dışında herhangi bir kişinin veya kurumun vergi borcuna mahsup yapılmasına olanak veren bir düzenleme yapılmamıştır.

Katma Değer Vergisi İndirim Hakkının Kullanılabilmesi İçin Kanunda Sayılan Şartların Yerine Getirilmesi Gerekir

Süresinde katma değer vergisi beyannamesini vermeyen davacı şirket, takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden salınan katma değer vergisine ve kesilen ağır kusur cezasına ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. Katma değer vergisi indirim hakkı, her koşulda yararlanılabilmesi mümkün mutlak bir hak değildir. Bunun için kanunda sayılan koşulların gerçekleşmesi ve kullanma iradesinin yasal süre içinde ortaya konması gerekir. Katma değer vergisi beyannamesi vermeyen mükellefler indirim hakkından yararlanamaz. Vergi Mahkemesi’nce aksi kanaat ile yazılı şekilde karar tesis edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Lise Mezunu Olup (LİMME) Projesi Kapsamında Ticaret Lisesi Diploması Alan Serbest Muhasebeci Stajyerinin Ticaret veya Meslek Lisesi Mezunu Olmadığı Gerekçesiyle Stajının İptali Hukuka Uygun Değildir

Lise Mezunlarının Mesleki Eğitimi (LİMME) Projesi kapsamında örgün muhasebe programına devam ederek ticaret lisesinden diploma alan davacı, yapmakta olduğu serbest muhasebecilik stajının ticaret lisesi veya meslek lisesi mezunu olmaması nedeniyle iptaline ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı, istihdam için gerekli yeterliliğe sahip olmayan kişilere istihdam sağlamak amacıyla meslek eğitimine katılanların, mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin yararlandığı haklardan yararlanma olanağı tanımıştır. Davacı da bu kapsamda ticaret lisesi diploması alarak davalı idareye başvurmuş ve başvurusu kabul edilerek staja başlamıştır. Bu aşamadan sonra stajın iptal edilmesi hukuka uygun değildir.

İdari Yargıda Yazılı Yargılama Usulü Uygulandığından Tanık Dinlenmesi ve İfade Alınması Şeklinde Bir Yöntem Yoktur

Doktora öğrencisi olan davacı, tez savunma sınavında başarısız olduğuna ilişkin enstitü yönetim kurulu işleminin iptalini talep etmiştir. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü geçerlidir; inceleme evrak üzerinden yapılır. Tanık dinlenmesi ve ifade alınması şeklinde bir yöntem idari yargıda bulunmamaktadır. İdare mahkemesinin idari yargılama usulünde bulunmayan bir inceleme ve değerlendirme ile hüküm kurması hatalıdır.

Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Vergi Yargısı Harçlarından Muaftır

Davacı Sosyal Sigortalar Kurumu, bakanlığa ait araçlara motorlu taşıtlar vergisi tahakkuk ettirilmesine ilişkin idari işlemin iptali ile ödenmiş vergilerin faiziyle iadesi talebinde bulunmuştur. Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’na göre, kurum tarafından açılmış ve kurumun taraf olduğu dava ve icra takipleri, her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. Sosyal Sigortalar Kurumu vergi yargısı harcından muaf olmasına rağmen vergi mahkemesince kurum aleyhine karar harcına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Banka ve Finans Kurumlarından Temin Edilen ve Vadesi Kullanıldığı Yılı İzleyen Yıla Sarkan Kredinin Faiz Tutarının Cari Yıla İsabet Eden Kısmı Cari Yıl Kazancının Tespitinde Gider Olarak Yazılabilir

Türk vergi sisteminde ticari kazançta gelir ve giderlerin elde edilmesi, dönemsellik ve tahakkuk esasına dayanır. Dönemsellik esası, Vergi Usul Kanunu’nda yer alan kayıtların her hesap dönemi itibarıyla tutulması ve faaliyet sonuçlarının hesap dönemi itibarıyla belirlenmesi ilkesinin sonucudur. Başka bir anlatımla, ilgili hesap döneminde yazılacak giderlerin o dönemin gelirlerinin sağlanması ile doğrudan ilgili olması gerekir. Tahakkuk ise gelirin ve giderin maliyetinin ve miktarının kesinleşmesi ve kişiselleşmesiyle birlikte, hukuken istenebilir duruma gelmeyi sağlayan işlemin ve olayın gerçekleşmesidir. Banka ve finans kurumlarından temin edilen ve vadesi kullanıldığı yılı izleyen yıla sarkan kredinin faiz tutarının cari yıla isabet eden kısmı, cari yıl kazancının tespitinde gider olarak yazılabilir.

İdare Mahkemesince Kesin Olarak Verilen Kararlar da Kanun Yararına Temyiz Edilebilir

Dava, kanun yararına bozma talebine ilişkindir. 4077 SK, tüketiciyi yanıltıcı reklamlar için idari para cezası öngörmektedir. Anılan yasa uyarınca verilen idari para cezalarına karşı idare mahkemesine yapılan itiraz üzerine verilen kararlar kesindir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda idare mahkemeleri tarafından kesin olarak verilen kararlara karşı kanun yararına temyiz yoluna başvurulabileceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Ancak kanun yararına bozmanın amaç ve işlevi nazara alındığında, idare mahkemesince kesin olarak verilen kararların da kanun yararına temyiz olunabileceğinin kabulü gerekir.

İcra Müdürlüğü Görevlilerinin Kusurlarından Doğduğu İddia Edilen Maddi Zararın Tazmini İstenen Davada Görevli Yargı Yeri Adli Yargıdır

Dava, icra müdürlüğü görevlilerinin kusurlarından doğduğu iddia edilen maddi zararın idarece tazmini talebine ilişkindir. Dosya kapsamından, icra müdürlüğü personelinin, ilgili Müftülük tarafından gönderilen borçluya ilişkin bir yazının zamanında sisteme girişini yapmadığı, ihmali davranışı ile borçlunun emekli ikramiyesine haciz yapılamaması sebebiyle davacının zarara uğradığı anlaşılmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin olarak kamu görevlilerinin işlemlerinden doğduğu iddia edilen zararın tazmini istemiyle açılan dava, davalılardan Adalet Bakanlığı bakımından adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Davanın çözümünde adli yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekir.   

Belediyenin Yaptığı İstinat Duvarının Park Halindeki Aracın Üzerine Yıkılması Nedeniyle Uğranılan Maddi Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargıda Görülmelidir

Dava, istinat duvarının, park halindeki aracın üzerine yıkılması sonucu uğranılan maddi zararın tazmini talebine ilişkindir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak, kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, tam yargı davaları kapsamında  idari yargı yerine ait olduğu yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetimi, tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerine aittir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddi gerekir. 

Devlet Hastanesinde Sağlık Hizmetinin Yürütülmesi Sırasında Doğduğu İddia Edilen Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacılar, Devlet Hastanesinde yapılan yanlış tedavi sonucunda sol elinde serçe ve yüzük parmağında işlev kaybı olduğunu, omzundaki sinirlerin ve kasların zedelendiğini, dirseğinin de tam olarak açılıp kapanmadığını ileri sürerek uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini talebinde bulunmuştur. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Davacılar, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede görev yapan sağlık çalışanlarının sağlık hizmetini gereği gibi yürütmediğini, dolayısıyla idarenin doğan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hastanenin kamu hizmetini yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumlu olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu hususların saptanması ise İdare Hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

İlköğretim Okulunda Öğretmen Olan Davacının Kurum Yöneticisi Tarafından Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Açtığı Manevi Tazminat Talepli Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Dava, ilköğretim okulunda beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapan davacının, kurum yöneticisi tarafından kişilik haklarına saldırı nedeniyle oluşan zarara dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık konusu olayda, davacının gıyabında kendisi hakkında olumsuz söz ve davranışlar uygulamak suretiyle mağduriyetine neden olduğu belirtilen kamu görevlisinin görevini yaparken kusurlu davranışta bulunmasının hizmet kusuru mu yoksa kişisel kusur mu olacağının ortaya konulması gerekmektedir. Davalı idare bünyesinde görev yapan davacı,  kamu idaresinin denetim ve kontrolü altındaki kamu görevlisinin tutum ve davranışları nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği uygulamalar, kamu görevlisinin görevinden ayrılmayan bir nitelik arz etmektedir. Somut olayda, hizmet kusurunun şahsi kusurdan net bir şekilde ayrılmadığı dosya kapsamı ile sabittir. İdarenin hizmet kusuru ya da başka nedenle idari sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, İdare Hukuku ilkeleri çerçevesinde yapılacak yargısal denetim sonucunda ortaya çıkacaktır. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde idari yargı görevlidir.  

Yasa Dışı Taşımacılık Yapıldığı Gerekçesi ile 2918 SK’nun Ek-2. Maddesi Uyarınca Verilen İdari Para Cezasının İptali İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, yasa dışı taşımacılık yapıldığı gerekçesiyle 2918 Sayılı Kanunun Ek 2. maddesi  uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması talebinde bulunmuştur. Dava konusu  trafik para cezası, 5326 Sayılı Kanunun 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biridir. Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkeme gösterilmemiştir. Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, bu kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmaz.  Açıklanan nedenlerle, idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın çözümünde adli yargı yeri görevlidir. Bu durumda, sulh ceza hakimliğinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. 

Davacının Belediyeye Verdiği Dilekçeye Karşı Verilen Cevabi Yazıda Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Manevi Tazminat İstemiyle Açtığı Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargıda Görülmelidir

Davacı, müdürü olduğu şirket adına, davalı belediyeye ait otelin ihalesiyle ilgili olarak bazı taleplerinin karşılanması istemiyle yazdığı dilekçeye karşılık verilen cevabi yazıda kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Kamu görevlilerinin kusur, ihmal ve hatalarından dolayı kamu hizmetinin yerine getirildiği sırada kişilerin zarar görmesi halinde meydana gelen kusur, hizmet kusurunu oluşturur. Kamu görevlisinin, hizmetle ilgili olmak üzere tutum ve davranışının bir kişiye zarar vermesi halinde bu durum, aynı zamanda yönetimin, gözetim ve iyi eleman seçme yükümlülüğünü yerine getirilmemesi nedeniyle hizmet kusuru sayılmalı ve bu nedenle açılacak dava idareye yöneltilmelidir. Davacının uğradığını iddia ettiği manevi zararı doğuran olay ile idarece yürütülen görev arasında doğrudan ve güçlü bir ilişkinin söz konusu olduğundan uyuşmazlığın İdare Hukuku ilkeleri kapsamında idari yargıda çözümlenmesi gerekir.  

Devlet Memurluğundan Emekli Olduktan Sonra Sözleşmeli Personel Olarak Çalışmaya Devam Eden Davacıya Emekli Aylıklarının Yersiz Ödendiği Gerekçesi ile Tesis Edilen Borç Tahakkuku İşleminin İptali İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, devlet memuru olarak çalışmaktayken emekliye ayrılıp daha sonra sözleşmeli personel olarak çalışmaya devam ettiğini ileri sürerek emekli maaşlarının yersiz ödendiği gerekçesiyle yapılan borç tahakkuku işleminin iptali isteminde bulunmuştur. 5510 Sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 Sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muameleler “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam eder. 5754 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce devredilen Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünden 5434 Sayılı Kanun kapsamında aylık alan davacı tarafından, yeniden göreve girdiği için aylıklarının kesilerek yersiz almış olduğu aylıklarının adına borç çıkarılması işleminin iptali istemiyle açılan davanın, görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevlidir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddine karar verilmelidir. 

Kadastro Çalışmaları Sırasında Yapılan Ölçüm Hatası Nedeniyle Oluşan Zararın Tazmini Uyuşmazlığının Çözümünde Görevli Yargı Yeri Adli Yargıdır

Davacı, 1999 yılında satın aldığı tarlanın, kadastro sırasında ölçüm ve tersimat hatası sebebi ile 1.088 m2 azalması sonucu uğradığı zararın, taşınmazı satın aldığı tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte tahsili isteminde bulunmuştur. Kadastro Kanunu’nda, kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalara ilişkin itirazların adli yargı teşkilatı içinde çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. Tazmini istenen zarar,  kadastro çalışmaları sırasında yanlış ölçüm yapılmasından kaynaklanmaktadır. Kadastro sırasında yapılan ölçüm hatasından doğan zararın tazminine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümü, 3402 Sayılı Yasanın ilgili hükümleri ile Devletin özel hukuk ilkeleri gereğince sorumluluğunu düzenleyen  Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesinin açık hükmü uyarınca, adli yargı yerine aittir. Açıklanan nedenlerle asliye hukuk mahkemesinin görevsizlik kararı kaldırılmalıdır.  

Alkollü Araç Kullanma Gerekçesi ile Verilen İdari Para Cezası ve Sürücü Belgesi Geri Alma Tutanağına Karşı Yapılacak İtirazda Görevli Yargı Yeri Adli Yargıdır

Dava, 2918 Sayılı Yasanın 48. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi talebine ilişkindir. Dava konusu trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağı, 5326 Sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biridir. Karayolları Trafik Kanunu’ndaki değişiklik ile bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır. Görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 Sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, adli yargı yeri görevlidir. 

Sağlık Sorunları Nedeniyle TSK ile İlişiği Kesildiği Gibi Başka Kurumlarda Çalışabileceği Gerekçesiyle Malul Aylığı da Kesilen Uzman Erbaşın Aylık Kesme İşleminin İptali İçin Açtığı Davada Askeri İdari Yargı Görevlidir

Davacı, piyade uzman çavuşu olarak görev yapmakta iken sağlık raporunda askerliğe elverişli olmadığının belirtilmesi nedeniyle TSK ile işiliği kesildiği gibi başka kurum ve kuruluşlarda çalışabileceği gerekçesiyle maluliyet aylığının kesilmesi üzerine Emekli Sandığı’nın söz konusu işleminin iptali için genel idari yargı yerinde dava açmıştır. İptali istenen idari işlem, asker kişiyi ilgilendirdiğinden ve askeri hizmete ilişkin bulunduğundan, davanın çözümlenmesinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevlidir. Bu durum karşısında idare mahkemesinin yazılı gerekçe ile vermiş olduğu görevlilik kararının kaldırılması gerekir. 

Feshin Geçersizliği ve İşe İade – Feshin Haklı veya Geçerli Nedene Dayandığını İspat Yükü İşverene Ait Olduğu Gibi Geçerli Nedenle Fesihte Fesih Bildiriminin Yazılı Olması ve Fesih Sebebinin de Açık ve Kesin Olarak Belirtilmesi Zorunludur

Dava; feshin geçersizliği, işe iade ve iş güvencesi tazminatlarının belirlenmesi  istemlerine ilişkindir. Feshin haklı veya geçerli nedene dayandığını ispat yükü işverene ait olduğu gibi 4857 SK’nun 19. maddesi uyarınca geçerli nedene dayalı işveren fesihlerinde, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması ve fesih sebebinin de açık ve kesin bir şekilde belirtilmesi zorunludur. Geçerli nedenle fesihte, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması feshin şekil şartı olduğundan, bu şarta uyulmaması halinde yapılan fesih geçersizdir. İşyeri gereklerinden kaynaklı sebep açıklaması ile yapılan bu fesih bildirimi, 4857 SK’nun 19. maddesinin aradığı şekilde fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde ortaya koyan bir bildirim olarak kabul edilemez. Fesih bildiriminde fesih sebebinin açık ve kesin olarak bildirilmemesi nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. 

İstinaf Yasa Yolu Başvurusunda Somut Sebep ve Gerekçe Gösterilmesi Zorunludur

HMK’nun 355. maddesi uyarınca, istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılır. Ancak kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bu husus re’sen dikkate alınır. Dosya içeriğinden, süre tutum dilekçesi verildiği, gerekçeli kararın tebliğine rağmen ayrıntılı istinaf dilekçesi verilmediği anlaşılmaktadır. İstinaf yasa yolu başvurusunda, somut sebep ve gerekçe gösterilmesi zorunludur. İstinaf dilekçesi, sıfır sebep ve gerekçeli ise bu durumda istinaf dilekçesi görülebilirlik şartından yoksun demektir. Dilekçe görülebilirlik koşullarına sahip olmadığı için HMK’nun 352. maddesi gereğince reddedilmelidir.   

İflas Davalarında İstinaf Kanun Yoluna Başvuru Süresi Özel Kanun Hükmü Uyarınca 10 Gündür

Dava, İİK’nun 155. maddesine göre iflas yolu ile yapılan ilamsız icra takibinin kesinleşmesi sebebiyle borçlu şirketin iflasına karar verilmesi talebine ilişkindir. HMK’nun 345. maddesinde istinaf kanun yoluna başvuru süresi, ilamın usulen taraflara tebliğinden itibaren  iki hafta olduğu belirtilmiş, ancak istinaf yoluna başvuru süresine dair özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. İİK’nun iflas davalarında “kanun yollarına başvurma” başlıklı 164. maddesinde, ticaret mahkemesince verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Bu durumda iflas davalarında istinaf süresi, İİK’daki özel düzenleme nedeniyle 10 gündür. Davalı-borçlu vekilinin istinaf istemi, 10 gün olarak belirlenen istinaf başvuru süresi dolduktan sonra yapıldığından, istinaf isteminin süre yönünden reddine karar verilmelidir.

Trafik Sigorta Şirketine Başvurulmadan Trafik Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat Talebiyle Açılan Dava Reddedilmeyip Dava Şartı Noksanlığının Giderilmesi İçin Kesin Süre Verilerek Sonucuna Göre İşlem Yapılmalıdır

Dava, sigorta sözleşmesinden doğan rücuen tazminat istemine ilişkindir. 14.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6704 SK ile değiştirilen 2918 Sayılı Kanunun 97. maddesi uyarınca, trafik kazası sonucunda zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında öncelikli olarak sigorta şirketine başvurması gerekmektedir.  Sigorta şirketinin başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 SK çerçevesinde tahkime başvurabilir. Yapılan yasal değişiklik sonucu, zarar gören hak sahipleri ZMMS’na karşı artık doğrudan dava açamazlar. Dava açılmadan önce sigortaya başvuru şartı noksanlığı, dava açıldıktan sonra giderilebilecek bir dava şartı noksanlığıdır. Trafik sigorta şirketine başvurmadan trafik kazası nedeniyle maddi tazminat talebiyle açılan dava reddedilmeyip dava şartı noksanlığının giderilmesi için kesin süre verilerek sonucuna göre karar verilmelidir.   

İşverenin Gebelik Nedeniyle İşçinin İş Akdini Feshetmesi “Eşit İşlem Yapma” Yükümlülüğüne Aykırılık Oluşturur – Eşit Davranmama Tazminatı

Davacı, yönetim kurulu kararına dayanılarak hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkartıldığını, hamile olması nedeniyle işten çıkartıldığının açık olduğunu, bunun da eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve ayrımcılık yapıldığını iddia ederek eşit davranmama tazminatının tahsili talebinde bulunmuştur. Eşit işlem ilkesine aykırı davranıldığını davacının ispat etmesi gerekmektedir. 4857 SK’nun 5. maddesi işverene eşit işlem yapma yükümlülüğü yüklediği gibi işveren biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça bir işçiye iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde cinsiyet veya gebelik nedeniyle farklı işlem yapamaz. İşverenin gebelik nedeniyle iş akdini feshetmesi “eşit işlem yapma” yükümlülüğüne aykırılık oluşturur. Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.   

İcra Müdürlüğünce, İcra Dosyasının Tarafı Olmayan 3. Kişiye Ait Kişisel Veri Niteliğinde Olan Tapu Kaydı ve Satış Sözleşmesinin Celbi İstenemez; Yargı Organlarına Tanınan İstisna Uyuşmazlığın Tarafları İçindir

Davacı, icra müdürlüğünden borçlunun pasif tapu kaydı sorgusu yapılmasını talep ettiklerini, borçlu şirket hakkında pasif tapu kaydı çıktığını, ancak taşınmazların hangi tarihte kime ne bedelle satıldıklarının sorulması yönündeki taleplerinin reddedildiğini belirterek icra müdürlüğü işleminin iptalini talep etmiştir. İcra dosyasının tarafı olmayan 3. kişiye ait tapu kaydı ve satış sözleşmeleri 6698 SK’nun 3. maddesi kapsamında kişisel veri niteliğindedir. Yasanın 28. maddesindeki yargısal organlara tanınan istisna, ancak uyuşmazlığın tarafları açısından geçerlidir. İcra müdürlüğünce, icra dosyasının tarafı olmayan 3. kişiye ait kişisel veri niteliğinde olan tapu kaydı ve satış sözleşmesinin celbi istenemez. Açıklanan nedenlerle, icra müdürlüğü işleminin iptaline yönelik talebin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. 

1-Cevap Dilekçesi ile Mahsup Talep Edilmiş, Karşı Dava Açılmamış ise Alacaklar Mahsup Edilerek Hüküm Kurulabilir; Ancak Karşı Dava ile Alacak Talep Edilmiş ise Mahsup Yapılarak Değil Ayrı Ayrı Hüküm Kurulmalıdır 2-Bir Davada Karşı Taraftan Tahsil Edilecek Vekalet Ücreti Avukata Aittir; Ancak Vekil Edenin Bu Ücreti Avukata Ödeme Borcu Karşı Taraftan Tahsil Edildiğinde Doğar

Dava ve karşı dava, taraflar arasındaki vekalet ve danışmanlık sözleşmesine dayalı alacak ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Davacı-karşı davalı, teslim edilen çekler tahsil edildiği halde çek bedellerinin kendisine ödenmediği iddiasıyla alacak ve manevi tazminat; davalı-karşı davacı ise, davacıların pek çok işini takip ettiğini, vekalet ücreti alacağı kaldığını ileri sürerek ücret alacağı ve manevi tazminat talep etmiştir. Cevap dilekçesi ile mahsup talep edilmiş, karşı dava açılmamışsa alacaklar mahsup edilerek hüküm kurulabilir. Ancak karşı dava ile alacak talep edilmişse mahsup yapılarak değil ayrı ayrı hüküm kurulmalıdır. Mahsup hususu yasalarda düzenlenmiş olup somut olayda mahsup şartları gerçekleşmemiştir. Bir davada karşı taraftan tahsil edilecek vekalet ücreti avukata aittir. Ancak vekil edenin bu ücreti avukata ödeme borcu karşı taraftan tahsil edildiğinde doğar. Kural böyle olmakla birlikte hakim bu kurala sıkı sıkıya bağlı kalmamalı, hakkın kötüye kullanılmasına izin verilmemeli, gerektiğinde müvekkilin bu alacağını karşı taraftan tahsil etmiş olabileceği de değerlendirilmelidir.  

Kişisel Verilerin Gizliliği Anayasa ve Yasalarla Korunmakta Olup İcra Müdürlüğünden Borçlunun Anne-Babasını Gösterir Aile Nüfus Kaydının Sorgulanarak Muris Tespiti Halinde Taşınmaz Kaydı Sorgulanması Talebi Hukuka Aykırıdır; Borçlu Adına Pasif Tapu Kaydı Sorgulaması ise Bu Kapsamda Değildir

Alacaklı, borçlu adına kayıtlı pasif taşınmaz kaydı olup olmadığının sorgulanmasını ve borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasını talep etmiş; icra müdürlüğünce talep reddedilmiştir. Dava, icra müdürlüğü işleminin iptaline ilişkindir. Kişisel veriler ve bu bağlamda nüfus kayıtları gizlidir; edinilip kaydedilmeleri ilgili kişinin açık rızasına bağlıdır. Kişisel verilerin gizliliği Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve kanunlarla düzenlenerek koruma altına alınmıştır. İcra müdürlüğünden borçlunun anne ve babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespiti halinde taşınmaz kaydı sorgulanması talebi hukuka aykırıdır. Borçlu adına pasif tapu kaydı sorgulaması ise bu kapsamda değildir. Çünkü pasif tapu kaydı sorgulamasında ulaşılacak bilgi, borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olup bu bilgi bu taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir bilgi içermez.  

Bir Sosyal Güvenlik Statüsündeki Çalışmaları Yaşlılık Aylığı Bağlanmasına Yeterli Olan Kişi Hizmet Birleştirmesine Zorlanamaz

Davacı, 506 SK kapsamındaki çalışmalarının ve prim ödeme gün sayısının 4/a kapsamında yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli olduğunu iddia ederek 4/a sigortalılığı üzerinden yaşlılık aylığı bağlanma talebinin reddine dair kurum işleminin iptali ile hizmet birleştirmesi uygulanmaksızın 4/a kapsamında yaşlılık aylığına hak kazandığının ve ödenmeyen yaşlılık aylıklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitini talep etmiştir. 506 SK kapsamındaki çalışmalarının tek başına yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, hizmet birleştirmesinin zorunlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bir sosyal güvenlik statüsündeki çalışmaları yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli olan kişi hizmet birleştirmesine zorlanamaz. 

Dava Dilekçesinde Adres Belirtilmiş Olmak Koşuluyla Davalının Belirtilen Adresine Gönderilen Dava Dilekçesi ve Duruşma Gününü Bildirir Davetiyenin Bila Tebliğ Dönmesi ve Verilen Kesin Sürede Yeni Adres Bildirilmemesi Gerekçesiyle Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesi Usul ve Yasaya Aykırıdır

Dava, ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsili talebine ilişkindir. HMK’nun 119. maddesinde belirtilen husus, dava dilekçesinde davalı tarafın adresinin hiç yazılmamış, bildirilmemiş olması durumunda davacı tarafa verilecek bir haftalık kesin süre içinde bu eksikliğin tamamlanmasının istenmesi, tamamlanmaması halinde uygulanacak yaptırımın karşı tarafa ihtar edilmesine ilişkindir. Dava dilekçesinde adres belirtilmiş olmak koşuluyla davalının gösterilen adresine gönderilen dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir davetiyenin bila tebliğ dönmesi ve verilen kesin sürede yeni adres bildirilmemesi gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bildirilen adresin MERNİS adresinin olduğunun anlaşılması karşısında Tebligat Kanunu’nun 21/2 maddesine göre dava dilekçesinin tebliğine karar verilmelidir.   

İhtiyati Hacze İtiraz – Ancak Tacirler veya Kamu Tüzel Kişileri Yetki Sözleşmesi Yapabilir – Kambiyo Senedine Dayalı Alacaklarda “Düzenleme Yeri” Mahkemeleri de Yetkilidir

İstem, bonoya dayalı ihtiyati haciz istemine ilişkindir. HMK’nun 17. maddesi uyarınca, ancak tacirler veya kamu tüzel kişileri yetki sözleşmesi yapabilirler. İhtiyati haciz konusu bonunun keşidecisi gerçek kişidir. Borçlu gerçek kişilerin şirket ortağı olmaları tek başına tacir olmayı gerektirmediğinden bonodaki yetki şartına itibar edilemez. Bu durumda bonodaki yetki şartı geçersiz olup, yetkili mahkemenin genel ilkelere göre belirlenmesi gerekir. Kambiyo senetlerinden doğan alacaklar aranacak alacaklar niteliğinde olduğundan kambiyo senedi alacaklısı kendi yerleşim yerinde kambiyo senedine mahsus ihtiyati haciz talebinde bulunamaz. Ancak, bu tür senetlerde düzenleme yeri mahkemesinin yetkili olduğu kabul edilmelidir. Düzenleme yeri mahkemesine müracaat edildiğinden, ihtiyati haciz kararı veren mahkeme yetkili olup, yetki yönünden itirazın reddine karar verilmelidir.

Kefalet Sözleşmesi – Kefalet Sözleşmesinde Şekil Şartları – Hakim Kefalet Sözleşmesinin Şekle Aykırılık Nedeniyle Hükümsüzlüğünü Re’sen Dikkate Almalıdır

Dava, genel kredi sözleşmesine dayanılarak davalı kefil aleyhine başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın iptali talebine ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi uyarınca; kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olacağı azami miktarın, kefalet tarihinin, müteselsil kefil olma durumunun kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılması gerekir. Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Somut olayda, kefalet tarihi ve müteselsil kefil olma durumu kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılmadığı gibi, eşin rızası da alınmamıştır. Hakim, kefalet sözleşmesinin şekle aykırılık nedeniyle hükümsüzlüğünü resen dikkate almalıdır.

Mirasın Gerçek Reddi İşlemine Karşı Alacaklılarının Dava Hakkı Bulunduğundan Alacaklıların Mirasın Gerçek Reddi Davasında Yer Almalarında ve İstinaf Kanun Yoluna Başvurmalarında Hukuki Yarar Yoktur

Dava, TMK’nun 605. maddesi uyarınca, hasımsız olarak açılan mirasın gerçek reddine ilişkindir. Uyuşmazlık, hasımsız açılan  mirasın reddi davalarında  murisin alacaklılarının  müdahillik talebinde bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır. Mirasçıların, mirası kayıtsız şartsız reddettiğine ilişkin sözlü veya yazılı beyanı, bozucu yenilik doğurucu hak niteliğinde olup, sulh hakimi tarafından tutanakla tespit edilmekle hukuki sonuç doğurur. Bu nevi davalarda hakiminin görevi, reddin  süresinde  olup olmadığı ve reddedenin mirasçılık sıfatı bulunup bulunmadığını incelemek; süre koşuluyla mirasçılık sıfatının gerçekleşmesi halinde ise, ret beyanını tespit ve tescil etmekten ibarettir. Mirasın gerçek reddi işlemine karşı alacaklılarının dava hakkı bulunduğundan alacaklıların mirasın gerçek reddi davasında yer almalarında ve istinaf kanun yoluna başvurmalarında hukuki yarar yoktur.  

İcra Mahkemelerince İİK Hükümlerine Göre Verilen Nihai Karar Özellikli Olmayan Tedbir Kararları HMK Kapsamında İhtiyati Tedbir Niteliğinde Olmadığından Bu Kararlara Karşı İstinaf Yolu Kapalıdır

HMK’nun 341. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. İİK hükümlerine göre icra mahkemesince verilen  nihai karar niteliğinde bulunmayan tedbir talepli ara kararlar HMK kapsamında ihtiyati tedbir niteliğinde değildir. Bu tür kararlara karşı istinaf yolu kapalı olduğundan  istinaf talebinin HMK’nun 352. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmelidir. 

Çocukla Kişisel İlişki Düzenlenmesine İlişkin Davalarda İdrak Çağındaki Çocuk Mahkemece Dinlenerek Görüşü Alınmalı, Çıkarlarına Ters Düşmeyen Görüşüne Önem Verilmelidir

Dava, çocuğun da görüşü alınmak sureti ile çocuk ile baba arasındaki kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi talebine ilişkindir. Kişisel ilişki düzenlemesi yapılırken, dikkate alınması gereken temel ilke çocuğun “üstün yararı”dır. Çocuğun üstün yararı belirlenirken, onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacı gözetilmelidir. Çocuk, kendisini ilgilendiren davalarda kendisine danışılmak ve görüşünü  ifade etmek hakkına sahiptir. Çocuğun çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde ifade edeceği görüşe önem verilmelidir. Bu nedenle kişisel ilişki düzenlemesine ilişkin davalarda, idrak çağındaki çocuklar mahkemece dinlenmeli ve tercihi sorulmalı, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanmak suretiyle kişisel ilişki hakkındaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.   

Takas Mahsup Talebi Süreye Tabi Olmayıp Her Aşamada İleri Sürülebilir

Davacı borçlunun icra mahkemesine başvurusu, İİK’nun 71. maddesine dayalı takibin kesinleşmesinden sonraki döneme ilişkin takas mahsuba dayalı itfa itirazıdır. Takas mahsup talebinin reddi üzerine davacı vekili istinaf dilekçesinde; takas mahsup talebinin takibin her aşamasında ileri sürebileceğini, şikayetin süresinde yapılmadığına ilişkin mahkeme kararının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini  talep  etmiştir. Takas mahsup talebi süreye tabi olmayıp her aşamada ileri sürülebilir. Bu nedenle, istinaf talebinin kabulü ile davanın reddine ilişkin karar kaldırılmalıdır. 

İhtiyati Haciz Kararı İçin Alacak ve Haciz Sebepleri Hakkında Kanaat Oluşturacak Kadar Delil Gösterilmesi Yeterli Olup Tam Bir İspat Gerekli Değildir

Dava, ticari kredinin ödenmemesi üzerine başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın iptali ile borçluların menkul, gayrimenkulleri ile 3. kişideki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulması talebine ilişkindir. İİK’nun 258. maddesinde; ihtiyati haciz talep eden alacaklının, alacak ve haciz sebepleri hakkında kanaat oluşturacak kadar delil göstermesinin yeterli olduğu, alacağın varlığının tam ispatının gerekmediği, yaklaşık ispatın yeterli olacağı  belirtilmektedir. Dosyaya sunulan taksitli ticari kredi sözleşmesi, ödeme planı, hesap kat ihtarı ile borçluların icra dosyasına yapmış oldukları itirazın içeriği de dikkate alındığında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için gereken yasal koşulların oluştuğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Tüketici Kredisinin Teminatı Olarak Şahsi Kefalet Verildiği Durumlarda Adi veya Müteselsil Kefalet Ayrımı Yapılmaksızın Alacaklı Asıl Borçluya Başvurmadan Doğrudan Kefilden Borcun İfasını İsteyemez

Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.  Dava dışı banka ile asıl borçlu arasında kredi kartı üyelik sözleşmesi düzenlenmiş olup, davalı müşterek borçlu ve müteselsil borçlu sıfatıyla sözleşmeyi imzalamıştır. 6502 sayılı TKHK’nun 4. maddesinde “tüketici işlemlerinde, tüketicinin edimlerine karşılık olarak alınan şahsi teminatlar, her ne  isim altında olursa olsun adi kefalet sayılır” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 4077 SK’nun 10. maddesinde de, “Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez” şeklinde düzenleme yer almaktadır. Alacaklı bankanın, asıl borçlu ile davalı kefil aleyhine birlikte icra takibi başlattığı dosya kapsamından  anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle,  davalı kefilden henüz alacağı talep etme koşulları oluşmamıştır. Buna rağmen yerel mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

İstinaf Dilekçesinde Başvuru Sebepleri ve Gerekçesinin Belirtilmesi Gerekir; Bu Koşul Yerine Getirilmemiş ise İnceleme Sadece Kamu Düzenine Aykırılık ile Sınırlı Yapılır

Dava, limited şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesi ve ayrılma payının tahsili talebine ilişkindir. HMK’nun 342. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde, başvuru sebepleri ve gerekçesinin belirtilmesi gerekir.  İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü taktirde bunu re’sen gözetir. Başvuru sebepleri ve gerekçesi istinaf dilekçesinde belirtilmemiş ise istinaf incelemesi sadece kamu düzenine aykırılık ile sınırlı yapılır.  İstinaf dilekçesinde başvuru sebep ve gerekçeleri gösterilmediği gibi kamu düzenine aykırı bir durum da bulunmadığından istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmelidir.  

İlama Dayanmayan Takiplerde Alacaklı Mahkemeye Müracaata Mecbur Kalırsa Peşin Alınan Harç Kendisine İade Edilir veya İsteği Halinde Mahkeme Harcına Mahsup Edilir

Davacı, davalı şirketten olan alacağının tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini iddia ederek itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Harçlar Kanunu’nun 29. maddesine göre; “İlama dayanmayan takiplerde alacaklı mahkemeye müracaata mecbur kalırsa, peşin alınan harç kendisine iade edilir veya  isteği halinde mahkeme harçlarına mahsup edilir.” Feragat nedeniyle ret hükmünde, dava açılırken yatırılan miktar ile icra dosyasına  yatırılan ve mahsubu gereken miktarın toplamının mahsubu ile bakiye  harcın iadesine karar verilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

• SAĞLIK ÇALIŞANLARI (ECZACILAR) VE HASTA HAKLARI

• 7101 SAYILI KANUNLA DEĞİŞİK KONKORDATO HÜKÜMLERİNİN İŞÇİ ALACAKLARININ TAHSİLİNE ETKİSİ

• İÇTİHATLAR VE BAM VE İLK DERECE MAHKEME KARARLARI İLE HAKİKATE MUHALİF MAL BEYANINDA BULUNMAK (İİK m. 338/1)

• SERMAYE PİYASASINDA BİLGİ SİSTEMLERİ YÖNETİMİ

• HUKUKUMUZDA DAVA VE CEZA İLİŞKİSİNİ SONLANDIRAN BİR HÂL OLARAK SANIĞIN VEYA HÜKÜMLÜNÜN ÖLÜMÜ

• BAĞLI TACİR YARDIMCILARINA GENEL BİR BAKIŞ

• 6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU’NA TÂBİ ANONİM ŞİRKETLERDE PAY VE PAY SENEDİNİN ÖZELLİKLERİ

• TAPU KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN GENELGESİNE GÖRE AİLE KONUTU ŞERHİ VE ŞERHİN YAPILIŞI ŞARTLARI

• ZORUNLU ARABULUCULUK UYGULAMASINDA İŞE İADE UYUŞMAZLIKLARININ ÇÖZÜMÜ

• TÜRK HUKUKUNDA YARGITAY KARARLARINDA YARDIM NAFAKASININ BELİRLENMESİNDE ETKİLİ OLAN UNSURLARI DEĞERLENDİRME

• 6100 SAYILI HMK DEĞİŞİKLİKLERİ KONUSUNDA GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİMİZ

• İSTİNAF MAHKEMELERİNİN KURULUŞ VE İŞLEYİŞİ

• MEŞRU SAVUNMA

• İHTİYATİ HACİZDE YARGILAMA YÖNTEMİ

• CMR KAPSAMINDA EŞYANIN ZİYA VE HASARINDAN KAYNAKLANAN TAZMİNAT DAVALARINDA ZAMANAŞIMI

NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2019 / SAYI: 280-281-282
NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2019 / SAYI: 280-281-282

İHTİYATİ HACİZDE GÜVENCE» (TEMİNAT) (İİK m.259) (Av. Talih UYAR)

Bu Sayıda
Güncel
Tümü