Son Eklenen Kararlar

  • Tıklayınız

    YARGITAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    DANIŞTAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

  • Tıklayınız

    B.A.M KARARLARI

TCK’nun 52/4. Maddesi Uygulamasında “Adli Para Cezasının Hapis Cezasına Çevrileceği İhtarı” ile Yetinilmelidir; “Adli Para Cezasının Ödenmemesi Halinde Hapis Cezasına Çevrilmesine” Şeklinde Karar Verilemez

Türk Ceza Kanunu’nun 52/4. maddesi gereğince; ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında hapis cezasına çevrilebileceğinin belirtilmesi gerekir. Yasanın açık düzenlemesi dikkate alınarak; “adli para cezasının hapis cezasına çevrileceği ihtarı” ile yetinilmelidir. Yerel mahkemece, açıklanan hususlar göz önünde tutulmaksızın “Adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmesine” şeklinde karar verilmesi suretiyle infazda yetkinin kısıtlanması usul ve yasaya aykırıdır. 

Sanığa Yüklenen ve Suç Olduğu Kabul Edilen Eylemler Açıklanmaksızın Sadece Sevk Maddelerini Gösteren İddianame Kamu Davasını Açan Belge Niteliğinde Değildir

İddianamede; yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri, mevcut delillerle ilişkilendirilerek yüklenen suçu oluşturan olaylar gösterilmelidir. Sanığa yüklenen ve suç sayılan maddi fiiller iddianamede açıkça göstermelidir. Hukuki nitelendirmesi yapılan fiilin, kanunda karşılığı olan suç ve cezası da belirtilmelidir.  Sanığa yüklenen ve suç olduğu kabul edilen eylemler açıklanmaksızın sadece sevk maddelerini gösterir iddianame kamu davasını açan belge niteliğinde değildir.   

Doku ve Kan Örneği CMK’nun 75. Maddesi Kapsamında Usulüne Uygun Alınmış Olmadıkça Bu Örneklere İlişkin İnceleme Raporları Hukuka Uygun Delil Olarak Kabul Edilemez

Sanık; hırsızlık, işyeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından yargılanmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 75. maddesinde; şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan örnek alınması ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Doku ve kan örneği anılan madde kapsamında usulüne uygun alınmadıkça bu örneklere ilişkin inceleme raporları hukuka uygun delil olarak kabul edilemez. Olay yerinden elde edilen kan izleri ile bir başka soruşturma kapsamında sanıktan alınan kan örneklerinin uyumlu olduğuna ilişkin Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü raporunun hükme esas alınarak sanığın atılı suçlardan cezalandırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Hakaret – Hakaret Suçunun Oluşması İçin Sanığın Söylediği Sözlerin Muhatabın Onur, Şeref ve Saygınlığını Rencide Edebilecek Nitelikte Somut Bir Fiil veya Olgu İsnadı İçermesi Gerekir

Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. 5237 SK’da 765 sayılı TCK’dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmıştır. Onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek, hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Avukat olan sanığın, şikayetçi vekili sıfatıyla takip ettiği karşılıksız çek keşide etme suçundan yapılan yargılamada, kendisine yaklaşık iki yıldır tebligat yapılmaması üzerine, dosyayı incelediği mahkeme kaleminde, katılanla tartışması sırasında sarfettiği sözlerin anlamı, söylenme amacı, katılanın konumu ve görevi birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu ifadeler; nezaket dışı, kaba, rahatsız edici hitap tarzı ve ağır eleştiri niteliğindedir. Ancak muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedeniyle hakaret suçunun koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Açıklanan nedenlerle, sanığa atılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan beraate karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Mağdur Sanığın Kullandığı Cebir veya Tehdidin Etkisiyle Malı Teslim Etmiş veya Alınmasına Karşı Koymamış ise Hırsızlık Değil Yağma Suçu Oluşur

Nitelikli yağma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eyleminin nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması gerekir. Hırsızlık suçu ise, zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malın, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almasıyla oluşur. Dosya kapsamından, sanığın zaman zaman kaldığı ve teyzesinin eşi olan mağdura ait eve gelerek mağdurdan para istediği, mağdurun vermemesi üzerine de cebindeki bıçağı çıkarıp “Bana acele 2.000 TL vereceksin, yoksa canından olursun” şeklinde tehditte bulunarak korkuttuğu mağdurdan 400 TL’yi ve masanın üzerinde bulunan 900 TL değerindeki cep telefonunu aldığı anlaşılmaktadır. Sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden eylemin nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Sıra Cetveline İtiraz Davaları Sonunda Verilen Hüküm Sadece Davanın Tarafları İçin Sonuç Doğurur

Davacı, sıra cetvelinin birinci sırasında bulunan davalı alacağının gerçek bir hukuki ilişkiye dayanmayan, bonoya dayalı muvazaalı bir alacak olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptali talebinde bulunmuştur. Sıra cetveline itiraz davaları sonunda verilen karar, sadece davanın tarafları için sonuç doğurur. Yerel mahkemece “Davacının alacağının dava giderleri de dahil olmak üzere davalıya ayrılan paydan ödenmesine” şeklinde hüküm kurulmuş; ancak artan para kalması halinde davalıya verilmesi gerektiğine ilişkin ibare yazılmamıştır. Bu durumda, “artan para bulunması halinde davalıya verilmesine” ibaresi yazılarak hüküm düzeltilerek onanmalıdır.  

Bağımsız Bölüm Verilmeyen Kooperatif Üyesinin Tazminat Talebi – Ödemelerini Hiç Yapmamış Olan Kooperatif Üyesinin Tazminat Talep Hakkı Yoktur; Ancak Eksik Ödeme Halinde de Konut Karşılığı Tazminat İstenebilir – Konut Karşılığı Tazminat Hesabı

Davacı, kooperatif üyesi olduğunu iddia ederek kooperatif uhdesinde bulunan bağımsız bölümün tapusunun iptalini ve adına tescilini, bağımsız bölüm bulunmadığı taktirde bedelinin tahsilini talep etmiştir. Ödemelerini hiç yapmamış kooperatif üyesinin tazminat talep hakkı yoktur. Ancak eksik ödeme halinde konut karşılığı tazminat istenebilir. Kooperatiflerde tüm edimlerini yerine getiren üyelere verilecek herhangi bir bağımsız bölüm bulunmaması halinde bağımsız bölüm rayiç bedellerinin verilmesi gerekir. Eksik ödeme yapılması halinde üyenin konut karşılığı tazminat alacağının hesaplanma şekli ise, Dairenin yerleşik uygulamalarında formüle edilmiştir. Yerel mahkemece, kabul edilen formüle göre hesaplanıp belirlenecek tazminat miktarına hükmedilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.   

Hakkında Kooperatif Üyeliğinden Çıkarma Kararı Verilen Ortağın Hak ve Yükümlülükleri Kararın Kesinleşmesine Kadar Devam Eder; Karar Kesinleşmeden Yerine Yeni Ortak Alınamaz

Davacı, kooperatif üyesi olan murisinin davalı kooperatifçe yaptırılan dava konusu daireyi teslim aldıktan sonra vefat ettiğini, imara aykırılık nedeniyle tapunun alınamadığını, davalı kooperatifin kötü niyetli olarak murisini üyelikten ihraç ettiğini,  ihraç kararının mahkeme kararıyla iptal edildiğini, ihraç kararının kesinleşmesi beklenmeden dairenin diğer davalılara tahsis edildiğini iddia ederek  daireye müdahalenin men’i ve ecrimisil talebinde bulunmuştur. Hakkında üyelikten çıkarma kararı verilen kooperatif ortağının hak ve yükümlülükleri kararın kesinleşmesine kadar devam eder. İhraç kararı kesinleşmeden yerine yeni ortak alınamaz. Davacının tahsis önceliği olduğu kabul edilerek dava konusu yerden davalıların müdahalesinin men’i ile bu yerin ihraç kararından önce olduğu gibi davacıya teslim edilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Islah Dilekçesi Davalıya Tebliğ Edilip Karşı Beyan ve İtiraz Olanağı Tanınmadan Karar Verilemez – Savunma Hakkı, Hukuki Dinlenilme-Açıklama ve İspat Hakkı

Uyuşmazlık, hukuki dinlenilme haklarının kısıtlanıp kısıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır. Hukuki dinlenilme hakkı; bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içermektedir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarındaki isnat ve iddiaları öğrenme, öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar. Somut olayda, davacının ıslah dilekçesi hüküm tarihinden sonra davalıya tebliğ edilmiş; davalının ıslah dilekçesine karşı beyan ve itirazlarını sunma hakkı engellenmiştir. Davalıya, ıslah dilekçesine karşı beyanlarını sunabilmesi için süre verilmelidir.   

Belirsiz Alacak Davası Açma Koşulları – İş Hukukunda Belirsiz Alacak Davası

Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. İş Hukuku’ndan kaynaklanan alacaklar bakımından baştan belirli veya belirsiz alacak davası şeklinde belirleme yapmak kural olarak doğru ve mümkün değildir. Bu sebeple İş Hukuku’nda da belirsiz alacak davasının açılabilmesi, bu davanın açılması için gerekli şartların varlığına bağlıdır. Davacı çalışma süresini, kendisine en son ödenen aylık ücret miktarını, tazminat hesaplamasına esas alınacak aylık ücrete ek para veya parayla ölçülebilen sosyal menfaatleri belirleyebilecek durumda olduğundan, dava konusu edilen kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağı belirsiz değildir. Hukuki yarar yokluğundan anılan taleplere yönelik davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir.

Gerekçe ile Hüküm Fıkrası Arasında Çelişki Bulunması Bozma Nedenidir

Dava, kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarının tahsili talebine ilişkindir. Davanın reddine veya kabulüne dair karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni ve bundan farklı bir hüküm kurulamayacağı gibi gerekçeli kararın da kısa karara uygun yazılması ve kısa kararla çelişik olmaması gerekir. Aksinin kabulü, mahkemelere güveni sarsacağı gibi Anayasa ve kanunlarda yer alan açık kurallara aykırılık oluşturur. Kararın açıklanan gerekçesi ile kurulan hüküm sonucu arasında çelişki bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Yerel mahkemece, HMK’nun 297. ve 298. maddelerindeki açık düzenlemeler dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İş Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat – Bir Davada Hem Manevi Tazminat Hem de Maddi Tazminat İstenmiş ise Avukatlık Ücreti Ayrı Ayrı Karara Bağlanmalıdır

Dava, sigortalının iş kazası sonucu ölümü nedeniyle çocuklarının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Bir davada hem manevi tazminat hem de maddi tazminat istenmiş ise avukatlık ücreti ayrı ayrı karara bağlanmalıdır. Davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri nedeniyle ayrı ayrı avukatlık ücreti takdir edilmesi gerekirken, yerel mahkemece yazılı şekilde maddi ve manevi tazminat olarak hükmedilen miktarların toplamı üzerinden avukatlık ücreti takdir edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İş Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat – İşveren Sorumluluk Sigortasının Sorumluluğu – Hak Sahibinin Sigortacıyı Davadan Önce Temerrüde Düşürdüğü Kanıtlanamaz ise Sigortacının Faiz Yükümlülüğü Dava Tarihinden Başlar

Dava, sigortalının iş kazası sonucu vefatı nedeniyle davacı eş ve çocuklar ile anne ve babanın maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davalı sigorta şirketinin sorumluluğu, işveren sorumluluk sigorta sözleşmesine dayanmaktadır. İşveren sorumluluk sigortasının sorumluluğunun sınırı, poliçe limiti dahilinde kalmak kaydıyla davalı işverenin sorumlu olduğu tutardır. Davalı sigorta şirketinin maddi ve manevi tazminat alacağı ve ferilerinden poliçe limitiyle sınırlı olarak sorumluluğuna hükmedilmesi gerekir. Sigortacının sorumluluğu, haksız fiile dayanmadığı için temerrüde düştüğü hallerde faizin başlangıç tarihi olarak temerrüt tarihi alınmalıdır. Hak sahiplerinin sigortacıyı dava tarihinden önce temerrüde düşürdüğü kanıtlanamaz ise sigortacının faiz yükümlülüğü dava tarihinden başlar.

Hizmet Tespiti – Hak Düşürücü Süre – Sigortalı Çalışmaların Kuruma Kısmen Bildirildiği Hallerde Eksik Bildirimlere Yönelik Açılan Davalar İçin Hak Düşürücü Süre İşlemez

Davacı, dava dilekçesinde belirtilen tarihler arasında davalı işyerinde geçen ve kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti talebinde bulunmuştur. Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde hak düşürücü süreden söz edilemez. Dosya kapsamından, davacının davalı işyerinde geçen bir kısım çalışmalarının kurum kayıtlarında bulunduğu anlaşılmaktadır. Sigortalı çalışmaların kuruma kısmen bildirildiği hallerde eksik bildirimlere yönelik açılan davalar için hak düşürücü süre işlemez. Açıklanan nedenlerle, davacının dilekçesinde belirttiği tarihler arasındaki süreye ilişkin talebi yönünden işin esasına girilerek toplanan deliller doğrultusunda karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

Kat Maliki Kendi Bağımsız Bölümünde Ana Yapıya Zarar Vermemek Kaydı ile Onarım, Tesis ve Değişiklik Yapabilir; Ortak Alanlarda İnşaat, Onarım ve Tesis Yapılması ise Diğer Kat Maliklerinin Rızasına Bağlıdır

Davacı; davalının, binanın mimarisine ve konstrüksiyonuna zarar verecek şekilde değişiklikler yaptığını iddia ederek diğer kat maliklerinin haklarına yönelik tecavüzün önlenmesine, davalıya ait bağımsız bölümdeki tadilat ve değişikliklerin eski hale getirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dava konusu uyuşmazlık, projeye aykırılığın eski hale getirilmesi istemine ilişkindir. Kat malikleri, kendi bağımsız bölümlerinde ana yapıya zarar vermemek kaydıyla tesis ve değişiklik yapabilirler. Ancak ortak alanlarda inşaat, onarım ve tesis yapılması diğer kat maliklerinin rızasına bağlıdır. Taşınmazın kat mülkiyetine esas olan tapu kaydı, yönetim planı ve mimari projesi ilgili yerlerden getirtilmeli, projeye aykırılık olup olmadığı araştırılmalıdır. Bilirkişi raporunda, mimari projeye aykırılık olduğu belirtilmesine rağmen davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.   

Birden Fazla Parsel Üzerine Kayıtlı Olup Toplu Yapı Yönetimine Geçilmemiş Yerler Hakkında Kat Mülkiyeti Hükümleri Uygulanmaz

Davacılar;  toplu yapı site yürütme kurulu üyesi, kat maliki ve site denetleme kurulu üyesi olduklarını, taraflar arasında imzalanan servis sözleşmesinin mutlak butlan nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek iptaline karar verilmesini talep etmişlerdir. Dava konusu uyuşmazlık, hakim müdahalesi istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, dava konusu sitenin birden fazla parsel üzerinde kurulu olduğu,  henüz toplu yapı yönetimine geçilmediği anlaşılmaktadır. Birden fazla parsel üzerine kayıtlı olup toplu yapı yönetimine geçilmemiş yerlerde kat mülkiyeti hükümleri uygulanmaz. Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın çözümünde Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin değil, genel hükümlerin uygulanması gerekir.   

Ana Taşınmazın Ortak Alanlarında Onarım, Tesis ve Değişiklik Yapılması Kat Maliklerinin 4/5’inin Yazılı Oluru ile; Dış Duvarların, Çatı ve Damın Kiralanması Gibi Önemli İşler ise Tüm Kat Maliklerinin Oybirliği Kararı ile Mümkündür

Davacı, apartman yönetiminin diğer sakinlerle birlikte karar alarak apartmanın çatı katına diğer davalı şirkete ait baz istasyonu kurdurduğunu beyanla yapılan müdahalenin meni ve baz istasyonunun kaldırılması talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, ortak alana el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir. Ana taşınmazın ortak alanlarında onarım, tesis ve değişiklik yapılması kat maliklerinin 4/5’inin yazılı oluru ile; dış duvarların, çatı ve damın kiralanması gibi önemli işler ise tüm kat maliklerinin oybirliği kararı ile mümkündür. Baz istasyonunun kurulu olduğu alanın niteliği belirlenmeden ve baz istasyonunun kurulmasına ilişkin kat maliklerince karar alınıp alınmadığı tespit edilmeden karar verilmesi hatalıdır. Baz istasyonu kat malikleri kurul kararına istinaden kurulmuş ise kat malikleri kuruluna katılıp olumlu oy kullanan tüm kat maliklerinin davaya dahil edilip taraf teşkili sağlandıktan sonra varılacak sonuca göre karar verilmelidir.   

Aval Verene Karşı Temel İlişkiye Dayanılamaz; Zamanaşımına Uğramış Bonoya Dayalı Olarak Aval Verenden Sebepsiz Zenginleşme Hükümleri Kapsamında Alacak İstenemez

Davacı, zamanaşımına uğramış bonodan kaynaklanan alacağının tahsili için başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamından, lehtarın davacı, davalıların ise aval veren oldukları anlaşılmaktadır. Aval verene karşı temel ilişkiye dayanılamaz. Zamanaşımına uğramış bonoya dayalı olarak aval verenden sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında alacak talep edilemez. Yerel mahkemece bu gerekçe ile davanın reddi gerekirken, hatalı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Trafik Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı – Tazminat Hesabında Sağ Kalan Eşin Evlenme İhtimali Kaza Tarihindeki Yaşı ve AYİM Tablolarına Göre Belirlenmelidir

Davacılar, trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları ile benimsenen ilkeler uyarınca, sağ kalan eşin evlenme ihtimali, kaza tarihindeki yaşı ve AYİM tarafından hazırlanan tablolara göre belirlenmelidir. AYİM tarafından hazırlanan tablolara göre, davacı eşin kaza tarihindeki yaşına 34 ve 18 yaş altında iki çocuğu bulunmasına göre % 7 oranında evlenme ihtimali bulunmaktadır. Hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda ise, davacı eşin rapor tarihindeki yaşı (38) esas alınarak, evlenme ihtimali bulunmadığı belirtilmektedir.  Söz konusu bilirkişi raporu doğrultusunda yapılan hesaplamanın esas alınması hatalıdır.  

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat – Yeterli Araştırma Yapılmadan Karşı Aracın Trafik Sigortacısına Değil Başka Bir Sigorta Şirketine Husumet Yöneltilmesi Kabul Edilebilir Bir Yanılgı Olmayıp Dürüstlük Kuralının İhlali Olduğundan Taraf Değişikliğine İlişkin HMK’nun 124. Maddesi Uygulanamaz

Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dava, karşı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu iddiası ile davalı sigorta şirketi aleyhine açılmıştır. Kaza tarihini kapsayan trafik sigortacısının davalı sigorta şirketi değil dava dışı sigorta şirketi olduğu anlaşıldıktan sonra dava dışı sigorta şirketine dava ihbar edilmiştir. Yeterli araştırma yapılmadan karşı aracın trafik sigortacısına değil başka sigorta şirketine husumet yöneltilmesi kabul edilebilir bir yanılgı olmayıp dürüstlük kuralının ihlali olduğundan taraf değişikliğine ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesi uygulanamaz. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, gerçek hasmın dava dışı sigorta şirketi olduğu ve HMK’nun 124. maddesi uyarınca bu durumun kabul edilebilir yanılgı olarak değerlendirilerek yasal hasmın söz konusu sigorta şirketi olduğunun tespitine karar verilmesi hatalıdır.   

Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçinde Olan Tescil Harici Taşınmazlar İçin Açılacak Tescil Davalarında Büyükşehir Belediyesi Yasal Hasımdır

Dava, kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmaz bölümü hakkında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tescil istemine ilişkindir. Kadastroca tescil harici bırakılan yerler için açılan tescil davalarında, TMK’nun 713. maddesi uyarınca davanın yasal hasım konumunda olan Hazine ve ilgili kamu tüzel kişiliğine birlikte yöneltilmesi zorunludur.  6360 SK’nun yürürlüğünden sonra büyükşehir belediyesi statüsünde olan illerin sınırları içindeki tescil harici taşınmazlar için açılacak tescil davalarında büyükşehir belediyeleri yasal hasım konumundadırlar. Yasal hasım konumunda olan büyükşehir belediyesi davaya dahil edilmeden yargılamaya devam edilerek esas hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.   

Eser Sözleşmesinden Doğan Alacak – Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ile Şirket Ortakları Gerçek Kişiler Sorumlu Tutulabileceği Gibi İlişkili Kardeş Şirketler de Sorumlu Tutulabilir

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Kural olarak tüzel kişiler, kendilerini oluşturan kişilerden bağımsız ayrı kişiler olup “sınırlı sorumluluk” ilkesi çerçevesinde hukuki işlemlerde taraf olurlar. Kimi zaman  borç ve yükümlülüklerden kurtulabilmek için tüzel kişiliğin araç olarak kötüye kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bunun engellenebilmesi amacıyla doktrinde “perdenin aralanması teorisi” geliştirilmiş; zaman içerisinde Yargıtay uygulamalarında da bu teori benimsenmiştir. Perdenin aralanması ile şirket ortakları gerçek kişiler sorumlu tutulabileceği gibi, aynı şirketler içerisinde yer alan kardeş şirketler de sorumlu tutulabilir. Somut olayda, ilişkili şirket davada taraf olarak yer almamaktadır. Perdenin aralanması teorisi, sorumlu tutulacak şirket veya şahsın hukuki durumunu etkileyeceğinden davada perdenin aralanması teorisi sonucu sorumlu tutulmak istenen şirket ya da şahısların davada yer almaları zorunludur. Mahkemece, dava dışı şirket  hakkında bu davayla birleştirilmek üzere dava açılması için süre verilip sonucuna göre karar verilmelidir.   

Görevli Mahkeme Yönünden Ticari Davalar Ticari İş Esasına Göre Değil Ticari İşletme Esasına Göre Belirlenir; Her İki Tarafın Ticari İşletmesiyle İlgili Olmadıkça Eser Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlıkta Görevli Mahkeme Ticaret Mahkemesi Değil Asliye Hukuk Mahkemesidir

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan teminat güncelleme bedeli alacağının tahsili talebine ilişkindir. 6102 SK’nun 19. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Buna göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadıkça eser sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkta görevli mahkeme ticaret mahkemesi değil asliye hukuk mahkemesidir. 

Götürü Bedelli Eser Sözleşmelerinde İş Sahibinin Fazla Ödemesi ya da Yüklenicinin Ödenmemiş Alacağı, Varsa Eksik ve Kusurlar Düşülerek Gerçekleştirilen Fiziki İmalat Oranına Götürü Bedel Uygulanarak Tespit Edilmelidir

Davacı iş sahibi, işin eksik ve kusurlu yapılması nedeniyle eser sözleşmesinin feshi ile vermiş olduğu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespiti isteminde bulunmuştur. Dosya içeriğinden,  eser sözleşmesinde götürü bedel kararlaştırıldığı, işin tamamlanmadığı, bir takım eksik ve kusurlar bulunduğu anlaşılmaktadır. Götürü bedel kararlaştırılan eser sözleşmelerinde, eser öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile kural olarak bedelin arttırılması istenemez. Götürü bedelli eser sözleşmelerinde iş sahibinin fazla ödemesi ya da yüklenicinin ödenmemiş alacağı, varsa eksik ve kusurlar düşülerek gerçekleştirilen fiziki imalat oranına götürü bedel uygulanarak tespit edilmelidir. Somut olayda bilirkişilerce bu yönteme uygun hesaplama yapılmadığı gibi mahkemece yapılan hesaplama da belirtilen yönteme uygun değildir. Açıklanan hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanlış değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Mirası Reddin İptali Talebi – Ölmeden Önce Aciz Halde Olanın Mirasını Reddeden Mirasçıları, Murisin Ölümünden Önceki Beş Yıl İçinde Ondan Aldıkları ve Paylaşımda Geri Vermekle Yükümlü Oldukları Değer Ölçüsünde Alacaklılara Karşı Sorumludurlar

Dava, mirası reddin iptali istemine ilişkindir. Yasa koyucu, murisin alacaklılarına mirası reddin iptali davası açma imkanı tanımıştır. Ödemeden aciz bir murisin mirasını reddeden mirasçılar, onun alacaklarına karşı ölümünden önceki beş yıl içinde ondan aldıkları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü oldukları değer ölçüsünde sorumludurlar. Murisin alacaklılarının korunması için belli koşulların gerçekleşmesi gerekir. Bunun için; miras açılmış olmalıdır. Ödemeden aciz bir muris bulunmalıdır. Miras, yasal süre içerisinde reddedilmelidir. Reddeden mirasçıya kazandırma yapılmış olmalıdır. Mirasın reddi kararının iptali davası tüm mirasçılara yöneltilmelidir. Bu konuda açılacak dava herhangi bir süreye tabi değildir. Talep hakkında karar verilebilmesi için murisin ölüm anında ödemeden aczinin tespit edilmesi gerekir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi hatalıdır.   

Şahsi Hak Sağlayan Kiracılık Sıfatı ile Taşınmaz Üzerinde İnşa Edilen Yapı MK’nun 724. Maddesi Kapsamında Temliken Tescil İsteme Hakkı Doğurmaz

Davacı, TMK’nun 724. maddesine dayalı olarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur. Bir kimse, kendi malzemesi ile başkasına ait tapulu taşınmazda  mütemmim cüz niteliğinde yapı yapması halinde iyi niyetli olması yanında diğer bazı koşullar da mevcutsa yapının bulunduğu  arazi parçasının tescilini mülkiyet hakkı sahibinden isteyebilir. Dosya içeriğinden, davacı kooperatifin, dava konusu taşınmazı kiralamış olduğu anlaşılmaktadır. Şahsi hak tanıyan kiracılık sıfatı ile taşınmaz üzerinde inşa edilen yapı anılan madde kapsamında temliken tescil isteme hakkı vermez. Çünkü kiracılık sıfatı ile taşınmaz üzerine yapılan tesis nedeniyle iyi niyet iddiasında bulunma olanağı yoktur. Bu durumda temliken tescil talebinin reddine karar verilmelidir.   

Tarımsal Arazilerin Satılmasında Sınırdaş Tarımsal Arazi Maliklerinin Önalım Hakkı

Davacı, sınırdaş arazi maliki sıfatıyla önalım hakkına dayalı olarak tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuştur. 6537 SK’nun 8. maddesi uyarınca, tarımsal arazilerin satılması halinde sınırdaş tarımsal arazi malikleri de önalım hakkına sahiptir. Önalım hakkına sahip birden fazla sınırdaş tarımsal arazi malikinin bulunması halinde hakim, tarımsal bütünlük arz eden sınırdaş arazi malikine önalıma konu tarımsal arazinin mülkiyetinin devrine karar verir. Somut olayda davacı, sahip olduğu taşınmazın tamamının maliki değildir. Davalıya satılan taşınmazı devraldığı taktirde toprak bütünlüğü sağlanamayacaktır. Bu durumda, anılan kanun kapsamında, önalım hakkını kullanmak mümkün değildir.  

Dava Dilekçesi Tebliğ Edilmeden Dosya Üzerinden Görevsizlik Kararı Verilemez

Uyuşmazlık, dava şartı olan “mahkemenin görevli olması” şartı hakkında taraf teşkili sağlanmadan karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Mahkemenin, dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verilebileceğini öngören HMK’nun 138. maddesi hükmü, dilekçelerin karşılıklı verilmesi zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu düzenleme, belirtilen hususlar hakkında gerekmiyorsa ön inceleme duruşması yapmaksızın karar verme yetkisi tanır. Ön inceleme duruşması yapmaksızın dosya üzerinden karar verilebilmesi için ise davanın ön inceleme aşamasına getirilmiş olması gerekmektedir. HMK’nun 137. maddesi uyarınca, ön inceleme aşamasına gelinmesi için dilekçelerin karşılıklı verilmesi gereklidir.   

Rekabet Yasağına İlişkin Uyuşmazlıklar Mutlak Ticari Dava Niteliği Taşır

Davacı, davalının şirkete ait işyerinden ayrıldıktan sonra verdiği taahhüde aykırı davranarak rekabet yasağı sözleşmesini ihlal ettiğini iddia ederek cezai şart tazminatının tahsili talebinde bulunmuştur. Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca, rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlıklar mutlak ticari dava olup görevli mahkeme ticaret mahkemesidir. Yerel mahkemece, işin esasına girilerek karar verilmesi gerekirken, iş mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Ödünç Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlıklarda Genel Mahkemeler Görevlidir – Şirket Ortağının İşçiye Verdiği Ödünç Paranın Tahsili Talep Edilen Davada Asliye Hukuk Mahkemesi Görevlidir

Davacı, davalıya borç olarak verilen bedelin ödenmediğini iddia ederek alacak talebinde bulunmuştur. Dosya içeriğinden, uyuşmazlığın şirket ortağının işçiye verdiği ödünç paradan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Ödünç sözleşmesi Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olduğundan uyuşmazlığın çözümünde iş mahkemeleri değil genel mahkemeler görevlidir. Yerel mahkemece, işin esasına girilmesi gerekirken, uyuşmazlığın işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanması nedeniyle iş mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.  

Haksız Azil Nedeniyle Tüketici Konumunda Olan Müvekkilinden Vekalet Ücreti Alacağı Talep Eden Avukatın Açtığı Dava Tüketici Mahkemesinde Görülmelidir

Davacı avukat, haksız azil nedeniyle ödenmeyen vekalet ücreti alacağının tahsilini istemiştir. Tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. Davacı avukatın, müvekkili adına ortaklığın giderilmesi ve ortaklığın giderilmesi davası ile bağlantılı mülkiyetin tespiti davasını takip ettiği dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, davalı 6502 SK kapsamında tüketici vasfını taşımaktadır. Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın çözümünde tüketici mahkemeleri görevlidir.   

Ödeme Emrinde İcra Müdürlüğünün Banka Hesap Numarasının Belirtilmemiş Olması Her Zaman Giderilebilecek Bir Eksiklik Olup Ödeme Emrinin İptalini Gerektirmez

Borçlu, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan takipte gönderilen ödeme emrinde ödemenin yapılacağı banka adı ile hesap bilgilerinin bulunmadığını ileri sürerek ödeme emrinin iptalini talep etmiştir. Ödeme emrinde icra müdürlüğünün banka hesap numarasının belirtilmemiş olması her zaman giderilebilecek bir eksiklik olup ödeme emrinin iptalini gerektirmez.  

Ekli Vekaletnamede Alacaklının Adresi Varsa Takip Talebi ve Ödeme Emrinde Adres Bulunmaması Takibin İptalini Gerektirmez; Ayrıca Adres Eksikliği Her Zaman Giderilebilir

Borçlu, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, takip talebi ve ödeme emrinde alacaklının adresinin bulunmaması sebebiyle takibin ve ödeme emrinin iptalini talep etmiştir. Takip talebine ekli vekaletnamede, alacaklının adresi varsa takip talebi ve ödeme emrinde adres bulunmaması takibin iptalini gerektirmez. Ayrıca adres eksikliği her zaman giderilebilir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, istinaf başvurusunun esastan kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına ve şikayetin kabulüyle ödeme emrinin iptaline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Arkasına Yazılan Not ile Şarta Bağlanmış Olan Senet Kambiyo Senedi Niteliği Taşımaz

Borçlular,  kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibinde, sair itirazlarının yanında dayanak senedin kambiyo niteliği bulunmadığını ileri sürerek takibin iptali istemi ile icra mahkemesine müracaat etmişlerdir. Kambiyo senetlerinin, kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini içermesi zorunludur. Bu niteliği haiz olmayan bono, kambiyo senedi niteliğinde kabul edilemez. Arkasına yazılan not ile şarta bağlanmış olan senet kambiyo senedi niteliği taşımaz. Takip dayanağı senet de arkasına yazılan not ile şarta bağlanmıştır. Açıklanan nedenlerle, icra mahkemesince takip dayanağı senedin kambiyo niteliği taşımadığı gerekçesiyle şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar vermesi usul ve yasaya uygundur.   

Haksız Rekabet Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminata İlişkin İlam Şahsın Hukukuna İlişkin Olmakla Birlikte İcraya Konulabilmesi İçin Kesinleşmesi Gerekmez

Borçlu, sair iddialarının yanında takibe dayanak ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağını iddia ederek icra takibinin iptali talebinde bulunmuştur. Takip konusu ilam, TTK’nun 54. maddesine dayanılarak açılan haksız rekabet nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasına ilişkindir. Takip dayanağı ilam, şahsın hukuku ile ilgili olmakla birlikte tarafların şahsı ile ilgili hukuki durumlarında değişiklik yaratan bir sonuç doğurmaz. Sadece malvarlığını etkileyen ve edaya ilişkin bir ilam olduğundan takibe konulabilmesi için kesinleşmesi gerekmez. Buna rağmen, takip dayanağı ilamın kesinleşmeden takibe konulamayacağı gerekçesi ile takibin iptaline karar verilmesi hatalıdır.   

Alacaklının Haciz Talebinin Yerine Getirilip Getirilmemesi Konusunda İcra Müdürünün Bir Takdir Yetkisi Yoktur; Ancak İcra Müdürü Haczi Talep Edilen Malların Haczinin Caiz Olup Olmadığı Konusunda Değerlendirme Yapıp Takdir Yetkisi Kullanabilir

Genel haciz yoluyla başlatılan ilamsız takibinde alacaklı, borçlu belediyenin 3. kişilerdeki alacaklarına haciz konulmasına yönelik taleplerinin icra müdürlüğünce reddedildiğini ileri sürerek bu kararın iptalini talep etmiştir. Kural olarak, icra müdürünün haciz talebinin yerine getirilip getirilmemesi konusunda herhangi bir takdir yetkisi yoktur. Ancak icra müdürü, haczi talep edilen malların haczinin caiz olup olmadığı konusunda değerlendirme yapıp takdir yetkisini kullanabilir. Alacaklının, borçlu belediyenin mal beyanında bildirdiği mallar dışındaki hak ve alacaklarının da haczini isteyebileceği ve icra müdürlüğünün de haczi uygulamaktan kaçınamayacağı anlaşıldığından şikayetin kabulüne karar verilmelidir. 

Tedbir Nafakasına İlişkin Ara Karar İlam Olmadığı Gibi İlam Niteliğinde Belge de Olmadığından İlamlı Takip Konusu Yapılamaz

Borçlu, takip konusu tedbir nafakasını her ay düzenli olarak  ödediği iddiasıyla itiraz ederek takibin iptalini talep etmiştir. Tedbir nafakasına ilişkin ara kararı, ilam olmadığı gibi ilam mahiyetinde belge de olmadığından ilamlı takip konusu yapılamaz. Takip dayanağı belgeye dayalı olarak ilamların icrası yolu ile takip başlatılmayacağı ve icra emri gönderilemeyeceği hususu res’en dikkate alınarak icra emrinin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Hesap Özetleri ve Dekontlar ile Belirlenebilir Olduğu Anlaşılan Ticari Kredi Kullanımında Alınan Masraflar İçin Belirsiz Alacak Davası Açılamaz – Belirsiz Alacak Davası Koşulları

Dava, taraflar arasındaki ticari kredi sözleşmelerine istinaden alınan masrafların iadesine yönelik belirsiz alacak talebine ilişkindir. Davanın belirsiz alacak davası olarak açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. Davalı bankanın almış olduğu masrafların, hesap özetleri ve dava dilekçesi ekinde sunulan dekontlar ile belirlenebilir nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda, dava konusu masraflar belirlenebilir niteliktedir. Açıklanan nedenlerle, davanın belirsiz alacak davası niteliğinde olmadığı kabul edilerek hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, esasa girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Adli Yardım Talebinin Reddine İlişkin Karara Karşı Yasal İtiraz Hakkı Tanınmadan Gider Avansı İçin Süre Verilerek Davanın Dava Şartı Yokluğundan Reddi Usul ve Kanuna Aykırıdır

Davacı, davalıların hukuka aykırı şekilde şirketi yağmaladıklarını, davalının izinsiz halka arz eylemlerinden dolayı maddi ve manevi zarara uğradığını iddia ederek adli yardım talepli olarak tazminat isteminde bulunmuştur. Adli yardım talebinin reddine ilişkin kararlara karşı bir hafta içinde kararı veren mahkemeye dilekçe vermek suretiyle itiraz edilebilir. Eldeki davada, adli yardım talebinin reddine ilişkin karara karşı itiraz hakkı tanınmaksızın, gider avansının ikmali için davacıya iki haftalık kesin süre verilmiştir. Adli yardım talebinin reddine ilişkin karara karşı yasal itiraz hakkı tanınmadan gider avansı için süre verilerek davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.    

Endüstriyel Yangın Sigorta Poliçesine Dayalı Rücuen Alacak – Çatma’ya İlişkin Hükümler İki veya Daha Fazla Geminin Çarpışması Halinde Uygulanır; Mavnanın Kıyıdaki Yangın Pompa İstasyonuna Çarpması Bu Kapsamda Değildir

Dava, endüstriyel yangın sigorta paket poliçesinden kaynaklanan rücuen alacak istemine ilişkindir. Çatmaya ilişkin hükümler iki veya daha fazla geminin çarpışması halinde uygulanır. Mavnanın kıyıdaki yangın pompa istasyonuna çarpması bu kapsamda değildir. Mahkemece, dava ve zarar tarihi itibarıyla olaya uygulanması mümkün bulunmayan 6762 SK’nun çatmaya ilişkin hükümleri uygulanmak suretiyle davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. Fiil ve zararın, genel hükümler çerçevesinde ele alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekir.   

İş Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle SGK Rücu Alacağı – Hukuk Hakimi Ceza Mahkemesinin Kusur Takdiri ile Bağlı Değilse de Mahkumiyeti Kesinleşmiş Olanlara Az da Olsa Kusur Yüklenerek Sonucuna Göre Karar Verilmelidir

Davacı SGK, iş kazası sonucu vefat eden sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir ile ödenen cenaze yardımlarının rücuan tahsili talebinde bulunmuştur. Davanın yasal dayanağı 506 SK’nun 26. maddesidir. Söz konusu maddede öngörülen sorumluluk, kusur sorumluluğu ilkesine dayanmaktadır. Hukuk hakimi, kusurun takdiri ve zarar miktarının tayini hususunda  ceza mahkemesi kararı ile bağlı değildir. Hukuk hakimi, kesinleşen ceza mahkemesi kararındaki maddi olgular ile bağlıdır. Bu nedenle mahkumiyetin kesinleşmesi halinde mahkum olanlara az da olsa bir miktar kusur verilmesi gerekmektedir. Kesinleşen ceza mahkemesi kararı ile mahkum olanlara da bir miktar kusur verilmesi gerektiği gözetilerek hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Zararlandırıcı Sigorta Olayında İşverenin Sorumluluğu

Davacı, rücuen tazminat talebinde bulunmuştur. Davanın yasal dayanakları, 5510 SK’nun 21 ve 23. maddeleridir. 5510 Sayılı Kanunun “Süresinde Bildirilmeyen Sigortalılıktan Doğan Sorumluluk” başlıklı 23. maddesinde; işverenin kaçak işçi çalıştırmasının önlenmesi amaçlanmış ve işverenin sorumluluğu kusursuz sorumluluk ilkesine dayalı olarak düzenlenmiştir. Zararlandırıcı sigorta olayında işverenin hiç kusuru olmasa bile, şayet sigortalının işe girişi süresinde kuruma bildirilmemiş ise, kurumca yapılan sosyal sigorta yardımlarının tamamından işveren sorumlu tutulmalıdır. Sigortalının iş kazası veya meslek hastalığına uğramasına birden çok kişinin birlikte kusurlarıyla sebebiyet vermeleri halinde 6098 SK’nun 61 ve 62. maddeleri uyarınca teselsül hükümlerine göre birlikte sorumlulukları söz konusu olacaktır.   

Bağ-Kur Sigortalılığının Tespiti Davasından Önce Kuruma Müracaat Etmiş Olmak ve İstemin Zımnen ya da Açıkça Reddedilmiş Olması Dava Şartıdır

Davacı, Bağ-Kur sigortalılığının tespiti talebinde bulunmuştur. 5510 Sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur. Dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumu’na müracaat edilmesi ve kurumca istemin zımnen ya da açıkça reddedilmesi gerektiği dava şartı olarak düzenlenmiştir. Dava açılmadan önce kuruma müracaat edilmemişse mahkemece, kurumun red iradesini gösterir işlem veya eylemi belgelendirmesi için davacıya ihtaratlı kesin süre verilmelidir. Verilen süre içerisinde dava şartı eksikliğinin tamamlanmaması halinde, dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmelidir. Dava şartının tamamlanması halinde ise, davanın esasına girilerek sonucuna göre karar verilmelidir.   

Satışlardan Prim Alan Satış Temsilcilerinin Fazla Çalışma Ücreti, Yüzde Usulünde Olduğu Gibi Sadece Zamlı Kısım (% 50) Dikkate Alınarak Hesaplanmalıdır

Uyuşmazlık, davalı işyerinde satış temsilcisi olarak görev yapan davacının fazla çalışma yapıp yapmadığı noktasında toplanmaktadır. Satış temsilcilerinin fazla çalışma yapıp yapmadıkları hususu, günlük faaliyet planları ile iş çizelgeleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Satış temsilcileri, genelde belli hedeflerin gerçekleşmesine bağlı olarak prim karşılığı çalışmaktadırlar.  Satış temsilcileri, ister gezerek, isterse işyerinde çalışsın mesaisi artıkça prim alacağı artacağından, bir anlamda yüzde usulü ile çalışması söz konusu olduğundan fazla çalışma ücretinin yüzde usulünde olduğu gibi sadece zamlı kısım (% 50) dikkate alınarak hesaplanması gerekir.  

İşçilik Alacakları – Bilirkişi Raporu Taraflara Tebliğ Edilmeden Karar Verilemez

Davacı, ödenmeyen ücret alacakları nedeniyle iş akdini feshettiğini, işverenden hiçbir talebi olmadığına ilişkin dilekçe imzalatıldığını, hak ve alacaklarının ödenmediğini iddia ederek ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsilini talep etmiştir. Bilirkişi raporlarının taraflarca değerlendirilebilmesi, varsa itirazlarını bildirmeleri için taraflara tebliğ edilmesi zorunludur. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, bilirkişi raporu davalı vekiline tebliğ edilmeden, davalının savunma hakkı kısıtlanarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.    

Ücret Alacağı Ödenmediği İçin Haklı Nedenle İş Akdini Fesheden İşçi Kıdem Tazminatına Hak Kazanır

Davacı, davalı işverenden birikmiş alacaklarını isteyince iş akdinin feshedildiğini iddia ederek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, çalışma ücreti ve asgari geçim indirimi alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Davacının işten ayrıldığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığı araştırılmalıdır. Davacı işçinin ödenmeyen asgari geçim indirimi alacağının tahsiline karar verilmiştir. Ücret alacağı ödenmediği için haklı nedenle iş akdini fesheden işçi kıdem tazminatına hak kazanır. Açıklanan nedenlerle, kıdem tazminatı talebinin kabulüne karar verilmelidir.   

Birden Fazla Alacaklı Tarafından Haczettirilen ve İstihkak İddiasına İtiraz Etmiş Olan Tüm Alacaklılar İstihkak Davasında Davalı Olarak Gösterilmelidir

Davacı 3. kişi, mülkiyeti kendisine ait malların haczedildiğini iddia ederek haczin kaldırılmasını talep etmiştir. Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. ve devamı maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. 3.  kişi tarafından açılan istihkak davalarında davalı kural olarak takip alacaklısıdır. İstihkak iddiasına konu mal birden fazla alacaklı tarafından haczettirilmiş ve bu alacaklılar istihkak iddiasına itiraz etmiş ise, tüm alacaklılar istihkak davasında davalı olarak gösterilmelidir. Yerel mahkemece, taraf teşkili sağlanmadan işin esasına yönelik karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

3. Kişi Haciz Sırasında İstihkak İddia Ederek Dosya Borcunu İhtirazi Kayıtla Yatırmış ise Haciz Kalkmış Olsa Bile İstihkak Davasına Ödenen Bedel Üzerinden Devam Edilmelidir

Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. maddesine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. Dosya içeriğinden, dosya borcunun tamamının haciz sırasında 3. kişi tarafından ihtirazi kayıtla haciz baskısı altında ödendiği anlaşılmaktadır. Borç, ihtirazi kayıtla ödenmiş olduğundan, hacizler kalkmış olsa bile istihkak davasına ödenen bedel üzerinden devam edilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, hacizlerin kalkmış olması nedeniyle hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İtirazın Kaldırılması – Borcu Söndüren Nitelik Taşıyan Ödeme Belgesi Savunmanın Genişletilmesi Yasağına Tabi Olmaksızın Yargılamanın Her Aşamasında İleri Sürülebilir

Davacı, kira alacağının tahsili için başlattığı icra takibine yönelik itirazın kaldırılması talebinde bulunmuştur. Davalı borçlu itiraz dilekçesinde, borcu bulunmadığını bildirmekle takibe konu borca itiraz etmiştir. Bu durumda davalı kiracı, takibe konu kira bedellerini ödediğini ispat etmekle yükümlüdür. Borcu söndüren nitelik taşıyan ödeme belgesi, savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir. Dosya içeriğinden, davalının karar düzeltme dilekçesi ekinde ödeme dekontları ibraz ettiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafından ibraz edilen ödeme belgelerinin takibe konu kiraların tamamını kapsayıp kapsamadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.   

Mal Rejiminin Tasfiyesi – Artık Değere Katılma Alacağı – Artık Değere Katılma Alacağının Hesabında Mal Rejiminin Sona Erdiği Sırada Mevcut Olan Mallar Dikkate Alınır

Davacı, evlilik sırasında edinilmiş olup dava dilekçesinde belirtilen ve davalı eş adına kayıtlı dört adet araç ve bir adet taşınmaz nedeniyle alacak talebinde bulunmuştur. İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı ve artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Mal rejiminin devamı süresince, bir eşin sahip olduğu edinilmiş malda, diğer eşin artık değerin yarısı oranında katılma alacağı hakkı vardır. Katılma alacağı, yasadan kaynaklanan bir hak olup, bu hakkı talep eden eşin gelirinin olmasına veya söz konusu mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine ya da korunmasına katkıda bulunulmasına gerek yoktur. Artık değere katılma alacağı miktarı hesaplanırken, mal rejiminin sona erdiği sırada mevcut olan malların, bu tarihteki durumlarına göre, ancak tasfiye tarihindeki rayiç değerleri esas alınır. Yargıtay uygulamalarına göre, tasfiye tarihi karar tarihidir.  

Askerlik Görevi Sırasında Kullandığı Araçla Ölüme Neden Olan Kişiye Karşı İdarece Açılan Rücuen Tazminat Davasında Olayın Zorunlu Askerlik Görevi Sırasında Olması Nedeniyle “Hakkaniyet Ögesi” Dikkate Alınarak Uygun Oranda İndirim Yapılmalıdır

Davacı bakanlık vekili, davalının zorunlu askerlik görevi sırasında kullandığı araçla  ölüme neden olması üzerine müteselsil sorumlu olarak ödediği tutarın,  davalıdan kusuru oranında rücu yoluyla tahsilini talep etmiştir. Rücunun amacı, birlikte sorumlular arasında hakkaniyete göre denge kurmaktır. Borçlar Kanunu, hakimin takdirini temel almıştır. Kusur, kapsam belirlemede etkin ise de hakkaniyet de onunla birlikte değerlendirilmelidir. Davalı, zorunlu askerlik görevi sırasında kusuru ile zarara yol açmıştır. Hizmetin karşılığında ücret almaması ve bu hizmetin anayasal bir görev niteliğinde olması nedeniyle, rücuen tazminat davasında, “hakkaniyet öğesi” dikkate alınarak uygun oranda indirim yapılmalıdır. Açıklanan nedenlerle, daha yüksek oranda hakkaniyet indirimi yapılması gerekirken bu husus dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

Yol Üzerindeki Çukur Nedeniyle Meydana Gelen Trafik Kazası Sonucu Oluşan Zarar Nedeniyle İlgili Kamu İdaresine Karşı Açılan Dava Hizmet Kusuruna Dayalı Olup İdari Yargıda Görülmelidir

Davacı, davalı idarenin bakım ve denetiminde bulunan yoldaki çukurdan kaçmak için manevra yapması nedeniyle dava dışı kişinin aracıyla çarpışmak suretiyle trafik kazası yaptığını, kaza sonucunda ağır yaralandığını belirterek uğradığı maddi ve manevi zararların tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı, bir kamu kurumu olup kural olarak, işlem ve eylemleri kamusal nitelik taşır. Görevin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesi, hizmet kusuru niteliğindedir. İdarenin hizmet kusurundan doğan zararlardan dolayı idareye karşı idari yargı yerinde tam yargı davası açılması gerekir. Yerel mahkemece, yargı yolu bakımından görevsizlik kararı verilmesi gerekirken,  işin esası hakkında karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Haksız Haciz Nedeniyle Tazminat Talebi Kabul Edildiğinde İmzaya İtiraz Sonucu İcra Mahkemesince Hükmedilmiş Olan Kötü Niyet Tazminatı Hesaplanan Tazminattan Mahsup Edilemez

Dava, haksız haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Haksız hacizden kaynaklanan tazminat talepleri, İcra Hukukunun prensiplerine bağlı olmaksızın genel hukuk kurallarına, farklı hukuki sebep, kapsam ve niteliğe dayalı  taleplerdir. İİK’nun 170/4. maddesinde düzenlenen tazminat ise, icra inkar tazminatı niteliğindedir. İcra inkar tazminatı, İcra ve İflas Kanunu’na ve takip hukukuna özgü, sadece icra prosedürü içerisinde değerlendirilen ve farklı yargılama usulüne tabi, götürü bir tazminat niteliğinde olup gerçek zararı karşılama amacı taşımaz. Açıklanan nedenlerle, haksız haciz nedeniyle belirlenen maddi tazminattan, imzaya itiraz sonucu icra mahkemesince hükmedilmiş olan, niteliği itibarıyla icra inkar tazminatı olan kötü niyet tazminatı mahsup edilemez. 

Kiracı Sözleşme Süresine veya Fesih Dönemine Uymaksızın Kiralananı Tahliye ve Teslim Ettiği Takdirde Sözleşmeden Doğan Borçları Kiralananın Benzer Koşullarla Kiraya Verilebileceği Makul Süre Kadar Devam Eder

Dava, itirazın iptali talebine ilişkindir. Dosya içeriğinden, süre bitiminden iki ay önce kiraya verene feshi ihbar tebliğ edilmesi suretiyle sözleşmenin kiracı tarafından sona erdirilebileceği kararlaştırıldığı, kiracının bu ihbar şartına uymadan ve sözleşme süresi dolmadan sözleşmeyi feshederek taşınmazı tahliye ettiği anlaşılmaktadır. Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine uymaksızın kiralananı tahliye ve teslim ettiği takdirde kira sözleşmesinden doğan borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul süre kadar devam eder. Bilirkişi raporunda, taşınmazın yeniden kiraya verilebileceği makul süre üç ay olarak belirlenmiştir. Bu durumda,  kiracının belirlenen üç aylık makul süre tazminatından sorumlu olacağının kabulü gerekir   

Hukuk Yargılamasında Bilirkişi İncelemesi - Bilirkişi Raporları Arasındaki Çelişki Giderilmeden Karar Verilemez

Dava, tazminat talebine ilişkindir. Çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Bilirkişi raporu kural olarak hakimi bağlamaz. Hakim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden karar verilemez. Dosyaya sunulan iki bilirkişi raporu arasında çelişki bulunmasına rağmen çelişki giderilmeksizin, ikinci bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

1- Dava İhbar Olunan 3. Kişi, İhbar Eden Adına ve Onun Temsilcisi Olarak Hükmü Temyiz Edebilir; Kendi Adına Temyiz Hakkı Yoktur 2- Bina veya Yapı Eseri Malikinin Sorumluluğu - Elektrik İletim Direklerinin Sahibi Tesisin Korunmasından, Bakım Eksikliğinden Doğan Zararlardan Kusursuz Olarak Sorumludur

Dava, maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Yargılama sonunda, hüküm feri müdahil hakkında değil, taraflar hakkında verilir. Dolayısıyla dava ihbar olunan 3. kişi, ihbar edenin adına ve onun temsilcisi olarak hükmü temyiz edebilirse de, kendisi adına temyiz hakkı yoktur. Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin malikleri, bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden sorumludur. Bu sorumluluğa  “kusursuz sorumluluk” veya daha geniş tanımıyla “kusura dayanmayan nesnel sebep sorumluluğu” denilmektedir. Burada malike kurtuluş kanıtı sunma olanağı tanınmamıştır. Malik, ancak illiyet bağını kesen sebeplerin varlığı durumunda sorumluluktan kurtulabilir. Buna göre,elektrik iletim direkleri de TBK’nun 69. maddesi kapsamında  olduğundan elektrik iletim direklerinin sahipleri tesisin korunmasından, bakım eksikliğinden doğan zararlardan kusursuz olarak sorumludur. O halde mahkemece, davalı şirketin meydana gelen olayda kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince sorumlu olduğu gözetilerek karar verilmelidir.   

Sahte Vekaletname ile Araç Satışı – Noterler Yaptıkları İşlemlerden Doğan Zararlardan Kusursuz Sorumludurlar; Noterin Sorumluluktan Kurtulması İçin Olay ile Zarar Arasında Nedensellik Bağının Bulunmadığının veya Kesilmiş Olduğunun İspatı Gerekir

Davacı, sahte nüfus cüzdanına dayalı olarak davalı noter başkatibi tarafından verilen sahte vekaletnameye istinaden araç satış sözleşmesi ile satın aldığı aracın  elinden alınması nedeniyle uğradığı maddi zararın davalı noterden tahsili talebinde bulunmuştur. Noterler bir işin yapılmamasından veya hatalı yahut eksik yapılmasından dolayı zarar görmüş olanlara karşı sorumludurlar. Noterlerin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur. Noterlerin sorumluluktan kurtulabilmesi için olay ile zarar arasında nedensellik bağının bulunmadığını veya kesilmiş olduğunu ispat etmeleri gerekir. Sahte nüfus cüzdanı kullanılarak düzenlenen sahte vekaletnameye istinaden söz  konusu araç satışının yapıldığı ve sonrasında da aracın davacıdan alınması nedeniyle davacının maddi zarara uğradığı sabit olmakla, nedensellik bağının kesildiğini ispat külfeti davalı notere düşmektedir. Davalı noterin, sahte nüfus cüzdanının iğfal kabiliyetinin bulunduğu iddiasını ispat edemediği dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Kira Alacağı İçin Başlatılan İlamsız Takibe İtiraz Eden ve Takibi Durduran Borçlu İtirazında Zamanaşımı Def’inde Bulunmuş ise Açılan İtirazın İptali Davasında Tekrar Zamanaşımı Def’inde Bulunması Gerekmez

Davacı, kira alacaklarının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Genel haciz yolu ile yapılan icra takibine karşı zamanaşımı def’inde bulunan borçlunun bu borca itirazının iptali için açılan davada davacı taraf, davalı/borçlunun icra takibindeki zamanaşımı itirazının yerinde olmadığını ileri sürerek itirazın iptali istemli dava açtığında mahkemece borçlunun bu zamanaşımı itirazının yerinde olup olmadığının incelenmesi gerektiğinden itirazın iptali davasında tekrar zamanaşımı def’inde bulunması gerekmez. İtirazın zamanaşımına ilişkin olduğu dikkate alınarak, davacı tarafından açılan itirazın iptali istemli davada, öncelikle zamanaşımı konusunda bir karar verilmesi gerekirken, bu konuda herhangi bir inceleme yapmaksızın işin esası incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Enerji Nakil Hattının Kopması Sonucu Çıkan Yangın Olayında Ceza Mahkemesince Görevliler Hakkında Beraat Kararı Verilmiş Olması Tazminat Davası Yönünden Bağlayıcı Değildir; Kusur İncelemesi Yapılarak Sonucuna Göre Karar Verilmelidir

Davacı; elektrik nakil hattının kopması sonucu çıkan yangın nedeniyle uğradığı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca davalı elektrik dağıtım şirketinden tahsili talebinde bulunmuştur. Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için Ceza Hukukunun mesuliyete dair hükümleri ile bağlı değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini bağlamaz. Yangın olayında ceza mahkemesi tarafından görevliler hakkında beraat kararı verilmiş olması tazminat davası yönünden bağlayıcı değildir. Kusur incelemesi yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir. Ceza mahkemesinin kusura ilişkin tespiti esas alınarak yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme Nedenine Dayalı Boşanma Kararı Verilebilmesi İçin Suçun Evlenmeden Sonra İşlenmiş Olması Gerekir

Dava, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme nedenine dayalı boşanma talebine ilişkindir. Dayanılan sebebe dayalı olarak boşanma kararı verilebilmesi için suçun evlenmeden sonra işlenmiş olması gerekir. Somut olayda ise, suç evlenme tarihinden önce işlenmiştir. Bu durum karşısında, davanın reddi gerekir.   

Karşılıklı Boşanma – Terk Eden Eşe Gönderilen İhtar, Tarafların Birlikte Seçtikleri veya TMK’nun 188. Maddesi Kapsamında Eşlerden Birinin Seçtiği ya da Hakim Tarafından Belirlenen Bağımsız Bir Eve Davet İçermelidir

Dava, karşılıklı boşanma talebine ilişkindir. Terk eden eşe gönderilen ihtar, tarafların birlikte seçtikleri veya TMK’nun 188. maddesi kapsamında eşlerden birinin seçtiği ya da hakim tarafından belirlenen bağımsız bir eve davet içermelidir. Dosya içeriğinden, davalı-karşı davacı kadının müşterek evi terk etmesinden sonra davacı-karşı davalı erkeğin de ailesine ait eve döndüğü ve eşini bu eve davet ettiği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında,  davalı-karşı davacı kadın ihtara uymamakta haklıdır. Açıklanan nedenlerle, erkeğin terke dayalı boşanma davasının reddine karar verilmelidir.  

Muris Muvazaası Terekeye Karşı Haksız Fiil, Tescil de Yolsuz Tescil Niteliğinde Olduğundan Muris Muvazaasına Dayalı Davalar Herhangi Bir Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süreye Tabi Değildir

Davacı, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak bedel talebinde bulunmuştur. Muris muvazaası, terekeye karşı haksız fiil, tescil de yolsuz tescil niteliğinde olduğundan, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği istikrar kazanmış yargısal içtihatlar ve aynı yöndeki öğreti görüşü ile benimsenmiştir. Muvazaalı işlem, hiçbir hüküm doğurmaz; muvazaa nedeninin ortadan kalkması ya da belli bir sürenin geçmesi ile görünürdeki batıl işlem geçerli hale gelmez. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, dava tarihi itibariyle 10 yıllık zamanaşımının geçtiği gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi hatalıdır.   

Muris Muvazaası Nedenine Dayalı Davalarda Dava Değeri, Taşınmazın Tümünün Değeri Üzerinden Davayı Açan Mirasçının Payına İsabet Eden Miktar Olup Harç Hesabı Buna Göre Yapılmalıdır

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkindir. Bu nevi davalarda dava değeri, taşınmazın tümünün değeri üzerinden davayı açan mirasçının/mirasçıların payına isabet eden miktardır. Bu nedenle, harç hesabı buna göre yapılmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yerel mahkemece, taşınmazların tümünün değeri üzerinden yazılı şekilde harca hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Yazılı Yargılama Usulünden Farklı Olarak Basit Yargılama Usulüne Tabi Davada Tahkikat Tamamlandığında Sözlü Yargılama İçin Ayrı Bir Kesit Yoktur; Dolayısıyla Ayrı Bir Süre Verilmez

Davacı anne, boşanma tarihinden sonra doğan çocuğun velayetinin düzenlenmesi talebinde bulunmuştur. Velayetle ilgili davalar, çekişmesiz yargı işidir. Çekişmesiz yargı işleri de kural olarak basit yargılama usulüne tabidir. Basit yargılama usulü, daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş daha basit, daha seri bir yargılama usulüdür. Basit yargılama usulünde, yazılı yargılama usulünden farklı olarak tahkikat tamamlandığında sözlü yargılama için ayrı bir kesit yoktur. Bu nedenle, ayrıca süre verilmez. Hakim tahkikatın tamamlandığı duruşmada, tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini belirterek hükmünü tefhim eder. Eldeki davada, ön inceleme duruşmasında mahkemece davacının beyanı tespit edilip, hazır olan tanığı da dinlenerek fiilen tahkikat aşamasına geçilmiş ve nihai karar verilmiştir. Usulüne uygun tebligata rağmen davalı cevap dilekçesi vermemiş ve mazeretsiz olarak da ön inceleme duruşmasına katılmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılan iş ve işlemlerde usule aykırılık bulunmamaktadır.   

1- Meslek Hastalığı Nedeniyle SGK’ca Yapılan Ödemelerin Rücuen Tazmini – Meslek Hastalığında Kaçınılmazlık Değerlendirmesi 2- Hukuk Devletinin En Önemli Özelliği Hukuki Güvenliktir; Hukuki Güvenliğin İki Temel Unsuru ise “Genellik” ve “Öngörülebilirlik” İlkeleridir

Davacı SGK vekili; kurum sigortalısının davalı işverene ait işyerinde meslek hastalığına yakalandığını, bu rahatsızlık nedeniyle kurum tarafından yapılan harcamalar nedeniyle uğranılan zararların tahsili için davalı işveren aleyhine başlatılan icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Bu nevi davalarda, işverenin sorumluluğunun tespitinde, kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınmalıdır. Kaçınılmazlıktan, işveren tarafından tüm önlemler alındığı ve kazalı da bu önlemlere uyduğu halde kaza meydana gelmişse söz edilebilir. Uyuşmazlığın çözümünde üzerinde durulması gereken husus, hukuki güvenlik ilkesidir. Hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzenleyebilmesi anlamına gelir. Kişilerin davranışlarını düzenleyen kurallar onlara güvenlik sağlamalıdır. Hukuki güvenlikle bağlantılı olarak “genellik” ve “öngörülebilirlik” hukuk devletinin iki temel unsuru kabul edilmektedir. Davalı işverenin aynı işyerinde çalışan ve meslek hastalığına yakalanan diğer sigortalılar yönünden görülen rücuen tazminat davalarında kaçınılmazlık ilkesi uygulanmadan verilen çok sayıdaki kararın onanarak kesinleştiği dikkate alındığında, Özel Dairece kaçınılmazlığın değerlendirilmesine yönelik verilen bozma kararının hukuki güvenlik ilkesini zedeleyeceği açıktır.  

Dava Açıldıktan Sonra İdrak Çağına Gelen Çocuk da Velayet Konusunda Bizzat Dinlenmeli, Görüşlerini İfade Etme Olanağı Sağlanmalı, Çıkarlarına Ters Düşmediği Ölçüde Görüşlerine Değer Verilmelidir

Uyuşmazlık, fiili ayrılık sırasında ve halen davalı baba yanında kalan müşterek çocukların velayet haklarının Türkiye’den ayrılarak Almanya’ya yerleşen davacı anneye verilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır. Velayetin anne ya da babaya verilmesi, daha çok çocuğu ilgilendiren, onun menfaatine ilişkin bir husustur.  Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi’nde yer alan hükümler ile velayete ilişkin diğer yasal düzenlemeler karşısında, velayeti düzenlenen çocuğun, idrak çağında olması halinde, tercihi onun aleyhine bir sonuç doğurmayacaksa, kendisini yakından ilgilendiren bu konuda ona danışılması ve görüşünün alınması gerekir. Dava açıldıktan sonra idrak çağına gelen çocuklar da velayet konusunda bizzat dinlenmelidir. Somut olayda, davanın açıldığı tarihte çocuklardan biri 3 yaşında ise de dava açıldıktan sonra kendi görüşlerini ifade edebilecek olgunluğa erişmiştir. Bu durumda, idrak çağına gelen çocuk velayet konusunda dinlenmelidir.   

İş Sahibinin Birden Fazla Olması Halinde Bunlardan Herbirinin Sulh veya Anlaşma ile Sonuçlanan ve Takipsiz Bırakılan İşlerde Karşı Taraf Avukatı Lehine Hükmedilen, Müteselsil Olarak Sorumlu Olacağı Avukatlık Ücreti Kapsamına Akdi Vekalet Ücreti Dahil Değildir

İçtihadı birleştirmenin konusu; Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” hâllerinden olan «iş sahibinin birden fazla olması halinde bunlardan her biri sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde» karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekâlet ücretinin girip girmediği hususudur. Belli bir hukuki yardım karşılığında avukat ile iş sahibi arasında yapılan sözleşme ilişkisinden kaynaklanan «akdi vekâlet ücretinden» dolayı bu ilişkinin tarafı olmayan, koşullarını belirleme imkânına sahip bulunmayan 3. kişi konumundaki karşı tarafın/hasmın sorumlu tutulması, Borçlar Hukuku’nun en temel prensiplerinden biri olan sözleşmelerin nispiliği ilkesine ve Anayasa’nın 48. maddesinde koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü ilkesine aykırıdır. Özel hukuk taraflara sadece kendi hakları üzerinde tasarruf yetkisi ve imkânı tanımışken, sözleşme ilişkisinin dışındaki üçüncü bir kişi (hasım) aleyhine borç ihdas edilmiş olacaktır ki, böyle bir durumun hukuk düzenince kabul edilmesi mümkün değildir. Vekâlet ücreti; avukatın yaptığı hukuki yardımının karşılığı olan bir meblağ veya değeri ifade ettiği hâlde, avukattan hiç bir hukuki yardım almayan hasmın, karşı yanın yaptığı sözleşmeden doğan vekâlet ücreti nedeniyle onun avukatı lehine müteselsilen sorumlu tutulması, avukatlık ücretinin mahiyet ve amacına da uygun değildir. Açıklanan nedenlerle, Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” hâllerinden olan “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde” karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken “akdi vekâlet ücretinin” dâhil olmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.  

Hacizli Araçların Satışını Yasaklayan Bir Hüküm Yoktur; Araç Hacizli Olarak Satılabilir ve Haciz Şerhi/Şerhleri ile Birlikte Tescil Edilebilir

Davacı,  noter satış sözleşmesi ile dava konusu aracı satın aldıktan sonra eski malikin borçları nedeniyle haciz şerhlerinin işlendiğini, idarece araç üzerinde  bulunan haciz şerhleri nedeniyle aracın  adına tescil işleminin yapılmadığını iddia ederek tescil talebinin reddine  ilişkin idari işlemin iptali talebinde bulunmuştur. Hacizli araçların satışını yasaklayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Araç hacizli olarak satılabilir ve haciz şerhi ile birlikte tescil edilebilir. Davacının tescil talep ettiği tarih itibariyle araç üzerindeki hacizlerle birlikte davacı adına trafik tescil kaydının yapılması gerektiğinden, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. 

Hiç Kimse Kendisini Suçlayan Bir Beyanda Bulunmaya Zorlanamayacağından İştirak Ettiği, Faillerinden Biri Olduğu Suç ile İlgili Olarak Davacı Emniyet Müdürü “Bildiği veya Gördüğü Bir Suçun İzlenmesi ve Suçlunun Yakalanması İçin Gerekli Girişimde Bulunmamak” Eyleminden Sorumlu Tutulamaz

Dava, emniyet müdürü olarak görev yapan davacının, görev yaptığı dönemde “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Anayasa’nın 38. maddesinde, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” düzenlemesi bulunmaktadır. Dosya kapsamından; davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Hiç kimse kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanamayacağından iştirak ettiği suç ile ilgili olarak davacı emniyet müdürünün “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” eyleminden sorumlu tutulamaz. Açıklanan nedenlerle davacıya, iştirak ettiği suçlar nedeniyle, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.   

Bu kategoride yeni eklenen karar bulunamadı.
Bu kategoride yeni eklenen karar bulunamadı.
ŞUBAT-MART 2019 / SAYI: 278-279
ŞUBAT-MART 2019 / SAYI: 278-279

İHTİYATİ HACİZDE GÜVENCE» (TEMİNAT) (İİK m.259) (Av. Talih UYAR)

Bu Sayıda
Güncel
Tümü