Son Eklenenler

  • Tıklayınız

    YARGITAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    DANIŞTAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

  • Tıklayınız

    B.A.M KARARLARI

  • Tıklayınız

    BİLİMSEL İNCELEMELER

Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma – Temyiz Başvurusunda Hükme İlişkin Bozma Nedenlerinin Gösterilmesi Zorunludur

Sanıklar, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yargılanmışlardır.  Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 294. maddesinde; “Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi, ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Dosya içeriğinden, sanığın temyiz dilekçesinde herhangi bir temyiz sebebi göstermediği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında,  temyiz isteminin CMK’nun 298. maddesi gereğince; temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi nedeniyle reddine karar verilmelidir.   

Engellenmek İstenen İş Kamu Görevlisinin Görevi Kapsamına Girmiyor ise “Görevi Yaptırmamak İçin Direnme” Suçu Oluşmaz

Görevi yaptırmamak için direnme suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişidir. Bu suçla, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Seçimlik hareketli bir suç olan görevi yaptırmamak için direnme suçunda, kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit niteliğindeki davranışların yanı sıra engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması gerekir. Başka bir anlatımla, engellenmek istenen iş, kamu görevlisinin görevi kapsamında değilse görevi yaptırmamak için direnme suçu koşulları oluşmaz.  

Ceza Yargılamasında Uzlaşma – Kovuşturma Tamamlandıktan ve Hüküm Verildikten Sonra Uzlaşma İradesinin Ortaya Çıktığından Bahisle Uzlaşma Hükümleri Uygulanamaz

Konut dokunulmazlığını ihlal suçundan yapılan yargılama sonunda, sanığın hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.  Uyuşmazlık, kovuşturma evresinde uzlaşmayı kabul etmeyen mağdurun, hükümden sonra temyiz aşamasında şikayetinden vazgeçip sanık ile anlaştığını beyan etmesi halinde uzlaşma hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Yasal düzenlemeler dikkate alındığında; uzlaştırmanın, asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem olduğu, ancak uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hallerinde kovuşturma aşamasında da mümkün olduğu kabul edilmelidir.  Kovuşturma evresindeki uzlaştırma işlemlerinin hüküm tarihi ile sınırlanmış olması ve CMK’nun 253. maddesindeki uzlaştırmanın sonuçsuz kalması durumunda tekrar uzlaşmaya gidilemeyeceği şeklindeki yasal düzenlemeler dikkate alındığında; usulüne uygun teklif sonrası kovuşturma sonuçlanıncaya kadar uzlaşma sağlanamamış ise, kovuşturma tamamlandıktan ve hüküm verildikten sonra tekrar uzlaşma yoluna gidilmesi mümkün değildir.   

Haksız Mal Edinme Suçlarında Sanığa Malvarlığını Kanuna veya Genel Ahlaka Uygun Elde Ettiğini veya Harcamalarının Geliriyle Uygun Olduğunu İspat Yükümlülüğü Getirilmiş Olması Suçsuzluğunu İspat Yükümlülüğü Olarak Değerlendirilemez; Usulüne Uygun Araştırma Yapılarak Sonucuna Göre Karar Verilmelidir

Sanık, haksız mal edinme suçundan yargılanmıştır. Uyuşmazlık; sanığın haksız mal edinip edinmediği, müsaderesine hükmedilen malvarlığı değerlerinin doğru tespit edilip edilmediği, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı noktalarında toplanmaktadır. Haksız mal edinmenin tanımı 3628 SK’nun 4. maddesinde; “Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır” şeklinde yapılmıştır. Kanunun 4. maddesi ile ilgiliye malvarlığını kanuna veya genel ahlaka uygun olarak elde ettiğini veya yaptığı harcamaların sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğunu ispat yükümlülüğü getirilmiştir. Ancak bu yükümlülük, suçsuzluğunu ispat yükümlülüğü olarak değerlendirilemez. Başka bir anlatımla, masumiyetini ispat edemediği gerekçesiyle sanığın doğrudan mahkumiyetine karar verilemez. Masumiyetini ispat yükünün şüpheli veya sanığa bırakılması Ceza Hukukunun genel ilkelerine aykırıdır. Ceza Muhakemesi Hukuku açısından da şüpheli ya da sanığa suçsuzluğunu ispat külfeti yüklenemez. Ceza muhakemesinin amacı; maddi gerçeğe ulaşmaktır. Haksız mal edinme suçunun sabit olup olmadığının tespiti bakımından mahkemece, bir bankacı, bir yeminli mali müşavir veya hesap uzmanı, ayrıca sanığın aile fertleriyle birlikte yaşam tarzına, mesleki durumuna ve sosyal seviyesine göre (yiyecek, giyecek, kira, eğitim, telefon faturaları, kredi kartı gibi) temel harcamaları ile yasal gelirlerinin denkliği ile tasarruf edebileceği miktar yönünden karşılaştırma yapabilecek, sanıkla aynı veya benzer mesleki ve gelir durumuna sahip bir uzmandan oluşacak bilirkişi heyetinden rapor aldırılmalıdır. Açıklanan usule göre hazırlanmayan, dosya içerisindeki diğer raporlarla çelişen, maddi gerçeğe ulaşma konusunda yetersiz ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporlarına dayanılarak eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması hatalıdır.   

Mühür Bozma – Mühür Kaldırılmadan (Bozulmadan) Elektrik Kullanılması Halinde de Suç Oluşur; Ancak Tebligat Koşul Değil ise de Sanığın Mühürleme İşleminden Haberdar Olması Gerekir

Mühür bozma suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın beraatine karar verilmiştir. Uyuşmazlık; sanığa atılı mühür bozma suçunun sabit olup olmadığı, bu kapsamda sanığın mühürleme işlemini bilip bilmediği  noktasında toplanmaktadır. Mühür bozma suçu, mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile oluşmaktadır. Seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile suç oluşur. Bu nedenle konulan mührün fiziken kaldırılması suçun oluşması açısından şart değildir. Bu nedenle mühür kaldırılmadan (bozulmadan) elektrik kullanılması halinde de suç oluşur. Mühür bozma suçunun kasıt unsurunun varlığından söz edilebilmesi için sanığın mühürleme işleminden haberdar olması yeterli olup ayrıca mühürlüme tutanağının tebliğine ilişkin yasal bir zorunluluk bulunmamaktadır. Sanığın, mühürleme işleminden haberdar olup olmadığının dosya kapsamından açıkça anlaşılamaması karşısında, sanığa yapılan mühürleme işlemini bilip bilmediğinin; mühürleme tutanağını düzenleyen görevlilere ise, mühürlemenin hiçbir müdahalede bulunulmadan elektrik kullanımına imkan verilebilecek şekilde yapılıp yapılmadığının ve mührün dışarıdan görünüp görünmediğinin sorulması ve gerektiğinde mahallinde keşif yapılmak suretiyle tüm deliller toplanıp değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.   

Çocuğun Nitelikli Cinsel İstismarı Suçlarında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının Kamu Davasına Katılma Hakkı Vardır

Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Uyuşmazlık; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının sanık hakkında açılan kamu davasından haberdar edilmesinin zorunlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Kadına karşı ve aile içi şiddetin önlenmesi ve faillerin cezalandırılması hususunda ülkemizin taraf olduğu uluslararası antlaşmalar ile pozitif ayrımcılık bağlamında Anayasa’nın getirdiği yükümlülüklere uygun düzenlemeler içeren 6284 SK’nun 20/2. maddesi ile bu kanunun uygulama yönetmeliğinin 46. maddelerinde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının açılan kamu davasına katılma hakkının bulunduğu belirtilmektedir. Açıklanan nedenlerle, sanık hakkında açılan kamu davasına katılma hakkı bulunan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davadan haberdar edilmesi zorunludur. Bu zorunluluğun hüküm verilinceye kadar yerine getirilmemesi halinde CMK’nun 35 ve 260. maddeleri uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunan anılan Bakanlığa gerekçeli kararın tebliğ edilmesi gerekir. Ancak somut olayda, Bakanlığa sözü edilen kanuni imkanlar tanınmamıştır. Bu durumda, Bakanlığın kanundan kaynaklanan kamu davasına katılma ve buna bağlı kanun yoluna başvurma haklarını kullanabilmesi amacıyla Özel Dairece öncelikle tevdi kararı verilmek suretiyle, gerekçeli kararın Bakanlığa tebliğinin sağlanarak yasal temyiz süresinin başlatılması gerekir.   

Sıra Cetveline Karşı Şikayette Kural Olarak Sıra Cetvelinde Öncelikli Olan veya Aynı Derecede İştirak Eden Alacaklılara Husumet Yöneltilmelidir; Pay Ayrılan ve Şikayetten Etkilenecek Olan Alacaklılar da Yargılamaya Dahil Edilmelidir

Şikayetçi banka vekili, sıra cetvelinde birinci sırada yer alan kooperatifin haczinin iki yıl içerisinde satış istenmemesi nedeniyle düştüğünü, vergi dairelerinin düşen hacze iştirak etmelerinin mümkün olmadığını sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Şikayet, kural olarak şikayet edene göre sıra cetvelinde öncelikli olan ya da aynı derecede hacze iştirak eden alacaklılara yöneltilmelidir. Sıra cetvelinde kendisine pay ayrılan ve şikayet sonucundan etkilenecek olan diğer alacaklılar da yargılamaya dahil edilmelidir. Şikayette hasım gösterilmemesi ya da eksik veya yanlış kişiye husumet yöneltilmesi talebin reddini gerektirmez. Açıklanan hususlara uygun taraf teşkili sağlanmadan, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Bir Davanın Ticari Dava Olarak Görülebilmesi İçin TTK’nun 4. maddesi Uyarınca Her İki Tarafın Tacir Olması Gerekir – Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıkların Çözümünde Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir

Davacı arsa sahibi, davalılar ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, sözleşme gereğince davalılara isabet eden villa tipi binaların arsa paylarına nazaran zeminde fiilen daha fazla yer ayrıldığını iddia ederek muarazanın önlenmesini, olmadığı takdirde tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Bir davanın ticari dava olarak görülebilmesi için TTK’nun 4. maddesi uyarınca her iki tarafın tacir olması gerekir. Davacı ve davalı kooperatifler tacir olmadığı gibi uyuşmazlık da Kooperatifler Kanunu’ndan kaynaklanmamaktadır.  Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı muarazanın önlenmesi talebine ilişkindir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri,  TBK’nun 434. maddesinde düzenlenen eser sözleşmelerinin kendine özgü bir türüdür. Bu sözleşmelerin bir tarafı arsa sahibi diğer tarafı yüklenicidir. Bu sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri de asliye hukuk mahkemesidir.  

Kooperatife Peşin Bedelli Üye Kabulünde Usül – Peşin Bedelli Üyenin Hak ve Yükümlülükleri

Davacı, davalı kooperatif yönetim kurulu tarafından aidat borçlarını ödemediği gerekçesiyle ihraç edildiğini, kooperatif üyeliğini borçsuz olarak devraldığını, aidat borcu bulunmadığını ileri sürerek ihraç kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Kooperatif ortakları, hak ve yükümlülüklerde eşit konumdadır. Yönetim kurulu bu ilkenin dışına çıkmak istediği takdirde, bu hususu genel kurul gündemine alarak, genel kurulun tartışmasına açıkça sunması gerekmekte veya genel kurulun yapılan uygulamayı açıkça ya da zımnen benimsemesi gerekmektedir. Bu nedenle, sabit ve peşin bedel ödemek suretiyle ortaklığa alınmadaki bu usule uyulmamışsa, böyle bir ortağın üyelik aidat yükümlülüğü devam eder. Açıklanan usule uyulmuşsa, ortaklığa alınmadaki bu farklılık, ortaklığa alındıktan sonra üyelik aidatı istenmesini mümkün kılmaz ise de kooperatifin amacına ulaşıncaya kadar yapılan genel yönetim ve altyapı giderlerinden ortağın sorumluluğu devam eder. Peşin bedelli üye alımı hususunda genel kurul kararı bulunmasa da, adı geçenin uzunca bir süre üyelik aidatı ödememiş olması, kooperatifin de aidat talebinde bulunmamış ve borç kaydı oluşturmamış olması karşısında peşin bedelli üyelik ilişkisinin zımnen oluştuğunun ve bu itibarla, davacının devraldığı üyeliğin peşin bedelli üyelik olduğunun kabulü gerekir.

Muvazaa İddiasına Dayalı Sıra Cetveline İtiraz Davalarında İspat Yükü Davalı Alacaklıdadır

Davacı, davalının alacağının muvazaalı olduğunu iddia ederek sıra cetvelinin iptalini talep etmiştir. Muvazaa iddiasına dayalı sıra cetveline itiraz davalarında ispat yükü, davalı alacaklıdadır. Davalı alacaklı, alacağının varlığını ve miktarını, takipten önce düzenlenmiş ve 3. kişilere karşı da ileri sürülebilecek nitelikte olan usulüne uygun, birbirini doğrulayan yazılı delillerle kanıtlamalıdır. Her zaman düzenlenmesi mümkün olan kambiyo senetleri, alacağın varlığını ispatlamaya tek başına yeterli değildir. Kambiyo senetleri, ancak tarafları ve onların cüz’i ve külli halefleri yönünden kesin delil niteliğindedir. Dosya içeriğinden, davalı tarafın, takip konusu bonoya bağlanan temel ilişki hakkında açıklama yapmadığı, bono dışında alacağın varlığını ispata elverişli delil bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davanın kabulü gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesine Dayalı Olarak Ortak Alanlardaki Eksik İş Bedeli Hisse Oranında İstenebilir – Kapıcı Dairesi Ortak Alandır

Davacı, kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak yapılan inşaatın altına kapıcı dairesi eklenmesi ve bu dairenin kendisine bırakılması konusunda anlaşmaya varıldığını, ancak bu hususun karşılıklı güven neticesinde sözleşmeye eklenmediğini, kapıcı dairesinin inşaat haliyle bırakıldığını iddia ederek eksik işler bedelinin tahsili talebinde bulunmuştur. Kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak ortak alanlardaki eksik iş bedeli hisse oranında istenebilir. Kapıcı dairesi ortak alandır. Ortak alanlardaki eksik işler bedelinin ancak hisse oranında talep edilebileceği dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Sabit Ücret+Prim Karşılığında Çalışan İşçinin Fazla Çalışma Ücreti Aylık Sabit Ücretin 1,5 ile, Prim Karşılığının ise 0,5 ile Çarpılmak Suretiyle Hesaplanması Gerekir

Davacı, davalıya ait işyerinde araç satış danışmanı olarak çalıştığını, iş akdini primlerinin, fazla çalışma ücretlerinin ve genel tatil ücretlerinin ödenmemesi sebebiyle haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile diğer işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, fazla çalışma alacağının hesabı noktasında toplanmaktadır. Davacı, aylık sabit ücret + satış sayısına bağlı prim karşılığında çalışmaktadır. Bu nevi çalışan işçinin fazla çalışma ücreti, aylık sabit ücretin 1, 5 ile, prim karşılığının ise 0,5 ile çarpılmak suretiyle hesaplanması gerekir. Fazla çalışma ücretinin hesaplamasında açıklanan bu hususlara dikkat edilmeksizin yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalıdır.  

Kendi İşyerinde Bedeni Gücü ile Çalışan Kişi Dahil 3’den Fazla Çalışan Olan İşyeri Esnaf ve Sanatkar Faaliyeti Kapsamında Olmayıp İş Kanunu’na Tabidir

Davacı işçi, kullandığı rapor izninden sonra iş başı yaptırılmayarak iş akdine haksız olarak son verildiğini iddia ederek ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, davalının esnaf olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 5362 SK’nun 3. maddesinde belirtilen esnaf ve sanatkâr faaliyeti kapsamında kalan işyerinde 3 kişinin çalışması halinde, 4857 SK’nun 4. maddesinin (ı) bendi uyarınca, bu işyeri İş Kanunu’nun kapsamının dışında kalmaktadır. maddede 3 işçi yerine “3 kişi”den söz edilmiştir. Bu ifade, işyerinde bedeni gücünü ortaya koyan meslek ve sanat erbabını da kapsamaktadır. Kendi işyerinde bedeni gücü ile çalışmakta olan esnaf dahil olmak üzere çalışan sayısının 3’den fazla olması halinde işyeri 4857 SK’ya tabi olur. Davalının, işyerinde  bedeni gücü ile işyerinde çalıştığı, işyerinde çalışan sayısının davalı dahil 3 kişiden fazla olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda davacının  İş Kanunu kapsamında çalıştığının kabulü gerekir.   

İşçinin İşveren Yetkililerine Hakaret Etmesi İşveren İçin Haklı Fesih Nedenidir; Bu Halde Kıdem ve İhbar Tazminatı İstenemez

Davacı, davalı şirkete ait akaryakıt istasyonunda market elemanı ve şoför olarak çalıştığını, iş akdinin haksız olarak feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. İşçinin işverene veya ailesine karşı şeref ve namusuna dokunacak sözler söylemesi veya davranışlarda bulunması ya da işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunması veya işçinin işverene veya aile üyelerinden birine sataşması haklı fesih nedeni olarak düzenlenmiştir. İşçinin işveren yetkililerine hakaret etmesi de işveren yönünden haklı fesih nedenidir. Bu nevi durumlarda kıdem ve ihbar tazminatı istenemez. İşverence davacının işveren yetkililerine hakaret ettiğine dair güvenlik kamerası kayıtları dosyaya sunulmuştur. Mahkemece, CD çözümü yaptırılmadan eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.    

Kural Olarak Hakim İki Tarafın İddia ve Savunmaları ile Bağlıdır – Talepten Fazlaya Karar Verilemez

Davacı, davalı kurumun ölüm aylığı üzerinde yaptığı yersiz ve haksız kesintinin iptali ile karar tarihine kadar yapılacak kesintilerin yasal faiziyle geri iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Uyuşmazlık, davacının babasından almış olduğu aylığın iptali nedeniyle eşinden almış olduğu aylıktan kurumca yapılan kesintilerin iptalinin gerekip gerekmediği, davacıya iadesinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmıştır. Hakim, kural olarak iki tarafın iddia ve savunmaları ile bağlı olup talepten fazlasına hüküm veremez.   Yerel mahkemece, açıklanan hususlar ve davacının talebi dikkate alınmaksızın, talep aşılarak davacının babasından ölüm aylığı almaya hak kazandığının tespitine ve davalı kurum tarafından çıkartılan borcun iptaline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İş Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Ana ve Babanın Açtığı Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Davalarında Ana ve Babaya SGK’dan Gelir Bağlanmış Olması Şartı Aranmaz; Çocukların Ana ve Babaya Destekliği Karine Olarak Kabul Edilmektedir

Davacılar, murislerinin iş kazası sonucu ölümü nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 22.06.2018 tarih ve E: 2016/5 E, K: 2018/6 sayılı kararında; ana ve babanın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için SGK’dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların ana ve babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir. Yerel mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, TBK’nun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre davacı ana ve babanın birbirlerine desteği ile varsa diğer çocuklarından alabilecekleri destek de dikkate alınarak hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, davacı ana ve babaya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gelir bağlanmadığından destek olgusu ispat edilemediği gerekçesiyle maddi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi hatalıdır.   

Asıl İşveren ve Alt İşveren, Alt İşverenin İşçilerine Karşı Kanundan, İş Sözleşmesinden veya Alt İşverenin Taraf Olduğu TİS’den Doğan Yükümlülüklerinden Birlikte Sorumludur – Asıl İşveren Alt İşveren İlişkisi

Dava, murisin iş kazası sonucu ölümü nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak  kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Açıklanan nedenlerle, davalı şirketler arasında yapılan sözleşme dosyaya celbi edilmeli, davalı şirketler arasında alt işveren-asıl işveren ilişkisi açıklığa kavuşturulmalı, davalı şirketin asıl işveren olarak sorumlu tutulup tutulamayacağı yönünde bir karar vermelidir.   

Riskli Yapı Kararı Bulunan Taşınmazla İlgili Güçlendirmenin Mümkün Olup Olmadığının Tespiti ve Güçlendirme Konusunda Hakimin Müdahalesi İstenebilir

Dava, uyuşmazlık konusu binanın riskli yapı durumunda olmadığının ve güçlendirme yapılmak suretiyle afetlere karşı da dayanıklılığının yeterince sağlanabileceğinin tespiti, taşınmaz üzerindeki riskli yapı şerhinin kaldırılması, davalıya ait dairenin oturulabilir hale gelmesinin hakimin müdahalesiyle sağlanması talebine ilişkindir. Riskli yapı kararı bulunan taşınmazla ilgili güçlendirmenin mümkün olup olmadığının tespiti ve güçlendirme konusunda hakimin müdahalesi istenebilir. Yerel mahkemece,  işin esasına girilerek taraf  delilleri toplanmak suretiyle varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, söz konusu işlemlerin idari işlem olması sebebiyle davanın idari yargıda açılması gerektiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.  

Kat Mülkiyetine Tabi Taşınmazlarda Isı Pay Ölçer Sisteminin Kurulması veya Bu Sistemden Vazgeçilmesine İlişkin Kararlar Kat Maliklerinin Sayı ve Arsa Payı Çoğunluğu ile Alınabilir

Davacılar, apartmanlarının ısınmasında ısı pay ölçer sistemi kullandıklarını, daha sonra alınan kararla  ısı ölçer payı sistemini iptal edip, toplu ödeme sistemine geçtiklerini beyanla bu sistemin kaldırılarak yeniden ısı payı ölçer sistemine geçilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir. Uyuşmazlık, kat malikleri kurul kararının iptali istemine ilişkindir. Kat mülkiyetine tabi taşınmazlarda, ısı pay ölçer sisteminin kurulması veya bu sistemden vazgeçilmesine ilişkin kararlar, kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile alınabilir. Mahkemece, ısı pay ölçer sisteminden vazgeçilmesine ilişkin kararın,  kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile alınıp alınmadığı araştırılarak varılacak sonuca göre karar verilmelidir.   

Dava Şartları Kanundaki Sıraya Göre İncelenir – Mahkeme Görevsiz ise Yetkisizlik Kararı Verilemez

Davacı, icra takibinde ödenmeyen bakiye yakıt ve aidat alacağının tahsili talebinde bulunmuştur. Bir davada, dava şartlarının olup olmadığına 6100 SK’nun 114. maddesinde gösterilen sıralamaya göre bakmak gerekir. Bu durumda görevli olmayan bir mahkemede açılan davada, mahkemenin yetkili olup olmadığına bakılamaz. Öncelikle görevli mahkemenin belirlenmesi gerekir. Başka bir anlatımla, mahkeme görevsiz ise yetkisizlik kararı veremez. Öncelikle görev hususunun değerlendirilmesi gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Türk Lirası Cinsinden Bir Alacak Herhangi Bir Döviz Cinsine Çevrilerek Takip Yapılamaz

Dava, kur farkı alacağı davasıdır. Sözleşmede, satışın Euro üzerinden olacağı ve TL ile ödeme yapılması halinde TCMB Efektif Satış Kuruna göre mahsup yapılacağı ve arada eksik ödeme kalırsa kur farkı olarak talep edileceği belirtilmektedir. Davalı Euro borcunu TL olarak ödemiş, ancak eksik ödeme nedeniyle TL cinsinden kur farkı borcu doğmuştur. Döviz cinsinden alacağı olan bir kimsenin bunu memleket parası olan TL’ye çevirerek takip yapması mümkün ise de TL alacağı olan bir kimsenin bunu herhangi bir döviz cinsine çevirerek takip yapmasına olanak yoktur. Davalının davacıya Euro cinsinden borcu olmadığından TL cinsinden alacak hakları saklı kalmak kaydıyla davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne kararı verilmesi hatalıdır.    

Borçtan Şahsen Sorumlu Olmayan İpotekli Taşınmaz Malikine TTK’nun 887. maddesi Kapsamında İhbar Yapılmadıkça İpotek Borçluları İçin Borç Muaccel Hale Gelmez

Dava, menfi tespit ve istirdat talebine ilişkindir. Borçtan şahsen sorumlu olmayan ipotekli taşınmaz malikine TTK’nun 887. maddesi uyarınca ihbar yapılmadıkça ipotek borçluları için borç muaccel hale gelmez. Açıklanan nedenle mahkemece, dava şartı olan davacı ipotekli taşınmaz malikine anılan düzenleme uyarınca muacceliyet ihbarı yapılıp yapılmadığı araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Konut Sigorta Sözleşmesine Dayalı Rücuen Alacak – Sigortacının Sorumlu Kişi Aleyhine Açacağı Halefiyet Davası Bir Ticari Dava Olmadığından Görevli Mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir

Davacı, konut sigorta sözleşmesine dayalı rücuen alacağının tahsili amacıyla başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptali isteminde bulunmuştur. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 22.3.1944 tarih ve 37 Esas, 9 Karar sayılı kararında; “sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir.” şeklinde açıklanmaktadır. Davanın sigorta sözleşmesinden değil, davalının kusuru ile gerçekleşmesine sebebiyet verdiği iddia edilen haksız fiilden kaynaklandığı anlaşıldığından uyuşmazlığın çözümünde asliye hukuk mahkemesi görevlidir.   

Trafik Kazası Nedeniyle Kasko Sigortasından Tazminat Talebi – Kaza Yerinden Can Güvenliği Nedeniyle Uzaklaştığını İddia Eden Ancak Kolluğa Başvurmayan Sürücü-Sigortalının Bu Davranışı “Zorunlu Haller” Kapsamında Olmadığı Gibi İspat Yükü de Yer Değiştirir

Davacı, kasko sigorta sözleşmesine dayalı tazminat isteminde bulunmuştur. Uyuşmazlık, kaskolu araç sürücüsünün kazadan sonra olay yerini terk etmesinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı, kaza yerinin terki nedeniyle kazada oluşan hasarın poliçe teminatı kapsamında olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Olay tarihinde geçerli olan KSGŞ’nın A.5.10. maddesinde, “zorunlu haller (tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma vb) hariç olmak üzere bu maddenin 5.4 ve 5.5 nolu bendlerdeki ihlaller nedeniyle, sürücünün kimliğinin tespit edilmesini engellemek için kaza yerinden ayrılma” denilmek suretiyle, maddede ifade olunan haller ile benzer haller dışında olay yerini terkin, zararın teminat dışı olmasına yol açacağı kabul edilmiştir. Kaza yerinden can güvenliği nedeniyle uzaklaştığını iddia eden ancak kolluğa başvurmayan sürücü-sigortalının bu davranışı “zorunlu haller” kapsamında olmadığı gibi ispat yükü de yer değiştirir. Somut olayın özellikleri gereği, davacıya ait araç sürücüsünün kaza anında alkollü olmadığı ve zararın poliçe teminatı kapsamında kaldığını ispat yükünün, davacı sigortalıya geçtiği dikkate alınmaksızın, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

Kural Olarak (3402 SK’nun 30. maddesinde Sayılan Durumlar Dışında) Kadastro Hakiminin Hak Sahibini Re’sen Belirleme Yetkisi Yoktur

Davacı Hazine, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, davalının zilyetlikle iktisap koşullarını taşımadığını öne sürerek kadastro tespitine itiraz etmiştir. Kural olarak, 3402 Sayılı Kanunun 30. maddesinde sayılan durumlar dışında kadastro hakiminin hak sahibini re’sen belirleme yetkisi yoktur. Somut olayda, anılan kanun maddesinde yer alan haller olmadığına göre tarafların iddia ve savunmaları kapsamında dava görülüp sonuçlandırılmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın,  dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.   

Dava Açıldıktan Sonra Dava Konusunun Devri Halinde Davacının Seçimlik Hakkı Vardır; Seçimlik Hak Mahkemece de Re’sen Gözetilmeli ve Davacıya Hatırlatılarak Sonucuna Göre İşlem Yapılmalıdır

Dava, miras yoluyla gelen hakka dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. HMK’nun 125. maddesi uyarınca, dava açıldıktan sonra dava konusunun üçüncü kişiye devri halinde, davacının seçimlik hakkı bulunmaktadır. Buna göre davacı, davasını eski malike karşı tazminat davasına dönüştürebileceği gibi, devreden kişiye karşı olan davasından vazgeçerek davaya yeni maliklere karşı devam edebilir. Seçimlik hak mahkemece de re’sen gözetilmeli ve davacıya hatırlatılarak sonucuna göre işlem yapılmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, davanın pasif husumet yokluğu gerekçesi ile usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Gerekçe ile Hükmün Çelişkili Olması Usul ve Yasaya Aykırıdır – Hükmedilen Miktar Tashih Yoluyla Değiştirilemez

Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tazminat talebine ilişkindir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında; gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmektedir. Gerekçeli karar ile hüküm fıkrasının çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hükümden bahsedilemez. Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması;  Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı ve adil yargılanma hakkı prensibine açıkça aykırı olacaktır. Hükmedilen miktar tashih yoluyla değiştirilemez.   

Senetle İspatı Gereken Bir Hukuki İşlemin Miktar ve Değeri, Ödeme veya Borçtan Kurtarma Gibi Nedenlerle Senetle İspat Sınırının Altına Düşse Bile Senetsiz İspat Edilemez

Dava, eser sözleşmesine dayalı bakiye iş bedelinin tahsili amacı ile başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali talebine ilişkindir. Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemler, yapıldıkları zaman belli bir miktarı geçtiği takdirde senetle ispat edilmesi gerekir. Senetle ispatı gereken bir hukuki işlemin miktar ve değeri, ödeme veya borçtan kurtarma gibi nedenlerle senetle ispat miktarının altına düşse bile senetsiz ispat edilemez. Senetle ispatı gereken hususlarda ancak karşı tarafın açık muvafakati varsa tanık dinlenebilir. Davacının, daire bedelinin ödendiğine ilişkin tanık dinletilmesine açıkça muvafakati olmadığı halde tanık dinlenilmesi ve dinlenen tanık beyanlarına dayanılarak karar verilmesi hatalıdır.

Davalı Vekilinin Mazeretinin Reddine Karar Verilmiş Olsa Dahi Tahkikat Bittikten Sonra Sözlü Yargılama İçin Duruşma Günü Tayin Edilerek Bildirilmelidir

Dava, HMK yürürlüğe girdikten sonra  açılmıştır. HMK’da ilk derece yargılamasında yazılı yargılama usulü, beş aşama olarak düzenlenmiştir. Davalı vekilinin mazeretinin reddine karar verilmiş olsa bile tahkikat bittikten sonra HMK’nın 186. maddesi uyarınca sözlü yargılama için duruşma günü tayin edilerek bildirilmesi gerekir. Sözlü yargılama için tayin edilen günde davalı vekili katılmasa dahi dava sonuçlandırılıp hüküm kurulmalıdır. Açıklanan ilkeler dikkate alınmaksızın, adil yargılama hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenilme hakkına aykırı şekilde savunma hakkı kısıtlanarak esastan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.   

Murisin En Yakın Yasal Mirasçıları Mirası Reddetmeleri Halinde Miras Diğer Mirasçılara Geçmez; Sulh Mahkemesince İflas Hükümlerine Göre Tasfiye Gerekir

Dava, mirasın hükmen reddi talebine ilişkindir. Murisin en yakın yasal mirasçıları mirası reddetmeleri halinde miras diğer mirasçılara geçmez. En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir. Somut olayda, murisin en yakın yasal mirasçılarının tamamı tarafından miras reddedilmiş olduğundan miras davacı olan toruna geçmemiştir. Miras kendisine geçmemiş olduğundan davacının mirasın hükmen reddini talep etme hakkı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenle, davanın reddi gerekir.    

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi ile Yapılan İnşaattan Yükleniciden Temlik Alınan Şahsi Hakka Dayalı Olarak Açılan Tapu İptali ve Tescil Davasında Yüklenici ve Arsa Sahibi Zorunlu Dava Arkadaşıdır

Davacı, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile yapılan inşaatta yükleniciden temlik alınan şahsi hakka dayalı olarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur.  Kural olarak, davacının arsa sahibi ile yüklenici arasında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye bırakılması kararlaştırılan bağımsız bölümü yükleniciden temlik alması halinde arsa sahibini ifaya zorlayabilmesi için bazı koşulların varlığı gerekir. Yüklenici, ancak kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca edimini yerine getirdiği takdirde kazanacağı kişisel hakkı üçüncü kişilere devredebilir. Yükleniciden temlik alınan şahsi hakka dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında, yüklenici ile arsa sahibi arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davacıya arsa sahibi hakkında dava açmak üzere mehil vermelidir.   

Vekilin Mirasın Reddini İsteyebilmesi İçin Vekaletnamede Özel Yetki Verilmiş Olmalıdır – Mirasın Hükmen Reddi – Terekenin Borca Batıklığının Tespiti

Dava, murisin terekesinin borca batık olduğunun tespiti ile mirasın hükmen reddine karar verilmesi talebine ilişkindir. Bu nevi davalarda, terekenin açıkça borca batık olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. İcra takibi sonunda aciz vesikası düzenlenmesi halinde terekenin borca batık olduğu kabul edilir. Aksi halde terekenin borca batık olup olmadığı, murisin alacak ve borçları araştırılarak aktif malvarlığı ile takibe konu borç miktarı dikkate alınarak aktif ve pasifinin  tereddüde neden olmayacak şekilde belirlenmelidir.  Öte yandan vekilin, mirasın hükmen reddini isteyebilmesi için vekaletnamede özel yetki verilmiş olmalıdır. Davacılar vekilinin vekaletnamesinde mirasın reddini içeren özel yetki bulunmamaktadır. Bu durumda, davacılar vekiline özel yetkiyi içeren vekaletname sunması için süre verilmeli ve bu eksiklik tamamlattırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.   

Satın Alınan Dairenin Ayıplı Olması Nedeniyle Değer Düşüklüğü Bedeli Talep Edilen Davada “Nispi Metod” Uygulanarak Sonuca Gidilmeli; Satış Tarihi İtibariyle Ayıpsız Değer ile Ayıplı Değer Oranlanmalı, Satış Bedelinden İndirilecek Miktar Belirlenmelidir

Davacı, davalıdan satın aldığı dairenin ayıplı olduğunu, bu nedenle dairede değer düşüklüğü meydana geldiğini iddia ederek değer kaybının tahsili talebinde bulunmuştur. Ayıp nedeniyle değer düşüklüğü talep edilen davalarda, Yargıtay tarafından öteden beri uygulanan “nispi metod” olarak adlandırılan hesaplama yöntemi benimsenmektedir. Satış tarihi itibariyle ayıpsız rayiç değer ile ayıplı haldeki rayiç değer ayrı ayrı belirlenmeli, bu iki değerin birbirine bölünmesi suretiyle elde edilecek oran, satış bedeline uygulanmalı, satış bedelinden indirilecek miktar belirlenmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, sözleşmedeki satış bedeli üzerinden başka bir dosyada esas alınan % 5 değer kaybının bu dosya için de uygun olduğu belirtilerek indirilmesi gereken tutarın belirlenmesi hatalıdır.  

Bankanın İpotekli Finansman Kredisi Borçlusu Tüketici Aleyhine Tüm Borç Üzerinden Takip Yapabilmesi İçin Birbirini İzleyen En Az İki Taksit Ödenmemiş ve Yedi Gün Süreli Muacceliyet İhtarında Bulunmuş Olması Gerekir

Davacı banka, davalıya kullandırılan kredi taksitlerinin ödenmemesi nedeniyle tüm alacağın muaccel olduğundan bahisle hesabı kat edilerek kalan tüm taksitlerin tahsili için başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Bankanın ipotekli finansman kredisi borçlu tüketici aleyhine tüm borç üzerinden icra takibi yapabilmesi için birbirini izleyen en az iki taksit ödenmemiş ve yedi gün süreli muacceliyet ihtarında bulunmuş olması gerekir. Dosya kapsamından, davalı borçlunun birbirini izleyen en az iki taksiti ödemede temerrüde düşmüş olduğu anlaşılmaktadır. Davalıya gönderilen ihtar tebliğ edilmediğinden, bu ihtar usule uygun bir muacceliyet ihtarı olarak kabul edilemez. Bu durumda,  tüm kredi borcu için takip yapılamaz.  

Takas Talebi Karşı Dava ile İleri Sürülebileceği Gibi Def’i Olarak da İleri Sürülebilir

Davacı, hizmet sözleşmesine dayalı olarak davalı bünyesinde pilot olarak görev yaptığını, sözleşmeyi ailevi nedenlerle feshetmek zorunda kaldığını iddia ederek ödenmemiş olan aylık ücretleri ile bacak parası olarak tabir edilen uçuş başına aldığı ücretlerin davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı ise, kendisinin de davacıdan ceza-i şart alacağı olduğunu, bunun davacının varsa alacağından mahsubu gerektiğini savunmuştur.  Takas talebi, karşı dava ile ileri sürülebileceği gibi def’i olarak da ileri sürülebilir. Davalının talebinin dikkate alınması, değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Miras Bırakanın Ölümünden İtibaren Üç Gün ve Devamında Üç Ay Süre ile Mirasçıları Hakkında Takip Yapılamaz

Senedi düzenleyen borçlunun ölümü üzerine mirasçıları aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan icra takibinde, mirasçı borçlular, murisin imzasına itiraz ederek takibin iptalini talep etmişlerdir. Miras bırakanın ölümünden itibaren üç gün ve devamında üç ay süreyle mirasçıları hakkında takip yapılamaz. Üç aylık süre dolmadan  şikayetçi mirasçılar aleyhine takip başlatıldığı dosya kapsamı ile sabittir. Kamu düzenine aykırılık teşkil eden bu husus re’sen dikkate alınarak,  takibin iptaline karar verilmelidir.   

Kamulaştırmasız El Atmaya İlişkin İlamlarda Hüküm Altına Alınmış Olan Tazminatlara da Kamu Alacakları İçin Belirlenen En Yüksek Faiz Oranının Uygulanması Gerekir

Kamulaştırmasız el atma davaları uygulamada sıklıkla karşılaşılan davalardan olmakla birlikte, yasa ile düzenlenmiş değildir. Bu konuya ilişkin tek yasal düzenleme olan Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesi de 10.04.2003 tarih ve E: 2002/112, K: 2003/33  sayılı Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir. Uygulamada kamulaştırmasız el atma davalarına İBK., HGK. ve hukuk dairelerinin içtihatlarıyla yön verilmektedir. Uyuşmazlık, kamulaştırmasız el atma nedeniyle hükmedilen tazminatlara, uygulanacak faizin ne tür ve oranda olması gerektiği noktasında toplanmaktadır. Kamulaştırma Kanunu’nda gecikme faizi düzenlenmemiştir. Kamulaştırmasız el atmanın hukuksal niteliği itibariyle bir haksız eylem olduğu, haksız eylemden doğan borçların, tazmini nitelikte olmaları nedeniyle uygulanacak faizin yasal faiz olduğu yönünde süregelen bir uygulama bulunmaktadır. Ancak, içtihat değişikliğine gidilerek kamulaştırmasız el atmaya ilişkin ilamlarda hüküm altına alınmış olan tazminatlara da kamu alacakları için belirlenen en yüksek faiz oranının uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır.    

İlk Derece Mahkemesi Kararını Kaldıran İstinaf Mahkemesi Hükmün Bir Kısmını Muhafaza Ederek Diğer Kısmı İçin Karar Veremez; Yeniden Esas Hakkında Karar Verilmelidir

Borçlu, meskeniyet şikayeti ile icra mahkemesine başvurmuş; yapılan yargılama sonucu şikayetin kabulüne karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararını kaldıran bölge adliye mahkemesi, hükmün bir kısmını muhafaza ederek diğer kısmı için karar veremez. Yeniden bir bütün olarak esas hakkında hüküm kurulmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın,  infazda tereddüt oluşturacak şekilde ilk derece mahkemesi kararının bir kısmının muhafaza edilip, diğer kısmı yönünden yeniden karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Takibin İptali Talebi – Bonoda “Ödeme Günü” Rakam ve Yazı ile Usule Uygun Yazılmış ise Düzenleme Tarihinin “Vade Tarihi” Kısmında Tekrar Yazılması Çift Vade Anlamına Gelmez

Bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibinde mahkemece, senette iki farklı vade tarihi bulunduğu gerekçesiyle icra  takibinin iptaline karar verilmiştir. Çift vadeli düzenlenen senetler, bono vasfında sayılamaz. Ancak bonoda “ödeme günü” rakam ve yazı ile usule uygun yazılmışsa, düzenleme tarihinin “vade tarihi” kısmında tekrar yazılması çift vade anlamına gelmez. Aksinin kabulü aşırı şekilcilik olup hak kaybına neden olur. Bu durumda, şikayetin reddine karar verilmelidir.   

İştirak Nafakasının Alacaklısı Velayet Kendisine Bırakılmış Olan Eştir; Çocuğun Reşit Olmasına Kadar Ödenmeyerek Birikmiş Olan Nafaka Alacakları Çocuk Reşit Olduktan Sonra da Takibe Konularak İstenebilir

Borçlunun icra mahkemesine başvurusu, ilama dayalı takipte borcun ödendiğine ilişkindir. Bu iddia, İİK’nun 33/2. maddesinde belirtilen belgeler ile ispat edilmelidir. İştirak nafakasının alacaklısı, velayet hakkı kendisine verilen eştir. Çocuğun reşit olmasına kadar ödenmeyerek birikmiş olan nafaka alacakları, iştirak nafakası alacaklısı olan eş tarafından çocuk reşit olduktan sonra da takibe konularak istenebilir. Müşterek çocuğun reşit olduğu tarihe kadar takip öncesi biriken ve takip sonrası işlemiş nafaka ve faizi belirlenerek, şikayet tarihi itibari ile dosya borcunun hesaplanması için bilirkişi incelemesi yaptırılmalı ve varılacak sonuca göre karar verilmelidir.   

İİK’nun 337/a Maddesine Aykırılık Suçu Takibi Şikayete Bağlı Bir Suç Olup Şikayet İçin İcra Takibinin Kesinleşmiş Olması Gerekir

Sanık, İİK’nun 337/a maddesine aykırılık suçundan yargılanmıştır. Atılı suç, takibi şikayete bağlı bir suçtur. Şikayet için icra takibinin kesinleşmiş olması gerekir. İcra takibi kesinleşmeden yapılacak şikayet, henüz doğmamış bir hakkın kullanımı niteliğindedir. İcra takibinin sonradan kesinleşmesi, bu şikayeti süresinde ve usulüne uygun yapılmış bir şikayet konumuna getirmez. Somut olayda, henüz icra takibi kesinleşmeden şikayette bulunulmuştur. Bu durumda, kovuşturma şartının gerçekleşmemiş olduğundan davanın “düşmesine” karar verilmelidir. 

Bozmadan Sonra Islah Yapılamaz

Davacı, tren kazası nedeniyle uğradığı maddi zararlarının tazmini talebinde bulunmuştur. Islah tarihi itibariyle yürürlükte bulunan HMK’nun 177. maddesinde, ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği düzenlenmiştir. Mülga  HUMK’nun 84. maddesi de aynı mahiyettedir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu’nun 06.05.2016 tarih ve E: 2015/1, K: 2016/1 sayılı kararında da açıklandığı üzere, bozmadan sonra ıslah yapılması mümkün değildir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, davacı vekili tarafından bozma sonrası ıslah edilen miktar üzerinden davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Nakliyat Emtia Sigorta Poliçesine Dayalı Rücuan Tazminat – Taşıma Sırasında Araçta Çıkan Yangın Nedeniyle Eşyanın Hasarlanmasında Sürücünün Sorumluluğu Haksız Fiil Hükümlerine Göre Belirlenmelidir

Dava, nakliyat sigorta poliçesine dayalı rücuan tazminat talebine ilişkindir. Taşıma sırasında araçta çıkan yangın nedeniyle eşyanın hasarlanmasında sürücünün sorumluluğu haksız fiil hükümlerine göre belirlenmelidir. Haksız fiil sorumluluğu kapsamında davalı sürücünün, dava konusu aracın bakım ve onarımından sorumlu olup olmadığı, araçta teknik bakım eksikliği bulunup bulunmadığı, davalı sürücünün sevk ve idarede kusuru olup olmadığı konusunda bilirkişi raporu alınıp sonucuna göre karar verilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

İtirazın İptali – Anonim Şirket Yöneticisinin Sorumluluğuna Dayalı Tazminat Uyuşmazlığına İlişkin Davada Görevli Mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir

Davacı şirket; davalının, şirket genel müdürü olduğu dönemdeki usulsüz işlemleri ile şirketi zarara uğratması nedeniyle oluşan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali isteminde bulunmuştur. İcra takibi ve dava,  davalının şirketteki sıfatı dikkate alındığında, şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı tazminat istemine ilişkindir. Anonim şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı tazminat uyuşmazlıklarında görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleridir. Açıklanan nedenlerle, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, işin esasına girerek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. 

Hizmet Tespitine İlişkin Davadan Feragat Edilemez; Ancak Davalının Rızası ile Davayı Takipten Vazgeçilebilir veya Takip Edilmeyerek Dosyanın İşlemden Kaldırılması ve Davanın Açılmamış Sayılması Sonucu Alınabilir

Dava, hizmet tespiti talebine ilişkindir. Yasaların öngördüğü belli bir sosyal güvenlik kuruluşu sigortalısı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülüktür. Sosyal güvenlik hakkından HMK’nun 307. maddesi kapsamında feragat olanaksızdır. Sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davalardan da vazgeçilemez. Ancak davalının rızası ile davayı takipten vazgeçilebilir veya takip edilmeyerek dosyanın işlemden kaldırılması ve davanın açılmamış sayılması sonucu alınabilir. Açıklanan nedenlerle mahkemece, davadan vazgeçilemeyeceği davacı vekiline bildirilmeli, feragat beyanının HMK’nun 123 veya 150. maddelerinde düzenlenen haklardan birinin kullanımı niteliğinde olup olmadığı kendisine sorulmak suretiyle belirlenmelidir.   

İş Mahkemeleri Kanunu’nda Kanun Yolları Yönünden HMK’na Atıf Yapılmış Olup İş Yargılamasında Karar Düzeltme Kanun Yolu Yoktur

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu 25 Ekim 2017 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. Bu kanunda kanun yolları yönünden HMK’ya atıf yapılmıştır. HMK’da karar düzeltme kanun yolu düzenlenmemiştir. Bu yasal düzenlemeler karşısında, iş yargılamasında karar düzeltme kanun yolu bulunmadığından davacının karar düzeltme talebinin reddine karar verilmelidir.   

Taraf Sıfatı Dava Konusu Subjektif Hakka İlişkin Olduğundan Tüzel Kişiliği Sona Ermiş Olan Şirket Hakkında Karar Verilemez; İhya Prosedürü İşletilip Taraf Teşkili Sağlandıktan Sonra Karar Verilmelidir

Davacı kurum, rücuan tazminat talebinde bulunmuştur. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Bu nedenle, davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani, bir davada taraf olabilmek için, ya hakiki şahıs; ya da hükmi şahıs olmak gerekir. Ticari şirketin tüzel kişiliği, ticaret sicilinden silinmesi ile sona erer. Tüzel kişiliğin sona ermesi için tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması gerekir. Şayet tasfiye işlemleri gerektiği gibi tamamlanmamış ve tasfiyesi gereken hususlar eksik bırakılmış ise, tüzel kişilik ticaret sicilinden silinse bile tüzel kişilik sona ermez.  Taraf sıfatı dava konusu subjektif hakka ilişkin olduğundan tüzel kişiliği sona ermiş şirket hakkında karar verilemez. Bu durumda, ihya prosedürü işletilerek  taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılamaya devam edilmelidir.  

Davanın Takipsiz Bırakılması, Davanın Geri Alınması ve Davadan Feragat Farklı Hukuki Sonuçlar Doğuran İşlemlerdir – Davanın Atiye Terki Beyanında Bulunulması Halinde Davacının Amacı Açıklattırılmalı ve Sonucuna Göre Karar Verilmelidir

HUMK’nun yürürlükte olduğu dönemde, uygulamada davanın geri alınması kavramı yerine davayı takipten vazgeçmek, “davanın atiye bırakılması” tabirleri de kullanılmıştır. Davanın geri alınması, ileride tekrar dava açabilme hakkını saklı tutarak davanın geri alınmasıdır. Burada, davacı talep ettiği haktan feragat etmemektedir. Davadan feragat ise talep edilen haktan, talep sonucundan vazgeçmektir. Davadan feragat davalının rızasına  bağlı olmadığı halde, davacının davasını geri alabilmesi için davalının rızası şarttır. Davadan feragat halinde, feragat edilen hak ileride tekrar dava konusu yapılamaz. Davanın takipsiz bırakılması, davadan feragat ve davanın geri alınmasından farklıdır. Davanın müracaata bırakılması için davalının kabulüne gerek yoktur; müracaata bırakılan dava yenileninceye kadar (üç aylık süre boyunca) varlığını korumaktadır. Uygulamada, davanın geri alınması yerine davanın atiye bırakılması tabiri kullanılmakta olup, bu tabirin hukuki açıdan hiçbir hükmü yoktur. Davanın atiye terki beyanında bulunulması halinde davacının amacı açıklattırılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir.   

Bilirkişi Raporuna İki Haftalık Süre İçinde İtiraz Hakkı Bulunmasına Rağmen Beyanda Bulunmak Üzere Süre Talebinin Reddi HMK’nun 281. maddesine Aykırıdır

Davacı, haksız olarak işten çıkarıldığını iddia ederek ödenmeyen işçilik alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Bilirkişi raporuna iki haftalık süre içinde itiraz hakkı bulunmasına rağmen beyanda bulunmak üzere süre talebinin reddi, HMK’nun 281. maddesine aykırı ve davalının hukuki dinlenilme hakkının kısıtlanması niteliğindedir. Yerel mahkemece, dosyanın geldiği aşama nazara alınarak davalı vekilinin beyanda bulunmak için süre talebinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Fazla Çalışma Uzun Bir Süre İçin Hesaplanır ve Miktarı Yüksek Çıkar ise Takdiri İndirim Yapılmalıdır; Ancak Hakkın Özünü Ortadan Kaldıracak Oranda Takdiri İndirim Yapılamaz

Dava, ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsili talebine ilişkindir. Fazla çalışmaların uzun bir süre için hesaplanması ve miktarın yüksek çıkması halinde takdiri indirim yapılması gerektiği istikrarlı uygulama halini almıştır. Yapılacak indirim; işçinin çalışma şekline, işin düzenlenmesine ve hesaplanan fazla çalışma miktarına göre takdir edilmelidir. Hakkın özünü ortadan kaldıracak oranda takdiri indirim yapılamaz. Somut olayda, takdiri indirim yapılması doğru ise de, hakkın özünü etkileyecek şekilde % 55 oranında fahiş indirim yapılması hatalıdır. Hakkın özünü etkilemeyecek oranda takdiri indirim yapılmalıdır. 

Yargılamanın İadesi Talebi Hakkında Duruşma Açılmadan Dosya Üzerinden Karar Verilemez

Dava, yargılamanın iadesi talebine ilişkindir. 6100 sayılı HMK’nun 379. maddesi uyarınca; yargılamanın iadesi talebi üzerine mahkeme, tarafları davet edip dinledikten sonra talebin kanuni süre içinde yapılmış olup olmadığını, yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılması istenen hükmün kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olup olmadığını, ileri sürülen yargılamanın iadesi sebebinin kanunda yazılı sebeplerden olup olmadığını kendiliğinden inceler. Yargılamanın iadesi talebi hakkında duruşma açılmasını zorunlu hale getiren düzenleme dikkate alınmaksızın duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

İİK’nun 96. maddesine Dayalı İstihkak Davasında Yokluğunda Haciz Yapılan ve 103 Davetiyesi Gönderilmeyen Borçluya Davalı Olarak Husumet Yöneltilmesi ve Dava Dilekçesi ile Duruşma Davetiyesi Tebliği Zorunludur

Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. maddesine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. Borçlunun, istihkak iddiasına karşı tutumu belirli ise veya duruşmalara dahil edilmesi, işin esasını etkilemeyecekse, davada taraf olarak gösterilmesi gerekli değildir. Ancak yokluğunda haciz yapılan ve 103 davetiyesi gönderilmeyen borçluya davalı olarak husumet yöneltilmesi ve dava dilekçesi ile duruşma davetiyesi tebliği zorunludur. Haczin borçlunun yokluğunda yapıldığı ve 103 davetiyesi tebliğ edilmediği dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda,  borçlunun davalı sıfatı ile davaya katılmasının sağlanması amacıyla dava dilekçesi ve duruşma gününün tebliğ edilmesi gerekir.   

Mal Rejiminin Tasfiyesinde Belirlenecek Katılma Alacağı Terekeye Ait Bir Borç Olup Miras Paylaşımından Önce Ödenmesi Gerekir

Dava, sağ eş tarafından, diğer mirasçılara karşı açılan katkı payı ve artık değere katılma alacağı isteğine ilişkindir. Mal rejiminin tasfiyesi sonucunda belirlenecek katılma alacağı, terekeye ait borç olup miras paylaşımından önce ödenmesi gerekir. Terekeye ait borç ödendikten sonra kalan miktar, mirasçılar arasında miras payları oranında paylaşılır. Davacı mirasçı sağ eşin mal rejiminin tasfiyesi nedeniyle talep ettiği ve terekeye ait borç sayılan katılma alacağından tüm mirasçılar miras payları oranında sorumludur. Tereke borcundan davacının da miras payı oranında sorumlu olduğu gözetilerek, mirasçı davalılardan tahsiline karar verilmesi gerekirken, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Kamu İdarelerince Kusurlu Memura Karşı Açılacak Rücuen Tazminat Davaları Ödeme Tarihinden İtibaren Bir Yıllık Zamanaşımına Tabidir

Davacı, hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla idareye karşı idari yargıda dava açıldığını, yargılama neticesinde hükmedilen tazminatın ödendiğini, o dönemde görev yapan davalı doktorların kusurlu olduğunu iddia ederek yapılan ödemenin tespit edilen kusurları oranında davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Kamu idarelerince kusurlu memurlara karşı açılacak rücuen tazminat davaları, ödeme tarihinden itibaren bir yıllık zamanaşımı süresine tabidir. Davanın açıldığı tarihte, ödeme tarihlerinden itibaren bir yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği dikkate alınarak davanın zamanaşımından reddine karar verilmelidir.   

Haksız Eylemle Oluşan Bedensel Zarar “Ağır Bedensel Zarar” Niteliğinde ise Zarar Görenin Yakınları da Manevi Tazminat İsteyebilirler

Dava, trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’nun 56. maddesinde; “Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir” hükmü düzenlenmiş olup, içtihatlarla kabul edilen durum, açık yasa hükmü haline getirilmiştir. Haksız eylemle oluşan bedensel zarar “ağır bedensel zarar” niteliğinde ise zarar görenin yakınları da manevi tazminat isteyebilir. Ağır bedensel zarar, yaralanmanın özelliğine ve yarattığı sonuçlara göre mahkemelerce takdir edilmelidir. Dosya içeriğinden, davacının yaralanmasının, ağır bedensel zarar niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında, davacının annesi ve babası yönünden manevi tazminat talep etme koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir.   

Bozma Kararına Uyulmasından Sonra Yeni Bir İBK veya Geçmişe Etkili Yeni Bir Kanun Çıkması Halinde Bozmaya Uymakla Oluşan Usuli Kazanılmış Hak Ortadan Kalkar

Davacı, davalının kendisi ile evli olduğunu bildiği halde dava dışı eşi ile birlikte olduğunu, davalı eylemlerinin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğini iddia ederek manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkemenin bozma kararına uymasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması halinde Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usuli kazanılmış hak ortadan kalkar. Somut olayda yerel mahkemece, bozmaya uyulmasından sonra yeni bir İçtihadı Birleştirme Kararı verilmesi (E: 2017/5, K: 2018/7, 06.07.2018 tarihli YİBK) ve bu karar ile, evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden manevi tazminat istenemeyeceği, üçüncü kişinin tazminat ile sorumlu tutulabilmesinin ancak aldatılan eşe kasten zarar verme amacıyla hareket edilmesi halinde mümkün olabileceği yönünde içtihatlar arasında aykırılığın giderilmesine karar verilmesi karşısında yeni hukuki duruma göre değerlendirilme yapılarak sonucuna göre karar verilmelidir.   

Eşlerin Sadakat Yükümlülüğü Sadece Birbirlerine Karşı Nispi Hak Sağlar – Aldatılan Eş, Eşiyle Evli Olduğunu Bilerek Birlikte Olan Kişiden Manevi Tazminat İsteyemez

Davacı, evlilik birliği devam ederken davalının, dava dışı eşiyle birlikte olduğunu iddia ederek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken, eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiden diğer eşin manevi tazminat isteyip isteyemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Eşlerin sadakat yükümlülüğü sadece birbirlerine karşı nispi hak sağlar. Aldatılan eş, eşiyle evli olduğunu bilerek birlikte olan kişiden manevi tazminat isteyemez. Üçüncü kişinin tazminat ile sorumlu tutulabilmesi için  aldatılan eşe bilerek ve isteyerek zarar vermeyi amaçlamış olması gerekir. Sadece birlikte olduğu kişinin evli olduğunu bilmesi bu tür sorumluluk için yeterli değildir. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06/07/2018 tarihli ve 2017/5 E. - 2018/7 K.  kararı uyarınca yerel mahkemece, evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı açılan davanın tümden reddedilmesi gerekir.   

Ehliyetsizlik İddiasıyla El Yazısı Vasiyetnamenin İptali İstenen Davada Murisin Vasiyetname Tarihinde Hukuki İşlem Ehliyetine Sahip Olup Olmadığı Konusu Yöntemince Araştırılmalı, Adli Tıp Kurumundan Rapor Alınmalıdır

Davacı, ehliyetsizlik iddiasına dayalı olarak el yazılı vasiyetnamenin iptali talebinde bulunmuştur. Vasiyetname yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak gerekir. Ehliyetsiz kişilerin yaptığı vasiyetnameler kendiliğinden batıl olmaz. Kişinin ehliyetinin tespiti, şahıs ve mamelek hukuku bakımdan doğurduğu sonuçlar nedeniyle önemlidir. Bu nedenle tarafların gösterecekleri tüm deliller toplanılmalı, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, tıbbi belge, film grafiler getirilmelidir. TMK’nun 409. maddesi uyarınca, akıl hastalığı ve akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirlenmesi gerekir. Ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması; kişiye, eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar karar verilmesi hatalıdır.   

Adi Ortaklıkta Bir Ortağın, Ortaklık Faaliyetlerinden Dolayı Uğradığı Zararı İstemesi Tasfiye İstemini de Kapsar – Adi Ortaklığın Tasfiyesi

Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Bir ortak tarafından ortaklığın faaliyetlerinden dolayı uğranılan zararın istenmesi, aynı zamanda tasfiye istemini de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip çözüme kavuşturulmalıdır. Tasfiye, ortaklığın bütün malvarlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Başka bir anlatımla, tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. TBK’nun 642. madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır.  

Tacirler veya Kamu Tüzel Kişileri Yetki Sözleşmesi Yapabilirler; Aksi Belirtilmemiş ise Yetki Sözleşmesinde Belirlenen Mahkeme Münhasır Yetkili Mahkemedir

Dava; tazminat, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil taleplerine ilişkindir. Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Başka bir anlatımla, ancak tacirler veya kamu tüzel kişileri yetki sözleşmesi yapabilirler. Aksi belirtilmemiş ise yetki sözleşmesinde belirlenen mahkeme münhasır yetkili mahkemedir. Açıklanan nedenlerle, tarafların tacir olup olmadığı araştırılmalıdır. Tarafların tacir olması halinde, yetki sözleşmesi geçerlidir.  Tarafların tacir olmaması durumunda ise yetki sözleşmesinin geçerli olmayacağı ve genel yetki kuralına göre yetkili mahkemenin belirlenmesi gerektiği dikkate alınmalıdır. 

Dava Konusu Edilmemiş Olan Bir İstem Islahla Dava Kapsamına Alınamaz

Dava, alacak ve tahliye istemine ilişkindir. Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. Dava konusu edilmeyen bir istem, ıslah yoluyla dava kapsamına alınamaz. Mahkemece, dava tarihinden sonra işleyecek kira alacağına hükmedilemeyeceği gibi, dava konusu edilmeyen döneme ait kira alacağı ıslah yoluyla davaya dahil edilemez. Mahkemece, dava tarihine kadar olan kira alacağı ile sınırlı olacak şekilde hüküm kurulması gerekirken; yazılı şekilde dava tarihinden sonraki dönemi de kapsayacak şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Kiracının Hor Kullanımına Dayalı Olarak Tazminat Talep Edilebilmesi İçin Ayıplar ve Eksikliklerin Kiracıya Yazılı Olarak Bildirilmesi Gerekir

Davacı, kiralananın hor kullanma tazminatının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Kiraya veren, tahliye sırasında kiralananın durumunu gözden geçirmek ve kiracının sorumlu olduğu eksiklikleri ve ayıpları ona hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu bildirim yapılmazsa, kiracı her türlü sorumluluktan kurtulur. Ancak, teslim sırasında olağan incelemeyle belirlenemeyecek eksiklikler ve ayıplar varsa, kiracının sorumluluğu devam eder. Kiraya veren, bu tür eksiklikleri ve ayıpları belirlediğinde, kiracıya hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır. Kiralananın tahliye tarihi ile takip tarihi arasında hor kullanmaya ilişkin kiracıya herhangi bir bildirim yapılmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, davalı kiracı hakkında açılan davanın reddine karar verilmesi doğrudur.  

Yabancı Mahkemenin Üç Ay Süreyle Geçerli Olmak Üzere Notere Başvurularak Boşanma Belgesi Alma Yetkisi Tanıyan Kararı ve Bu Karara Dayalı Alınan Boşanma Belgesi Türk Kamu Düzenine Aykırıdır; Tanıma ve Tenfiz Kararı Verilemez

Dava, yabancı mahkeme kararının tanınması ve tenfizi talebine ilişkindir. Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye’de icra olunabilmesi yetkili Türk mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine bağlıdır. Tanıma kararı verilebilmesi için ortada bir mahkeme kararı bulunması ve bu kararın kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekir. Somut olayda yabancı mahkemece tarafların boşanmalarına karar verilmemiş, erkeğe üç ay süreyle geçerli olmak üzere notere başvurmak için boşanma yetkisi verilmiştir. Davacı erkek notere başvurmuş ve noter tarafından boşanma belgesi düzenlenmiştir. Bu durumda ortada yabancı mahkemece verilmiş bir boşanma kararı bulunmamaktadır. Erkeğe notere başvurmak suretiyle tek taraflı irade beyanıyla boşanma yetkisi verilmesi, kadının iradesinin yok sayılması niteliğinde olup Türk kamu düzenine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Bu durumda, tanıma ve tenfiz talebinin reddi gerekir.   

Adli Tıp İhtisas Kurulu ile Diğer Sağlık Kuruluşlarının Rapor ve Görüşleri Arasında Ortaya Çıkan Çelişkiler Adli Tıp Genel Kurulunca İncelenip Giderilir

TMK’nun 166/1. maddesinde düzenlenen genel boşanma sebebine dayalı olarak açılan boşanma davasına, ıslah yoluyla akıl hastalığına dayalı boşanma davası olarak devam edilmiştir. Dosya içeriğinden, davalı kadının hastalığının iyileşmesinin mümkün olup olmadığı konusunda raporlar arasında çelişki olduğu anlaşılmaktadır. Adli Tıp İhtisas Kurulu ile diğer sağlık kuruluşlarının rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkiler Adli Tıp Genel Kurulunca incelenip giderilmelidir. Raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Boşanma Kararında Davalı Eşe Kusur Olarak Yüklenen Vakıalar Somut Olarak Gerekçede Belirtilmelidir

Dava, boşanma talebine ilişkindir. Mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması Anayasa hükmüdür. Her iki tarafın iddia ve savunmaları ile delilleri değerlendirilip, sabit görülen maddi vakıalar ve bunlardan çıkarılan sonuçlar ile hukuki sebepler, gerekçe kısmında belirtilmelidir. Açıklanan nedenlerle boşanma davalarında, eşlere kusur olarak yüklenen vakıalar somut olarak gerekçede gösterilmelidir. Gerekçesiz karar oluşturulması usule ve kanuna aykırıdır.   

Velayetin Değiştirilmesi ve İştirak Nafakasının Kaldırılması İstenen Dava Çekişmesiz Yargıya Tabi Olup Bu Tür Davalarda Yetkili Mahkeme Talepte Bulunanın veya İlgililerden Birinin Oturduğu Yer Mahkemesidir

Dava, velayetin değiştirilmesi ve  boşanma kararı ile ortak çocuk yararına hükmedilen iştirak nafakasının kaldırılması talebine ilişkindir. Bu nevi davalar, çekişmesiz yargıya tabidir. Çekişmesiz yargıya tabi davalarda yetkili mahkeme, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça talepte bulunanın veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesidir. Eldeki dava, davacının yerleşim yeri mahkemesinde açılmıştır. Bu durum karşısında, yetki itirazının reddi ile esasa girilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Vakıflar Kanununa Dayalı Tapu İptali ve Tescil – Tapu İptali ve Tescil Davalarının Kayıt Maliklerine Karşı Açılması Zorunlu Olup Hasımsız Olarak Açılan Davada Gaip Oldukları İddia Edilen Kişiler İçin Kayyım Atanmalı ve Dava Kayyıma Yöneltilmelidir

Davacı, 5737 SK’nun 17. maddesine dayalı olarak  tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur. Tapu iptali ve tescil davalarında, kayıt maliklerine husumet yöneltilmesi zorunludur. Hasımsız olarak açılan davada gaip oldukları iddia edilen kişiler için kayyım atanmalı ve dava kayyıma yöneltilmelidir. Somut olayda, kayıt malikleri temsil edilmeden hasımsız olarak açılan davada yargılamanın görülebilirlik koşulu olan taraf teşkili sağlanmamıştır. Bu durumda davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Tapu İptali ve Tescil – Belirli Bir Amaçla İdareye Terk Edilen Taşınmazların Amaca Uygun Kullanılması Gerekir

Davacılar, dava konusu taşınmazları yapılaşma izni bulunmaması nedeniyle yeşil alan olarak kullanılmak üzere bedelsiz olarak kamuya terk edildiğini, davalı belediyenin, imar plan tadilatı yaparak taşınmazları kamu alanından çıkararak, iki adet imar parseli haline getirip belediye adına kayıt ve tescil ettirdiğini ileri sürerek tapu kaydının iptali ve tescil talebinde bulunmuşlardır. Belirli bir amaçla idareye terk edilen taşınmazların terk amacına uygun olarak kullanılması gerektir. Dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede yeni bir imar planı yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise parsel numaralarının değişip değişmediği, tüm tedavül kayıtları getirtilmek suretiyle imar planında ne olarak bırakıldıkları açıklığa kavuşturulmalıdır. Yeşil alan olarak bırakılmış olması durumunda davanın reddine, aksi takdirde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Tapu Kayıt Maliki ile Davacının Miras Bırakanının Aynı Kişi Olduğunun Tespiti İstenen Davalar “Çekişmesiz Yargı” İşlerinden Olduğundan Bu Tür Davalarda Görevli Mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir

Dava, tapu kayıt maliki ile davacıların miras bırakanının aynı kişi olduğunun tespiti talebine ilişkindir. Bu nevi davalar, çekişmesiz yargı işlerinden sayılmalıdır. Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemeleridir. Uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde yazılı yargılama usulüne göre çözümlenmesi mümkün olmadığından, görevsizlik kararı verilmelidir. Açıklanan hususlar dikkata alınmaksızın, işin esasına girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

İşverenin Eşit İşlem Yapma Borcu Kamu Düzenine İlişkindir; İşveren Haklı Bir Neden Olmaksızın İşçilere Eşit Çalışma Koşulları Uygulama, Farklı Davranmama, Sosyal Yardım ve Parasal Menfaatlerden Eşit Yararlandırma Yükümlülüğü Altındadır

Davacı, geçici işçi olarak işe başladığı tarihten daimi statüye geçtiği tarihe kadar olan hizmet süresinin toplamına göre belirlenecek derece ve kademesine göre ücret intibakının yapılması gerektiğinin tespiti ile eksik ödenen ücretlerinin tahsili talebinde bulunmuştur.  Uyuşmazlık, davacının sürekli işçi kadrosuna geçiş işlemi sırasında ücretinin eksik belirlenip belirlenmediği noktasında toplanmaktadır. İşveren, kural olarak işyerinde çalışan işçilere eşit işlem yapmak, eşit çalışma koşullarını uygulamak zorundadır. İşvereninin eşit işlem borcu kamu düzenine ilişkindir. İşveren, haklı bir neden olmadıkça farklı davranmama, sosyal yardım ve parasal menfaatlerden eşit olarak yararlandırma yükümlülüğü altındadır. Ancak eşit işlem borcu, işverenin tüm işçilere mutlak bir biçimde eşit davranacağı anlamına gelmez. Farklı çalışma koşullarına tabi işçiler için eşitlik ilkesinden söz edilemez. İşçinin sürekli işçi kadrosuna alınması suretiyle tüm yıl benzer işlerde çalıştırılıyor olması daha önceki çalışmalarının niteliğini değiştirmez ise de, bu çalışmanın hukuken yok sayılması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturur.   

Alınan Konut Kredisi Nedeniyle Yapılan Kesintileri ve Miktarlarını Gösteren Belgenin Talebe Rağmen Bankaca Verilmemesi Üzerine Açılan Muarazanın Giderilmesi Davasında Görevli Mahkeme Tüketici Mahkemesidir

Davacı, davalı bankadan kullandığı konut kredisi sözleşmesi nedeniyle yapılan kesintileri ve miktarlarını gösteren belgenin talebine rağmen verilmediğini iddia ederek  bu kesintiler nedeniyle yapılacak başvurularda  miktar belirtmesi gerektiğini ileri sürerek muarazanın men’i ile davalı bankanın bilgi vermesinin sağlanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Konut kredisi sözleşmeleri, 4077 Sayılı Kanunun 10. maddesi ve 10/B maddesinde düzenlendiği dikkate alındığında, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin söz konusu kanun  kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır. 4077 SK’nun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafın çözümünde tüketici mahkemeleri görevlidir. Uyuşmazlığın çözümünde tüketici mahkemesinin görevli olduğu gözetilerek, ayrı bir tüketici mahkemesinin bulunması halinde görevsizlik kararı verilmesi; aksi halde davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılması gerekirken, işin esası incelenerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Hükmün Bir Kısmının Bozma Kapsamı Dışında Bırakılması Bu Kısımların Onandığını Göstermez; Bozma Kararı ile Önceki Hüküm Tamamen Ortadan Kalkacağından Bozmadan Sonra HMK’nın 297. maddesindeki Unsurları Taşıyacak Şekilde Yeni Bir Karar Verilmelidir

Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılması bu kısımların bağımsız bir şekilde onandığını göstermez. Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı, bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Bozma kararı ile önceki hüküm tamamen ortadan kalkacağından bozmadan sonra HMK’nun 297. maddesindeki unsurları taşıyacak şekilde yeni bir karar verilmelidir. Açıklanan nedenlerle, mahkemece direnme kararı verilmesi sırasında, kararın hüküm fıkrasında yer alan ve bozmaya konu yapılmayan kısım yönüyle de ilk hükümdeki gibi karar verilmesi gerekir.   

Temsilcide Hata Davanın Reddini Gerektirmez; Gerçek Temsilci Belirlenerek Davanın Doğru Hasma Yöneltilmesi İçin Davacıya İmkan Sağlanmalıdır

Dava, tenkis istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; dava konusu taşınmaz üzerinde hastane binası bulunması nedeniyle husumetin kayıt maliki Hazine’ye değil de Sağlık Bakanlığı’na yöneltilmiş olmasının husumette eksiklik niteliğinde olup olmadığı, HMK’nun 124. maddesi uyarınca Hazine’nin davada yer alması sağlanarak, taraf teşkilinin sağlanıp sağlanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın açık rızası ile mümkündür. Ancak yasa koyucu,  HMK’nun 124. maddesi uyarınca, hakimin izni ile taraf değişikliği yapılabilecek durumlara da yer vermiştir. Temsilcide hata halinde ise Yargıtay’ın istikrar kazanmış uygulamalarına göre davacı, temsilcideki yanılmayı sonradan düzeltebilir. Temsilcide yanılmanın hukuki yaptırımı, hasımda yanılmada olduğu gibi davanın reddi gibi ağır bir sonuç doğurmaz. Gerçek temsilci belirlenerek davanın doğru hasma yöneltilmesi için davacıya imkan sağlanmalıdır. Dosya kapsamından, temsilcide hata yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, Hazine’ye davetiye tebliğ edilerek davaya katılma ve kendisini savunma olanağı verilmelidir.    

Anlaşmalı Boşanmadan Sonra Artık Boşanma Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat İstenemez

Dava, TMK’nun 178. maddesine dayalı, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra açılan maddi ve manevi tazminat ile yoksulluk nafakası istemlerine ilişkindir. Uyuşmazlık, tarafların boşanmalarına ilişkin hükmün anlaşmalı boşanma hükmü niteliğinde olup olmadığı, boşanma kararının kesinleşmesinden sonra TMK’nun 174. maddesi uyarınca maddi ve manevi tazminat talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamından; TMK’nun 166/3. maddesine dayalı olarak anlaşmalı boşanma kararı verildiği anlaşılmaktadır. Böyle bir durumda tarafların boşanmanın mali sonuçlarına ilişkin aralarındaki ihtilafı nihai olarak çözdükleri ve ilişkilerini tasfiye ettikleri kabul edilir. Bu nedenle anlaşmalı boşanmadan sonra artık boşanma sebebiyle TMK’nun 174. maddesine dayalı olarak maddi ve manevi tazminat istenemez. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde davanın kabulü ile maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İşçinin Sağlık Nedeniyle Bekleme Süresini Aşan Devamsızlığının Bildirim Süresine Eklenerek Altı Haftayı Aşması İşveren İçin Haklı Fesih Nedenidir; Bu Kapsamda Derhal Fesihte Savunma Alınması Gerekmez

Talep, İş Kanunu’nun 25. maddesinin birinci fıkrasının b bendi gereğince derhal fesihlerde işçiden savunma alınması gerekip gerekmediği konusunda verilen farklı kararlar sebebiyle içtihatların birleştirilmesine ilişkindir. İş Kanunu’nun “Sözleşmenin feshinde usul” başlıklı 19. maddesinin ikinci fıkrasına göre; “Hakkındaki iddialara karşı savunması alınmadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25. maddenin (II) numaralı bendi şartlarına uygun fesih haklı saklıdır.” İş Kanunu’nun 18. maddesinin üçüncü f bendine göre; “Hastalık nedeniyle 25. maddenin ( I ) numaralı bendinin b alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık” hali geçerli fesih nedeni değildir. Bekleme süresi içinde iş sözleşmesi askıda olup işverenin bekleme süresi içinde sözleşmeyi feshetmesi kanunun emredici hükümleri nedeniyle geçersizdir. İşçinin uzun süreli hastalığı nedeniyle aldığı sağlık raporu uyarınca işe devamsızlığı üzerine işveren iş sözleşmesini geçerli nedenle feshedebilir. Ancak bunun için kanunun 18. maddesinin üçüncü fıkrasının f bendinde belirtilen bekleme süresini aşan bir devamsızlık olması gerekir. Başka bir anlatımla, işçinin hastalığı nedeniyle aldığı sağlık raporu uyarınca devamsızlığı kanunun 17. maddesinde belirtilen bildirim sürelerini altı hafta aşarsa işveren için iş sözleşmesini haklı nedenle derhal fesih hakkı doğar. Bu kapsamda derhal fesihte savunma alınması gerekmez.   

Düzelterek Onama Kararı Verildiğinde Onama Harcı Alınmaz

HUMK ve HMK’ya bakıldığında, düzelterek onamanın her iki kanunda da hemen hemen aynı şekilde düzenlendiği ve yasa koyucunun düzelterek onamayı takdire bıraktığı anlaşılmaktadır. Düzelterek onama durumunda, temyiz edenin temyiz talebi yerinde bulunmakta, ancak ileri sürülen yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usul ekonomisi de dikkate alınarak karar düzeltilerek onanmaktadır. Temyiz eden tarafın temyiz talebinin haklı bulunması halinde kararın bozulması gerekirken, Yargıtay takdir hakkını kullanarak, kararı düzelterek onamasına rağmen, temyiz istemi yerinde görülmemiş gibi aleyhine harca hükmedilmesi, temyiz edenin adalet duygusunu inciteceği gibi, hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının ihlâline ve ayrıca yargılama giderlerinden sorumluluğa ilişkin yasal düzenlemelere de aykırı bir durum ortaya çıkacaktır. Açıklanan nedenlerle, düzelterek onamanın, yargılama giderlerinden olan onama harcı bakımından bozma kararı niteliğinde olması, aslında bozulması gereken bir kararın, bozma sebebinin yeniden yargılamayı gerektirmeyecek mahiyette görülmesi nedeniyle yasanın verdiği takdir yetkisine istinaden onanmasına karar verilmesi, düzelterek onama kararlarında harç alınacağına yönelik yasal bir düzenleme bulunmaması dikkate alındığında, düzelterek onama kararlarında onama harcı alınmayacağı sonuç ve kanaatine varılmıştır.  

TCK’nun 52/4. Maddesi Uygulamasında “Adli Para Cezasının Hapis Cezasına Çevrileceği İhtarı” ile Yetinilmelidir; “Adli Para Cezasının Ödenmemesi Halinde Hapis Cezasına Çevrilmesine” Şeklinde Karar Verilemez

Türk Ceza Kanunu’nun 52/4. maddesi gereğince; ödenmeyen adli para cezasının infaz aşamasında hapis cezasına çevrilebileceğinin belirtilmesi gerekir. Yasanın açık düzenlemesi dikkate alınarak; “adli para cezasının hapis cezasına çevrileceği ihtarı” ile yetinilmelidir. Yerel mahkemece, açıklanan hususlar göz önünde tutulmaksızın “Adli para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevrilmesine” şeklinde karar verilmesi suretiyle infazda yetkinin kısıtlanması usul ve yasaya aykırıdır. 

Sanığa Yüklenen ve Suç Olduğu Kabul Edilen Eylemler Açıklanmaksızın Sadece Sevk Maddelerini Gösteren İddianame Kamu Davasını Açan Belge Niteliğinde Değildir

İddianamede; yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri, mevcut delillerle ilişkilendirilerek yüklenen suçu oluşturan olaylar gösterilmelidir. Sanığa yüklenen ve suç sayılan maddi fiiller iddianamede açıkça göstermelidir. Hukuki nitelendirmesi yapılan fiilin, kanunda karşılığı olan suç ve cezası da belirtilmelidir.  Sanığa yüklenen ve suç olduğu kabul edilen eylemler açıklanmaksızın sadece sevk maddelerini gösterir iddianame kamu davasını açan belge niteliğinde değildir.   

Doku ve Kan Örneği CMK’nun 75. Maddesi Kapsamında Usulüne Uygun Alınmış Olmadıkça Bu Örneklere İlişkin İnceleme Raporları Hukuka Uygun Delil Olarak Kabul Edilemez

Sanık; hırsızlık, işyeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından yargılanmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 75. maddesinde; şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan örnek alınması ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Doku ve kan örneği anılan madde kapsamında usulüne uygun alınmadıkça bu örneklere ilişkin inceleme raporları hukuka uygun delil olarak kabul edilemez. Olay yerinden elde edilen kan izleri ile bir başka soruşturma kapsamında sanıktan alınan kan örneklerinin uyumlu olduğuna ilişkin Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğü raporunun hükme esas alınarak sanığın atılı suçlardan cezalandırılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Kamu Görevlisine Görevinden Dolayı Hakaret – Hakaret Suçunun Oluşması İçin Sanığın Söylediği Sözlerin Muhatabın Onur, Şeref ve Saygınlığını Rencide Edebilecek Nitelikte Somut Bir Fiil veya Olgu İsnadı İçermesi Gerekir

Kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir. 5237 SK’da 765 sayılı TCK’dan farklı olarak hakaret ve sövme ayrımı kaldırılmıştır. Onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek, hakaret suçunu oluşturan seçimlik hareketler olarak belirlenmiştir. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Avukat olan sanığın, şikayetçi vekili sıfatıyla takip ettiği karşılıksız çek keşide etme suçundan yapılan yargılamada, kendisine yaklaşık iki yıldır tebligat yapılmaması üzerine, dosyayı incelediği mahkeme kaleminde, katılanla tartışması sırasında sarfettiği sözlerin anlamı, söylenme amacı, katılanın konumu ve görevi birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu ifadeler; nezaket dışı, kaba, rahatsız edici hitap tarzı ve ağır eleştiri niteliğindedir. Ancak muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadı içermemesi ve sövme fiilini de oluşturmaması nedeniyle hakaret suçunun koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir. Açıklanan nedenlerle, sanığa atılı kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan beraate karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Mağdur Sanığın Kullandığı Cebir veya Tehdidin Etkisiyle Malı Teslim Etmiş veya Alınmasına Karşı Koymamış ise Hırsızlık Değil Yağma Suçu Oluşur

Nitelikli yağma suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, eyleminin nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğu kabul edilerek sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. Yağma suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın, elinde bulunduran kişiden cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle alınması veya mağdurun malı teslime veya alınmasına karşı koymamaya mecbur bırakılması gerekir. Hırsızlık suçu ise, zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malın, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almasıyla oluşur. Dosya kapsamından, sanığın zaman zaman kaldığı ve teyzesinin eşi olan mağdura ait eve gelerek mağdurdan para istediği, mağdurun vermemesi üzerine de cebindeki bıçağı çıkarıp “Bana acele 2.000 TL vereceksin, yoksa canından olursun” şeklinde tehditte bulunarak korkuttuğu mağdurdan 400 TL’yi ve masanın üzerinde bulunan 900 TL değerindeki cep telefonunu aldığı anlaşılmaktadır. Sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden eylemin nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğu gerekçesiyle yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Sıra Cetveline İtiraz Davaları Sonunda Verilen Hüküm Sadece Davanın Tarafları İçin Sonuç Doğurur

Davacı, sıra cetvelinin birinci sırasında bulunan davalı alacağının gerçek bir hukuki ilişkiye dayanmayan, bonoya dayalı muvazaalı bir alacak olduğunu ileri sürerek sıra cetvelinin iptali talebinde bulunmuştur. Sıra cetveline itiraz davaları sonunda verilen karar, sadece davanın tarafları için sonuç doğurur. Yerel mahkemece “Davacının alacağının dava giderleri de dahil olmak üzere davalıya ayrılan paydan ödenmesine” şeklinde hüküm kurulmuş; ancak artan para kalması halinde davalıya verilmesi gerektiğine ilişkin ibare yazılmamıştır. Bu durumda, “artan para bulunması halinde davalıya verilmesine” ibaresi yazılarak hüküm düzeltilerek onanmalıdır.  

Bağımsız Bölüm Verilmeyen Kooperatif Üyesinin Tazminat Talebi – Ödemelerini Hiç Yapmamış Olan Kooperatif Üyesinin Tazminat Talep Hakkı Yoktur; Ancak Eksik Ödeme Halinde de Konut Karşılığı Tazminat İstenebilir – Konut Karşılığı Tazminat Hesabı

Davacı, kooperatif üyesi olduğunu iddia ederek kooperatif uhdesinde bulunan bağımsız bölümün tapusunun iptalini ve adına tescilini, bağımsız bölüm bulunmadığı taktirde bedelinin tahsilini talep etmiştir. Ödemelerini hiç yapmamış kooperatif üyesinin tazminat talep hakkı yoktur. Ancak eksik ödeme halinde konut karşılığı tazminat istenebilir. Kooperatiflerde tüm edimlerini yerine getiren üyelere verilecek herhangi bir bağımsız bölüm bulunmaması halinde bağımsız bölüm rayiç bedellerinin verilmesi gerekir. Eksik ödeme yapılması halinde üyenin konut karşılığı tazminat alacağının hesaplanma şekli ise, Dairenin yerleşik uygulamalarında formüle edilmiştir. Yerel mahkemece, kabul edilen formüle göre hesaplanıp belirlenecek tazminat miktarına hükmedilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.   

Hakkında Kooperatif Üyeliğinden Çıkarma Kararı Verilen Ortağın Hak ve Yükümlülükleri Kararın Kesinleşmesine Kadar Devam Eder; Karar Kesinleşmeden Yerine Yeni Ortak Alınamaz

Davacı, kooperatif üyesi olan murisinin davalı kooperatifçe yaptırılan dava konusu daireyi teslim aldıktan sonra vefat ettiğini, imara aykırılık nedeniyle tapunun alınamadığını, davalı kooperatifin kötü niyetli olarak murisini üyelikten ihraç ettiğini,  ihraç kararının mahkeme kararıyla iptal edildiğini, ihraç kararının kesinleşmesi beklenmeden dairenin diğer davalılara tahsis edildiğini iddia ederek  daireye müdahalenin men’i ve ecrimisil talebinde bulunmuştur. Hakkında üyelikten çıkarma kararı verilen kooperatif ortağının hak ve yükümlülükleri kararın kesinleşmesine kadar devam eder. İhraç kararı kesinleşmeden yerine yeni ortak alınamaz. Davacının tahsis önceliği olduğu kabul edilerek dava konusu yerden davalıların müdahalesinin men’i ile bu yerin ihraç kararından önce olduğu gibi davacıya teslim edilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Islah Dilekçesi Davalıya Tebliğ Edilip Karşı Beyan ve İtiraz Olanağı Tanınmadan Karar Verilemez – Savunma Hakkı, Hukuki Dinlenilme-Açıklama ve İspat Hakkı

Uyuşmazlık, hukuki dinlenilme haklarının kısıtlanıp kısıtlanmadığı noktasında toplanmaktadır. Hukuki dinlenilme hakkı; bilgilenme/bilgilendirme, açıklama yapma, yargı organlarınca dikkate alınma ve kararların gerekçeli olması gibi hususları içermektedir. Bilgilenme hakkının usulüne uygun kullanımı ile tarafların haklarındaki isnat ve iddiaları öğrenme, öğrendikleri isnat ve iddialara karşı beyanda bulunabilme, davaya yönelik bilgi ve belge verebilme yani açıklama yapma hakkı da hukuki güvenceye bağlanmaktadır. Açıklamada bulunma hakkı, tarafların, yazılı veya sözlü şekilde iddia ve savunmalara karşı itirazda bulunabilme, davaya ilişkin beyanda bulunmalarını sağlar. Somut olayda, davacının ıslah dilekçesi hüküm tarihinden sonra davalıya tebliğ edilmiş; davalının ıslah dilekçesine karşı beyan ve itirazlarını sunma hakkı engellenmiştir. Davalıya, ıslah dilekçesine karşı beyanlarını sunabilmesi için süre verilmelidir.   

Belirsiz Alacak Davası Açma Koşulları – İş Hukukunda Belirsiz Alacak Davası

Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır. İş Hukuku’ndan kaynaklanan alacaklar bakımından baştan belirli veya belirsiz alacak davası şeklinde belirleme yapmak kural olarak doğru ve mümkün değildir. Bu sebeple İş Hukuku’nda da belirsiz alacak davasının açılabilmesi, bu davanın açılması için gerekli şartların varlığına bağlıdır. Davacı çalışma süresini, kendisine en son ödenen aylık ücret miktarını, tazminat hesaplamasına esas alınacak aylık ücrete ek para veya parayla ölçülebilen sosyal menfaatleri belirleyebilecek durumda olduğundan, dava konusu edilen kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağı belirsiz değildir. Hukuki yarar yokluğundan anılan taleplere yönelik davanın, dava şartı yokluğundan usulden reddi gerekir.

Gerekçe ile Hüküm Fıkrası Arasında Çelişki Bulunması Bozma Nedenidir

Dava, kıdem tazminatı ve diğer işçilik alacaklarının tahsili talebine ilişkindir. Davanın reddine veya kabulüne dair karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni ve bundan farklı bir hüküm kurulamayacağı gibi gerekçeli kararın da kısa karara uygun yazılması ve kısa kararla çelişik olmaması gerekir. Aksinin kabulü, mahkemelere güveni sarsacağı gibi Anayasa ve kanunlarda yer alan açık kurallara aykırılık oluşturur. Kararın açıklanan gerekçesi ile kurulan hüküm sonucu arasında çelişki bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Yerel mahkemece, HMK’nun 297. ve 298. maddelerindeki açık düzenlemeler dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İş Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat – Bir Davada Hem Manevi Tazminat Hem de Maddi Tazminat İstenmiş ise Avukatlık Ücreti Ayrı Ayrı Karara Bağlanmalıdır

Dava, sigortalının iş kazası sonucu ölümü nedeniyle çocuklarının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Bir davada hem manevi tazminat hem de maddi tazminat istenmiş ise avukatlık ücreti ayrı ayrı karara bağlanmalıdır. Davacıların maddi ve manevi tazminat istemleri nedeniyle ayrı ayrı avukatlık ücreti takdir edilmesi gerekirken, yerel mahkemece yazılı şekilde maddi ve manevi tazminat olarak hükmedilen miktarların toplamı üzerinden avukatlık ücreti takdir edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İş Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Maddi ve Manevi Tazminat – İşveren Sorumluluk Sigortasının Sorumluluğu – Hak Sahibinin Sigortacıyı Davadan Önce Temerrüde Düşürdüğü Kanıtlanamaz ise Sigortacının Faiz Yükümlülüğü Dava Tarihinden Başlar

Dava, sigortalının iş kazası sonucu vefatı nedeniyle davacı eş ve çocuklar ile anne ve babanın maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Davalı sigorta şirketinin sorumluluğu, işveren sorumluluk sigorta sözleşmesine dayanmaktadır. İşveren sorumluluk sigortasının sorumluluğunun sınırı, poliçe limiti dahilinde kalmak kaydıyla davalı işverenin sorumlu olduğu tutardır. Davalı sigorta şirketinin maddi ve manevi tazminat alacağı ve ferilerinden poliçe limitiyle sınırlı olarak sorumluluğuna hükmedilmesi gerekir. Sigortacının sorumluluğu, haksız fiile dayanmadığı için temerrüde düştüğü hallerde faizin başlangıç tarihi olarak temerrüt tarihi alınmalıdır. Hak sahiplerinin sigortacıyı dava tarihinden önce temerrüde düşürdüğü kanıtlanamaz ise sigortacının faiz yükümlülüğü dava tarihinden başlar.

Hizmet Tespiti – Hak Düşürücü Süre – Sigortalı Çalışmaların Kuruma Kısmen Bildirildiği Hallerde Eksik Bildirimlere Yönelik Açılan Davalar İçin Hak Düşürücü Süre İşlemez

Davacı, dava dilekçesinde belirtilen tarihler arasında davalı işyerinde geçen ve kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespiti talebinde bulunmuştur. Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır. Yönetmelikte sayılan bu belgelerden birisinin dahi verilmiş olması halinde hak düşürücü süreden söz edilemez. Dosya kapsamından, davacının davalı işyerinde geçen bir kısım çalışmalarının kurum kayıtlarında bulunduğu anlaşılmaktadır. Sigortalı çalışmaların kuruma kısmen bildirildiği hallerde eksik bildirimlere yönelik açılan davalar için hak düşürücü süre işlemez. Açıklanan nedenlerle, davacının dilekçesinde belirttiği tarihler arasındaki süreye ilişkin talebi yönünden işin esasına girilerek toplanan deliller doğrultusunda karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

Kat Maliki Kendi Bağımsız Bölümünde Ana Yapıya Zarar Vermemek Kaydı ile Onarım, Tesis ve Değişiklik Yapabilir; Ortak Alanlarda İnşaat, Onarım ve Tesis Yapılması ise Diğer Kat Maliklerinin Rızasına Bağlıdır

Davacı; davalının, binanın mimarisine ve konstrüksiyonuna zarar verecek şekilde değişiklikler yaptığını iddia ederek diğer kat maliklerinin haklarına yönelik tecavüzün önlenmesine, davalıya ait bağımsız bölümdeki tadilat ve değişikliklerin eski hale getirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Dava konusu uyuşmazlık, projeye aykırılığın eski hale getirilmesi istemine ilişkindir. Kat malikleri, kendi bağımsız bölümlerinde ana yapıya zarar vermemek kaydıyla tesis ve değişiklik yapabilirler. Ancak ortak alanlarda inşaat, onarım ve tesis yapılması diğer kat maliklerinin rızasına bağlıdır. Taşınmazın kat mülkiyetine esas olan tapu kaydı, yönetim planı ve mimari projesi ilgili yerlerden getirtilmeli, projeye aykırılık olup olmadığı araştırılmalıdır. Bilirkişi raporunda, mimari projeye aykırılık olduğu belirtilmesine rağmen davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.   

Birden Fazla Parsel Üzerine Kayıtlı Olup Toplu Yapı Yönetimine Geçilmemiş Yerler Hakkında Kat Mülkiyeti Hükümleri Uygulanmaz

Davacılar;  toplu yapı site yürütme kurulu üyesi, kat maliki ve site denetleme kurulu üyesi olduklarını, taraflar arasında imzalanan servis sözleşmesinin mutlak butlan nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek iptaline karar verilmesini talep etmişlerdir. Dava konusu uyuşmazlık, hakim müdahalesi istemine ilişkindir. Dosya kapsamından, dava konusu sitenin birden fazla parsel üzerinde kurulu olduğu,  henüz toplu yapı yönetimine geçilmediği anlaşılmaktadır. Birden fazla parsel üzerine kayıtlı olup toplu yapı yönetimine geçilmemiş yerlerde kat mülkiyeti hükümleri uygulanmaz. Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın çözümünde Kat Mülkiyeti Kanunu hükümlerinin değil, genel hükümlerin uygulanması gerekir.   

Ana Taşınmazın Ortak Alanlarında Onarım, Tesis ve Değişiklik Yapılması Kat Maliklerinin 4/5’inin Yazılı Oluru ile; Dış Duvarların, Çatı ve Damın Kiralanması Gibi Önemli İşler ise Tüm Kat Maliklerinin Oybirliği Kararı ile Mümkündür

Davacı, apartman yönetiminin diğer sakinlerle birlikte karar alarak apartmanın çatı katına diğer davalı şirkete ait baz istasyonu kurdurduğunu beyanla yapılan müdahalenin meni ve baz istasyonunun kaldırılması talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, ortak alana el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir. Ana taşınmazın ortak alanlarında onarım, tesis ve değişiklik yapılması kat maliklerinin 4/5’inin yazılı oluru ile; dış duvarların, çatı ve damın kiralanması gibi önemli işler ise tüm kat maliklerinin oybirliği kararı ile mümkündür. Baz istasyonunun kurulu olduğu alanın niteliği belirlenmeden ve baz istasyonunun kurulmasına ilişkin kat maliklerince karar alınıp alınmadığı tespit edilmeden karar verilmesi hatalıdır. Baz istasyonu kat malikleri kurul kararına istinaden kurulmuş ise kat malikleri kuruluna katılıp olumlu oy kullanan tüm kat maliklerinin davaya dahil edilip taraf teşkili sağlandıktan sonra varılacak sonuca göre karar verilmelidir.   

Aval Verene Karşı Temel İlişkiye Dayanılamaz; Zamanaşımına Uğramış Bonoya Dayalı Olarak Aval Verenden Sebepsiz Zenginleşme Hükümleri Kapsamında Alacak İstenemez

Davacı, zamanaşımına uğramış bonodan kaynaklanan alacağının tahsili için başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamından, lehtarın davacı, davalıların ise aval veren oldukları anlaşılmaktadır. Aval verene karşı temel ilişkiye dayanılamaz. Zamanaşımına uğramış bonoya dayalı olarak aval verenden sebepsiz zenginleşme hükümleri kapsamında alacak talep edilemez. Yerel mahkemece bu gerekçe ile davanın reddi gerekirken, hatalı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Trafik Kazası Nedeniyle Destekten Yoksun Kalma Tazminatı – Tazminat Hesabında Sağ Kalan Eşin Evlenme İhtimali Kaza Tarihindeki Yaşı ve AYİM Tablolarına Göre Belirlenmelidir

Davacılar, trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamaları ile benimsenen ilkeler uyarınca, sağ kalan eşin evlenme ihtimali, kaza tarihindeki yaşı ve AYİM tarafından hazırlanan tablolara göre belirlenmelidir. AYİM tarafından hazırlanan tablolara göre, davacı eşin kaza tarihindeki yaşına 34 ve 18 yaş altında iki çocuğu bulunmasına göre % 7 oranında evlenme ihtimali bulunmaktadır. Hükme esas alınan hesap bilirkişisi raporunda ise, davacı eşin rapor tarihindeki yaşı (38) esas alınarak, evlenme ihtimali bulunmadığı belirtilmektedir.  Söz konusu bilirkişi raporu doğrultusunda yapılan hesaplamanın esas alınması hatalıdır.  

Trafik Kazası Nedeniyle Tazminat – Yeterli Araştırma Yapılmadan Karşı Aracın Trafik Sigortacısına Değil Başka Bir Sigorta Şirketine Husumet Yöneltilmesi Kabul Edilebilir Bir Yanılgı Olmayıp Dürüstlük Kuralının İhlali Olduğundan Taraf Değişikliğine İlişkin HMK’nun 124. Maddesi Uygulanamaz

Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeni ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Dava, karşı aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu iddiası ile davalı sigorta şirketi aleyhine açılmıştır. Kaza tarihini kapsayan trafik sigortacısının davalı sigorta şirketi değil dava dışı sigorta şirketi olduğu anlaşıldıktan sonra dava dışı sigorta şirketine dava ihbar edilmiştir. Yeterli araştırma yapılmadan karşı aracın trafik sigortacısına değil başka sigorta şirketine husumet yöneltilmesi kabul edilebilir bir yanılgı olmayıp dürüstlük kuralının ihlali olduğundan taraf değişikliğine ilişkin Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 124. maddesi uygulanamaz. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, gerçek hasmın dava dışı sigorta şirketi olduğu ve HMK’nun 124. maddesi uyarınca bu durumun kabul edilebilir yanılgı olarak değerlendirilerek yasal hasmın söz konusu sigorta şirketi olduğunun tespitine karar verilmesi hatalıdır.   

Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçinde Olan Tescil Harici Taşınmazlar İçin Açılacak Tescil Davalarında Büyükşehir Belediyesi Yasal Hasımdır

Dava, kadastro sırasında tespit harici bırakılan taşınmaz bölümü hakkında kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı tescil istemine ilişkindir. Kadastroca tescil harici bırakılan yerler için açılan tescil davalarında, TMK’nun 713. maddesi uyarınca davanın yasal hasım konumunda olan Hazine ve ilgili kamu tüzel kişiliğine birlikte yöneltilmesi zorunludur.  6360 SK’nun yürürlüğünden sonra büyükşehir belediyesi statüsünde olan illerin sınırları içindeki tescil harici taşınmazlar için açılacak tescil davalarında büyükşehir belediyeleri yasal hasım konumundadırlar. Yasal hasım konumunda olan büyükşehir belediyesi davaya dahil edilmeden yargılamaya devam edilerek esas hakkında hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.   

Eser Sözleşmesinden Doğan Alacak – Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması ile Şirket Ortakları Gerçek Kişiler Sorumlu Tutulabileceği Gibi İlişkili Kardeş Şirketler de Sorumlu Tutulabilir

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir. Kural olarak tüzel kişiler, kendilerini oluşturan kişilerden bağımsız ayrı kişiler olup “sınırlı sorumluluk” ilkesi çerçevesinde hukuki işlemlerde taraf olurlar. Kimi zaman  borç ve yükümlülüklerden kurtulabilmek için tüzel kişiliğin araç olarak kötüye kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bunun engellenebilmesi amacıyla doktrinde “perdenin aralanması teorisi” geliştirilmiş; zaman içerisinde Yargıtay uygulamalarında da bu teori benimsenmiştir. Perdenin aralanması ile şirket ortakları gerçek kişiler sorumlu tutulabileceği gibi, aynı şirketler içerisinde yer alan kardeş şirketler de sorumlu tutulabilir. Somut olayda, ilişkili şirket davada taraf olarak yer almamaktadır. Perdenin aralanması teorisi, sorumlu tutulacak şirket veya şahsın hukuki durumunu etkileyeceğinden davada perdenin aralanması teorisi sonucu sorumlu tutulmak istenen şirket ya da şahısların davada yer almaları zorunludur. Mahkemece, dava dışı şirket  hakkında bu davayla birleştirilmek üzere dava açılması için süre verilip sonucuna göre karar verilmelidir.   

Görevli Mahkeme Yönünden Ticari Davalar Ticari İş Esasına Göre Değil Ticari İşletme Esasına Göre Belirlenir; Her İki Tarafın Ticari İşletmesiyle İlgili Olmadıkça Eser Sözleşmesinden Doğan Uyuşmazlıkta Görevli Mahkeme Ticaret Mahkemesi Değil Asliye Hukuk Mahkemesidir

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan teminat güncelleme bedeli alacağının tahsili talebine ilişkindir. 6102 SK’nun 19. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Buna göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin tarafların her ikisinin ticari işletmesiyle ilgili olmalı ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olmadıkça eser sözleşmesinden doğan uyuşmazlıkta görevli mahkeme ticaret mahkemesi değil asliye hukuk mahkemesidir. 

Götürü Bedelli Eser Sözleşmelerinde İş Sahibinin Fazla Ödemesi ya da Yüklenicinin Ödenmemiş Alacağı, Varsa Eksik ve Kusurlar Düşülerek Gerçekleştirilen Fiziki İmalat Oranına Götürü Bedel Uygulanarak Tespit Edilmelidir

Davacı iş sahibi, işin eksik ve kusurlu yapılması nedeniyle eser sözleşmesinin feshi ile vermiş olduğu çek nedeniyle borçlu olmadığının tespiti isteminde bulunmuştur. Dosya içeriğinden,  eser sözleşmesinde götürü bedel kararlaştırıldığı, işin tamamlanmadığı, bir takım eksik ve kusurlar bulunduğu anlaşılmaktadır. Götürü bedel kararlaştırılan eser sözleşmelerinde, eser öngörülenden fazla emek ve masrafı gerektirmiş olsa bile kural olarak bedelin arttırılması istenemez. Götürü bedelli eser sözleşmelerinde iş sahibinin fazla ödemesi ya da yüklenicinin ödenmemiş alacağı, varsa eksik ve kusurlar düşülerek gerçekleştirilen fiziki imalat oranına götürü bedel uygulanarak tespit edilmelidir. Somut olayda bilirkişilerce bu yönteme uygun hesaplama yapılmadığı gibi mahkemece yapılan hesaplama da belirtilen yönteme uygun değildir. Açıklanan hususlar üzerinde durulmadan eksik inceleme ve yanlış değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Hacizli Araçların Satışını Yasaklayan Bir Hüküm Yoktur; Araç Hacizli Olarak Satılabilir ve Haciz Şerhi/Şerhleri ile Birlikte Tescil Edilebilir

Davacı,  noter satış sözleşmesi ile dava konusu aracı satın aldıktan sonra eski malikin borçları nedeniyle haciz şerhlerinin işlendiğini, idarece araç üzerinde  bulunan haciz şerhleri nedeniyle aracın  adına tescil işleminin yapılmadığını iddia ederek tescil talebinin reddine  ilişkin idari işlemin iptali talebinde bulunmuştur. Hacizli araçların satışını yasaklayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Araç hacizli olarak satılabilir ve haciz şerhi ile birlikte tescil edilebilir. Davacının tescil talep ettiği tarih itibariyle araç üzerindeki hacizlerle birlikte davacı adına trafik tescil kaydının yapılması gerektiğinden, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. 

Hiç Kimse Kendisini Suçlayan Bir Beyanda Bulunmaya Zorlanamayacağından İştirak Ettiği, Faillerinden Biri Olduğu Suç ile İlgili Olarak Davacı Emniyet Müdürü “Bildiği veya Gördüğü Bir Suçun İzlenmesi ve Suçlunun Yakalanması İçin Gerekli Girişimde Bulunmamak” Eyleminden Sorumlu Tutulamaz

Dava, emniyet müdürü olarak görev yapan davacının, görev yaptığı dönemde “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Anayasa’nın 38. maddesinde, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” düzenlemesi bulunmaktadır. Dosya kapsamından; davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Hiç kimse kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanamayacağından iştirak ettiği suç ile ilgili olarak davacı emniyet müdürünün “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” eyleminden sorumlu tutulamaz. Açıklanan nedenlerle davacıya, iştirak ettiği suçlar nedeniyle, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.   

TBB Meslek Kuralları’nın 27/2. Maddesinde Yer Alan “Bir Avukat Başka Bir Avukata Karşı Asil ya da Vekil Sıfatıyla Takip Edeceği Davayı Kendi Barosuna Bir Yazı ile Bildirir” Kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. Maddesindeki Görevlerle İlgili Olmadığı Gibi Avukatlığın Amacı ile de Bağdaşmaz

Davacı, vekil sıfatıyla bir başka avukata karşı takip ettiği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirmemesi suretiyle gerçekleşen eyleminin Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 27/2. maddesine aykırı olduğu  gerekçesiyle uyarı cezası verilmesi üzerine anılan meslek kuralının iptali talebinde bulunmuştur. Avukatlık Kanunu’nun 134. maddesinde; avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu kanunda yazılı disiplin cezalarının uygulanacağı belirtilmiştir. TBB Meslek Kurallarının 27/2. maddesindeki “Bir avukat başka bir avukata karşı asil ya da vekil sıfatıyla takip edeceği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirir.” kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. maddesindeki görevlerle ilgili olmadığı gibi avukatlığın amacı ile de bağdaşmaz. Meslektaşı olan  avukat hakkında açılan ceza davasını katılan vekili olarak takip etmesi nedeniyle bağlı bulunduğu baroya bildirimde bulunma zorunluluğunun bulunmaması karşısında, uyarma cezası verilmesine ilişkin işlemde  hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, uyarma cezasına dayanak teşkil eden Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 27/2. maddesinin iptaline karar verilmelidir. 

İletişimin Denetlenmesinde Elde Edilen ve CMK’nun 135. Maddesindeki Suçlar Kapsamında Bulunmayan Bir Fiile İlişkin Ses Kayıtları Tek Başına Delil Olarak Kullanılamayacağından Hukuka Uygun Başka Delil ve Belgeler Olmaksızın Buna Dayalı Olarak Disiplin Cezası Verilemez

Dava, İlçe Emniyet Müdürü olarak görev yapan davacının, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/13. maddesinde yer alan “Gizli tutulması zorunlu olan ve görevi ile ilgili bulunan bilgi ve belgeleri görevli veya yetkili olmayan kişilere açıklamak” fiilini işlediğinden bahisle meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Dava konusu meslekten çıkarma cezasına esas alınan fiilin,  iletişimin tespiti sonucunda elde edilen tapelerden tespit edildiği görüldüğünden, öncelikle bu tapelerin davacıya verilen meslekten çıkarma cezası açısından delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmalıdır. İletişimin denetlenmesinde elde edilen ve CMK’nun 135. maddesindeki suçlar kapsamında bulunmayan bir fiile ilişkin ses kayıtları tek başına delil olarak kullanılamayacağından hukuka uygun başka delil ve belgeler olmaksızın buna dayalı olarak disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasına esas fiil, 135. maddedeki suçlar kapsamında yer almamasına rağmen, sadece tape kayıtlarına dayalı olarak ceza verilmesi hukuka aykırıdır.   

POS Cihazı Kullanıcıları ile Yapılan Sözleşmeye Dayanan Banka Hesaplarına 6183 SK Kapsamında İleriye Yönelik Haciz Uygulanamaz

Dava, 30.6.2007 tarih ve 26568 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.’lu Tahsilat Genel Tebliğinin Genel Esaslar başlıklı Birinci Bölümünün Amme Alacaklarının Korunması başlıklı İkinci Kısmının İhtiyati haciz başlıklı II Nolu bölümünün 9’uncu maddesinin son fıkrasında yer alan, «Bankacılık sisteminde, POS cihazı kullanan müşteri ile banka arasında yapılan sözleşmelere dayanan bankalar nezdindeki hesaplar banka ile müşterisi arasında devamlılık arz etmektedir. Dolayısıyla bu hesaplar her zaman için banka nezdinde alacak doğmasına (muhtemel alacak) müsait hesaplar olarak değerlendirildiğinden bu hesaplara ileriye matuf olmak üzere haciz konulması mümkün bulunmaktadır.» şeklindeki kısmının iptali istemine ilişkindir. İleriye yönelik haciz yapılması; 6183 Sayılı Kanunun 79’uncu maddesi uyarınca haczedilecek maaş, ücret, kira, gibi süreklilik ve belirlilik arz eden alacak borç ilişkisi bulunması halinde mümkündür. POS cihazı kullanan asıl amme borçlusu ile davacı banka arasında düzenlenen sözleşmelere dayanılarak açılmış bulunan hesaplar, bu nitelikte bir alacak hakkı sağlamadığından, Tebliğin, dava konusu edilen düzenlemesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Seçilme Yeterliliğini Ortadan Kaldıracak Nitelikte Suç İşleyen ve Hakkındaki Mahkumiyet Kararı Kesinleşen Köy Muhtarının Görevine Son Verilmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Köy muhtarı olan davacı, muhtarlık görevinin sona erdirilmesine ilişkin kaymakamlık işleminin iptali ile köy muhtarlık seçimlerinin durdurulmasını talep etmiştir. Köy Kanununa göre, köy muhtarı Devlet memurudur. Muhtarlığa seçilebilmek için kısıtlı olmamak ve kamu hizmetlerinden yasaklı bulunmamak gerekir. Ağır hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı kesin olarak hüküm giyenlerin il ve ilçe idare kurulunca görevine son verilir. Somut olayda da davacı hakkındaki ağır hapis cezası kesinleşmiş olduğundan köy muhtarlığı görevini sürdürme koşullarını yitiren davacı hakkında muhtarlık görevine son verilmesi işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Re’sen Tarh Edilen Vergi ve Kesilen Cezanın Dayanağı Vergi İnceleme Raporunun İhbarname Ekinde Tebliğ Edilmemiş Olması Savunma Hakkını Kısıtlamaz; İşlemi Geçersiz Kılmaz

Vergi mahkemesi, inceleme raporunun vergi ve ceza ihbarnamesine eklenmemesinin esasa etkili şekil hatası olduğu gerekçesiyle dava konusu tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar vermiştir. İkmalen ve re’sen tarh edilen vergilerin ihbarname ile ilgilisine tebliğ edilmesi gerekir. İhbarname, vergi ve cezanın mükellefe bildirilmesini sağlayan bir yazıdan ibarettir. İhbarname ekinde tarh edilen vergi ve cezanın dayanağı vergi inceleme raporunun tebliğ edilmemiş olması savunma hakkını kısıtlamadığı gibi işlemi de geçersiz kılmaz.

İlköğretim Müfettiş Yardımcılığı İçin 40 Yaş Sınırı Konulması Kamu Yararı ve Hizmet Gereklerine Aykırılık Oluşturmaz

Davacı, ilköğretim müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı getiren genelgenin ilgili maddesinin iptalini talep etmiştir. Devlet Memurları Kanunu, memuriyete girişte yaş koşulu olarak sadece alt sınır belirlemiştir. İdareler, hizmetlerin niteliklerini dikkate alarak üst sınır belirleyebilirler. Müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı konulması kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık oluşturmaz. Bu durumda da davanın reddi gerekir.

Belediyeler Tarafından Kurulan Şirketler Belediyeler Tarafından Açılan İhalelere Katılamazlar

Dava, belediyelerin kurdukları ve yönetiminde belediye başkanı ve diğer belediye personelinin sorumlu olduğu şirketlerin, belediyeler tarafından açılan ihalelere katılamayacaklarına ilişkin genelgenin iptali ile aynı nedenle ihaleye alınmama işleminin iptali talebine ilişkindir. İhaleye katılacak olanların ihaleyi yapan kuruluş ile görev ilişkisi içinde olmalarının sakıncaları vardır. Bu durum ihaleyi yapan ile ihaleye katılanın aynı olması anlamına gelir. Bu durum ise ihalenin açıklık ve tarafsızlık ilkesine aykırı olduğu gibi rekabet koşullarını da ortadan kaldırır. Açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerekir.

Ganyan Bayilerinden At Yarışları ile İlgili Alınan Eğlence Vergisi Hipodromun Bulunduğu Belediyeye Ödenir

At yarışları ile ilgili olarak alınan vergi iki türdür. Bunlardan birincisi at yarışlarını seyretmek üzere hipodroma giriş yapılması sırasında bilet bedelleri üzerinden alınan vergidir. Bu verginin hipodromun bağlı olduğu belediyeye (büyükşehir belediyesinin yetki alanı dahilinde büyükşehir belediyesine) ödeneceği ilgili mevzuatta açıkça düzenlenmiştir. İkinci tür vergi ise ganyan bayilerinden at yarışları ile ilgili alınan eğlence vergisidir. Bu verginin nereye yatırılacağı hususunda ise bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda hakimin TMK’nun 1. ve 4. maddesi uyarınca takdir hakkını kullanarak karar vermesi gerekir. Eşitlik ve hukukta eşitliğin sağlanması açısından söz konusu verginin de ganyan bayiinin bulunduğu yer belediyesine değil, hipodrumun bulunduğu yer belediyesine ödenmesi gerekir.

Belediyelerce 3. Kişilere Devredilen Toplu Taşıma Hizmeti İçin Ancak Bir Defa Ücret Alınabilir; Aylık Ücret Alınamaz

Belediye sınırları içinde belirli mıntıkalar arasında yolcu taşımacılığı yapmasına izin verilen araç sahiplerinden taşıma imtiyazının devri karşılığında bir defa ücret alınabilir. Eldeki davada, dolmuş tipi araçlardan aylık 100 tam bilet karşılığı bedel alınması kararlaştırılmıştır. İmtiyaz devrinde bir defa alınan ücretten başka bedel alınmasına yasal olanak yoktur.

Derneklerin Lokallerinde Üyelere Bedel Karşılığı Yapılan Çay ve Meşrubat Satışları Ticari Faaliyet Kapsamında Olup KDV’ye Tabidir

Türkiye’de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabidir. Somut olayda davacı derneğin lokalinde üyelere bedel karşılığında çay ve meşrubat satışı yapılmaktadır. Söz konusu satışlar ticari faaliyet kapsamında olup KDV’ye tabidir. Yerel mahkemece açıklanan hususlar nazara alınmadan tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar verilmesi hatalıdır.

Belediyelerce Sağlık Kuruluşlarından Tıbbi Atık Bertaraf Ücreti İstenmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Davacı şirket, tıbbi atık bertaraf ücreti istenilmesine ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. 09.02.2000 tarih ve 23959 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan İl Mahalli Çevre Kurulu Kararı ile İstanbul ilindeki 20 yatak kapasitesinin üzerindeki sağlık kurum ve kuruluşlarından alınacak tıbbi atık bertaraf ücretleri belirlenmiştir. Tıbbi atıkların bertaraf edilmesi ile görevlendirilen belediyelerin bu nedenle ücret istemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Vergi Mahkemesi’nce davanın reddi usul ve yasaya uygundur.

Teşvikli Makine Teçhizat Teslimlerinden Doğan KDV İade Alacakları Hak Sahibi Dışında Herhangi Bir Kişi veya Kurumun Vergi Borcuna Mahsup Edilemez

Teşvikli makine ve teçhizat teslimi dolayısıyla doğan katma değer vergisi iade alacaklarının, hak sahiplerine iadesinde uygulanacak esasları belirleme yetkisi Maliye Bakanlığı’na aittir. Bu hususta anılan bakanlık çeşitli tebliğler yayınlamıştır. Ancak teşvikli makine ve teçhizat teslimlerinden doğan katma değer iade alacaklarının, hak sahibi mükellefler dışında herhangi bir kişinin veya kurumun vergi borcuna mahsup yapılmasına olanak veren bir düzenleme yapılmamıştır.

Katma Değer Vergisi İndirim Hakkının Kullanılabilmesi İçin Kanunda Sayılan Şartların Yerine Getirilmesi Gerekir

Süresinde katma değer vergisi beyannamesini vermeyen davacı şirket, takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden salınan katma değer vergisine ve kesilen ağır kusur cezasına ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. Katma değer vergisi indirim hakkı, her koşulda yararlanılabilmesi mümkün mutlak bir hak değildir. Bunun için kanunda sayılan koşulların gerçekleşmesi ve kullanma iradesinin yasal süre içinde ortaya konması gerekir. Katma değer vergisi beyannamesi vermeyen mükellefler indirim hakkından yararlanamaz. Vergi Mahkemesi’nce aksi kanaat ile yazılı şekilde karar tesis edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Lise Mezunu Olup (LİMME) Projesi Kapsamında Ticaret Lisesi Diploması Alan Serbest Muhasebeci Stajyerinin Ticaret veya Meslek Lisesi Mezunu Olmadığı Gerekçesiyle Stajının İptali Hukuka Uygun Değildir

Lise Mezunlarının Mesleki Eğitimi (LİMME) Projesi kapsamında örgün muhasebe programına devam ederek ticaret lisesinden diploma alan davacı, yapmakta olduğu serbest muhasebecilik stajının ticaret lisesi veya meslek lisesi mezunu olmaması nedeniyle iptaline ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı, istihdam için gerekli yeterliliğe sahip olmayan kişilere istihdam sağlamak amacıyla meslek eğitimine katılanların, mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin yararlandığı haklardan yararlanma olanağı tanımıştır. Davacı da bu kapsamda ticaret lisesi diploması alarak davalı idareye başvurmuş ve başvurusu kabul edilerek staja başlamıştır. Bu aşamadan sonra stajın iptal edilmesi hukuka uygun değildir.

İdari Yargıda Yazılı Yargılama Usulü Uygulandığından Tanık Dinlenmesi ve İfade Alınması Şeklinde Bir Yöntem Yoktur

Doktora öğrencisi olan davacı, tez savunma sınavında başarısız olduğuna ilişkin enstitü yönetim kurulu işleminin iptalini talep etmiştir. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü geçerlidir; inceleme evrak üzerinden yapılır. Tanık dinlenmesi ve ifade alınması şeklinde bir yöntem idari yargıda bulunmamaktadır. İdare mahkemesinin idari yargılama usulünde bulunmayan bir inceleme ve değerlendirme ile hüküm kurması hatalıdır.

Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Vergi Yargısı Harçlarından Muaftır

Davacı Sosyal Sigortalar Kurumu, bakanlığa ait araçlara motorlu taşıtlar vergisi tahakkuk ettirilmesine ilişkin idari işlemin iptali ile ödenmiş vergilerin faiziyle iadesi talebinde bulunmuştur. Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’na göre, kurum tarafından açılmış ve kurumun taraf olduğu dava ve icra takipleri, her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. Sosyal Sigortalar Kurumu vergi yargısı harcından muaf olmasına rağmen vergi mahkemesince kurum aleyhine karar harcına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Banka ve Finans Kurumlarından Temin Edilen ve Vadesi Kullanıldığı Yılı İzleyen Yıla Sarkan Kredinin Faiz Tutarının Cari Yıla İsabet Eden Kısmı Cari Yıl Kazancının Tespitinde Gider Olarak Yazılabilir

Türk vergi sisteminde ticari kazançta gelir ve giderlerin elde edilmesi, dönemsellik ve tahakkuk esasına dayanır. Dönemsellik esası, Vergi Usul Kanunu’nda yer alan kayıtların her hesap dönemi itibarıyla tutulması ve faaliyet sonuçlarının hesap dönemi itibarıyla belirlenmesi ilkesinin sonucudur. Başka bir anlatımla, ilgili hesap döneminde yazılacak giderlerin o dönemin gelirlerinin sağlanması ile doğrudan ilgili olması gerekir. Tahakkuk ise gelirin ve giderin maliyetinin ve miktarının kesinleşmesi ve kişiselleşmesiyle birlikte, hukuken istenebilir duruma gelmeyi sağlayan işlemin ve olayın gerçekleşmesidir. Banka ve finans kurumlarından temin edilen ve vadesi kullanıldığı yılı izleyen yıla sarkan kredinin faiz tutarının cari yıla isabet eden kısmı, cari yıl kazancının tespitinde gider olarak yazılabilir.

İdare Mahkemesince Kesin Olarak Verilen Kararlar da Kanun Yararına Temyiz Edilebilir

Dava, kanun yararına bozma talebine ilişkindir. 4077 SK, tüketiciyi yanıltıcı reklamlar için idari para cezası öngörmektedir. Anılan yasa uyarınca verilen idari para cezalarına karşı idare mahkemesine yapılan itiraz üzerine verilen kararlar kesindir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda idare mahkemeleri tarafından kesin olarak verilen kararlara karşı kanun yararına temyiz yoluna başvurulabileceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Ancak kanun yararına bozmanın amaç ve işlevi nazara alındığında, idare mahkemesince kesin olarak verilen kararların da kanun yararına temyiz olunabileceğinin kabulü gerekir.

İcra Müdürlüğü Görevlilerinin Kusurlarından Doğduğu İddia Edilen Maddi Zararın Tazmini İstenen Davada Görevli Yargı Yeri Adli Yargıdır

Dava, icra müdürlüğü görevlilerinin kusurlarından doğduğu iddia edilen maddi zararın idarece tazmini talebine ilişkindir. Dosya kapsamından, icra müdürlüğü personelinin, ilgili Müftülük tarafından gönderilen borçluya ilişkin bir yazının zamanında sisteme girişini yapmadığı, ihmali davranışı ile borçlunun emekli ikramiyesine haciz yapılamaması sebebiyle davacının zarara uğradığı anlaşılmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin olarak kamu görevlilerinin işlemlerinden doğduğu iddia edilen zararın tazmini istemiyle açılan dava, davalılardan Adalet Bakanlığı bakımından adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Davanın çözümünde adli yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekir.   

Belediyenin Yaptığı İstinat Duvarının Park Halindeki Aracın Üzerine Yıkılması Nedeniyle Uğranılan Maddi Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargıda Görülmelidir

Dava, istinat duvarının, park halindeki aracın üzerine yıkılması sonucu uğranılan maddi zararın tazmini talebine ilişkindir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak, kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, tam yargı davaları kapsamında  idari yargı yerine ait olduğu yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetimi, tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerine aittir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddi gerekir. 

Devlet Hastanesinde Sağlık Hizmetinin Yürütülmesi Sırasında Doğduğu İddia Edilen Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacılar, Devlet Hastanesinde yapılan yanlış tedavi sonucunda sol elinde serçe ve yüzük parmağında işlev kaybı olduğunu, omzundaki sinirlerin ve kasların zedelendiğini, dirseğinin de tam olarak açılıp kapanmadığını ileri sürerek uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini talebinde bulunmuştur. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Davacılar, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede görev yapan sağlık çalışanlarının sağlık hizmetini gereği gibi yürütmediğini, dolayısıyla idarenin doğan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hastanenin kamu hizmetini yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumlu olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu hususların saptanması ise İdare Hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

İlköğretim Okulunda Öğretmen Olan Davacının Kurum Yöneticisi Tarafından Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Açtığı Manevi Tazminat Talepli Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Dava, ilköğretim okulunda beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapan davacının, kurum yöneticisi tarafından kişilik haklarına saldırı nedeniyle oluşan zarara dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık konusu olayda, davacının gıyabında kendisi hakkında olumsuz söz ve davranışlar uygulamak suretiyle mağduriyetine neden olduğu belirtilen kamu görevlisinin görevini yaparken kusurlu davranışta bulunmasının hizmet kusuru mu yoksa kişisel kusur mu olacağının ortaya konulması gerekmektedir. Davalı idare bünyesinde görev yapan davacı,  kamu idaresinin denetim ve kontrolü altındaki kamu görevlisinin tutum ve davranışları nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği uygulamalar, kamu görevlisinin görevinden ayrılmayan bir nitelik arz etmektedir. Somut olayda, hizmet kusurunun şahsi kusurdan net bir şekilde ayrılmadığı dosya kapsamı ile sabittir. İdarenin hizmet kusuru ya da başka nedenle idari sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, İdare Hukuku ilkeleri çerçevesinde yapılacak yargısal denetim sonucunda ortaya çıkacaktır. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde idari yargı görevlidir.  

Yasa Dışı Taşımacılık Yapıldığı Gerekçesi ile 2918 SK’nun Ek-2. Maddesi Uyarınca Verilen İdari Para Cezasının İptali İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, yasa dışı taşımacılık yapıldığı gerekçesiyle 2918 Sayılı Kanunun Ek 2. maddesi  uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması talebinde bulunmuştur. Dava konusu  trafik para cezası, 5326 Sayılı Kanunun 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biridir. Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkeme gösterilmemiştir. Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, bu kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmaz.  Açıklanan nedenlerle, idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın çözümünde adli yargı yeri görevlidir. Bu durumda, sulh ceza hakimliğinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. 

Davacının Belediyeye Verdiği Dilekçeye Karşı Verilen Cevabi Yazıda Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Manevi Tazminat İstemiyle Açtığı Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargıda Görülmelidir

Davacı, müdürü olduğu şirket adına, davalı belediyeye ait otelin ihalesiyle ilgili olarak bazı taleplerinin karşılanması istemiyle yazdığı dilekçeye karşılık verilen cevabi yazıda kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Kamu görevlilerinin kusur, ihmal ve hatalarından dolayı kamu hizmetinin yerine getirildiği sırada kişilerin zarar görmesi halinde meydana gelen kusur, hizmet kusurunu oluşturur. Kamu görevlisinin, hizmetle ilgili olmak üzere tutum ve davranışının bir kişiye zarar vermesi halinde bu durum, aynı zamanda yönetimin, gözetim ve iyi eleman seçme yükümlülüğünü yerine getirilmemesi nedeniyle hizmet kusuru sayılmalı ve bu nedenle açılacak dava idareye yöneltilmelidir. Davacının uğradığını iddia ettiği manevi zararı doğuran olay ile idarece yürütülen görev arasında doğrudan ve güçlü bir ilişkinin söz konusu olduğundan uyuşmazlığın İdare Hukuku ilkeleri kapsamında idari yargıda çözümlenmesi gerekir.  

Devlet Memurluğundan Emekli Olduktan Sonra Sözleşmeli Personel Olarak Çalışmaya Devam Eden Davacıya Emekli Aylıklarının Yersiz Ödendiği Gerekçesi ile Tesis Edilen Borç Tahakkuku İşleminin İptali İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, devlet memuru olarak çalışmaktayken emekliye ayrılıp daha sonra sözleşmeli personel olarak çalışmaya devam ettiğini ileri sürerek emekli maaşlarının yersiz ödendiği gerekçesiyle yapılan borç tahakkuku işleminin iptali isteminde bulunmuştur. 5510 Sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 Sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muameleler “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam eder. 5754 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce devredilen Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünden 5434 Sayılı Kanun kapsamında aylık alan davacı tarafından, yeniden göreve girdiği için aylıklarının kesilerek yersiz almış olduğu aylıklarının adına borç çıkarılması işleminin iptali istemiyle açılan davanın, görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevlidir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddine karar verilmelidir. 

Kadastro Çalışmaları Sırasında Yapılan Ölçüm Hatası Nedeniyle Oluşan Zararın Tazmini Uyuşmazlığının Çözümünde Görevli Yargı Yeri Adli Yargıdır

Davacı, 1999 yılında satın aldığı tarlanın, kadastro sırasında ölçüm ve tersimat hatası sebebi ile 1.088 m2 azalması sonucu uğradığı zararın, taşınmazı satın aldığı tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte tahsili isteminde bulunmuştur. Kadastro Kanunu’nda, kadastro sırasında veya sonrasında yapılan işlemlerle geometrik durumları kesinleşmiş olan taşınmazlarda ölçü, sınırlandırma, tersimat ve hesaplamalardan doğan hatalara ilişkin itirazların adli yargı teşkilatı içinde çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır. Tazmini istenen zarar,  kadastro çalışmaları sırasında yanlış ölçüm yapılmasından kaynaklanmaktadır. Kadastro sırasında yapılan ölçüm hatasından doğan zararın tazminine ilişkin uyuşmazlığın görüm ve çözümü, 3402 Sayılı Yasanın ilgili hükümleri ile Devletin özel hukuk ilkeleri gereğince sorumluluğunu düzenleyen  Türk Medeni Kanunu’nun 1007. maddesinin açık hükmü uyarınca, adli yargı yerine aittir. Açıklanan nedenlerle asliye hukuk mahkemesinin görevsizlik kararı kaldırılmalıdır.  

Alkollü Araç Kullanma Gerekçesi ile Verilen İdari Para Cezası ve Sürücü Belgesi Geri Alma Tutanağına Karşı Yapılacak İtirazda Görevli Yargı Yeri Adli Yargıdır

Dava, 2918 Sayılı Yasanın 48. maddesi uyarınca verilen idari para cezası ile sürücü belgesi geri alma tutanağının iptal edilmesi talebine ilişkindir. Dava konusu trafik para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağı, 5326 Sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biridir. Karayolları Trafik Kanunu’ndaki değişiklik ile bu karara karşı kanun yoluna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır. Görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 Sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından, idari para cezası ve sürücü belgesi geri alma tutanağına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, adli yargı yeri görevlidir. 

Sağlık Sorunları Nedeniyle TSK ile İlişiği Kesildiği Gibi Başka Kurumlarda Çalışabileceği Gerekçesiyle Malul Aylığı da Kesilen Uzman Erbaşın Aylık Kesme İşleminin İptali İçin Açtığı Davada Askeri İdari Yargı Görevlidir

Davacı, piyade uzman çavuşu olarak görev yapmakta iken sağlık raporunda askerliğe elverişli olmadığının belirtilmesi nedeniyle TSK ile işiliği kesildiği gibi başka kurum ve kuruluşlarda çalışabileceği gerekçesiyle maluliyet aylığının kesilmesi üzerine Emekli Sandığı’nın söz konusu işleminin iptali için genel idari yargı yerinde dava açmıştır. İptali istenen idari işlem, asker kişiyi ilgilendirdiğinden ve askeri hizmete ilişkin bulunduğundan, davanın çözümlenmesinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevlidir. Bu durum karşısında idare mahkemesinin yazılı gerekçe ile vermiş olduğu görevlilik kararının kaldırılması gerekir. 

Feshin Geçersizliği ve İşe İade – Feshin Haklı veya Geçerli Nedene Dayandığını İspat Yükü İşverene Ait Olduğu Gibi Geçerli Nedenle Fesihte Fesih Bildiriminin Yazılı Olması ve Fesih Sebebinin de Açık ve Kesin Olarak Belirtilmesi Zorunludur

Dava; feshin geçersizliği, işe iade ve iş güvencesi tazminatlarının belirlenmesi  istemlerine ilişkindir. Feshin haklı veya geçerli nedene dayandığını ispat yükü işverene ait olduğu gibi 4857 SK’nun 19. maddesi uyarınca geçerli nedene dayalı işveren fesihlerinde, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması ve fesih sebebinin de açık ve kesin bir şekilde belirtilmesi zorunludur. Geçerli nedenle fesihte, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması feshin şekil şartı olduğundan, bu şarta uyulmaması halinde yapılan fesih geçersizdir. İşyeri gereklerinden kaynaklı sebep açıklaması ile yapılan bu fesih bildirimi, 4857 SK’nun 19. maddesinin aradığı şekilde fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde ortaya koyan bir bildirim olarak kabul edilemez. Fesih bildiriminde fesih sebebinin açık ve kesin olarak bildirilmemesi nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. 

İstinaf Yasa Yolu Başvurusunda Somut Sebep ve Gerekçe Gösterilmesi Zorunludur

HMK’nun 355. maddesi uyarınca, istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılır. Ancak kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bu husus re’sen dikkate alınır. Dosya içeriğinden, süre tutum dilekçesi verildiği, gerekçeli kararın tebliğine rağmen ayrıntılı istinaf dilekçesi verilmediği anlaşılmaktadır. İstinaf yasa yolu başvurusunda, somut sebep ve gerekçe gösterilmesi zorunludur. İstinaf dilekçesi, sıfır sebep ve gerekçeli ise bu durumda istinaf dilekçesi görülebilirlik şartından yoksun demektir. Dilekçe görülebilirlik koşullarına sahip olmadığı için HMK’nun 352. maddesi gereğince reddedilmelidir.   

İflas Davalarında İstinaf Kanun Yoluna Başvuru Süresi Özel Kanun Hükmü Uyarınca 10 Gündür

Dava, İİK’nun 155. maddesine göre iflas yolu ile yapılan ilamsız icra takibinin kesinleşmesi sebebiyle borçlu şirketin iflasına karar verilmesi talebine ilişkindir. HMK’nun 345. maddesinde istinaf kanun yoluna başvuru süresi, ilamın usulen taraflara tebliğinden itibaren  iki hafta olduğu belirtilmiş, ancak istinaf yoluna başvuru süresine dair özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. İİK’nun iflas davalarında “kanun yollarına başvurma” başlıklı 164. maddesinde, ticaret mahkemesince verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Bu durumda iflas davalarında istinaf süresi, İİK’daki özel düzenleme nedeniyle 10 gündür. Davalı-borçlu vekilinin istinaf istemi, 10 gün olarak belirlenen istinaf başvuru süresi dolduktan sonra yapıldığından, istinaf isteminin süre yönünden reddine karar verilmelidir.

Trafik Sigorta Şirketine Başvurulmadan Trafik Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat Talebiyle Açılan Dava Reddedilmeyip Dava Şartı Noksanlığının Giderilmesi İçin Kesin Süre Verilerek Sonucuna Göre İşlem Yapılmalıdır

Dava, sigorta sözleşmesinden doğan rücuen tazminat istemine ilişkindir. 14.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6704 SK ile değiştirilen 2918 Sayılı Kanunun 97. maddesi uyarınca, trafik kazası sonucunda zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında öncelikli olarak sigorta şirketine başvurması gerekmektedir.  Sigorta şirketinin başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 SK çerçevesinde tahkime başvurabilir. Yapılan yasal değişiklik sonucu, zarar gören hak sahipleri ZMMS’na karşı artık doğrudan dava açamazlar. Dava açılmadan önce sigortaya başvuru şartı noksanlığı, dava açıldıktan sonra giderilebilecek bir dava şartı noksanlığıdır. Trafik sigorta şirketine başvurmadan trafik kazası nedeniyle maddi tazminat talebiyle açılan dava reddedilmeyip dava şartı noksanlığının giderilmesi için kesin süre verilerek sonucuna göre karar verilmelidir.   

İşverenin Gebelik Nedeniyle İşçinin İş Akdini Feshetmesi “Eşit İşlem Yapma” Yükümlülüğüne Aykırılık Oluşturur – Eşit Davranmama Tazminatı

Davacı, yönetim kurulu kararına dayanılarak hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkartıldığını, hamile olması nedeniyle işten çıkartıldığının açık olduğunu, bunun da eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve ayrımcılık yapıldığını iddia ederek eşit davranmama tazminatının tahsili talebinde bulunmuştur. Eşit işlem ilkesine aykırı davranıldığını davacının ispat etmesi gerekmektedir. 4857 SK’nun 5. maddesi işverene eşit işlem yapma yükümlülüğü yüklediği gibi işveren biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça bir işçiye iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde cinsiyet veya gebelik nedeniyle farklı işlem yapamaz. İşverenin gebelik nedeniyle iş akdini feshetmesi “eşit işlem yapma” yükümlülüğüne aykırılık oluşturur. Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.   

İcra Müdürlüğünce, İcra Dosyasının Tarafı Olmayan 3. Kişiye Ait Kişisel Veri Niteliğinde Olan Tapu Kaydı ve Satış Sözleşmesinin Celbi İstenemez; Yargı Organlarına Tanınan İstisna Uyuşmazlığın Tarafları İçindir

Davacı, icra müdürlüğünden borçlunun pasif tapu kaydı sorgusu yapılmasını talep ettiklerini, borçlu şirket hakkında pasif tapu kaydı çıktığını, ancak taşınmazların hangi tarihte kime ne bedelle satıldıklarının sorulması yönündeki taleplerinin reddedildiğini belirterek icra müdürlüğü işleminin iptalini talep etmiştir. İcra dosyasının tarafı olmayan 3. kişiye ait tapu kaydı ve satış sözleşmeleri 6698 SK’nun 3. maddesi kapsamında kişisel veri niteliğindedir. Yasanın 28. maddesindeki yargısal organlara tanınan istisna, ancak uyuşmazlığın tarafları açısından geçerlidir. İcra müdürlüğünce, icra dosyasının tarafı olmayan 3. kişiye ait kişisel veri niteliğinde olan tapu kaydı ve satış sözleşmesinin celbi istenemez. Açıklanan nedenlerle, icra müdürlüğü işleminin iptaline yönelik talebin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. 

1-Cevap Dilekçesi ile Mahsup Talep Edilmiş, Karşı Dava Açılmamış ise Alacaklar Mahsup Edilerek Hüküm Kurulabilir; Ancak Karşı Dava ile Alacak Talep Edilmiş ise Mahsup Yapılarak Değil Ayrı Ayrı Hüküm Kurulmalıdır 2-Bir Davada Karşı Taraftan Tahsil Edilecek Vekalet Ücreti Avukata Aittir; Ancak Vekil Edenin Bu Ücreti Avukata Ödeme Borcu Karşı Taraftan Tahsil Edildiğinde Doğar

Dava ve karşı dava, taraflar arasındaki vekalet ve danışmanlık sözleşmesine dayalı alacak ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Davacı-karşı davalı, teslim edilen çekler tahsil edildiği halde çek bedellerinin kendisine ödenmediği iddiasıyla alacak ve manevi tazminat; davalı-karşı davacı ise, davacıların pek çok işini takip ettiğini, vekalet ücreti alacağı kaldığını ileri sürerek ücret alacağı ve manevi tazminat talep etmiştir. Cevap dilekçesi ile mahsup talep edilmiş, karşı dava açılmamışsa alacaklar mahsup edilerek hüküm kurulabilir. Ancak karşı dava ile alacak talep edilmişse mahsup yapılarak değil ayrı ayrı hüküm kurulmalıdır. Mahsup hususu yasalarda düzenlenmiş olup somut olayda mahsup şartları gerçekleşmemiştir. Bir davada karşı taraftan tahsil edilecek vekalet ücreti avukata aittir. Ancak vekil edenin bu ücreti avukata ödeme borcu karşı taraftan tahsil edildiğinde doğar. Kural böyle olmakla birlikte hakim bu kurala sıkı sıkıya bağlı kalmamalı, hakkın kötüye kullanılmasına izin verilmemeli, gerektiğinde müvekkilin bu alacağını karşı taraftan tahsil etmiş olabileceği de değerlendirilmelidir.  

Kişisel Verilerin Gizliliği Anayasa ve Yasalarla Korunmakta Olup İcra Müdürlüğünden Borçlunun Anne-Babasını Gösterir Aile Nüfus Kaydının Sorgulanarak Muris Tespiti Halinde Taşınmaz Kaydı Sorgulanması Talebi Hukuka Aykırıdır; Borçlu Adına Pasif Tapu Kaydı Sorgulaması ise Bu Kapsamda Değildir

Alacaklı, borçlu adına kayıtlı pasif taşınmaz kaydı olup olmadığının sorgulanmasını ve borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasını talep etmiş; icra müdürlüğünce talep reddedilmiştir. Dava, icra müdürlüğü işleminin iptaline ilişkindir. Kişisel veriler ve bu bağlamda nüfus kayıtları gizlidir; edinilip kaydedilmeleri ilgili kişinin açık rızasına bağlıdır. Kişisel verilerin gizliliği Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve kanunlarla düzenlenerek koruma altına alınmıştır. İcra müdürlüğünden borçlunun anne ve babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespiti halinde taşınmaz kaydı sorgulanması talebi hukuka aykırıdır. Borçlu adına pasif tapu kaydı sorgulaması ise bu kapsamda değildir. Çünkü pasif tapu kaydı sorgulamasında ulaşılacak bilgi, borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olup bu bilgi bu taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir bilgi içermez.  

Bir Sosyal Güvenlik Statüsündeki Çalışmaları Yaşlılık Aylığı Bağlanmasına Yeterli Olan Kişi Hizmet Birleştirmesine Zorlanamaz

Davacı, 506 SK kapsamındaki çalışmalarının ve prim ödeme gün sayısının 4/a kapsamında yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli olduğunu iddia ederek 4/a sigortalılığı üzerinden yaşlılık aylığı bağlanma talebinin reddine dair kurum işleminin iptali ile hizmet birleştirmesi uygulanmaksızın 4/a kapsamında yaşlılık aylığına hak kazandığının ve ödenmeyen yaşlılık aylıklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitini talep etmiştir. 506 SK kapsamındaki çalışmalarının tek başına yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, hizmet birleştirmesinin zorunlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bir sosyal güvenlik statüsündeki çalışmaları yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli olan kişi hizmet birleştirmesine zorlanamaz. 

Dava Dilekçesinde Adres Belirtilmiş Olmak Koşuluyla Davalının Belirtilen Adresine Gönderilen Dava Dilekçesi ve Duruşma Gününü Bildirir Davetiyenin Bila Tebliğ Dönmesi ve Verilen Kesin Sürede Yeni Adres Bildirilmemesi Gerekçesiyle Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesi Usul ve Yasaya Aykırıdır

Dava, ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsili talebine ilişkindir. HMK’nun 119. maddesinde belirtilen husus, dava dilekçesinde davalı tarafın adresinin hiç yazılmamış, bildirilmemiş olması durumunda davacı tarafa verilecek bir haftalık kesin süre içinde bu eksikliğin tamamlanmasının istenmesi, tamamlanmaması halinde uygulanacak yaptırımın karşı tarafa ihtar edilmesine ilişkindir. Dava dilekçesinde adres belirtilmiş olmak koşuluyla davalının gösterilen adresine gönderilen dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir davetiyenin bila tebliğ dönmesi ve verilen kesin sürede yeni adres bildirilmemesi gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bildirilen adresin MERNİS adresinin olduğunun anlaşılması karşısında Tebligat Kanunu’nun 21/2 maddesine göre dava dilekçesinin tebliğine karar verilmelidir.   

İhtiyati Hacze İtiraz – Ancak Tacirler veya Kamu Tüzel Kişileri Yetki Sözleşmesi Yapabilir – Kambiyo Senedine Dayalı Alacaklarda “Düzenleme Yeri” Mahkemeleri de Yetkilidir

İstem, bonoya dayalı ihtiyati haciz istemine ilişkindir. HMK’nun 17. maddesi uyarınca, ancak tacirler veya kamu tüzel kişileri yetki sözleşmesi yapabilirler. İhtiyati haciz konusu bonunun keşidecisi gerçek kişidir. Borçlu gerçek kişilerin şirket ortağı olmaları tek başına tacir olmayı gerektirmediğinden bonodaki yetki şartına itibar edilemez. Bu durumda bonodaki yetki şartı geçersiz olup, yetkili mahkemenin genel ilkelere göre belirlenmesi gerekir. Kambiyo senetlerinden doğan alacaklar aranacak alacaklar niteliğinde olduğundan kambiyo senedi alacaklısı kendi yerleşim yerinde kambiyo senedine mahsus ihtiyati haciz talebinde bulunamaz. Ancak, bu tür senetlerde düzenleme yeri mahkemesinin yetkili olduğu kabul edilmelidir. Düzenleme yeri mahkemesine müracaat edildiğinden, ihtiyati haciz kararı veren mahkeme yetkili olup, yetki yönünden itirazın reddine karar verilmelidir.

Kefalet Sözleşmesi – Kefalet Sözleşmesinde Şekil Şartları – Hakim Kefalet Sözleşmesinin Şekle Aykırılık Nedeniyle Hükümsüzlüğünü Re’sen Dikkate Almalıdır

Dava, genel kredi sözleşmesine dayanılarak davalı kefil aleyhine başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın iptali talebine ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi uyarınca; kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olacağı azami miktarın, kefalet tarihinin, müteselsil kefil olma durumunun kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılması gerekir. Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Somut olayda, kefalet tarihi ve müteselsil kefil olma durumu kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılmadığı gibi, eşin rızası da alınmamıştır. Hakim, kefalet sözleşmesinin şekle aykırılık nedeniyle hükümsüzlüğünü resen dikkate almalıdır.

Mirasın Gerçek Reddi İşlemine Karşı Alacaklılarının Dava Hakkı Bulunduğundan Alacaklıların Mirasın Gerçek Reddi Davasında Yer Almalarında ve İstinaf Kanun Yoluna Başvurmalarında Hukuki Yarar Yoktur

Dava, TMK’nun 605. maddesi uyarınca, hasımsız olarak açılan mirasın gerçek reddine ilişkindir. Uyuşmazlık, hasımsız açılan  mirasın reddi davalarında  murisin alacaklılarının  müdahillik talebinde bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır. Mirasçıların, mirası kayıtsız şartsız reddettiğine ilişkin sözlü veya yazılı beyanı, bozucu yenilik doğurucu hak niteliğinde olup, sulh hakimi tarafından tutanakla tespit edilmekle hukuki sonuç doğurur. Bu nevi davalarda hakiminin görevi, reddin  süresinde  olup olmadığı ve reddedenin mirasçılık sıfatı bulunup bulunmadığını incelemek; süre koşuluyla mirasçılık sıfatının gerçekleşmesi halinde ise, ret beyanını tespit ve tescil etmekten ibarettir. Mirasın gerçek reddi işlemine karşı alacaklılarının dava hakkı bulunduğundan alacaklıların mirasın gerçek reddi davasında yer almalarında ve istinaf kanun yoluna başvurmalarında hukuki yarar yoktur.  

İcra Mahkemelerince İİK Hükümlerine Göre Verilen Nihai Karar Özellikli Olmayan Tedbir Kararları HMK Kapsamında İhtiyati Tedbir Niteliğinde Olmadığından Bu Kararlara Karşı İstinaf Yolu Kapalıdır

HMK’nun 341. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. İİK hükümlerine göre icra mahkemesince verilen  nihai karar niteliğinde bulunmayan tedbir talepli ara kararlar HMK kapsamında ihtiyati tedbir niteliğinde değildir. Bu tür kararlara karşı istinaf yolu kapalı olduğundan  istinaf talebinin HMK’nun 352. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmelidir. 

Çocukla Kişisel İlişki Düzenlenmesine İlişkin Davalarda İdrak Çağındaki Çocuk Mahkemece Dinlenerek Görüşü Alınmalı, Çıkarlarına Ters Düşmeyen Görüşüne Önem Verilmelidir

Dava, çocuğun da görüşü alınmak sureti ile çocuk ile baba arasındaki kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi talebine ilişkindir. Kişisel ilişki düzenlemesi yapılırken, dikkate alınması gereken temel ilke çocuğun “üstün yararı”dır. Çocuğun üstün yararı belirlenirken, onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacı gözetilmelidir. Çocuk, kendisini ilgilendiren davalarda kendisine danışılmak ve görüşünü  ifade etmek hakkına sahiptir. Çocuğun çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde ifade edeceği görüşe önem verilmelidir. Bu nedenle kişisel ilişki düzenlemesine ilişkin davalarda, idrak çağındaki çocuklar mahkemece dinlenmeli ve tercihi sorulmalı, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanmak suretiyle kişisel ilişki hakkındaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.   

Takas Mahsup Talebi Süreye Tabi Olmayıp Her Aşamada İleri Sürülebilir

Davacı borçlunun icra mahkemesine başvurusu, İİK’nun 71. maddesine dayalı takibin kesinleşmesinden sonraki döneme ilişkin takas mahsuba dayalı itfa itirazıdır. Takas mahsup talebinin reddi üzerine davacı vekili istinaf dilekçesinde; takas mahsup talebinin takibin her aşamasında ileri sürebileceğini, şikayetin süresinde yapılmadığına ilişkin mahkeme kararının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini  talep  etmiştir. Takas mahsup talebi süreye tabi olmayıp her aşamada ileri sürülebilir. Bu nedenle, istinaf talebinin kabulü ile davanın reddine ilişkin karar kaldırılmalıdır. 

İhtiyati Haciz Kararı İçin Alacak ve Haciz Sebepleri Hakkında Kanaat Oluşturacak Kadar Delil Gösterilmesi Yeterli Olup Tam Bir İspat Gerekli Değildir

Dava, ticari kredinin ödenmemesi üzerine başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın iptali ile borçluların menkul, gayrimenkulleri ile 3. kişideki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulması talebine ilişkindir. İİK’nun 258. maddesinde; ihtiyati haciz talep eden alacaklının, alacak ve haciz sebepleri hakkında kanaat oluşturacak kadar delil göstermesinin yeterli olduğu, alacağın varlığının tam ispatının gerekmediği, yaklaşık ispatın yeterli olacağı  belirtilmektedir. Dosyaya sunulan taksitli ticari kredi sözleşmesi, ödeme planı, hesap kat ihtarı ile borçluların icra dosyasına yapmış oldukları itirazın içeriği de dikkate alındığında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için gereken yasal koşulların oluştuğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Tüketici Kredisinin Teminatı Olarak Şahsi Kefalet Verildiği Durumlarda Adi veya Müteselsil Kefalet Ayrımı Yapılmaksızın Alacaklı Asıl Borçluya Başvurmadan Doğrudan Kefilden Borcun İfasını İsteyemez

Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.  Dava dışı banka ile asıl borçlu arasında kredi kartı üyelik sözleşmesi düzenlenmiş olup, davalı müşterek borçlu ve müteselsil borçlu sıfatıyla sözleşmeyi imzalamıştır. 6502 sayılı TKHK’nun 4. maddesinde “tüketici işlemlerinde, tüketicinin edimlerine karşılık olarak alınan şahsi teminatlar, her ne  isim altında olursa olsun adi kefalet sayılır” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 4077 SK’nun 10. maddesinde de, “Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez” şeklinde düzenleme yer almaktadır. Alacaklı bankanın, asıl borçlu ile davalı kefil aleyhine birlikte icra takibi başlattığı dosya kapsamından  anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle,  davalı kefilden henüz alacağı talep etme koşulları oluşmamıştır. Buna rağmen yerel mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

İstinaf Dilekçesinde Başvuru Sebepleri ve Gerekçesinin Belirtilmesi Gerekir; Bu Koşul Yerine Getirilmemiş ise İnceleme Sadece Kamu Düzenine Aykırılık ile Sınırlı Yapılır

Dava, limited şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesi ve ayrılma payının tahsili talebine ilişkindir. HMK’nun 342. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde, başvuru sebepleri ve gerekçesinin belirtilmesi gerekir.  İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü taktirde bunu re’sen gözetir. Başvuru sebepleri ve gerekçesi istinaf dilekçesinde belirtilmemiş ise istinaf incelemesi sadece kamu düzenine aykırılık ile sınırlı yapılır.  İstinaf dilekçesinde başvuru sebep ve gerekçeleri gösterilmediği gibi kamu düzenine aykırı bir durum da bulunmadığından istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmelidir.  

İlama Dayanmayan Takiplerde Alacaklı Mahkemeye Müracaata Mecbur Kalırsa Peşin Alınan Harç Kendisine İade Edilir veya İsteği Halinde Mahkeme Harcına Mahsup Edilir

Davacı, davalı şirketten olan alacağının tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini iddia ederek itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Harçlar Kanunu’nun 29. maddesine göre; “İlama dayanmayan takiplerde alacaklı mahkemeye müracaata mecbur kalırsa, peşin alınan harç kendisine iade edilir veya  isteği halinde mahkeme harçlarına mahsup edilir.” Feragat nedeniyle ret hükmünde, dava açılırken yatırılan miktar ile icra dosyasına  yatırılan ve mahsubu gereken miktarın toplamının mahsubu ile bakiye  harcın iadesine karar verilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

• ISLAHLA YENİ DELİL İLERİ SÜRÜLÜP SÜRÜLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN TARTIŞMALAR ÜZERİNE KISA BİR NOT

• MUKAVELENAME İLE KİRALANAN TAŞINMAZLARIN TAHLİYESİ (İİK m.272)

• İLMİ VE KAZAİ İÇTİHATLAR DÜZLEMİNDE EŞYA VE İFLAS HUKUKUNA DAİR ETÜD

• SAĞLIK ÇALIŞANLARI (ECZACILAR) VE HASTA HAKLARI

• 7101 SAYILI KANUNLA DEĞİŞİK KONKORDATO HÜKÜMLERİNİN İŞÇİ ALACAKLARININ TAHSİLİNE ETKİSİ

• İÇTİHATLAR VE BAM VE İLK DERECE MAHKEME KARARLARI İLE HAKİKATE MUHALİF MAL BEYANINDA BULUNMAK (İİK m. 338/1)

• SERMAYE PİYASASINDA BİLGİ SİSTEMLERİ YÖNETİMİ

• HUKUKUMUZDA DAVA VE CEZA İLİŞKİSİNİ SONLANDIRAN BİR HÂL OLARAK SANIĞIN VEYA HÜKÜMLÜNÜN ÖLÜMÜ

• BAĞLI TACİR YARDIMCILARINA GENEL BİR BAKIŞ

• 6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU’NA TÂBİ ANONİM ŞİRKETLERDE PAY VE PAY SENEDİNİN ÖZELLİKLERİ

• TAPU KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN GENELGESİNE GÖRE AİLE KONUTU ŞERHİ VE ŞERHİN YAPILIŞI ŞARTLARI

• ZORUNLU ARABULUCULUK UYGULAMASINDA İŞE İADE UYUŞMAZLIKLARININ ÇÖZÜMÜ

• TÜRK HUKUKUNDA YARGITAY KARARLARINDA YARDIM NAFAKASININ BELİRLENMESİNDE ETKİLİ OLAN UNSURLARI DEĞERLENDİRME

• 6100 SAYILI HMK DEĞİŞİKLİKLERİ KONUSUNDA GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİMİZ

• İSTİNAF MAHKEMELERİNİN KURULUŞ VE İŞLEYİŞİ

NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2019 / SAYI: 280-281-282
NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2019 / SAYI: 280-281-282

İHTİYATİ HACİZDE GÜVENCE» (TEMİNAT) (İİK m.259) (Av. Talih UYAR)

Bu Sayıda
Güncel
Tümü