Son Eklenenler

  • Tıklayınız

    YARGITAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    DANIŞTAY KARARLARI

  • Tıklayınız

    UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

  • Tıklayınız

    B.A.M KARARLARI

  • Tıklayınız

    BİLİMSEL İNCELEMELER

18 Yaşından Küçük Sanık Hakkında Hak Yoksunluklarına ve Adli Para Cezasının Ödenmemesi Halinde Hapis Cezasına Çevrilmesine Karar Verilemez

TCK’nun 53/4. maddesi gereğince;  suç tarihi itibariyle 18 yaşından küçük sanıklar hakkında hak yoksunluklarına karar verilemez. 5275 Sayılı Kanunun 106/4. maddesinde de “çocuklar hakkında hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde bu ceza hapse çevrilemez” düzenlemesi yer almaktadır. Açıklanan yasal düzenlemeler dikkate alınmaksızın, 18 yaşından küçük sanık hakkında hak yoksunluğuna hükmedilmesi ve hükmedilen adli para cezasının ödenmemesi halinde, ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceği ihtarının yapılması usul ve yasaya aykırıdır.  

Taahhüt Tutanağında Toplam Borç, İşleyen ve İşleyecek Faiz, Vekalet Ücreti, İcra Harç ve Giderleri Olmak Üzere Taahhüde Esas Miktar Açıkça Gösterilmemiş ise Taahhüdü İhlal Suçu Oluşmaz

Ödeme taahhüdünü ihlal suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın tazyik hapsi ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Taahhüdü ihlal suçunun oluşabilmesi için taahhüt tutanağında; toplam borç, işleyen ve işleyecek faiz, vekalet ücreti, icra harç ve giderleri olmak üzere taahhüde esas borç miktarının açıkça gösterilmiş olması gerekir. Dosya içeriğinden, taahhüt ve takip tarihi arasındaki sürede işleyecek faize ilişkin bir açıklama olmadığı gibi alacaklının bu tarihler arasında işleyecek faizden feragat beyanının da yer almadığı anlaşılmaktadır.  Açıklanan nedenlerle, belirsizlik bulunan taahhüt geçerli olmadığından beraate karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.   

Hakaret Suçlarında Ağırlaştırıcı Neden Olarak Öngörülen Aleniyetin Gerçekleşmesi İçin Herkese Açık Olan Yerlerde İşlenmesi Gerekir

TCK’nun 125/4. maddesinde, hakaret suçlarında ağırlaştırıcı neden olarak öngörülen aleniyetin gerçekleşmesi için olay yerinde başkalarının bulunması yeterli değildir. Hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi ve herkes tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunması gerekir. Herhangi bir sınırlama olmaksızın herkese açık olan yerlerde işlenmesinin gerekmesi karşısında, suçun işlendiği kabul edilen yerin hastanenin acil servisinin hangi bölümü olduğu ve aleniyet unsurunun ne şekilde gerçekleştiği tartışılmadan, aleniyet unsurunun gerçekleştiği kabul edilerek yazılı şekilde fazla ceza tayini hatalıdır.   

İştirak Halinde İşlenen Suçlarda Her Sanığın Sebep Olduğu Yargılama Gideri Ayrı Ayrı, Ortak Yargılama Giderleri ise Paylarına Düşen Oran Belirlenerek Karara Bağlanmalıdır

Sanıklar; hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarından yargılanmışlardır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 324. maddesi uyarınca; iştirak halinde işlenen suçlarda, her sanığın sebep olduğu yargılama gideri ayrı ayrı, ortak yargılama giderleri ise paylarına düşen oran belirlenerek karara bağlanmalıdır. Yerel mahkemece, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yargılama giderleri ile ilgili infazda tereddüde yol açacak şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Silahlı Terör Örgütü Üyeliği; Örgüte Katılıp Bağlanmayı, Hiyerarşik Gücün Emrine Girmeyi Gerektirdiğinden Bu Suçun Oluşması İçin “Organik Bağ, Süreklilik, Çeşitlilik ve Yoğunluk Gerektiren Eylem ve Faaliyet” Unsurları Bulunmalıdır

Sanık, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanmıştır. Silahlı terör örgütü üyeliği; örgüte katılıp bağlanmayı, hiyerarşik gücün emrine girmeyi gerektirir. Bu nedenle suçun oluşması için “organik bağ, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyet” unsurları bulunmalıdır. Dosya içeriğinden; sanığın faaliyetlerinin, silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun tayini gerekirken, eksik araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Denemek İçin Aldığı Motosikleti İade Etmeyen Sanığın Eylemi, Mağdurun Rızası Zilyetliği Devir Yönünde Olmadığı İçin Güveni Kötüye Kullanma Değil Hırsızlık Suçunu Oluşturur

Güveni kötüye kullanma suçundan yapılan yargılama sonunda, sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. Mağdura ait motosikletin denenmek için sanık tarafından alınarak iade edilmediği dosya kapsamı ile sabittir. Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için zilyetlik rızayla faile devredilmelidir. Somut olayda mağdurun rızası zilyetliğin devri yönünde değildir. Bu durumda hırsızlık oluştuğu dikkate alınmadan yazılı şekilde güveni kötüye kullanma suçundan ceza tayini usul ve yasaya aykırıdır. 

Temyiz İncelemesi Sebebe Bağlı Olduğundan Temyiz Dilekçesinde Sebep Gösterilmesi Zorunludur; Temyizde Vakıa Denetimi Değil Hukuki Denetim Yapılır

Temyiz incelemesi, sebebe bağlı ve sebeple sınırlı olarak yapılmalıdır. 5271 SK’nun 298. maddesi uyarınca, temyiz istemi sebep içermiyorsa reddedilmelidir. Ancak, 289. maddenin emredici hükmü uyarınca, temyiz dilekçesinde sebeplere dayanılmasa da, temyiz incelemesi yapılırken 289. maddede sınırlı olarak sayılan hukuka kesin aykırılık hallerinin tespit edilmesi halinde hükmün bu sebeple de bozulması gerekir. Temyizde vakıa denetimi değil hukuki denetim yapılır. Temyizde kural olarak, maddi vakıa denetimi, diğer bir ifadeyle sübut denetimi yapılamaz. Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delilin hükme dayanak yapılması nedeniyle hüküm temyiz edilmiş veya başka bir sebepten temyiz edilmiş olmakla birlikte bu husus temyiz incelemesi sonucu tespit edilmiş ise, hükmün bozulması gerekir. Burada kalan delillere göre, sübutun yeniden değerlendirilmesi gerektiği şeklinde bir bozma, hukuksal denetimdir. Ancak bunu yapmak yerine, kalan delillerin de mahkumiyete yeteceği gerekçesiyle temyiz istemini esastan reddetmek, vakıa denetimidir.  

Fuhuş Suçu Temadi Özelliği Olan Bir Suç Değildir; Tehdit ve Cebirle Mağdura Birden Çok Kez Fuhuş Yaptıran Sanık Hakkında “Zincirleme Suç” Hükümleri Uygulanmalıdır

Uyuşmazlık, mağdurenin farklı zamanlarda birden çok fuhuş yapmasına aracılık eden sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Mağdureyi evleneceğini söyleyerek ikna etmek suretiyle Antalya’ya götüren ve burada onunla birlikte yaşayan sanığın, kızını elinden alacağından bahisle tehdit edip, ayrıca cebir de uygulayarak zorla fuhuş yaptırmaya başladığı, bu bağlamda kiraladığı araçla fuhuş yapması için plajlara götürdüğü, plajlarda ve otellerde değişik kişiler ile cinsel ilişkiye giren mağdureye ödenen paraları aldığı, bu şekilde atılı fuhuş suçunu işlediği dosya kapsamı ile sabittir. Fuhuş suçu, TCK’nun topluma karşı suçlar başlıklı üçüncü kısmın, genel ahlaka karşı suçlar başlıklı yedinci bölümünde düzenlenmiş olup, bu suçla korunan hukuki yarar genel olarak, toplumun ar ve haya duyguları ile birlikte genel ahlakın korunmasıdır. Fuhuş suçu, temadi özelliği olan bir suç değildir. Tehdit veya cebirle mağdura birden çok kez fuhuş yaptıran sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmalıdır. Açıklanan nedenlerle, fuhuş suçunu zincirleme şekilde gerçekleştiren sanık hakkında TCK’nun 43. maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiğinin dikkate alınmaması hatalıdır. 

Taksirle Ölüme Neden Olma – Taksirli Suçlarda Alt ve Üst Sınır Arasında Ceza Belirlenirken TCK’nun 61/1 ve 22/4. madde ve Fıkralarında Yer Alan Ölçütler Birlikte Değerlendirilerek Karar Verilmelidir

Sanık,  taksirle ölüme neden olma suçundan yargılanmıştır. Uyuşmazlık, TCK’nın 85/1. maddesi gereğince 2 yıldan 6 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçta temel cezanın 6 yıl olarak tayin edilmesinin,  bilinçli taksir halinde, taksirli suça ilişkin cezada üçte birden yarıya kadar artırım öngören TCK’nın 22/3. maddesi gereğince cezanın yarı oranda artırılmasının isabetli olup olmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır. Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hakime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Buna göre; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenmiş olan herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde, kural olarak göz önünde bulundurulması gereken ölçüt, 5237 SK’nun 61. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Ancak taksirle işlenen suçlar açısından kanun koyucu, aynı kanunun 22. maddenin 4. fıkrası ile bir ölçüt daha eklemiştir. Bu durumda, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, TCK’nın 61/1 ile 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerin birlikte dikkate alınması gerekmektedir. Söz konusu kanuni düzenlemeler karşısında, taksirli suçlarda temel cezanın belirlenmesinde öncelikle failin kusurunun değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, ancak kusurluluğun yanında “suçun işleniş biçimi”, “suçun işlendiği zaman ve yer”, “suç konusunun önem ve değeri” ile “meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı” ölçütlerinin de dikkate alınacağı sonucuna varılmaktadır.  

Denetim Süresi İçinde Kasti Bir Suç İşlenmesi Nedeniyle Açıklanması Geri Bırakılan Hükmün Açıklanmasına Karar Verilirken Geri Bırakılan Hükümde Değişiklik Yapılarak Daha Ağır Bir Cezaya Hükmedilmesi Usul ve Yasaya Aykırıdır

Sanık,  kasten öldürme suçuna teşebbüsten yargılanmıştır. Yargılama sonucunda, sanığın eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu kabul edilerek 1 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanığın beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulmasına karar verilmiştir. Sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle  açıklanması geri bırakılan hükmün açıklanmasına, 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna karar verilmiştir. CMK’nın 231/11. maddesinde; mahkemenin, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere bilerek aykırı davranması halinde hükmü aynen açıklamakla yükümlü olduğu, kendisine yüklenen yükümlülükleri elinde olmayan sebeplerle yerine getiremeyen sanığın ise durumunu değerlendirerek, cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşulların varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verebileceği belirtilmektedir.  CMK’nın 231/11. maddesindeki emredici hüküm uyarınca açıklanması geri bırakılan hükmün aynen açıklanması gerektiğinden, açıklanması geri bırakılan hükümde değişiklik yapılarak sanığın aleyhine olacak şekilde daha ağır bir cezanın belirlenmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Cumhuriyet Savcısı Sanık Lehine Yaptığı Temyiz Başvurusundan Ancak Sanığın Rızası ile Vazgeçebilir; Sanık Aleyhine Olan Temyiz Başvurusundan ise Rıza Aranmaksızın Vazgeçilebilir

Uyuşmazlık, Cumhuriyet Savcısının temyizden vazgeçmesinin geçerli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. CMK’nın 260. maddesinde; Cumhuriyet Savcısının hakim ve mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurma hakkının bulunduğu, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabileceği düzenlenmektedir. 266. maddede de, Cumhuriyet Savcısı tarafından sanık lehine yapılan temyiz başvurusundan sanığın rızası olmaksızın vazgeçilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Temyiz incelemesinin kapsamı ve bozmadan sonra kurulacak hükmün sınırlarının belirlenmesi bakımından, Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz isteğinin sanığın lehinde mi yoksa aleyhinde mi olduğunun temyiz dilekçesinde açıkça belirtilmesi gereklidir. Bu açıklama süre tutum dilekçesinde yapılabileceği gibi sonradan verilecek gerekçeli temyiz dilekçesiyle de yapılabilecektir. Ancak, gerekçeli temyiz dilekçesi verilmemiş ve süre tutum dilekçesinde de bir açıklık yoksa beraat hükümlerine karşı verilen süre tutumlar hariç C. Savcısı tarafından yapılan temyiz başvurusunun sanık lehine olduğu kabul edilmelidir. Dosya kapsamından, savcının sanık aleyhine temyiz başvurusunda bulunduğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, sanık aleyhine yapılan temyiz başvurusundan vazgeçilmesi için sanığın rızasına gerek olmadığından Cumhuriyet Savcısının temyizden vazgeçmesinin geçerli olduğu kabul edilmelidir.   

Kat Karşılığı İnşaatta Eksik ve Ayıplı İşler Varsa Yüklenici Bunları Tamamlamadan veya Bedelini Ödemeden Sözleşmeye Uygun Teslimden Söz Edilemeyeceğinden Tescile Hak Kazanamaz

Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil talebine ilişkindir. Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifasını talep eden kimse, sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, kural olarak kendi borcunu ifa etmedikçe karşı taraftan edimin ifasını isteyemez. Kat karşılığı inşaat sözleşmesinde de inşaatta eksik ve ayıplı işler varsa yüklenici bunları tamamlamadan veya bedelini ödemeden sözleşmeye uygun teslimden söz edilemeyeceğinden tescile hak kazanamaz. Açıklanan nedenlerle, eksik veya ayıplı imalat bulunup bulunmadığı araştırılmalı, eksik imalat bulunması halinde birlikte ifa kuralı gereği karar verilmeli ya da eksik imalat bedeli depo edilerek tapu iptali ve tescile karar verilmelidir.   

Kooperatifler Kanunu’nda Düzenlenen Hususlardan Doğan Davalar Ticari Davadır

Davacı, dava dışı  konut yapı kooperatifine üye olduğunu ve kur’a sonucu dava konusu dairenin kendisine tahsis edildiğini, tüm borçları ödemesine rağmen, dairenin kooperatifçe davalıya devredilerek tescil edildiğini iddia ederek dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile adına tescilini talep etmiştir. Kooperatifler Kanunu’nda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları, tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın ticari davadır. Uyuşmazlık, anılan kanundan kaynaklandığından görevli mahkeme ticaret mahkemeleridir. Görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, esasa girilerek yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Maaş Hacizleri ile İlgili İİK’nun 355. maddesine Göre Yapılan Sıralama İİK’nun 140/1. maddesi Kapsamında Sıra Cetveli Niteliğinde Değildir

Dava, muvazaa nedenine dayalı sıra cetvelinin iptali istemine ilişkindir. Maaş hacizleri ile ilgili İİK’nun 355. maddesine göre yapılan sıralama, İİK’nun 140/1. maddesi kapsamında sıra cetveli niteliğinde değildir. Bu nedenle, maaş hacizlerinde İİK’nın 142/1. maddesinde düzenlenen hak düşürücü sürenin uygulanması da söz konusu değildir. Sıra cetveline itiraz davalarında, davalı alacağının gerçek olduğunu ispat etmek zorundadır. Maaş hacizlerinde ise, üst sıralarda bulunan alacaklar aleyhine açılan davalar genel muvazaa mahiyetinde olup bu davalarda genel ispat kuralları geçerlidir.

Davacı Davanın Dayanağı Olan Vakıaları Somut Olarak Belirtmesi Gerekir – Davacının Somutlaştırma Yükü – Hakimin Davayı Aydınlatma Ödevi

HMK’nun 194. maddesinde, somutlaştırma yükü düzenlenmiş olup, maddenin birinci fıkrası uyarınca, taraflar dayandıkları vakıaları, ispata elverişli bir şekilde somutlaştırmakla yükümlüdür. Somutlaştırmak; bir iddiayı, zaman, mekan, kişi, oluş şekli gibi unsurlarıyla algılamaya, anlamaya, tartışmaya, ispata elverişli şekilde ortaya koymaktır. Vakıaların somutlaştırılmasından sonra, karşı tarafça savunma yapılabilir ve mahkemece bir vakıa tam olarak algılanabilir, ispat faaliyeti yürütülebilir ve vakıa üzerinde inceleme ve tartışma yapılarak karar verilir. Somutlaştırma yükünün yerine getirmemenin yaptırımı, ispat yükünü yerine getirmemektir. Somutlaştırma yükünün yerine getirilmemiş olması halinde, önce hakim davayı aydınlatma ödevi ve ön incelemedeki görevi gereği, somut olmayan hususların belirlenmesini davacıdan istemeli, bu eksiklik tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek karar verilmeli, bu eksiklik tamamlanmaz, somutlaştırma gerçekleşmezse, ispatsız kalan davanın reddine karar verilmelidir. 

Kısmi Davada Zamanaşımı Alacağın Dava Edilen Kısmı İçin Kesilir; Alacağın Saklı Tutulan Kısmı İçin Zamanaşımı Kesilmez – Zamanaşımı Def’i

Davacı, iş akdinin haksız ve bildirimsiz şekilde feshedildiğini ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, zamanaşımı savunmasının dikkate alınıp alınamayacağı noktasında toplanmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca benimsenmiş ilkeye göre, kısmi davada fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmuş olması, saklı tutulan kesim için zamanaşımını kesmez; zamanaşımı, alacağın yalnız kısmi dava konusu yapılan miktar için kesilir. 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa zamanaşımı def’i geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı HMK’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla, 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı def’i dikkate alınmaz.  

İş Kazası Nedeniyle Tazminat – Asıl İşveren ve Alt İşverenin Birlikte Sorumluluğu – İş Bütün Olarak Başka İşverene Verilmemiş Parçalara Bölünmüş ve İş Sahibi de İşe Müdahil ise İşin Anahtar Teslimi Başka İşverene Verildiğinden Söz Edilemez

Dava, iş kazası sonucu sürekli iş göremezliğe uğrayan davacının maddi ve manevi zararlarının davalı işverenlerden tahsili talebine ilişkindir. Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. İşin bütününün başka bir işverene bırakılması halinde o işin anahtar teslimi olarak bir başkasına devrinden söz edilebilir. Somut olayda olduğu gibi iş bütün olarak başka işverene verilmemiş, parçalara bölünmüş ve iş sahibi de işe müdahil ise işin anahtar teslimi başka işverene verildiğinden söz edilemez. Bu durumda, asıl işverenin hükmedilen tazminatlardan sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

Kat Mülkiyeti Kurulması Suretiyle Ortaklığın Giderilmesi

Davacı, taşınmazdaki paydaşlığın öncelikle aynen taksim, mümkün değilse satış yoluyla giderilmesi talebinde bulunmuştur. Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarında, kat mülkiyeti kurulmasına engel oluşturan eksikliklerin mevcut olduğu durumlarda bu eksikliklerin giderilip yasal koşullara uygun hale getirilmesi mümkün ise bunun isteyen tarafa tamamlattırılması yoluna gidilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Aynen taksim isteyen hissedarlara  634 SK’nun 12. maddesinde belirtilen eksikliklerin giderilmesi suretiyle paydaş ve bağımsız bölüm itibariyle her bir müşterek malike/paydaşa en az bir bağımsız bölüm verilerek kat mülkiyeti oluşturulması ve bağımsız bölüm ve daireler arasındaki değer farkının ise ivaz ilavesiyle denkleştirilmesi için süre verilmelidir. Yerel mahkemece, öncelikle kat mülkiyetine geçişin sağlanması yolunda yargılama yapılması gerekirken, açıklanan hususlar yerine getirilmeden, yetersiz araştırma ve eksik incelemeye dayalı olarak ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Kefalet Sözleşmesi Yazılı Olmalı, Miktar ve Tarih Belirtilmeli, Müteselsil Kefalette Kefil Bu Durumu El Yazısı ile Belirtmelidir; Aksi Halde Geçersizlik Söz Konusu Olur

Davacı, davalı ile yapılan sözleşmenin ihlal edildiğini iddia ederek cezai şart bedeli ve ödenen katkı tutarının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili talebinde bulunmuştur. Kefalet sözleşmesi yazılı olmalı, miktar ve tarih belirtilmeli, müteselsil kefalette kefil  bu durumu el yazısı ile belirtmelidir. Aksi halde geçersizlik söz konusu olur. Davalının imzasının bulunduğu kefalet sözleşmesinde yasada belirtilen unsurların bulunup bulunmadığı tartışılmaksızın, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.  

Verilen Kesin Sürede Eksik Harcın Yatırılmaması Halinde Önce Dosyanın İşlemden Kaldırılmasına, Süresinde Yenilenmez ve Harç Ödenmez ise Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmelidir; Doğrudan Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilemez

Dava, menfi tespit talebine ilişkindir. Harcın eksik yatırılması halinde mahkemece verilen kesin süre içinde harcın yatırılması gerekir. Takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Verilen kesin süre içinde eksik harcın yatırılmaması halinde önce dosyanın işlemden kaldırılmasına, süresinde yenilenmez ve harç ödenmezse davanın açılmamış sayılmasına karar verilmelidir. Yerel mahkemece, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, noksan tespit edilen değer üzerinden eksik harcın ödenmemesi nedeniyle doğrudan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Sözlü Yargılama İçin Gün Tayin Edilip Taraflara Bildirilmeden ve Usule Uygun Sözlü Yargılama Yapılmadan Karar Verilmesi Usul ve Kanuna Aykırıdır

Dava, trafik kazası sonucunda cismani zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 6100 SK, ilk derece yargılamasını aşamalara ayırmıştır. Bunlar; 1- Davanın açılması ve dilekçeler aşaması, 2- Ön inceleme, 3- Tahkikat, 4- Sözlü Yargılama  ve 5- Hükümdür. Mahkeme; dilekçeler aşaması, ön inceleme aşaması ve tahkikat aşaması tamamlandıktan sonra sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla tarafları davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir. Sözlü yargılama için gün tayin edilip taraflara bildirilmeden ve usule uygun sözlü yargılama yapılmadan karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır.   

Kadastro Sırasında Kadastro Tutanağı Düzenlenmemiş Olan Taşınmazlarla İlgili Olarak Kadastrodan Önceki Nedenlere Dayalı Olarak Açılacak Davalar İçin Süre Sınırlaması Yoktur

Davacı, zamanaşımı nedeniyle kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya hukuki sebeplerine dayalı olarak tapusuz taşınmazın tescili talebinde bulunmuştur. 3402 SK’nun 12. maddesinde, kadastro sırasında haklarında tutanak düzenlenen taşınmazlar yönünden, kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkı 10 yıl ile sınırlandırılmıştır. Kadastro sırasında haklarında kadastro tutanağı düzenlenmeyen taşınmazlar yönünden ise kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkını sınırlayan herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Yerel mahkemece işin esasına girilip, iddia ve savunma çerçevesinde deliller toplanarak neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

Götürü Bedelli İşlerde Yüklenicinin Hakettiği İş Bedeli “Fiziki Oran” Yöntemi ile Belirlenir

Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedeli ve cezai şart alacağının tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali talebine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmede iş bedeli götürü kararlaştırılmıştır. Götürü bedelli işlerde yüklenicinin hakettiği iş bedeli, “fiziki oran” yöntemi ile belirlenir. Anılan yöntem uyarınca; yüklenicinin sözleşme kapsamında gerçekleştirdiği imalâtların, eksik ve ayıpları da dikkate alınarak, işin tamamına göre fiziki oranı tespit edilmeli, bulunacak bu oran götürü iş bedeline uygulanmalı, bulunacak bu rakamdan ispat edilen ödemeler düşülmelidir. Hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesaplamalar, açıklanan ilkeye aykırı olup rapor benimsenerek sonuca varılması hatalıdır.   

Haciz ve İpotek Şerhlerinin Terkinine İlişkin Davalar Nispi Harca Tabidir

Asıl ve birleşen dava, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesinden kaynaklanmakta olup asıl dava, tapu iptali ve tescil; karşı dava ise yüklenicinin borcu sebebi ile tapu kaydının iptali istenen bağımsız bölüm üzerine tesis edilen ipotek ve hacizlerin terkini istemlerine ilişkindir. Hacizler ve ipotekler belli bir değeri ihtiva etmektedir. 492 SK’nun 15 ve 16. maddeleri gereğince ve 1 Sayılı Tarifeye göre, konusu belli bir değerle ilgili olduğundan haciz ve ipotek şerhlerinin terkinine ilişkin davalar nispi harca tabidir. Nispi harçların 1/4’ünün peşin olarak ödenmesi gerekir. Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe devam eden işlemler yapılmaz. Harçlarla ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemeler ve Yargıtay tarafından re’sen dikkate alınır.

Mahsup İtirazı Yargılamanın Her Aşamasında İleri Sürülebileceği Gibi Mahkemece de Re’sen Dikkate Alınması Gerekir

Davacı, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacağının  tahsili için başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Davacı, davalıya imalat yapılmak üzere verdiği ipliklerin iade edilmediğini belirterek bunların bedellerinin tahsilini istemiştir. Davalı ise iplikleri iade edebileceğini, ancak yaptığı imalatlardan kaynaklanan alacaklarının ödenmemesi nedeniyle hapis hakkını kullandığını beyan etmiştir. Davalının imalat bedelinden bakiye alacağının bulunduğuna ilişkin savunması, mahsup itirazı niteliğindedir. Mahsup itirazı yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de re’sen dikkate alınması gerekir. Bu durumda, davalının bakiye alacağının bulunup bulunmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.   

Mirasın Hükmen Reddi Koşulları Gerçekleşmiş ise Terekenin Borca Batık Olduğunun Tespitine Karar Verilir; Ayrıca Davacının Davalıya Borçlu Olmadığının Tespitine Karar Verilemez

Davacılar, murisin terekesinin borca batık olduğunun tespiti ile mirasın hükmen reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Bu nevi davalar, alacaklılara husumet yöneltilerek görülür. Hükmen ret koşulları gerçekleşmiş ise mirasbırakanın ölüm tarihinde terekesinin borca batık olduğunun tespitine karar verilmekle yetinilmelidir. Ayrıca davacıların davalıya borçlu olmadığının tespitine de karar verilemez. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın yazılı gerekçelerle, davacıların murisin tereke borcu nedeniyle davalılara borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi hatalıdır.   

Yükleniciden Konut Satış Sözleşmesi ile Temlik Alınan Kişisel Hakka Dayalı Tapu İptali ve Tescil Davalarında Görevli Mahkeme Tüketici Mahkemeleridir

Davacı, davalı yükleniciden temlik alınan kişisel hakka dayalı olarak tapu iptali ve tescil isteminde bulunmuştur. Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsamaktadır. Konut satış sözleşmeleriyle devre tatil ve uzun süreli tatil hizmeti sözleşmeleri de anılan kanun kapsamına alınmıştır. Dava konusu taşınmazın da bir konut satış sözleşmesiyle satın alındığı belirtilerek dava açılmıştır. Açıklanan nedenlerle, yükleniciden konut satış sözleşmesi ile temlik alınan kişisel hakka dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında görevli mahkeme tüketici mahkemeleridir. Mahkemece, kamu düzeninden olan görev hususunun re’sen gözetilmesi gerekirken, açıklanan hususlar dikkate alınmadan esasa girilerek hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.   

1- Mirasın Hükmen Reddi Davalarında Terekenin Aktif ve Pasifi Ölüm Tarihine Göre Hesaplanmalıdır 2- Mirasın Reddi İçin Vekilin Vekaletnamesinde Özel Yetki Bulunmalıdır

Davacılar, murislerinin terekesinin borca batık olduğunun tespiti ile mirasın hükmen reddine karar verilmesini talep etmişlerdir. Ölüm tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise, miras reddedilmiş sayılır. Mirasın hükmen reddi davalarında, terekenin aktif ve pasifi ölüm tarihine göre hesaplanmalıdır. Öte yandan, mirasın reddi için vekilin vekaletnamesinde özel yetki bulunmalıdır. Davacıların avukatlarına verdikleri vekaletnamede, mirasın reddini içeren özel yetki bulunmadığından davacılar vekiline özel yetkiyi içeren vekaletname sunması için süre verilmelidir. Açıklanan hususlar üzerinde durulmadan eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Taşkın Yapı Sahibinin Temliken Tescil İsteyebilmesinin Bir Koşulu da Yapının Taşınmazda Temelli Kalması Amacıyla (Kalıcı Yapı Niteliğinde) Yapılmış Olmasıdır

Asıl dava, el atmanın önlenmesi ve yıkım; birleştirilen dava ise TMK’nun 725. maddesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Taşkın yapı sahibinin temliken tescil isteyebilmesinin bir koşulu da yapının taşınmazda temelli kalması amacıyla (kalıcı yapı niteliğinde) yapılmış olmasıdır. Dava konusu taşkın yapıların baraka ve sundurma türü basit yapı niteliğinde olduğu, binaların çatı altında hasır betonu bulunmayıp betonarme sistemde yapılmadığından taşkın kısımlarının yıkılması sonucu bütünlüklerinin bozulmayacağı, taşkın yapıların davacı taşınmazı üzerinde temelli kalması amacıyla yapılan yapılar olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda, temliken tescil talebine yönelik birleştirilen davanın reddine, el atmanın önlenmesi ve yıkım istemine ilişkin asıl davanın ise kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

İtirazın İptali – Avukatlık Sözleşmesine Dayalı Alacak Talebi

Davacı, davalılar ile imzaladıkları avukatlık ücret sözleşmesi gereği ödenmemiş vekalet ücretinin tahsili istemi ile başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Mahkemece, taraflar arasında düzenlenen avukatlık sözleşmesi geçerli kabul edildiğine göre, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alınarak belirlenen vekalet ücreti üzerinden takibin devamına karar verilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmadan, şartları oluşmadığı halde cezanın indirilmesi hükümlerini düzenleyen TBK’nun 182. maddesi uyarınca hakkaniyet indirimi uygulanmak suretiyle belirlenen vekalet ücreti üzerinden yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. 

Konut Kredisi Sözleşmesinden Doğan Alacağa Dayalı Takibe İtiraz Üzerine Açılan İtirazın İptali Davasında Görevli Mahkeme Tüketici Mahkemesidir

Davacı banka; davalı ile kredi sözleşmesi imzalandığını, kredi taksitlerinin ödenmemesi nedeniyle başlatılan ilamsız icra takibinin itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, konut kredisi sözleşmesinden kaynaklanmakta olup davalı tüketici konumundadır. Açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığın çözümünde tüketici mahkemeleri görevlidir.   

Profesyonel Futbolcu Sözleşmesine Dayalı Alacak Uyuşmazlığı Genel Hükümlere Tabidir; İhtiyari Tahkim Kuralları Kapsamında Uyuşmazlık Çözüm Kurulunun Yetkili Olabilmesi İçin Uyuşmazlığın Ortaya Çıkmasından Sonra UÇK’nin Yetkisi Yazılı Olarak Kabul Edilmiş Olmalıdır

Davacı, davalı kulüp ile aralarında imzalanmış olan Profesyonel Futbolcu Sözleşmesi kapsamında ödenmeyen alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Profesyonel Futbolcu Sözleşmesine dayalı alacak uyuşmazlıkları genel hükümlere tabidir. Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nun mecburi tahkim ve ihtiyari tahkim şeklinde iki ayrı görevi vardır. Sadece sportif cezalarla yetiştirme tazminatlarına ilişkin uyuşmazlıklar mecburi hakem olarak Uyuşmazlık Çözüm Kurulu’nda görülebilir. İhtiyari tahkim kuralları kapsamında Uyuşmazlık Çözüm Kurulunun yetkili olabilmesi için uyuşmazlığın ortaya çıkmasından sonra UÇK’nin yetkisi yazılı olarak kabul edilmiş olmalıdır. Davacı ise, alacağının tahsili için eldeki davayı açmış olduğundan tercihini genel mahkemelerden yana kullanmıştır. O halde, uyuşmazlığın çözümünde genel mahkemeler görevlidir.   

Avukatın Haklı Nedenle Azli Halinde Azil Tarihi İtibariyle Sonuçlanıp Kesinleşen İşler İçin Vekalet Ücreti İstenebilir; Haksız Azil Halinde ise Avukat Yüklendiği İşin Tüm Ücretini İsteyebilir

Davacı, davalının vekili olarak, boşanma davasını takip ettiğini, vekalet görevini gereği gibi yerine getirmesine rağmen hiçbir gerekçe gösterilmeden azledildiğini, vekalet ücretinin ise ödenmediğini, haksız azil nedeniyle vekalet ücretinin tahsili için başlatılan icra takibine itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da  kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğu kabul edilmelidir. Avukatın haklı nedenle azli halinde azil tarihi itibarıyla sonuçlanıp kesinleşen işler için vekalet ücreti istenebilir. Haksız azil halinde ise avukat yüklendiği iş için tüm ücretini isteyebilir. Bu durumda, azlin haklı olup olmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.  

Asıl Borçlu Hakkında Verilen Menfi Tespit Kararı İcra Kefilini de Kapsar

Alacaklı tarafından başlatılan ilamlı icra takibinde şikayetçi icra kefili borçlu, takip dayanağı olan borç senetlerini kefil sıfatı ile imzaladığını, asıl borçlu  hakkında menfi tespit kararı verildiğini iddia ederek icra takibinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. TBK’nun 598. maddesi uyarınca; hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince, kefil de borcundan kurtulur. Açıklanan nedenle, asıl borçlu hakkında verilen menfi tespit kararı icra kefilini de kapsar. O halde, asıl borçlu hakkında borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi halinde icra kefilinin de sorumluluğunun sona erdiğinin kabulü gerekir.  

Limited Şirkette Bilgi Alma Hakkı Kapsamında Ticaret Mahkemesince Verilen Defter ve Belgelerin İncelenmesi Kararının İnfazına İlişkin İcra Müdürlüğü İşlemlerine Karşı Şikayetler Kararı Veren Ticaret Mahkemesince İncelenir

Şikayet, ilamın gereği gibi yerine getirilmesine ilişkin talebin reddine yönelik icra müdürlüğü kararının kaldırılmasına ilişkindir. Limited şirkette bilgi alma hakkı kapsamında ticaret mahkemesince verilen defter ve belgelerin incelenmesi kararının infazına ilişkin icra müdürlüğü işlemlerine karşı şikayetler, kararı veren ticaret mahkemesince incelenmelidir. Bilgi alma davası kararının infazı ile ilgili olarak icra müdürünün işlemine karşı her türlü şikayette kararı veren mahkeme görevli olduğundan, icra mahkemesince şikayet dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmelidir.   

Kişilerin Şahsı veya Ailevi Yapılarına İlişkin Hukuki Durumlarında Bir Değişiklik Yaratmayıp Malvarlığını Etkiler Nitelikte Olan Manevi Tazminata İlişkin İlamlar Kesinleşmeden İcraya Konulabilir

Borçlu, takibe konu kararın kişilik haklarının zedelenmesi nedenine dayalı manevi tazminata ilişkin olduğunu, kesinleşmeden icraya konulamayacağını ileri sürerek icra takibinin iptalini talep etmiştir. Takip dayanağı ilam, TTK’nun 58. maddesine dayalı kişilik haklarının zedelenmesine dayalı manevi tazminata ilişkindir. Bu nevi ilamlar, kişilerin şahsı veya ailevi yapılarına ilişkin hukuki durumlarda değişiklik yaratmayıp malvarlığını etkiler nitelikte olduğundan kesinleşmeden icraya konulabilir.   

Ayıplı Aracın İadesi ve Bedelinin Tahsili Şeklinde Karşılıklı Edimler İçeren İlama Dayalı Takibe Devam Edilebilmesi İçin Öncelikle Aracın İadesi Gerekir

Borçlu, icra takibinin durdurulması ve faizin iptali talebiyle icra mahkemesine başvurmuştur. Dosya içeriğinden, takip dayanağı ilamın, ayıplı aracın iadesi ve bedelinin tahsili şeklinde karşılıklı edimler içeren ilam olduğu anlaşılmaktadır. Karşılıklı edimler içeren ilamlarda, alacaklının takibe devam edebilmesi için önce kendi edimini yerine getirmesi gerekir. Bu nedenle, bedel talebinde bulunabilmek için öncelikle araç iade edilmelidir. Alacaklının, ilamda kendisine yüklenen edimi yerine getirmeden takibe devam etmesi mümkün olmadığından, edimini yerine getirinceye kadar takibin durdurulmasına karar verilmelidir.   

Meskeniyet Şikayetine Konu Yer Kat İrtifakı veya Kat Mülkiyeti Kurulmamış Arsa Vasfında ise Arsa ve Yapının Toplam Değeri Üzerinden Borçlu Hissesine Düşen Miktar Belirlenerek Değerlendirme Yapılmalıdır

Borçlu, meskeniyet şikayetinde bulunmuştur. Dava konusu taşınmazın tapuda arsa vasfında olduğu ve 1/12 hissesinin borçluya ait olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Taşınmazın arsa olarak tapuda kayıtlı olması, üzerinde konut bulunması halinde, borçlunun meskeniyet şikayetinde bulunmasına engel değildir. Meskeniyet şikayetine konu taşınmaz, kat irtifakı veya kat mülkiyeti kurulmamış arsa vasfında ise, arsa ve yapının toplam değeri üzerinden borçlu hissesine düşen miktar belirlenerek değerlendirme yapılmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, sadece borçlunun fiilen oturduğu dairenin değerinin tesbitine ilişkin bilirkişi raporunun hükme esas alınması hatalıdır.  

Yargılamada Eksiklik Bulunmadığı, Ancak Yeniden Yargılamayı Gerektirmeyecek Nitelikte Kanunun Uygulanmasında Hata Edildiği veya Gerekçede Hata Edildiği Durumlarda İstinaf Başvurusu Reddedilemez; Düzelterek Yeniden Esas Hakkında Karar Vermelidir

Davacı vekili, dava konusu taşınmazın müvekkili şirkete ait tek malvarlığı olduğunu, şirket müdürünün genel kurul toplantısında usulsüz olarak şirket müdürlüğünden uzaklaştırıldığını, taşınmazın şirketin yeni müdürleri tarafından satıldığını, ilgili genel kurul toplantısı ve bu toplantıda alınan kararların mahkemece iptal edildiğini, satışın muvazaalı olduğunu iddia ederek, taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı şirket adına tescilini, tescil mümkün olmazsa rayiç bedelinin tahsilini talep etmiştir. Yargılamada eksiklik bulunmadığı, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyecek nitelikte kanunun uygulanmasında hata edildiği veya gerekçede hata edildiği durumlarda istinaf başvurusu reddedilemez; düzeltilerek esas hakkında karar verilmelidir. Açıklanan husus dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Manevi Tazminat Bölünerek İstenemez

Davacı, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet iddiasına dayalı olarak tespit, men ile birlikte maddi ve manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur. Manevi tazminatın tekliği ve bölünmezliği ilkesi gereğince, haksız eylem nedeniyle uğranılan manevi zarar karşılığı olarak istenebilecek manevi tazminat bölünerek istenemez. Açıklanan nedenlerle yerel mahkemece,  başlangıçta talep edilen manevi tazminat miktarına göre takdir hakkının kullanılması gerekirken, ıslahla arttırılan miktar dikkate alınarak yazılı şekilde manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Nispi İdari Para Cezasını Gerektiren Eylemler Nedeniyle Açılan Tazminat Davaları Kabahatler Kanunu Kapsamında Sekiz Yıllık Zamanaşımına Tabidir

Dava,  Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 6. maddesinde yasaklanan “hâkim durumun kötüye kullanılması” eylemine dayalı tazminat istemine ilişkindir. Anılan madde uyarınca;  bir veya birden fazla teşebbüsün ülkenin bütününde ya da bir bölümünde bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu tek başına yahut başkaları ile yapacağı anlaşmalar ya da birlikte davranışlar ile kötüye kullanması hukuka aykırı ve yasaktır. Söz konusu hukuka aykırılıklar için  nispi idari para cezası öngörülmüştür. Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesinde, kabahatler “idari yaptırım” gerektiren haksızlıklar olarak nitelendirilmektedir. Kanunun 16. maddesinde ise “idari para cezası” idari yaptırım türleri arasında sayılmıştır. Aynı kanunun “Soruşturma Zamanaşımı” başlıklı 20. maddesinde ise “nispi idari para cezasını gerektiren kabahatlerde zamanaşımı süresi sekiz yıl” olarak belirlenmiştir.  

Kendi Adına ve Hesabına Bağımsız Tarım Faaliyetinde Bulunan Kişiden Ürün Teslimi Sırasında Prim Tevkifatı Yapılmış ise Kayıt ve Tescil İçin Kuruma Başvuru Şartı Aranmaksızın Tarım Bağ-Kur Sigortalılığı Gerçekleşir

Davacı, tevkifatın aidiyeti ve Tarım Bağ-Kur sigortalılığının tespiti talebinde bulunmuştur. 2926 SK’nun 2. maddesinde, sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdiyle bağlı olmaksızın tarımsal faaliyette bulunanların sigortalı sayılacakları belirtilmiştir. Tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlarla ilgili sigorta primlerinin, ilgiliye ödenmesi gereken ürün bedellerinden kesilerek o kişi adına kurum hesabına yatırılmak suretiyle tahsil edilmesi durumunda, kayıt ve tescil için kuruma başvuru şartı aranmaksızın Tarım Bağ-Kur sigortalığı gerçekleşir. Tarımsal faaliyet olgusunun kanıtlanmış olması, tescilli sigortalılar yönünden tescil tarihinden, tescili bulunmayanlar yönünden ise ilk prim ödemesinin veya tevkifatın gerçekleştirildiği tarihten sonraki süreler dikkate alınmalıdır. Dosya kapsamından, davacının hayvancılıkla uğraştığı ve adına tevkifat kesintisi yapılan şahsın nüfus kayıtlarında bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davanın kabulü gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

İş Kazasını Yasal Süre İçinde SGK’na Bildirmeyen İşveren Bundan Doğan ve Doğacak Kurum Zararlarından Sorumludur

Davacı işveren; iş kazası sonucu sigortalıya davalı kurumca yapılan tedavi giderlerinin iş kazasının yasal süresi içerisinde kuruma bildirilmemesi nedeniyle kendisinden tahsil edilmesi üzerine söz konusu tedavi gideri ödemesinin tahsili talebinde bulunmuştur. İşveren, iş kazasını, o yer yetkili zabıtasına derhal ve kuruma en geç kazadan sonraki iki gün içinde yazı ile bildirmekle yükümlüdür. İş kazasını yasal süresi içinde kuruma bildirmeyen işveren, bundan doğan ve doğacak kurum zararlarından sorumludur. Yerel mahkemece, 506 SK’nun 27. maddesi kapsamında araştırma yapılmalı ve buna göre karar verilmelidir.  

Hizmet Tespiti – Sigortalının İşe Girişi Kuruma Başlangıçta Bildirilmemiş, İşe Başlamasından Daha Sonraki Bir Tarihte Bildirilmiş Ancak Çalışma Kesintisiz Devam Etmiş ise Hak Düşürücü Süre Kesintisiz Çalışmanın Sona Erdiği Tarihe Göre Belirlenir

Davacı, dava dilekçesinde belirttiği tarihler arasında kesintisiz çalıştığını, ancak 25 günlük bildirim dışında çalışmalarının kuruma bildirilmediğini iddia ederek eksik bildirilen hizmetlerinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Bu nevi davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekir. Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Sigortalının işe girişi kuruma başlangıçta bildirilmemiş, işe başlamasından daha sonraki bir tarihte bildirilmiş ancak çalışma kesintisiz devam etmişse hak düşürücü süre kesintisiz çalışmanın sona erdiği tarihe göre belirlenir. Açıklanan  maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Bağ-Kur Sigortalılığının Tespiti İstemlerinde Önce Sosyal Güvenlik Kurumuna Müracaat Etmiş Olmak Dava Şartıdır

Dava, Bağ-Kur sigortalılığının tespiti talebine ilişkindir. 5510 Sayılı Kanun ile diğer sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hizmet akdine tabi çalışmaları nedeniyle zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti talepleri hariç olmak üzere, dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat edilmesi zorunludur. Dava açılmadan önce Sosyal Güvenlik Kurumu’na müracaat edilmesi ve kurumca istemin zımnen ya da açıkça reddedilmesi gerektiği dava şartı olarak düzenlenmiştir. Dava açılmadan önce kuruma müracaat edilmemişse mahkemece, kurumun red iradesini gösterir işlem veya eylemi belgelendirmesi için davacıya ihtaratlı kesin süre verilmelidir. Verilen süre içerisinde dava şartı eksikliğinin tamamlanmaması halinde, dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddedine karar verilmelidir. Dava şartının tamamlanması halinde ise, davanın esasına girilerek sonucuna göre karar verilmelidir.   

Gazetecinin İzin Ücretinin 5953 SK’nun 29. maddesine Göre İki Kat Hesaplanabilmesi İçin Çalışırken Talebe Rağmen İzin Kullandırılmadığı veya İzin Verilmesine Rağmen Ücretin Ödenmediği İddia ve İspat Edilmelidir

Davacı, davalı işyerinde köşe yazarı olarak çalıştığını, şirketin yeniden yapılanması nedeni ile iş akdinin feshedildiğini, ikramiye ve feshe bağlı alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatları ile ikramiye alacağı ve yıllık izin ücreti alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Gazetecinin izin ücretinin 5953 Sayılı Kanunun 29. maddesine göre, iki kat üzerinden hesaplanabilmesi için çalışırken talebe rağmen izin kullandırılmadığı veya izin verilmesine rağmen ücretin ödenmediği iddia ve ispat edilmelidir. Somut olayda, davacının çalışırken yıllık izin talebinde bulunmasına rağmen izin kullandırılmadığını veya izin verilmesine rağmen ücretinin ödenmediğini iddia ve ispat edilmemiştir. Bu durumda, kullandırılmayan toplam izin süresi, 29. madde uygulanmadan tek kat üzerinden hesaplanmalıdır.   

Hafta Tatilinde Yapılan Çalışma Fazla Çalışma Sayıldığından Ücret % 50 Zamlı Hesaplanır

Davacı, fazla çalışma yapmasına, genel tatillerde ve hafta tatillerinde çalışmasına karşın ücretlerinin ödenmediğini ileri sürerek fazla mesai, genel tatil ve hafta tatili ücretlerinin tahsili talebinde bulunmuştur. Çalışılmayan hafta tatili günü için bir iş karşılığı olmaksızın işçinin ücreti tam olarak ödenir. Hafta tatilinde çalışan işçinin ücretinin nasıl hesaplanacağı yasalarda düzenlenmemiştir. Hafta tatilinde yapılan çalışmanın fazla çalışma sayılacağı, buna göre ücretin yüzde elli zamlı ödenmesi gerektiği görüşü benimsenmektedir. Buna göre, hafta tatilindeki çalışmanın o günün yevmiyesinin 1,5 katı olarak hesaplanması gerekir. Hafta tatili ve genel tatil ücreti alacaklarının çalışılan saat üzerinden hesaplanması hatalıdır.   

Bozma Kararından Sonra Islah Yapılamaz

Bozmadan sonra ıslah yapılıp yapılamayacağı hususunda içtihatlar arasındaki aykırılık Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulunda değerlendirilmiş ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu 06.05.2016 tarih ve E: 2015/1, K: 2016/1 K. sayılı kararı ile “ Her ne sebeple verilirse verilsin bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 tarih ve 1944/10 E. 1948/3 K. sayılı YİBK’nın  değiştirilmesine gerek olmadığına” karar verilmiştir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, bozmadan sonra yapılan ıslaha değer verilmek suretiyle kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret ve yıllık izin alacaklarının ıslahla attırılan kısımlarının da hüküm altına alınması usul ve yasaya aykırıdır.   

İstihkak – İİK’nun 97. maddesi Uygulanması Gerekirken 99. madde Kapsamında İşlem Yapıldığına İlişkin Şikayet Kamu Düzenine İlişkin Olup Süreye Bağlı Değildir

Alacaklı, İİK’nun 97. maddesinin uygulanması gerekirken, 99. maddenin uygulanmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia ederek İİK 97. maddesi uygulanarak takibin devamına, istihkak iddiasında bulunan 3. şahsa istihkak davası açmak üzere süre verilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 97. madde uygulanması gerekirken, 99. madde kapsamında işlem yapıldığına yönelik şikayet, kamu düzenine ilişkin olduğundan süreye tabi değildir. Şikayet ile ilgili olarak tarafların iddia ve savunmaları değerlendirilerek karar verilmesi gerekirken, şikayetin süre yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

İstihkak Davası Devam Ederken Borçlu Hakkında İflas Kararı Verilir ve Kesinleşirse İcra Takibi Düşer, Hacizler Kalkar ve Dava Konusuz Kalır

Davacı 3. kişi, kendisine ait menkullerin haczedildiğini iddia ederek istihkak iddiasının kabulü ile haczin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Dava, 3. kişinin İİK’nun 96. maddesine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir. İstihkak davası devam ederken borçlu hakkında iflas kararı verilir ve kesinleşirse icra takibi düşer, hacizler kalkar ve dava konusuz kalır. Borçlu şirket hakkında verilen iflas kararı, istihkak davasından önce kesinleşmiştir. Bu durumda, istihkak davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır. 

Muhatabın Geçici mi Yoksa Uzun Süreli mi Ayrıldığı Belirtilmeden Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine Göre Yapılan Tebligat Usulsüzdür

Dava, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil talebine ilişkindir. Savunma hakkını güvence altına alan Anayasası’nın 36. maddesi ile  HMK’nun 27. maddesinde açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davanın tarafları dinlenmek, iddia ve savunmaları alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün değildir. Muhatabın geçici mi yoksa uzun süreli mi ayrıldığı belirtilmeden Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre yapılan tebligat usulsüzdür. Davalıya usulüne uygun dava dilekçesi ve duruşma günü tebliğ edilmesi gerekirken, hukuki dinlenilme hakkına aykırı olarak yargılama yapılması usul ve yasaya aykırıdır.  

Bir Taşınmazı Harici (Geçersiz) Sözleşme ile Satın Alıp Kullanma Yönünden Kişisel Hak Sahibi Olan Kişi Yaptığı Zorunlu ve Faydalı Masraflar Ödenmedikçe Taşınmaz Üzerinde Hapis Hakkını Kullanabilir

Davacılar, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi, yıkım ve eski hale getirme talebinde bulunmuşlardır. Taşınmazların alım satımları resmi şekilde yapılmadıkça harici satın alma, mülkiyetten kaynaklanan bir hak sağlamaz. Ancak, iyi niyetli zilyedin gerek TMK’nun 994. maddesi, gerekse 1940 tarih 2/77 sayılı içtihadı birleştirme kararı uyarınca, taşınmazı kullanma yönünden kişisel bir hakkı bulunmaktadır. Taşınmazı harici sözleşme ile satın alıp kullanma yönünden kişisel hak sahibi olan kişi zorunlu ve faydalı masrafları ödenmedikçe taşınmaz üzerinde hapis hakkını kullanabilir. Kullanılan alanın harici satış senedine konu olan taşınmaz olduğunun saptanması halinde, faydalı ve zorunlu masraflar belirlenerek davalılar lehine hapis hakkı tanınmak suretiyle el atmalarının önlenmesine karar verilmesi, aksi halde sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Kullanım Ödüncü (Ücretsiz Ariyet) ile Verilen Aracın Teslim Edilmemesi Nedeniyle Açılan Aracın Teslimi ve Tazminat Talepli Davada Aracı Kullanamama Nedeniyle Tazminata Karar Verilemez

Davacı-karşı davalı, adına kayıtlı aracı, kardeşi olan davalı-karşı davacıya bir kaç günlüğüne kullanması için verdiğini, daha sonra aracın kendisine iade edilmesini istediğini; fakat davalının aracı kendisine iade etmediğini iddia ederek aracın teslimi; mümkün olmazsa tazminat talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamından, aracın bir bedel karşılığında kiraya verildiğine veya benzer bir hukuki ilişkiyle teslim edildiğine ilişkin davacı tarafından delil ileri sürülmediği, aracın taraflar arasındaki yakın akrabalık ilişkisi nedeniyle rızaen teslim edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, taraflar arasındaki ilişkinin kullanım ödüncü sözleşmesi (ücretsiz ariyet) olduğu kabul edilerek davacının, aracı kullanamama nedenine dayalı alacak isteminin reddi gerekirken; bu istemin kısmen kabul edilmesi hatalıdır. 

Sulh veya Her Ne Suretle Olursa Olsun Anlaşma ile Sonuçlanan ve Takipsiz Bırakılan Davalarda Karşı Taraf Avukatlık Ücretinden Her İki Taraf Müteselsil Sorumludur; Ancak Akdi Vekalet Ücreti Bu Kapsamda Değildir

Dava, Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesine dayalı alacak istemine ilişkindir.  Anılan maddede “İş sahibinin birden çok olması halinde bunlardan her biri, sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşmayla sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde her iki taraf avukat ücretinin ödenmesi hususunda müteselsil borçlu sayılırlar.” düzenlemesi yer almaktadır. Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 5 Ekim 2018 tarihli ve E: 2017/6 E, K: 2018/9 K. sayılı kararında;* her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücretinin dahil olmayacağı belirtilmiştir. Açıklanan nedenlerle, A.A.Ü.T hükümlerine göre hesaplanan vekalet ücretinin yanı sıra, akdi vekalet ücretinden de davalının sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırıdır.  

Rücuen Tazminat Davalarında Davalılardan Her Biri Yalnızca Kendi Kusurlarına İsabet Eden Miktar ile Sorumlu Tutulabilir; Rücuda Teselsül Olmaz

Birleşen dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir. Bu nevi davalarda, davalılardan her biri yalnızca kendi kusurlarına isabet eden miktar ile sorumlu tutulabilir. Rücuda teselsül olmaz ilkesi uyarınca, her bir davalının somut olaydaki kusur ve sorumluluğuna göre tazminata karar verilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde davalıların takdir edilen zararın tamamından müteselsilen sorumlu tutulmaları usul ve yasaya aykırıdır. 

Geçersiz Taşınmaz Satışı Nedeniyle İadeye Karar Verilirken Satış Bedelinin İfanın İmkansız Hale Geldiği Tarihteki Alım Gücüne Uyarlanması (Denkleştirici Adalet İlkesi) Gerekir

Davacı, geçersiz taşınmaz satışı nedeniyle ödediği bedel ile taşınmaz üzerindeki inşaat ve ağaç bedellerinin tahsili isteminde bulunmuştur. Tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşme, resmi şekilde yapılmadığı için geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler, taraflarına hak ve borç doğurmaz; ancak taraflar, verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilir. Denkleştirici adalet ilkesi, haklı bir sebebe dayanmadan başkasının malvarlığından yararlanarak, kendi malvarlığını artıran kişinin elde ettiği kazanımı geri vermek zorunda olduğunu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder. Denkleştirici adalet ilkesi uyarınca, ödenen paranın ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, sözleşme tarihi itibari ile taşınmazın rayiç bedeli tespit edilmeli, bu bedelin ifanın imkansız hale geldiği tarih itibari ile ulaşacağı bedel; çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, TÜFE, ÜFE, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle konusunda uzman bilirkişi kurulundan denetime elverişli rapor alınmak suretiyle belirlenmeli ve bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmelidir.     

Maddi Tazminat – Meyveli Ağaçların Yaşamına Son Verilmesinden Doğan Zarar, Taşınmazın Ağaçlı Değeri ile Ağaçsız Değeri Arasındaki Farkın Ağaç Sayısına Bölünmesi (Kaim Değer) ile Hesaplanır

Davacı, davalı şirkete ait enerji nakil hattından kaynaklanan yangın nedeniyle taşınmazındaki meyve ağaçlarının zarar gördüğünü iddia ederek maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Yerleşmiş Yargıtay kararlarında da kabul edildiği üzere; meyveli ağaçların yaşamına son verilmesinden doğan zararın, bunların kaim değerinin tespiti suretiyle belirlenmesi gerekmektedir. Bir ağacın kaim değerini bulmak için uygulanması gereken yöntem ise, ağaçların bulunduğu yerin ağaçlı değeri ile ağaçsız değeri arasındaki farkın, ağaç sayısına bölünmesi suretiyle gerçeğe en yakın zararın belirlenmesidir. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda; belirtilen şekilde bir inceleme yapılmış ise de taşınmazın ağaçsız değerinin nasıl belirlendiğine ilişkin somut veriler gösterilmemiştir. Bilirkişi raporu denetime elverişli bulunmayıp, hüküm kurmaya elverişli değildir.

Kira İlişkisine Dayalı İtirazın İptali ve Temerrüt Nedeniyle Tahliye Talepli Davalar İçin Bir Kesin Yetki Kuralı Yoktur; Yetkili Mahkeme HMK ve İİK’daki Yetki Kurallarına Göre Belirlenmelidir

Dava, yönetim gideri ve aidat alacaklarının tahsili için başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali ve temerrüt nedeniyle tahliye istemine ilişkindir. Kira ilişkisine dayalı itirazın iptali ve temerrüt nedeniyle tahliye talepli davalar için kesin yetki kuralı yoktur. Yetkili mahkeme, HMK ve İİK’daki yetki kurallarına göre belirlenmelidir. Yerel mahkemece, hatalı değerlendirme ile 634 SK’nun 33. maddesi hükmü uyarınca bu nitelikteki uyuşmazlıklarda ana taşınmazın bulunduğu yerin sulh hukuk mahkemesinin yetkili olduğu ve bu yöndeki yetkiye ilişkin düzenlemenin kesin nitelikte olduğu gerekçesi ile yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Boşanma - Usule Uygun İddianın/Savunmanın Genişletilmesi/Değiştirilmesi Olmaksızın Cevap Süresinden Sonra İleri Sürülen Tazminat Talebi Hakkında Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararı Verilmelidir

Dava, boşanma talebine ilişkindir. Davalı kadına dava dilekçesinin usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, davalının yasal süreden sonra verdiği cevap dilekçesi ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez. Usule uygun iddianın/savunmanın genişletilmesi/değiştirilmesi olmaksızın cevap süresi geçtikten sonra ileri sürülen tazminat talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmelidir. 

Boşanma – Tarafların Kusur Durumu Gerçekleşen Olayların Tümüne Göre (Tek Olarak) Belirlenir; Birden Çok Kusur Kabulü ile Birden Çok (veya Ek) Tazminata Karar Verilemez

Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması ve zina hukuksal nedenlerine dayalı karşılıklı boşanma talebine ilişkindir. Boşanma davalarında,  gerçekleşen olayların tümü değerlendirilip boşanmaya sebebiyet veren olaylara göre taraflardan her birinin kusur durumu belirlenip tek kusur belirlemesi yapılmalı ve kusurun derecesine göre tazminata karar verilmelidir. Açıklanan nedenlerle kadın yararına bir kez maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle açılan boşanma davasının kabulüyle verilen tazminatlara ek olarak, zinaya dayalı boşanma kararı nedeniyle ek tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Hile Nedeniyle Sözleşmenin İptali ve Alacak Talebi – Hile Nedeniyle İptal Hakkı Öğrenme Tarihinden İtibaren Bir Yıl İçinde Kullanılabilir

Dava, hile nedeniyle sözleşmenin iptali ve alacak talebine ilişkindir. Hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, def’i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Dosya içeriğinden, davanın yasal süresi içinde açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, taraf delilleri toplanarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Koşullu veya Mükellefiyetli Bağışta Geçerli Bir Neden Yokken Koşul veya Mükellefiyetin Yerine Getirilmemesi Halinde Bağışlayan Bağıştan Dönüp Verdiğini Geri İsteyebilir – Kural Olarak Bağıştan Rücû Hakkı Mirasçılara Geçmez ve Temlik Edilemez

Davacılar, bağıştan rücu hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuşlardır. Bağıştan dönme; bağışlayanın tek yanlı, bağışlanana varması gereken beyanıyla geriye etkili olarak hukuki ilişkiye son veren yenilik doğurucu bir haktır. Bağışlayan koşullu veya mükellefiyetli şekilde bağışta bulunmuşsa, bağışlanandan hukuka, ahlaka aykırı veya imkansız olmadığı sürece koşul veya mükellefiyetin yerine getirilmesini isteyebilir. Haklı bir neden yokken koşul veya mükellefiyetin yerine getirilmemesi halinde  bağışlayan bağıştan dönüp verdiğini geri isteyebilir. Kural olarak bağıştan rücu hakkı, mirasçılara geçmez ve temlik edilemez. Dava konusu taşınmazda payını bağışlayanlardan birinin öldüğü ve davanın ölüm tarihinden sonra mirasçılar tarafından açıldığı dosya kapsamı ile sabittir. Açıklanan nedenlerle,  mirasçıları tarafından açılan davanın dinlenebilme olanağı yoktur.  

Direnme Kararı Verilirken Hüküm Fıkrasında Yer Alan Bozma Kapsamı Dışında Bırakılmış Hususlar Hakkında da İlk Hükümdeki Gibi Karar Verilmelidir

Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılması, bu kısımların bağımsız bir şekilde onandığını göstermez. Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı; bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Bozma kararı üzerine önceki hüküm tamamen ortadan kalkar. Bu nedenle, bozma kararından sonra  yerel mahkemece HMK’nun 297. maddesinde belirtilen unsurları taşıyacak şekilde, bozma kapsamı dışında bırakılmış hususlar hakkında da ilk hükümdeki gibi karar verilmesi gerekir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Kendisine İspat Yükü Düşmeyen Tarafın Yemin Teklif Etmesinde Olduğu Gibi Bunun Üzerine Yeminin Eda Edilmiş Olması da Hiçbir Hukuki Sonuç Doğurmaz

Dava; kadastro öncesi satın alma, irsen intikal ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; tapu iptali ve tescil istemine konu eldeki davada, ispat yükünün hangi tarafa ait olduğu, davalılar vekilinin yemin teklifinin davacı asiller tarafından eda edilmesi nedeniyle davanın kabulüne karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Yemini ispat yükü kendisine düşen taraf teklif edebilir. Kendisine ispat yükü düşmeyen tarafın yemin teklif etmesinin hiçbir hukuki sonucu olmayacağı gibi iddia ve savunmasını yemin dışında ileri sürdüğü delillerle ispat eden tarafın yemin teklif etmesine de gerek yoktur. Kendisine ispat yükü düşmeyen tarafın yemin teklif etmesinde olduğu gibi bunun üzerine yeminin eda edilmiş olması da hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.   

Bozma Kararından Sonra Yeni Delil ve Olgulara Dayalı Olarak Verilen Direnme Kararı Gerçekte Bir Direnme Kararı Değil Yeni Bir Hüküm Niteliğindedir

Dava, işçilik alacaklarının tahsili talebine ilişkindir. Direnme kararından söz edilebilmesi için, mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli, gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir. Bozma kararından sonra yeni delil ve olgulara dayalı olarak verilen direnme kararı gerçekte bir direnme kararı değil yeni bir hüküm niteliğindedir. Somut olayda, bozma kararından sonra dosya arasına alınan yeni delil ve olgulara dayanarak direnme kararı verilmiştir. Yerel mahkemenin direnme olarak adlandırdığı bu karar, gerçekte direnme kararı olmayıp, yeni olgu ve delilere dayalı yeni hüküm niteliğindedir. Bu durumda, yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir.  

İhtiyari Dava Arkadaşlığında Temyiz ve Karar Düzeltme Parasal Sınırları Yönünden Her Bir Davacının Talebi Ayrı Ayrı Dikkate Alınmalıdır

Davacılar, davalının haksız eylemleri nedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararların giderilmesini talep etmişlerdir. Eldeki davada, davacılar arasında mecburi dava arkadaşlığı değil, ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusudur. İhtiyari dava arkadaşlığında, her dava arkadaşının davası diğerlerinden bağımsız ise de, tahkikat safhası ortaktır. Yani, dava arkadaşı sayısı kadar dava vardır. Her bir dava arkadaşı hükme karşı ayrı ayrı kanun yoluna başvurabileceği gibi birlikte de başvurabilirler. Gerek temyiz gerekse karar düzeltme incelemesi yapılabilmesi için gereken miktarların belirlenmesinde, her bir davacının talebi ayrı ayrı dikkate alınmalıdır. Davalı vekilince karar temyiz edilmiş ise de; ihtiyari dava arkadaşı olan her bir davacının lehine hükmedilen manevi tazminat miktarı, temyiz incelemesi için gereken değerin altında olduğundan, anılan karara karşı temyiz yasa yoluna gidilmesi miktar itibariyle mümkün değildir. Bu durumda, davalı vekilinin temyiz dilekçesinin reddi gerekir.

Belirli Süreli Yapılmış Olmakla Beraber Objektif Şartları Taşımadığı İçin Belirsiz Süreli Kabul Edilen İş Sözleşmesinde Yer Alan “Süreden Önce Haksız Feshe Bağlı Cezai Şart Hükmü” Belirlenen Süre ile Sınırlı Olarak Geçerlidir

İş sözleşmeleri; belirli veya belirsiz süreli yapılabileceği gibi, çalışma biçimleri bakımından tam süreli veya kısmi süreli yahut deneme süreli ya da diğer türde yapılabilir. Belirli süreli iş sözleşmeleri, sözleşmenin kurulduğu anda taraflarca sözleşmenin sona ereceği anın kararlaştırıldığı, sözleşmenin başlangıcında sona erme zamanının bilindiği sözleşmelerdir. İşçi ve işverenin belirli süreli iş sözleşmesi yapma serbestisi kanun ile sınırlandırılmıştır.  Bu tür sözleşmelerin kurulabilmesi için  objektif koşulların bulunması gerekir. İşin belirli süreli olması veya belli bir işin tamamlanmasına yönelik olması ya da belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullar bulunmaması halinde, sözleşme belirsiz süreli iş sözleşmesi sayılır. Belirli süreli iş sözleşmesinin objektif koşulları bulunmaması nedeniyle belirsiz süreli olarak nitelendirilmesi, tarafların cezai şarta ilişkin sözleşme iradelerinin geçersizliği sonucunu doğurmamalıdır. Belirli süreli yapılmasına rağmen objektif koşulları taşımadığı için belirsiz süreli kabul edilen iş sözleşmesinde yer alan “Süreden Önce Haksız Feshe Bağlı Cezai Şart Hükmü” belirlenen süre ile sınırlı olarak geçerlidir.

Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma – Temyiz Başvurusunda Hükme İlişkin Bozma Nedenlerinin Gösterilmesi Zorunludur

Sanıklar, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan yargılanmışlardır.  Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 294. maddesinde; “Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi, ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Dosya içeriğinden, sanığın temyiz dilekçesinde herhangi bir temyiz sebebi göstermediği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında,  temyiz isteminin CMK’nun 298. maddesi gereğince; temyiz dilekçesinin temyiz sebeplerini içermemesi nedeniyle reddine karar verilmelidir.   

Engellenmek İstenen İş Kamu Görevlisinin Görevi Kapsamına Girmiyor ise “Görevi Yaptırmamak İçin Direnme” Suçu Oluşmaz

Görevi yaptırmamak için direnme suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişidir. Bu suçla, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Seçimlik hareketli bir suç olan görevi yaptırmamak için direnme suçunda, kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit niteliğindeki davranışların yanı sıra engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması gerekir. Başka bir anlatımla, engellenmek istenen iş, kamu görevlisinin görevi kapsamında değilse görevi yaptırmamak için direnme suçu koşulları oluşmaz.  

Ceza Yargılamasında Uzlaşma – Kovuşturma Tamamlandıktan ve Hüküm Verildikten Sonra Uzlaşma İradesinin Ortaya Çıktığından Bahisle Uzlaşma Hükümleri Uygulanamaz

Konut dokunulmazlığını ihlal suçundan yapılan yargılama sonunda, sanığın hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.  Uyuşmazlık, kovuşturma evresinde uzlaşmayı kabul etmeyen mağdurun, hükümden sonra temyiz aşamasında şikayetinden vazgeçip sanık ile anlaştığını beyan etmesi halinde uzlaşma hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır. Uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Yasal düzenlemeler dikkate alındığında; uzlaştırmanın, asıl olarak soruşturma evresinde yapılması gereken bir işlem olduğu, ancak uzlaştırma usulü uygulanmaksızın dava açılması veya suçun uzlaştırma kapsamında olduğunun ilk defa duruşmada anlaşılması hallerinde kovuşturma aşamasında da mümkün olduğu kabul edilmelidir.  Kovuşturma evresindeki uzlaştırma işlemlerinin hüküm tarihi ile sınırlanmış olması ve CMK’nun 253. maddesindeki uzlaştırmanın sonuçsuz kalması durumunda tekrar uzlaşmaya gidilemeyeceği şeklindeki yasal düzenlemeler dikkate alındığında; usulüne uygun teklif sonrası kovuşturma sonuçlanıncaya kadar uzlaşma sağlanamamış ise, kovuşturma tamamlandıktan ve hüküm verildikten sonra tekrar uzlaşma yoluna gidilmesi mümkün değildir.   

Haksız Mal Edinme Suçlarında Sanığa Malvarlığını Kanuna veya Genel Ahlaka Uygun Elde Ettiğini veya Harcamalarının Geliriyle Uygun Olduğunu İspat Yükümlülüğü Getirilmiş Olması Suçsuzluğunu İspat Yükümlülüğü Olarak Değerlendirilemez; Usulüne Uygun Araştırma Yapılarak Sonucuna Göre Karar Verilmelidir

Sanık, haksız mal edinme suçundan yargılanmıştır. Uyuşmazlık; sanığın haksız mal edinip edinmediği, müsaderesine hükmedilen malvarlığı değerlerinin doğru tespit edilip edilmediği, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı noktalarında toplanmaktadır. Haksız mal edinmenin tanımı 3628 SK’nun 4. maddesinde; “Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır” şeklinde yapılmıştır. Kanunun 4. maddesi ile ilgiliye malvarlığını kanuna veya genel ahlaka uygun olarak elde ettiğini veya yaptığı harcamaların sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğunu ispat yükümlülüğü getirilmiştir. Ancak bu yükümlülük, suçsuzluğunu ispat yükümlülüğü olarak değerlendirilemez. Başka bir anlatımla, masumiyetini ispat edemediği gerekçesiyle sanığın doğrudan mahkumiyetine karar verilemez. Masumiyetini ispat yükünün şüpheli veya sanığa bırakılması Ceza Hukukunun genel ilkelerine aykırıdır. Ceza Muhakemesi Hukuku açısından da şüpheli ya da sanığa suçsuzluğunu ispat külfeti yüklenemez. Ceza muhakemesinin amacı; maddi gerçeğe ulaşmaktır. Haksız mal edinme suçunun sabit olup olmadığının tespiti bakımından mahkemece, bir bankacı, bir yeminli mali müşavir veya hesap uzmanı, ayrıca sanığın aile fertleriyle birlikte yaşam tarzına, mesleki durumuna ve sosyal seviyesine göre (yiyecek, giyecek, kira, eğitim, telefon faturaları, kredi kartı gibi) temel harcamaları ile yasal gelirlerinin denkliği ile tasarruf edebileceği miktar yönünden karşılaştırma yapabilecek, sanıkla aynı veya benzer mesleki ve gelir durumuna sahip bir uzmandan oluşacak bilirkişi heyetinden rapor aldırılmalıdır. Açıklanan usule göre hazırlanmayan, dosya içerisindeki diğer raporlarla çelişen, maddi gerçeğe ulaşma konusunda yetersiz ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporlarına dayanılarak eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulması hatalıdır.   

Mühür Bozma – Mühür Kaldırılmadan (Bozulmadan) Elektrik Kullanılması Halinde de Suç Oluşur; Ancak Tebligat Koşul Değil ise de Sanığın Mühürleme İşleminden Haberdar Olması Gerekir

Mühür bozma suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın beraatine karar verilmiştir. Uyuşmazlık; sanığa atılı mühür bozma suçunun sabit olup olmadığı, bu kapsamda sanığın mühürleme işlemini bilip bilmediği  noktasında toplanmaktadır. Mühür bozma suçu, mührün kaldırılması veya konuluş amacına aykırı hareket edilmesi ile oluşmaktadır. Seçimlik hareketlerden birinin yapılması ile suç oluşur. Bu nedenle konulan mührün fiziken kaldırılması suçun oluşması açısından şart değildir. Bu nedenle mühür kaldırılmadan (bozulmadan) elektrik kullanılması halinde de suç oluşur. Mühür bozma suçunun kasıt unsurunun varlığından söz edilebilmesi için sanığın mühürleme işleminden haberdar olması yeterli olup ayrıca mühürlüme tutanağının tebliğine ilişkin yasal bir zorunluluk bulunmamaktadır. Sanığın, mühürleme işleminden haberdar olup olmadığının dosya kapsamından açıkça anlaşılamaması karşısında, sanığa yapılan mühürleme işlemini bilip bilmediğinin; mühürleme tutanağını düzenleyen görevlilere ise, mühürlemenin hiçbir müdahalede bulunulmadan elektrik kullanımına imkan verilebilecek şekilde yapılıp yapılmadığının ve mührün dışarıdan görünüp görünmediğinin sorulması ve gerektiğinde mahallinde keşif yapılmak suretiyle tüm deliller toplanıp değerlendirilmek suretiyle oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.   

Çocuğun Nitelikli Cinsel İstismarı Suçlarında Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının Kamu Davasına Katılma Hakkı Vardır

Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan yapılan yargılama sonunda; sanığın hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Uyuşmazlık; Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının sanık hakkında açılan kamu davasından haberdar edilmesinin zorunlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Kadına karşı ve aile içi şiddetin önlenmesi ve faillerin cezalandırılması hususunda ülkemizin taraf olduğu uluslararası antlaşmalar ile pozitif ayrımcılık bağlamında Anayasa’nın getirdiği yükümlülüklere uygun düzenlemeler içeren 6284 SK’nun 20/2. maddesi ile bu kanunun uygulama yönetmeliğinin 46. maddelerinde Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının açılan kamu davasına katılma hakkının bulunduğu belirtilmektedir. Açıklanan nedenlerle, sanık hakkında açılan kamu davasına katılma hakkı bulunan Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının davadan haberdar edilmesi zorunludur. Bu zorunluluğun hüküm verilinceye kadar yerine getirilmemesi halinde CMK’nun 35 ve 260. maddeleri uyarınca kanun yollarına başvurma hakkı bulunan anılan Bakanlığa gerekçeli kararın tebliğ edilmesi gerekir. Ancak somut olayda, Bakanlığa sözü edilen kanuni imkanlar tanınmamıştır. Bu durumda, Bakanlığın kanundan kaynaklanan kamu davasına katılma ve buna bağlı kanun yoluna başvurma haklarını kullanabilmesi amacıyla Özel Dairece öncelikle tevdi kararı verilmek suretiyle, gerekçeli kararın Bakanlığa tebliğinin sağlanarak yasal temyiz süresinin başlatılması gerekir.   

Sıra Cetveline Karşı Şikayette Kural Olarak Sıra Cetvelinde Öncelikli Olan veya Aynı Derecede İştirak Eden Alacaklılara Husumet Yöneltilmelidir; Pay Ayrılan ve Şikayetten Etkilenecek Olan Alacaklılar da Yargılamaya Dahil Edilmelidir

Şikayetçi banka vekili, sıra cetvelinde birinci sırada yer alan kooperatifin haczinin iki yıl içerisinde satış istenmemesi nedeniyle düştüğünü, vergi dairelerinin düşen hacze iştirak etmelerinin mümkün olmadığını sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Şikayet, kural olarak şikayet edene göre sıra cetvelinde öncelikli olan ya da aynı derecede hacze iştirak eden alacaklılara yöneltilmelidir. Sıra cetvelinde kendisine pay ayrılan ve şikayet sonucundan etkilenecek olan diğer alacaklılar da yargılamaya dahil edilmelidir. Şikayette hasım gösterilmemesi ya da eksik veya yanlış kişiye husumet yöneltilmesi talebin reddini gerektirmez. Açıklanan hususlara uygun taraf teşkili sağlanmadan, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Bir Davanın Ticari Dava Olarak Görülebilmesi İçin TTK’nun 4. maddesi Uyarınca Her İki Tarafın Tacir Olması Gerekir – Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmelerinden Doğan Uyuşmazlıkların Çözümünde Asliye Hukuk Mahkemeleri Görevlidir

Davacı arsa sahibi, davalılar ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, sözleşme gereğince davalılara isabet eden villa tipi binaların arsa paylarına nazaran zeminde fiilen daha fazla yer ayrıldığını iddia ederek muarazanın önlenmesini, olmadığı takdirde tazminata hükmedilmesini talep etmiştir. Bir davanın ticari dava olarak görülebilmesi için TTK’nun 4. maddesi uyarınca her iki tarafın tacir olması gerekir. Davacı ve davalı kooperatifler tacir olmadığı gibi uyuşmazlık da Kooperatifler Kanunu’ndan kaynaklanmamaktadır.  Dava, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı muarazanın önlenmesi talebine ilişkindir. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri,  TBK’nun 434. maddesinde düzenlenen eser sözleşmelerinin kendine özgü bir türüdür. Bu sözleşmelerin bir tarafı arsa sahibi diğer tarafı yüklenicidir. Bu sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yeri de asliye hukuk mahkemesidir.  

Kooperatife Peşin Bedelli Üye Kabulünde Usül – Peşin Bedelli Üyenin Hak ve Yükümlülükleri

Davacı, davalı kooperatif yönetim kurulu tarafından aidat borçlarını ödemediği gerekçesiyle ihraç edildiğini, kooperatif üyeliğini borçsuz olarak devraldığını, aidat borcu bulunmadığını ileri sürerek ihraç kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Kooperatif ortakları, hak ve yükümlülüklerde eşit konumdadır. Yönetim kurulu bu ilkenin dışına çıkmak istediği takdirde, bu hususu genel kurul gündemine alarak, genel kurulun tartışmasına açıkça sunması gerekmekte veya genel kurulun yapılan uygulamayı açıkça ya da zımnen benimsemesi gerekmektedir. Bu nedenle, sabit ve peşin bedel ödemek suretiyle ortaklığa alınmadaki bu usule uyulmamışsa, böyle bir ortağın üyelik aidat yükümlülüğü devam eder. Açıklanan usule uyulmuşsa, ortaklığa alınmadaki bu farklılık, ortaklığa alındıktan sonra üyelik aidatı istenmesini mümkün kılmaz ise de kooperatifin amacına ulaşıncaya kadar yapılan genel yönetim ve altyapı giderlerinden ortağın sorumluluğu devam eder. Peşin bedelli üye alımı hususunda genel kurul kararı bulunmasa da, adı geçenin uzunca bir süre üyelik aidatı ödememiş olması, kooperatifin de aidat talebinde bulunmamış ve borç kaydı oluşturmamış olması karşısında peşin bedelli üyelik ilişkisinin zımnen oluştuğunun ve bu itibarla, davacının devraldığı üyeliğin peşin bedelli üyelik olduğunun kabulü gerekir.

Muvazaa İddiasına Dayalı Sıra Cetveline İtiraz Davalarında İspat Yükü Davalı Alacaklıdadır

Davacı, davalının alacağının muvazaalı olduğunu iddia ederek sıra cetvelinin iptalini talep etmiştir. Muvazaa iddiasına dayalı sıra cetveline itiraz davalarında ispat yükü, davalı alacaklıdadır. Davalı alacaklı, alacağının varlığını ve miktarını, takipten önce düzenlenmiş ve 3. kişilere karşı da ileri sürülebilecek nitelikte olan usulüne uygun, birbirini doğrulayan yazılı delillerle kanıtlamalıdır. Her zaman düzenlenmesi mümkün olan kambiyo senetleri, alacağın varlığını ispatlamaya tek başına yeterli değildir. Kambiyo senetleri, ancak tarafları ve onların cüz’i ve külli halefleri yönünden kesin delil niteliğindedir. Dosya içeriğinden, davalı tarafın, takip konusu bonoya bağlanan temel ilişki hakkında açıklama yapmadığı, bono dışında alacağın varlığını ispata elverişli delil bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, davanın kabulü gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesine Dayalı Olarak Ortak Alanlardaki Eksik İş Bedeli Hisse Oranında İstenebilir – Kapıcı Dairesi Ortak Alandır

Davacı, kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak yapılan inşaatın altına kapıcı dairesi eklenmesi ve bu dairenin kendisine bırakılması konusunda anlaşmaya varıldığını, ancak bu hususun karşılıklı güven neticesinde sözleşmeye eklenmediğini, kapıcı dairesinin inşaat haliyle bırakıldığını iddia ederek eksik işler bedelinin tahsili talebinde bulunmuştur. Kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı olarak ortak alanlardaki eksik iş bedeli hisse oranında istenebilir. Kapıcı dairesi ortak alandır. Ortak alanlardaki eksik işler bedelinin ancak hisse oranında talep edilebileceği dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Sabit Ücret+Prim Karşılığında Çalışan İşçinin Fazla Çalışma Ücreti Aylık Sabit Ücretin 1,5 ile, Prim Karşılığının ise 0,5 ile Çarpılmak Suretiyle Hesaplanması Gerekir

Davacı, davalıya ait işyerinde araç satış danışmanı olarak çalıştığını, iş akdini primlerinin, fazla çalışma ücretlerinin ve genel tatil ücretlerinin ödenmemesi sebebiyle haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile diğer işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, fazla çalışma alacağının hesabı noktasında toplanmaktadır. Davacı, aylık sabit ücret + satış sayısına bağlı prim karşılığında çalışmaktadır. Bu nevi çalışan işçinin fazla çalışma ücreti, aylık sabit ücretin 1, 5 ile, prim karşılığının ise 0,5 ile çarpılmak suretiyle hesaplanması gerekir. Fazla çalışma ücretinin hesaplamasında açıklanan bu hususlara dikkat edilmeksizin yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalıdır.  

Kendi İşyerinde Bedeni Gücü ile Çalışan Kişi Dahil 3’den Fazla Çalışan Olan İşyeri Esnaf ve Sanatkar Faaliyeti Kapsamında Olmayıp İş Kanunu’na Tabidir

Davacı işçi, kullandığı rapor izninden sonra iş başı yaptırılmayarak iş akdine haksız olarak son verildiğini iddia ederek ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. Uyuşmazlık, davalının esnaf olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 5362 SK’nun 3. maddesinde belirtilen esnaf ve sanatkâr faaliyeti kapsamında kalan işyerinde 3 kişinin çalışması halinde, 4857 SK’nun 4. maddesinin (ı) bendi uyarınca, bu işyeri İş Kanunu’nun kapsamının dışında kalmaktadır. maddede 3 işçi yerine “3 kişi”den söz edilmiştir. Bu ifade, işyerinde bedeni gücünü ortaya koyan meslek ve sanat erbabını da kapsamaktadır. Kendi işyerinde bedeni gücü ile çalışmakta olan esnaf dahil olmak üzere çalışan sayısının 3’den fazla olması halinde işyeri 4857 SK’ya tabi olur. Davalının, işyerinde  bedeni gücü ile işyerinde çalıştığı, işyerinde çalışan sayısının davalı dahil 3 kişiden fazla olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Bu durumda davacının  İş Kanunu kapsamında çalıştığının kabulü gerekir.   

İşçinin İşveren Yetkililerine Hakaret Etmesi İşveren İçin Haklı Fesih Nedenidir; Bu Halde Kıdem ve İhbar Tazminatı İstenemez

Davacı, davalı şirkete ait akaryakıt istasyonunda market elemanı ve şoför olarak çalıştığını, iş akdinin haksız olarak feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının tahsili talebinde bulunmuştur. İşçinin işverene veya ailesine karşı şeref ve namusuna dokunacak sözler söylemesi veya davranışlarda bulunması ya da işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnatlarda bulunması veya işçinin işverene veya aile üyelerinden birine sataşması haklı fesih nedeni olarak düzenlenmiştir. İşçinin işveren yetkililerine hakaret etmesi de işveren yönünden haklı fesih nedenidir. Bu nevi durumlarda kıdem ve ihbar tazminatı istenemez. İşverence davacının işveren yetkililerine hakaret ettiğine dair güvenlik kamerası kayıtları dosyaya sunulmuştur. Mahkemece, CD çözümü yaptırılmadan eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.    

Kural Olarak Hakim İki Tarafın İddia ve Savunmaları ile Bağlıdır – Talepten Fazlaya Karar Verilemez

Davacı, davalı kurumun ölüm aylığı üzerinde yaptığı yersiz ve haksız kesintinin iptali ile karar tarihine kadar yapılacak kesintilerin yasal faiziyle geri iadesine karar verilmesini talep etmiştir. Uyuşmazlık, davacının babasından almış olduğu aylığın iptali nedeniyle eşinden almış olduğu aylıktan kurumca yapılan kesintilerin iptalinin gerekip gerekmediği, davacıya iadesinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmıştır. Hakim, kural olarak iki tarafın iddia ve savunmaları ile bağlı olup talepten fazlasına hüküm veremez.   Yerel mahkemece, açıklanan hususlar ve davacının talebi dikkate alınmaksızın, talep aşılarak davacının babasından ölüm aylığı almaya hak kazandığının tespitine ve davalı kurum tarafından çıkartılan borcun iptaline karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

İş Kazası Sonucu Ölüm Nedeniyle Ana ve Babanın Açtığı Destekten Yoksun Kalma Tazminatı Davalarında Ana ve Babaya SGK’dan Gelir Bağlanmış Olması Şartı Aranmaz; Çocukların Ana ve Babaya Destekliği Karine Olarak Kabul Edilmektedir

Davacılar, murislerinin iş kazası sonucu ölümü nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 22.06.2018 tarih ve E: 2016/5 E, K: 2018/6 sayılı kararında; ana ve babanın çocuğunun haksız fiil ve veya akde aykırılık sonucu ölmesi nedeniyle açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davalarında, destek ilişkisinin varlığının ispatı için SGK’dan gelir bağlanması şartının aranmayacağı, destekten yoksun kalma tazminatı davalarında çocukların ana ve babaya destek olduklarının karine olarak kabulünün gerektiği kabul edilmiştir. Yerel mahkemece, farazi desteğin karine olduğu kabul edilerek, TBK’nun 50. ve 51. maddeleri uyarınca, somut olayın özelliğine göre davacı ana ve babanın birbirlerine desteği ile varsa diğer çocuklarından alabilecekleri destek de dikkate alınarak hakkaniyete uygun makul bir maddi tazminata hükmedilmesi gerekirken, davacı ana ve babaya Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gelir bağlanmadığından destek olgusu ispat edilemediği gerekçesiyle maddi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi hatalıdır.   

Asıl İşveren ve Alt İşveren, Alt İşverenin İşçilerine Karşı Kanundan, İş Sözleşmesinden veya Alt İşverenin Taraf Olduğu TİS’den Doğan Yükümlülüklerinden Birlikte Sorumludur – Asıl İşveren Alt İşveren İlişkisi

Dava, murisin iş kazası sonucu ölümü nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak  kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Açıklanan nedenlerle, davalı şirketler arasında yapılan sözleşme dosyaya celbi edilmeli, davalı şirketler arasında alt işveren-asıl işveren ilişkisi açıklığa kavuşturulmalı, davalı şirketin asıl işveren olarak sorumlu tutulup tutulamayacağı yönünde bir karar vermelidir.   

Riskli Yapı Kararı Bulunan Taşınmazla İlgili Güçlendirmenin Mümkün Olup Olmadığının Tespiti ve Güçlendirme Konusunda Hakimin Müdahalesi İstenebilir

Dava, uyuşmazlık konusu binanın riskli yapı durumunda olmadığının ve güçlendirme yapılmak suretiyle afetlere karşı da dayanıklılığının yeterince sağlanabileceğinin tespiti, taşınmaz üzerindeki riskli yapı şerhinin kaldırılması, davalıya ait dairenin oturulabilir hale gelmesinin hakimin müdahalesiyle sağlanması talebine ilişkindir. Riskli yapı kararı bulunan taşınmazla ilgili güçlendirmenin mümkün olup olmadığının tespiti ve güçlendirme konusunda hakimin müdahalesi istenebilir. Yerel mahkemece,  işin esasına girilerek taraf  delilleri toplanmak suretiyle varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, söz konusu işlemlerin idari işlem olması sebebiyle davanın idari yargıda açılması gerektiği gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.  

Kat Mülkiyetine Tabi Taşınmazlarda Isı Pay Ölçer Sisteminin Kurulması veya Bu Sistemden Vazgeçilmesine İlişkin Kararlar Kat Maliklerinin Sayı ve Arsa Payı Çoğunluğu ile Alınabilir

Davacılar, apartmanlarının ısınmasında ısı pay ölçer sistemi kullandıklarını, daha sonra alınan kararla  ısı ölçer payı sistemini iptal edip, toplu ödeme sistemine geçtiklerini beyanla bu sistemin kaldırılarak yeniden ısı payı ölçer sistemine geçilmesine karar verilmesini talep etmişlerdir. Uyuşmazlık, kat malikleri kurul kararının iptali istemine ilişkindir. Kat mülkiyetine tabi taşınmazlarda, ısı pay ölçer sisteminin kurulması veya bu sistemden vazgeçilmesine ilişkin kararlar, kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile alınabilir. Mahkemece, ısı pay ölçer sisteminden vazgeçilmesine ilişkin kararın,  kat maliklerinin sayı ve arsa payı çoğunluğu ile alınıp alınmadığı araştırılarak varılacak sonuca göre karar verilmelidir.   

Dava Şartları Kanundaki Sıraya Göre İncelenir – Mahkeme Görevsiz ise Yetkisizlik Kararı Verilemez

Davacı, icra takibinde ödenmeyen bakiye yakıt ve aidat alacağının tahsili talebinde bulunmuştur. Bir davada, dava şartlarının olup olmadığına 6100 SK’nun 114. maddesinde gösterilen sıralamaya göre bakmak gerekir. Bu durumda görevli olmayan bir mahkemede açılan davada, mahkemenin yetkili olup olmadığına bakılamaz. Öncelikle görevli mahkemenin belirlenmesi gerekir. Başka bir anlatımla, mahkeme görevsiz ise yetkisizlik kararı veremez. Öncelikle görev hususunun değerlendirilmesi gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde yetkisizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Türk Lirası Cinsinden Bir Alacak Herhangi Bir Döviz Cinsine Çevrilerek Takip Yapılamaz

Dava, kur farkı alacağı davasıdır. Sözleşmede, satışın Euro üzerinden olacağı ve TL ile ödeme yapılması halinde TCMB Efektif Satış Kuruna göre mahsup yapılacağı ve arada eksik ödeme kalırsa kur farkı olarak talep edileceği belirtilmektedir. Davalı Euro borcunu TL olarak ödemiş, ancak eksik ödeme nedeniyle TL cinsinden kur farkı borcu doğmuştur. Döviz cinsinden alacağı olan bir kimsenin bunu memleket parası olan TL’ye çevirerek takip yapması mümkün ise de TL alacağı olan bir kimsenin bunu herhangi bir döviz cinsine çevirerek takip yapmasına olanak yoktur. Davalının davacıya Euro cinsinden borcu olmadığından TL cinsinden alacak hakları saklı kalmak kaydıyla davanın reddi gerekirken, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne kararı verilmesi hatalıdır.    

Borçtan Şahsen Sorumlu Olmayan İpotekli Taşınmaz Malikine TTK’nun 887. maddesi Kapsamında İhbar Yapılmadıkça İpotek Borçluları İçin Borç Muaccel Hale Gelmez

Dava, menfi tespit ve istirdat talebine ilişkindir. Borçtan şahsen sorumlu olmayan ipotekli taşınmaz malikine TTK’nun 887. maddesi uyarınca ihbar yapılmadıkça ipotek borçluları için borç muaccel hale gelmez. Açıklanan nedenle mahkemece, dava şartı olan davacı ipotekli taşınmaz malikine anılan düzenleme uyarınca muacceliyet ihbarı yapılıp yapılmadığı araştırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.   

Konut Sigorta Sözleşmesine Dayalı Rücuen Alacak – Sigortacının Sorumlu Kişi Aleyhine Açacağı Halefiyet Davası Bir Ticari Dava Olmadığından Görevli Mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir

Davacı, konut sigorta sözleşmesine dayalı rücuen alacağının tahsili amacıyla başlattığı icra takibine yönelik itirazın iptali isteminde bulunmuştur. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 22.3.1944 tarih ve 37 Esas, 9 Karar sayılı kararında; “sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir.” şeklinde açıklanmaktadır. Davanın sigorta sözleşmesinden değil, davalının kusuru ile gerçekleşmesine sebebiyet verdiği iddia edilen haksız fiilden kaynaklandığı anlaşıldığından uyuşmazlığın çözümünde asliye hukuk mahkemesi görevlidir.   

Trafik Kazası Nedeniyle Kasko Sigortasından Tazminat Talebi – Kaza Yerinden Can Güvenliği Nedeniyle Uzaklaştığını İddia Eden Ancak Kolluğa Başvurmayan Sürücü-Sigortalının Bu Davranışı “Zorunlu Haller” Kapsamında Olmadığı Gibi İspat Yükü de Yer Değiştirir

Davacı, kasko sigorta sözleşmesine dayalı tazminat isteminde bulunmuştur. Uyuşmazlık, kaskolu araç sürücüsünün kazadan sonra olay yerini terk etmesinin haklı sebebe dayanıp dayanmadığı, kaza yerinin terki nedeniyle kazada oluşan hasarın poliçe teminatı kapsamında olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Olay tarihinde geçerli olan KSGŞ’nın A.5.10. maddesinde, “zorunlu haller (tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma vb) hariç olmak üzere bu maddenin 5.4 ve 5.5 nolu bendlerdeki ihlaller nedeniyle, sürücünün kimliğinin tespit edilmesini engellemek için kaza yerinden ayrılma” denilmek suretiyle, maddede ifade olunan haller ile benzer haller dışında olay yerini terkin, zararın teminat dışı olmasına yol açacağı kabul edilmiştir. Kaza yerinden can güvenliği nedeniyle uzaklaştığını iddia eden ancak kolluğa başvurmayan sürücü-sigortalının bu davranışı “zorunlu haller” kapsamında olmadığı gibi ispat yükü de yer değiştirir. Somut olayın özellikleri gereği, davacıya ait araç sürücüsünün kaza anında alkollü olmadığı ve zararın poliçe teminatı kapsamında kaldığını ispat yükünün, davacı sigortalıya geçtiği dikkate alınmaksızın, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

Kural Olarak (3402 SK’nun 30. maddesinde Sayılan Durumlar Dışında) Kadastro Hakiminin Hak Sahibini Re’sen Belirleme Yetkisi Yoktur

Davacı Hazine, taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, davalının zilyetlikle iktisap koşullarını taşımadığını öne sürerek kadastro tespitine itiraz etmiştir. Kural olarak, 3402 Sayılı Kanunun 30. maddesinde sayılan durumlar dışında kadastro hakiminin hak sahibini re’sen belirleme yetkisi yoktur. Somut olayda, anılan kanun maddesinde yer alan haller olmadığına göre tarafların iddia ve savunmaları kapsamında dava görülüp sonuçlandırılmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın,  dosya kapsamına uygun düşmeyen gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması hatalıdır.   

Dava Açıldıktan Sonra Dava Konusunun Devri Halinde Davacının Seçimlik Hakkı Vardır; Seçimlik Hak Mahkemece de Re’sen Gözetilmeli ve Davacıya Hatırlatılarak Sonucuna Göre İşlem Yapılmalıdır

Dava, miras yoluyla gelen hakka dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. HMK’nun 125. maddesi uyarınca, dava açıldıktan sonra dava konusunun üçüncü kişiye devri halinde, davacının seçimlik hakkı bulunmaktadır. Buna göre davacı, davasını eski malike karşı tazminat davasına dönüştürebileceği gibi, devreden kişiye karşı olan davasından vazgeçerek davaya yeni maliklere karşı devam edebilir. Seçimlik hak mahkemece de re’sen gözetilmeli ve davacıya hatırlatılarak sonucuna göre işlem yapılmalıdır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, davanın pasif husumet yokluğu gerekçesi ile usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.   

Gerekçe ile Hükmün Çelişkili Olması Usul ve Yasaya Aykırıdır – Hükmedilen Miktar Tashih Yoluyla Değiştirilemez

Dava, kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı tazminat talebine ilişkindir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bazı kararları ile Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruya ilişkin bazı kararlarında; gerekçeli karar hakkının adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden olduğu belirtilmektedir. Gerekçeli karar ile hüküm fıkrasının çelişkili olması halinde yasaya uygun biçimde, gerekçeyi içeren bir hükümden bahsedilemez. Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz. Kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası ve kısa karar arasında çelişki yaratılması;  Anayasa ile teminat altına alınan yargılamanın açıklığı ve adil yargılanma hakkı prensibine açıkça aykırı olacaktır. Hükmedilen miktar tashih yoluyla değiştirilemez.   

Senetle İspatı Gereken Bir Hukuki İşlemin Miktar ve Değeri, Ödeme veya Borçtan Kurtarma Gibi Nedenlerle Senetle İspat Sınırının Altına Düşse Bile Senetsiz İspat Edilemez

Dava, eser sözleşmesine dayalı bakiye iş bedelinin tahsili amacı ile başlatılan icra takibine yönelik itirazın iptali talebine ilişkindir. Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemler, yapıldıkları zaman belli bir miktarı geçtiği takdirde senetle ispat edilmesi gerekir. Senetle ispatı gereken bir hukuki işlemin miktar ve değeri, ödeme veya borçtan kurtarma gibi nedenlerle senetle ispat miktarının altına düşse bile senetsiz ispat edilemez. Senetle ispatı gereken hususlarda ancak karşı tarafın açık muvafakati varsa tanık dinlenebilir. Davacının, daire bedelinin ödendiğine ilişkin tanık dinletilmesine açıkça muvafakati olmadığı halde tanık dinlenilmesi ve dinlenen tanık beyanlarına dayanılarak karar verilmesi hatalıdır.

Davalı Vekilinin Mazeretinin Reddine Karar Verilmiş Olsa Dahi Tahkikat Bittikten Sonra Sözlü Yargılama İçin Duruşma Günü Tayin Edilerek Bildirilmelidir

Dava, HMK yürürlüğe girdikten sonra  açılmıştır. HMK’da ilk derece yargılamasında yazılı yargılama usulü, beş aşama olarak düzenlenmiştir. Davalı vekilinin mazeretinin reddine karar verilmiş olsa bile tahkikat bittikten sonra HMK’nın 186. maddesi uyarınca sözlü yargılama için duruşma günü tayin edilerek bildirilmesi gerekir. Sözlü yargılama için tayin edilen günde davalı vekili katılmasa dahi dava sonuçlandırılıp hüküm kurulmalıdır. Açıklanan ilkeler dikkate alınmaksızın, adil yargılama hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenilme hakkına aykırı şekilde savunma hakkı kısıtlanarak esastan hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.   

Murisin En Yakın Yasal Mirasçıları Mirası Reddetmeleri Halinde Miras Diğer Mirasçılara Geçmez; Sulh Mahkemesince İflas Hükümlerine Göre Tasfiye Gerekir

Dava, mirasın hükmen reddi talebine ilişkindir. Murisin en yakın yasal mirasçıları mirası reddetmeleri halinde miras diğer mirasçılara geçmez. En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir. Somut olayda, murisin en yakın yasal mirasçılarının tamamı tarafından miras reddedilmiş olduğundan miras davacı olan toruna geçmemiştir. Miras kendisine geçmemiş olduğundan davacının mirasın hükmen reddini talep etme hakkı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenle, davanın reddi gerekir.    

Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi ile Yapılan İnşaattan Yükleniciden Temlik Alınan Şahsi Hakka Dayalı Olarak Açılan Tapu İptali ve Tescil Davasında Yüklenici ve Arsa Sahibi Zorunlu Dava Arkadaşıdır

Davacı, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile yapılan inşaatta yükleniciden temlik alınan şahsi hakka dayalı olarak tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur.  Kural olarak, davacının arsa sahibi ile yüklenici arasında düzenlenen kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye bırakılması kararlaştırılan bağımsız bölümü yükleniciden temlik alması halinde arsa sahibini ifaya zorlayabilmesi için bazı koşulların varlığı gerekir. Yüklenici, ancak kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca edimini yerine getirdiği takdirde kazanacağı kişisel hakkı üçüncü kişilere devredebilir. Yükleniciden temlik alınan şahsi hakka dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında, yüklenici ile arsa sahibi arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle, davacıya arsa sahibi hakkında dava açmak üzere mehil vermelidir.   

Vekilin Mirasın Reddini İsteyebilmesi İçin Vekaletnamede Özel Yetki Verilmiş Olmalıdır – Mirasın Hükmen Reddi – Terekenin Borca Batıklığının Tespiti

Dava, murisin terekesinin borca batık olduğunun tespiti ile mirasın hükmen reddine karar verilmesi talebine ilişkindir. Bu nevi davalarda, terekenin açıkça borca batık olup olmadığının araştırılması gerekmektedir. İcra takibi sonunda aciz vesikası düzenlenmesi halinde terekenin borca batık olduğu kabul edilir. Aksi halde terekenin borca batık olup olmadığı, murisin alacak ve borçları araştırılarak aktif malvarlığı ile takibe konu borç miktarı dikkate alınarak aktif ve pasifinin  tereddüde neden olmayacak şekilde belirlenmelidir.  Öte yandan vekilin, mirasın hükmen reddini isteyebilmesi için vekaletnamede özel yetki verilmiş olmalıdır. Davacılar vekilinin vekaletnamesinde mirasın reddini içeren özel yetki bulunmamaktadır. Bu durumda, davacılar vekiline özel yetkiyi içeren vekaletname sunması için süre verilmeli ve bu eksiklik tamamlattırılarak sonucuna göre karar verilmelidir.   

Satın Alınan Dairenin Ayıplı Olması Nedeniyle Değer Düşüklüğü Bedeli Talep Edilen Davada “Nispi Metod” Uygulanarak Sonuca Gidilmeli; Satış Tarihi İtibariyle Ayıpsız Değer ile Ayıplı Değer Oranlanmalı, Satış Bedelinden İndirilecek Miktar Belirlenmelidir

Davacı, davalıdan satın aldığı dairenin ayıplı olduğunu, bu nedenle dairede değer düşüklüğü meydana geldiğini iddia ederek değer kaybının tahsili talebinde bulunmuştur. Ayıp nedeniyle değer düşüklüğü talep edilen davalarda, Yargıtay tarafından öteden beri uygulanan “nispi metod” olarak adlandırılan hesaplama yöntemi benimsenmektedir. Satış tarihi itibariyle ayıpsız rayiç değer ile ayıplı haldeki rayiç değer ayrı ayrı belirlenmeli, bu iki değerin birbirine bölünmesi suretiyle elde edilecek oran, satış bedeline uygulanmalı, satış bedelinden indirilecek miktar belirlenmelidir. Açıklanan hususlar gözetilmeksizin, sözleşmedeki satış bedeli üzerinden başka bir dosyada esas alınan % 5 değer kaybının bu dosya için de uygun olduğu belirtilerek indirilmesi gereken tutarın belirlenmesi hatalıdır.  

Hacizli Araçların Satışını Yasaklayan Bir Hüküm Yoktur; Araç Hacizli Olarak Satılabilir ve Haciz Şerhi/Şerhleri ile Birlikte Tescil Edilebilir

Davacı,  noter satış sözleşmesi ile dava konusu aracı satın aldıktan sonra eski malikin borçları nedeniyle haciz şerhlerinin işlendiğini, idarece araç üzerinde  bulunan haciz şerhleri nedeniyle aracın  adına tescil işleminin yapılmadığını iddia ederek tescil talebinin reddine  ilişkin idari işlemin iptali talebinde bulunmuştur. Hacizli araçların satışını yasaklayan bir düzenleme bulunmamaktadır. Araç hacizli olarak satılabilir ve haciz şerhi ile birlikte tescil edilebilir. Davacının tescil talep ettiği tarih itibariyle araç üzerindeki hacizlerle birlikte davacı adına trafik tescil kaydının yapılması gerektiğinden, dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir. 

Hiç Kimse Kendisini Suçlayan Bir Beyanda Bulunmaya Zorlanamayacağından İştirak Ettiği, Faillerinden Biri Olduğu Suç ile İlgili Olarak Davacı Emniyet Müdürü “Bildiği veya Gördüğü Bir Suçun İzlenmesi ve Suçlunun Yakalanması İçin Gerekli Girişimde Bulunmamak” Eyleminden Sorumlu Tutulamaz

Dava, emniyet müdürü olarak görev yapan davacının, görev yaptığı dönemde “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” suçunu işlediğinden bahisle Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/14. maddesi uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Anayasa’nın 38. maddesinde, “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” düzenlemesi bulunmaktadır. Dosya kapsamından; davacının, sadece suçu bilen veya gören kişi konumunda olmadığı, işlenen suçlara iştirak ettiği, yani suçun faillerinden biri olduğu anlaşılmaktadır. Hiç kimse kendisini suçlayan bir beyanda bulunmaya zorlanamayacağından iştirak ettiği suç ile ilgili olarak davacı emniyet müdürünün “bildiği veya gördüğü bir suçun izlenmesi ve suçlunun yakalanması için gerekli girişimde bulunmamak” eyleminden sorumlu tutulamaz. Açıklanan nedenlerle davacıya, iştirak ettiği suçlar nedeniyle, disiplin cezası verilmesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.   

TBB Meslek Kuralları’nın 27/2. Maddesinde Yer Alan “Bir Avukat Başka Bir Avukata Karşı Asil ya da Vekil Sıfatıyla Takip Edeceği Davayı Kendi Barosuna Bir Yazı ile Bildirir” Kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. Maddesindeki Görevlerle İlgili Olmadığı Gibi Avukatlığın Amacı ile de Bağdaşmaz

Davacı, vekil sıfatıyla bir başka avukata karşı takip ettiği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirmemesi suretiyle gerçekleşen eyleminin Türkiye Barolar Birliği Meslek Kuralları’nın 27/2. maddesine aykırı olduğu  gerekçesiyle uyarı cezası verilmesi üzerine anılan meslek kuralının iptali talebinde bulunmuştur. Avukatlık Kanunu’nun 134. maddesinde; avukatlık onuruna, düzen ve gelenekleri ile meslek kurallarına uymayan eylem ve davranışlarda bulunanlarla, mesleki çalışmada görevlerini yapmayan veya görevinin gerektirdiği dürüstlüğe uygun şekilde davranmayanlar hakkında bu kanunda yazılı disiplin cezalarının uygulanacağı belirtilmiştir. TBB Meslek Kurallarının 27/2. maddesindeki “Bir avukat başka bir avukata karşı asil ya da vekil sıfatıyla takip edeceği davayı kendi barosuna bir yazı ile bildirir.” kuralı Avukatlık Kanunu’nun 110. maddesindeki görevlerle ilgili olmadığı gibi avukatlığın amacı ile de bağdaşmaz. Meslektaşı olan  avukat hakkında açılan ceza davasını katılan vekili olarak takip etmesi nedeniyle bağlı bulunduğu baroya bildirimde bulunma zorunluluğunun bulunmaması karşısında, uyarma cezası verilmesine ilişkin işlemde  hukuka uyarlılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, uyarma cezasına dayanak teşkil eden Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 27/2. maddesinin iptaline karar verilmelidir. 

İletişimin Denetlenmesinde Elde Edilen ve CMK’nun 135. Maddesindeki Suçlar Kapsamında Bulunmayan Bir Fiile İlişkin Ses Kayıtları Tek Başına Delil Olarak Kullanılamayacağından Hukuka Uygun Başka Delil ve Belgeler Olmaksızın Buna Dayalı Olarak Disiplin Cezası Verilemez

Dava, İlçe Emniyet Müdürü olarak görev yapan davacının, Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü’nün 8/13. maddesinde yer alan “Gizli tutulması zorunlu olan ve görevi ile ilgili bulunan bilgi ve belgeleri görevli veya yetkili olmayan kişilere açıklamak” fiilini işlediğinden bahisle meslekten çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Dava konusu meslekten çıkarma cezasına esas alınan fiilin,  iletişimin tespiti sonucunda elde edilen tapelerden tespit edildiği görüldüğünden, öncelikle bu tapelerin davacıya verilen meslekten çıkarma cezası açısından delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmalıdır. İletişimin denetlenmesinde elde edilen ve CMK’nun 135. maddesindeki suçlar kapsamında bulunmayan bir fiile ilişkin ses kayıtları tek başına delil olarak kullanılamayacağından hukuka uygun başka delil ve belgeler olmaksızın buna dayalı olarak disiplin cezası verilemez. Disiplin cezasına esas fiil, 135. maddedeki suçlar kapsamında yer almamasına rağmen, sadece tape kayıtlarına dayalı olarak ceza verilmesi hukuka aykırıdır.   

POS Cihazı Kullanıcıları ile Yapılan Sözleşmeye Dayanan Banka Hesaplarına 6183 SK Kapsamında İleriye Yönelik Haciz Uygulanamaz

Dava, 30.6.2007 tarih ve 26568 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 Sıra No.’lu Tahsilat Genel Tebliğinin Genel Esaslar başlıklı Birinci Bölümünün Amme Alacaklarının Korunması başlıklı İkinci Kısmının İhtiyati haciz başlıklı II Nolu bölümünün 9’uncu maddesinin son fıkrasında yer alan, «Bankacılık sisteminde, POS cihazı kullanan müşteri ile banka arasında yapılan sözleşmelere dayanan bankalar nezdindeki hesaplar banka ile müşterisi arasında devamlılık arz etmektedir. Dolayısıyla bu hesaplar her zaman için banka nezdinde alacak doğmasına (muhtemel alacak) müsait hesaplar olarak değerlendirildiğinden bu hesaplara ileriye matuf olmak üzere haciz konulması mümkün bulunmaktadır.» şeklindeki kısmının iptali istemine ilişkindir. İleriye yönelik haciz yapılması; 6183 Sayılı Kanunun 79’uncu maddesi uyarınca haczedilecek maaş, ücret, kira, gibi süreklilik ve belirlilik arz eden alacak borç ilişkisi bulunması halinde mümkündür. POS cihazı kullanan asıl amme borçlusu ile davacı banka arasında düzenlenen sözleşmelere dayanılarak açılmış bulunan hesaplar, bu nitelikte bir alacak hakkı sağlamadığından, Tebliğin, dava konusu edilen düzenlemesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.

Seçilme Yeterliliğini Ortadan Kaldıracak Nitelikte Suç İşleyen ve Hakkındaki Mahkumiyet Kararı Kesinleşen Köy Muhtarının Görevine Son Verilmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Köy muhtarı olan davacı, muhtarlık görevinin sona erdirilmesine ilişkin kaymakamlık işleminin iptali ile köy muhtarlık seçimlerinin durdurulmasını talep etmiştir. Köy Kanununa göre, köy muhtarı Devlet memurudur. Muhtarlığa seçilebilmek için kısıtlı olmamak ve kamu hizmetlerinden yasaklı bulunmamak gerekir. Ağır hapis cezasını gerektiren suçtan dolayı kesin olarak hüküm giyenlerin il ve ilçe idare kurulunca görevine son verilir. Somut olayda da davacı hakkındaki ağır hapis cezası kesinleşmiş olduğundan köy muhtarlığı görevini sürdürme koşullarını yitiren davacı hakkında muhtarlık görevine son verilmesi işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Re’sen Tarh Edilen Vergi ve Kesilen Cezanın Dayanağı Vergi İnceleme Raporunun İhbarname Ekinde Tebliğ Edilmemiş Olması Savunma Hakkını Kısıtlamaz; İşlemi Geçersiz Kılmaz

Vergi mahkemesi, inceleme raporunun vergi ve ceza ihbarnamesine eklenmemesinin esasa etkili şekil hatası olduğu gerekçesiyle dava konusu tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar vermiştir. İkmalen ve re’sen tarh edilen vergilerin ihbarname ile ilgilisine tebliğ edilmesi gerekir. İhbarname, vergi ve cezanın mükellefe bildirilmesini sağlayan bir yazıdan ibarettir. İhbarname ekinde tarh edilen vergi ve cezanın dayanağı vergi inceleme raporunun tebliğ edilmemiş olması savunma hakkını kısıtlamadığı gibi işlemi de geçersiz kılmaz.

İlköğretim Müfettiş Yardımcılığı İçin 40 Yaş Sınırı Konulması Kamu Yararı ve Hizmet Gereklerine Aykırılık Oluşturmaz

Davacı, ilköğretim müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı getiren genelgenin ilgili maddesinin iptalini talep etmiştir. Devlet Memurları Kanunu, memuriyete girişte yaş koşulu olarak sadece alt sınır belirlemiştir. İdareler, hizmetlerin niteliklerini dikkate alarak üst sınır belirleyebilirler. Müfettiş yardımcılığı için 40 yaş sınırı konulması kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık oluşturmaz. Bu durumda da davanın reddi gerekir.

Belediyeler Tarafından Kurulan Şirketler Belediyeler Tarafından Açılan İhalelere Katılamazlar

Dava, belediyelerin kurdukları ve yönetiminde belediye başkanı ve diğer belediye personelinin sorumlu olduğu şirketlerin, belediyeler tarafından açılan ihalelere katılamayacaklarına ilişkin genelgenin iptali ile aynı nedenle ihaleye alınmama işleminin iptali talebine ilişkindir. İhaleye katılacak olanların ihaleyi yapan kuruluş ile görev ilişkisi içinde olmalarının sakıncaları vardır. Bu durum ihaleyi yapan ile ihaleye katılanın aynı olması anlamına gelir. Bu durum ise ihalenin açıklık ve tarafsızlık ilkesine aykırı olduğu gibi rekabet koşullarını da ortadan kaldırır. Açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun davanın reddi gerekir.

Ganyan Bayilerinden At Yarışları ile İlgili Alınan Eğlence Vergisi Hipodromun Bulunduğu Belediyeye Ödenir

At yarışları ile ilgili olarak alınan vergi iki türdür. Bunlardan birincisi at yarışlarını seyretmek üzere hipodroma giriş yapılması sırasında bilet bedelleri üzerinden alınan vergidir. Bu verginin hipodromun bağlı olduğu belediyeye (büyükşehir belediyesinin yetki alanı dahilinde büyükşehir belediyesine) ödeneceği ilgili mevzuatta açıkça düzenlenmiştir. İkinci tür vergi ise ganyan bayilerinden at yarışları ile ilgili alınan eğlence vergisidir. Bu verginin nereye yatırılacağı hususunda ise bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda hakimin TMK’nun 1. ve 4. maddesi uyarınca takdir hakkını kullanarak karar vermesi gerekir. Eşitlik ve hukukta eşitliğin sağlanması açısından söz konusu verginin de ganyan bayiinin bulunduğu yer belediyesine değil, hipodrumun bulunduğu yer belediyesine ödenmesi gerekir.

Belediyelerce 3. Kişilere Devredilen Toplu Taşıma Hizmeti İçin Ancak Bir Defa Ücret Alınabilir; Aylık Ücret Alınamaz

Belediye sınırları içinde belirli mıntıkalar arasında yolcu taşımacılığı yapmasına izin verilen araç sahiplerinden taşıma imtiyazının devri karşılığında bir defa ücret alınabilir. Eldeki davada, dolmuş tipi araçlardan aylık 100 tam bilet karşılığı bedel alınması kararlaştırılmıştır. İmtiyaz devrinde bir defa alınan ücretten başka bedel alınmasına yasal olanak yoktur.

Derneklerin Lokallerinde Üyelere Bedel Karşılığı Yapılan Çay ve Meşrubat Satışları Ticari Faaliyet Kapsamında Olup KDV’ye Tabidir

Türkiye’de yapılan ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisine tabidir. Somut olayda davacı derneğin lokalinde üyelere bedel karşılığında çay ve meşrubat satışı yapılmaktadır. Söz konusu satışlar ticari faaliyet kapsamında olup KDV’ye tabidir. Yerel mahkemece açıklanan hususlar nazara alınmadan tarh ve ceza kesme işleminin iptaline karar verilmesi hatalıdır.

Belediyelerce Sağlık Kuruluşlarından Tıbbi Atık Bertaraf Ücreti İstenmesinde Hukuka Aykırılık Yoktur

Davacı şirket, tıbbi atık bertaraf ücreti istenilmesine ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. 09.02.2000 tarih ve 23959 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan İl Mahalli Çevre Kurulu Kararı ile İstanbul ilindeki 20 yatak kapasitesinin üzerindeki sağlık kurum ve kuruluşlarından alınacak tıbbi atık bertaraf ücretleri belirlenmiştir. Tıbbi atıkların bertaraf edilmesi ile görevlendirilen belediyelerin bu nedenle ücret istemesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Vergi Mahkemesi’nce davanın reddi usul ve yasaya uygundur.

Teşvikli Makine Teçhizat Teslimlerinden Doğan KDV İade Alacakları Hak Sahibi Dışında Herhangi Bir Kişi veya Kurumun Vergi Borcuna Mahsup Edilemez

Teşvikli makine ve teçhizat teslimi dolayısıyla doğan katma değer vergisi iade alacaklarının, hak sahiplerine iadesinde uygulanacak esasları belirleme yetkisi Maliye Bakanlığı’na aittir. Bu hususta anılan bakanlık çeşitli tebliğler yayınlamıştır. Ancak teşvikli makine ve teçhizat teslimlerinden doğan katma değer iade alacaklarının, hak sahibi mükellefler dışında herhangi bir kişinin veya kurumun vergi borcuna mahsup yapılmasına olanak veren bir düzenleme yapılmamıştır.

Katma Değer Vergisi İndirim Hakkının Kullanılabilmesi İçin Kanunda Sayılan Şartların Yerine Getirilmesi Gerekir

Süresinde katma değer vergisi beyannamesini vermeyen davacı şirket, takdir komisyonunca belirlenen matrah üzerinden salınan katma değer vergisine ve kesilen ağır kusur cezasına ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. Katma değer vergisi indirim hakkı, her koşulda yararlanılabilmesi mümkün mutlak bir hak değildir. Bunun için kanunda sayılan koşulların gerçekleşmesi ve kullanma iradesinin yasal süre içinde ortaya konması gerekir. Katma değer vergisi beyannamesi vermeyen mükellefler indirim hakkından yararlanamaz. Vergi Mahkemesi’nce aksi kanaat ile yazılı şekilde karar tesis edilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Lise Mezunu Olup (LİMME) Projesi Kapsamında Ticaret Lisesi Diploması Alan Serbest Muhasebeci Stajyerinin Ticaret veya Meslek Lisesi Mezunu Olmadığı Gerekçesiyle Stajının İptali Hukuka Uygun Değildir

Lise Mezunlarının Mesleki Eğitimi (LİMME) Projesi kapsamında örgün muhasebe programına devam ederek ticaret lisesinden diploma alan davacı, yapmakta olduğu serbest muhasebecilik stajının ticaret lisesi veya meslek lisesi mezunu olmaması nedeniyle iptaline ilişkin işlemin iptalini talep etmiştir. Milli Eğitim Bakanlığı, istihdam için gerekli yeterliliğe sahip olmayan kişilere istihdam sağlamak amacıyla meslek eğitimine katılanların, mesleki ve teknik orta öğretim kurumlarında öğrenim gören öğrencilerin yararlandığı haklardan yararlanma olanağı tanımıştır. Davacı da bu kapsamda ticaret lisesi diploması alarak davalı idareye başvurmuş ve başvurusu kabul edilerek staja başlamıştır. Bu aşamadan sonra stajın iptal edilmesi hukuka uygun değildir.

İdari Yargıda Yazılı Yargılama Usulü Uygulandığından Tanık Dinlenmesi ve İfade Alınması Şeklinde Bir Yöntem Yoktur

Doktora öğrencisi olan davacı, tez savunma sınavında başarısız olduğuna ilişkin enstitü yönetim kurulu işleminin iptalini talep etmiştir. Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri ve vergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü geçerlidir; inceleme evrak üzerinden yapılır. Tanık dinlenmesi ve ifade alınması şeklinde bir yöntem idari yargıda bulunmamaktadır. İdare mahkemesinin idari yargılama usulünde bulunmayan bir inceleme ve değerlendirme ile hüküm kurması hatalıdır.

Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Vergi Yargısı Harçlarından Muaftır

Davacı Sosyal Sigortalar Kurumu, bakanlığa ait araçlara motorlu taşıtlar vergisi tahakkuk ettirilmesine ilişkin idari işlemin iptali ile ödenmiş vergilerin faiziyle iadesi talebinde bulunmuştur. Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’na göre, kurum tarafından açılmış ve kurumun taraf olduğu dava ve icra takipleri, her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. Sosyal Sigortalar Kurumu vergi yargısı harcından muaf olmasına rağmen vergi mahkemesince kurum aleyhine karar harcına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Banka ve Finans Kurumlarından Temin Edilen ve Vadesi Kullanıldığı Yılı İzleyen Yıla Sarkan Kredinin Faiz Tutarının Cari Yıla İsabet Eden Kısmı Cari Yıl Kazancının Tespitinde Gider Olarak Yazılabilir

Türk vergi sisteminde ticari kazançta gelir ve giderlerin elde edilmesi, dönemsellik ve tahakkuk esasına dayanır. Dönemsellik esası, Vergi Usul Kanunu’nda yer alan kayıtların her hesap dönemi itibarıyla tutulması ve faaliyet sonuçlarının hesap dönemi itibarıyla belirlenmesi ilkesinin sonucudur. Başka bir anlatımla, ilgili hesap döneminde yazılacak giderlerin o dönemin gelirlerinin sağlanması ile doğrudan ilgili olması gerekir. Tahakkuk ise gelirin ve giderin maliyetinin ve miktarının kesinleşmesi ve kişiselleşmesiyle birlikte, hukuken istenebilir duruma gelmeyi sağlayan işlemin ve olayın gerçekleşmesidir. Banka ve finans kurumlarından temin edilen ve vadesi kullanıldığı yılı izleyen yıla sarkan kredinin faiz tutarının cari yıla isabet eden kısmı, cari yıl kazancının tespitinde gider olarak yazılabilir.

İdare Mahkemesince Kesin Olarak Verilen Kararlar da Kanun Yararına Temyiz Edilebilir

Dava, kanun yararına bozma talebine ilişkindir. 4077 SK, tüketiciyi yanıltıcı reklamlar için idari para cezası öngörmektedir. Anılan yasa uyarınca verilen idari para cezalarına karşı idare mahkemesine yapılan itiraz üzerine verilen kararlar kesindir. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda idare mahkemeleri tarafından kesin olarak verilen kararlara karşı kanun yararına temyiz yoluna başvurulabileceğine ilişkin bir düzenleme yoktur. Ancak kanun yararına bozmanın amaç ve işlevi nazara alındığında, idare mahkemesince kesin olarak verilen kararların da kanun yararına temyiz olunabileceğinin kabulü gerekir.

Kamu Görevlilerince “İlaçlı Stent” Parasının Ödenmemesi Nedeniyle Açılacak Maddi ve Manevi Tazminat Talepli Davalarda 5510 SK’nun Yürürlüğe Girmesinden Önce İşe Başlayanlar İçin Görevli Yargı Yeri İdari Yargı; Kanunun Yürürlüğünden Sonra Başlayanlar İçin ise İş Mahkemeleridir

Dava, kamu görevlisine kalp rahatsızlığı nedeniyle takılan “ilaçlı stent” parasının ödenmemesi nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Dosya kapsamından, davacının 657 SK kapsamında öğretmen olarak çalıştığı, 5510 SK’nun yürürlük tarihinden önce, 1982 yılında  Emekli Sandığı Kanunu kapsamında işe başladığı ve sigortalılık ilişkisinin ilk kez 5434 SK ile kurulduğu anlaşılmaktadır. 5510 SK’nun yürürlüğe girmesinden önce memur olarak çalışmakta olanlar, daha önce olduğu üzere 5434 SK hükümlerine tabidir.  Ancak, bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra memur olarak çalışmaya başlayanlar 5510 SK’ya tabidirler. 5510 SK’nun uygulanmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde iş mahkemeleri görevlidir.  5510 SK’nun yürürlüğe girmesinden önce memur olarak çalışmaya başlayanlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve eylemler “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam eder. İdari işlemler nedeniyle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davaların çözümünde idari yargı görevlidir. Açıklanan nedenlerle, 1982 yılında devlet memuru olarak kamu görevine başlayan davacı tarafından açılan davanın, görüm ve çözümünde idari yargı görevlidir. 

Lisanssız Elektrik Üretimi İçin Yapılan Bağlantı Başvurusunun Reddine İlişkin Elektrik Dağıtım Şirketi İşleminin İptali ve Tazminat İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Görülmelidir

Dava, lisanssız elektrik üretimi izni için yapılan bağlantı başvurularının reddine ilişkin davalı elektrik dağıtım şirketi işleminin iptali ve tazminat istemine ilişkindir. Davalı şirket, özel hukuk tüzel kişisidir. Kural olarak, idari yargıda ancak Devlete ve kamu tüzel kişilerine karşı dava açılabilir. Davanın açıldığı tarihte davalı olarak gösterilen şirketin kamu tüzel kişisi olmadığı dosya kapsamı ile sabittir. Açıklanan nedenlerle, davanın çözümünde adli yargı görevlidir. Bu durumda, asliye ticaret mahkemesinin başvurusunun reddine karar verilmelidir.

Sigortalının İş Kazası Bildiriminin Yasal Sürede Yapılmadığı Gerekçesiyle 5510 SK’nun 13. ve 21. Maddeleri Uyarınca İşveren İçin Tahakkuk Ettirilen Borcun/Cezanın İptali İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Çözümlenmelidir

Dava, sigortalının iş kazası bildiriminin yasal sürede yapılmadığı gerekçesiyle 5510 Sayılı Kanunun 13. ve 21. maddeleri uyarınca işveren aleyhine tahakkuk ettirilen borcun/cezanın iptali talebine ilişkindir. İş kazasının, 13. madde uyarınca, süresinde işveren tarafından kuruma bildirilmemesi halinde, bildirim tarihine kadar geçen süre için sigortalıya ödenecek geçici iş göremezlik ödeneği, kurumca işverenden tahsil edilir. Mevzuat hükümleri ve somut olay birlikte değerlendirildiğinde; davacı şirkette çalışan sigortalının geçirdiği iş kazasının bildirilmesine ilişkin olarak, işverenin ve üçüncü kişilerin sorumluluğu kapsamında tahakkuk ettirilen borçtan kaynaklanan uyuşmazlık konusu düzenlemeler, 5510 Sayılı Kanunda yer almaktadır. Davacı şirket ve adli yargı yerince, dava konusu işlem idari para cezası olarak nitelendirilse de, tahakkuk ettirilen borç, idari para cezası değildir. 5510 Sayılı Kanundan doğan uyuşmazlığın, aynı kanunun 101. maddesi uyarınca adli yargı yerince (iş mahkemesince) çözümlenmesi gerekir.  

İcra Müdürlüğü Görevlilerinin Kusurlarından Doğduğu İddia Edilen Maddi Zararın Tazmini İstenen Davada Görevli Yargı Yeri Adli Yargıdır

Dava, icra müdürlüğü görevlilerinin kusurlarından doğduğu iddia edilen maddi zararın idarece tazmini talebine ilişkindir. Dosya kapsamından, icra müdürlüğü personelinin, ilgili Müftülük tarafından gönderilen borçluya ilişkin bir yazının zamanında sisteme girişini yapmadığı, ihmali davranışı ile borçlunun emekli ikramiyesine haciz yapılamaması sebebiyle davacının zarara uğradığı anlaşılmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun uygulanmasına ilişkin olarak kamu görevlilerinin işlemlerinden doğduğu iddia edilen zararın tazmini istemiyle açılan dava, davalılardan Adalet Bakanlığı bakımından adli yargı yerinde çözümlenmesi gerekir. Davanın çözümünde adli yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekir.   

Belediyenin Yaptığı İstinat Duvarının Park Halindeki Aracın Üzerine Yıkılması Nedeniyle Uğranılan Maddi Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargıda Görülmelidir

Dava, istinat duvarının, park halindeki aracın üzerine yıkılması sonucu uğranılan maddi zararın tazmini talebine ilişkindir. İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak, kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak davaların görüm ve çözümünün, tam yargı davaları kapsamında  idari yargı yerine ait olduğu yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetimi, tam yargı davası kapsamında idari yargı yerlerine aittir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddi gerekir. 

Devlet Hastanesinde Sağlık Hizmetinin Yürütülmesi Sırasında Doğduğu İddia Edilen Zararın Tazmini İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacılar, Devlet Hastanesinde yapılan yanlış tedavi sonucunda sol elinde serçe ve yüzük parmağında işlev kaybı olduğunu, omzundaki sinirlerin ve kasların zedelendiğini, dirseğinin de tam olarak açılıp kapanmadığını ileri sürerek uğradığı maddi ve manevi zararların tazmini talebinde bulunmuştur. İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Davacılar, Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede görev yapan sağlık çalışanlarının sağlık hizmetini gereği gibi yürütmediğini, dolayısıyla idarenin doğan zarardan hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir. Hastanenin kamu hizmetini yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan bu davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediği, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumlu olup olmadığı araştırılmalıdır. Bu hususların saptanması ise İdare Hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

İlköğretim Okulunda Öğretmen Olan Davacının Kurum Yöneticisi Tarafından Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Açtığı Manevi Tazminat Talepli Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Dava, ilköğretim okulunda beden eğitimi öğretmeni olarak görev yapan davacının, kurum yöneticisi tarafından kişilik haklarına saldırı nedeniyle oluşan zarara dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık konusu olayda, davacının gıyabında kendisi hakkında olumsuz söz ve davranışlar uygulamak suretiyle mağduriyetine neden olduğu belirtilen kamu görevlisinin görevini yaparken kusurlu davranışta bulunmasının hizmet kusuru mu yoksa kişisel kusur mu olacağının ortaya konulması gerekmektedir. Davalı idare bünyesinde görev yapan davacı,  kamu idaresinin denetim ve kontrolü altındaki kamu görevlisinin tutum ve davranışları nedeniyle maruz kaldığını iddia ettiği uygulamalar, kamu görevlisinin görevinden ayrılmayan bir nitelik arz etmektedir. Somut olayda, hizmet kusurunun şahsi kusurdan net bir şekilde ayrılmadığı dosya kapsamı ile sabittir. İdarenin hizmet kusuru ya da başka nedenle idari sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, İdare Hukuku ilkeleri çerçevesinde yapılacak yargısal denetim sonucunda ortaya çıkacaktır. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde idari yargı görevlidir.  

Yasa Dışı Taşımacılık Yapıldığı Gerekçesi ile 2918 SK’nun Ek-2. Maddesi Uyarınca Verilen İdari Para Cezasının İptali İstemiyle Açılan Dava Adli Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, yasa dışı taşımacılık yapıldığı gerekçesiyle 2918 Sayılı Kanunun Ek 2. maddesi  uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması talebinde bulunmuştur. Dava konusu  trafik para cezası, 5326 Sayılı Kanunun 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biridir. Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkeme gösterilmemiştir. Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, bu kanunun idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanır; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmaz.  Açıklanan nedenlerle, idari para cezasının iptali istemiyle açılan davanın çözümünde adli yargı yeri görevlidir. Bu durumda, sulh ceza hakimliğinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. 

Davacının Belediyeye Verdiği Dilekçeye Karşı Verilen Cevabi Yazıda Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğu İddiasıyla Manevi Tazminat İstemiyle Açtığı Dava İdare Hukuku İlkeleri Kapsamında İdari Yargıda Görülmelidir

Davacı, müdürü olduğu şirket adına, davalı belediyeye ait otelin ihalesiyle ilgili olarak bazı taleplerinin karşılanması istemiyle yazdığı dilekçeye karşılık verilen cevabi yazıda kişilik haklarına saldırıldığı iddiasıyla manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Kamu görevlilerinin kusur, ihmal ve hatalarından dolayı kamu hizmetinin yerine getirildiği sırada kişilerin zarar görmesi halinde meydana gelen kusur, hizmet kusurunu oluşturur. Kamu görevlisinin, hizmetle ilgili olmak üzere tutum ve davranışının bir kişiye zarar vermesi halinde bu durum, aynı zamanda yönetimin, gözetim ve iyi eleman seçme yükümlülüğünü yerine getirilmemesi nedeniyle hizmet kusuru sayılmalı ve bu nedenle açılacak dava idareye yöneltilmelidir. Davacının uğradığını iddia ettiği manevi zararı doğuran olay ile idarece yürütülen görev arasında doğrudan ve güçlü bir ilişkinin söz konusu olduğundan uyuşmazlığın İdare Hukuku ilkeleri kapsamında idari yargıda çözümlenmesi gerekir.  

Devlet Memurluğundan Emekli Olduktan Sonra Sözleşmeli Personel Olarak Çalışmaya Devam Eden Davacıya Emekli Aylıklarının Yersiz Ödendiği Gerekçesi ile Tesis Edilen Borç Tahakkuku İşleminin İptali İstemiyle Açılan Dava İdari Yargı Yerinde Görülmelidir

Davacı, devlet memuru olarak çalışmaktayken emekliye ayrılıp daha sonra sözleşmeli personel olarak çalışmaya devam ettiğini ileri sürerek emekli maaşlarının yersiz ödendiği gerekçesiyle yapılan borç tahakkuku işleminin iptali isteminde bulunmuştur. 5510 Sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önce iştirakçi sıfatıyla çalışmakta olan memurlar ve diğer kamu görevlileri ile emekli sıfatıyla 5434 Sayılı Kanuna göre emekli, dul ve yetim aylığı almakta olanlar ve ayrıca memurlar ve diğer kamu görevlilerinden ileride emekliliğe hak kazanacaklar yönünden Sosyal Güvenlik Kurumunca tesis edilen işlem ve yapacağı muameleler “idari işlem” ve “idari eylem” niteliğini korumaya devam eder. 5754 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce devredilen Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünden 5434 Sayılı Kanun kapsamında aylık alan davacı tarafından, yeniden göreve girdiği için aylıklarının kesilerek yersiz almış olduğu aylıklarının adına borç çıkarılması işleminin iptali istemiyle açılan davanın, görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevlidir. Davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan idare mahkemesinin görevli yargı yerinin belirlenmesi talebinin reddine karar verilmelidir. 

Feshin Geçersizliği ve İşe İade – Feshin Haklı veya Geçerli Nedene Dayandığını İspat Yükü İşverene Ait Olduğu Gibi Geçerli Nedenle Fesihte Fesih Bildiriminin Yazılı Olması ve Fesih Sebebinin de Açık ve Kesin Olarak Belirtilmesi Zorunludur

Dava; feshin geçersizliği, işe iade ve iş güvencesi tazminatlarının belirlenmesi  istemlerine ilişkindir. Feshin haklı veya geçerli nedene dayandığını ispat yükü işverene ait olduğu gibi 4857 SK’nun 19. maddesi uyarınca geçerli nedene dayalı işveren fesihlerinde, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması ve fesih sebebinin de açık ve kesin bir şekilde belirtilmesi zorunludur. Geçerli nedenle fesihte, fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması feshin şekil şartı olduğundan, bu şarta uyulmaması halinde yapılan fesih geçersizdir. İşyeri gereklerinden kaynaklı sebep açıklaması ile yapılan bu fesih bildirimi, 4857 SK’nun 19. maddesinin aradığı şekilde fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde ortaya koyan bir bildirim olarak kabul edilemez. Fesih bildiriminde fesih sebebinin açık ve kesin olarak bildirilmemesi nedeniyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. 

İstinaf Yasa Yolu Başvurusunda Somut Sebep ve Gerekçe Gösterilmesi Zorunludur

HMK’nun 355. maddesi uyarınca, istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılır. Ancak kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde bu husus re’sen dikkate alınır. Dosya içeriğinden, süre tutum dilekçesi verildiği, gerekçeli kararın tebliğine rağmen ayrıntılı istinaf dilekçesi verilmediği anlaşılmaktadır. İstinaf yasa yolu başvurusunda, somut sebep ve gerekçe gösterilmesi zorunludur. İstinaf dilekçesi, sıfır sebep ve gerekçeli ise bu durumda istinaf dilekçesi görülebilirlik şartından yoksun demektir. Dilekçe görülebilirlik koşullarına sahip olmadığı için HMK’nun 352. maddesi gereğince reddedilmelidir.   

İflas Davalarında İstinaf Kanun Yoluna Başvuru Süresi Özel Kanun Hükmü Uyarınca 10 Gündür

Dava, İİK’nun 155. maddesine göre iflas yolu ile yapılan ilamsız icra takibinin kesinleşmesi sebebiyle borçlu şirketin iflasına karar verilmesi talebine ilişkindir. HMK’nun 345. maddesinde istinaf kanun yoluna başvuru süresi, ilamın usulen taraflara tebliğinden itibaren  iki hafta olduğu belirtilmiş, ancak istinaf yoluna başvuru süresine dair özel kanun hükümleri saklı tutulmuştur. İİK’nun iflas davalarında “kanun yollarına başvurma” başlıklı 164. maddesinde, ticaret mahkemesince verilen nihai kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren 10 gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir. Bu durumda iflas davalarında istinaf süresi, İİK’daki özel düzenleme nedeniyle 10 gündür. Davalı-borçlu vekilinin istinaf istemi, 10 gün olarak belirlenen istinaf başvuru süresi dolduktan sonra yapıldığından, istinaf isteminin süre yönünden reddine karar verilmelidir.

Trafik Sigorta Şirketine Başvurulmadan Trafik Kazası Nedeniyle Maddi Tazminat Talebiyle Açılan Dava Reddedilmeyip Dava Şartı Noksanlığının Giderilmesi İçin Kesin Süre Verilerek Sonucuna Göre İşlem Yapılmalıdır

Dava, sigorta sözleşmesinden doğan rücuen tazminat istemine ilişkindir. 14.04.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6704 SK ile değiştirilen 2918 Sayılı Kanunun 97. maddesi uyarınca, trafik kazası sonucunda zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında öncelikli olarak sigorta şirketine başvurması gerekmektedir.  Sigorta şirketinin başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 SK çerçevesinde tahkime başvurabilir. Yapılan yasal değişiklik sonucu, zarar gören hak sahipleri ZMMS’na karşı artık doğrudan dava açamazlar. Dava açılmadan önce sigortaya başvuru şartı noksanlığı, dava açıldıktan sonra giderilebilecek bir dava şartı noksanlığıdır. Trafik sigorta şirketine başvurmadan trafik kazası nedeniyle maddi tazminat talebiyle açılan dava reddedilmeyip dava şartı noksanlığının giderilmesi için kesin süre verilerek sonucuna göre karar verilmelidir.   

İşverenin Gebelik Nedeniyle İşçinin İş Akdini Feshetmesi “Eşit İşlem Yapma” Yükümlülüğüne Aykırılık Oluşturur – Eşit Davranmama Tazminatı

Davacı, yönetim kurulu kararına dayanılarak hiçbir gerekçe gösterilmeden işten çıkartıldığını, hamile olması nedeniyle işten çıkartıldığının açık olduğunu, bunun da eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ve ayrımcılık yapıldığını iddia ederek eşit davranmama tazminatının tahsili talebinde bulunmuştur. Eşit işlem ilkesine aykırı davranıldığını davacının ispat etmesi gerekmektedir. 4857 SK’nun 5. maddesi işverene eşit işlem yapma yükümlülüğü yüklediği gibi işveren biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça bir işçiye iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde cinsiyet veya gebelik nedeniyle farklı işlem yapamaz. İşverenin gebelik nedeniyle iş akdini feshetmesi “eşit işlem yapma” yükümlülüğüne aykırılık oluşturur. Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.   

İcra Müdürlüğünce, İcra Dosyasının Tarafı Olmayan 3. Kişiye Ait Kişisel Veri Niteliğinde Olan Tapu Kaydı ve Satış Sözleşmesinin Celbi İstenemez; Yargı Organlarına Tanınan İstisna Uyuşmazlığın Tarafları İçindir

Davacı, icra müdürlüğünden borçlunun pasif tapu kaydı sorgusu yapılmasını talep ettiklerini, borçlu şirket hakkında pasif tapu kaydı çıktığını, ancak taşınmazların hangi tarihte kime ne bedelle satıldıklarının sorulması yönündeki taleplerinin reddedildiğini belirterek icra müdürlüğü işleminin iptalini talep etmiştir. İcra dosyasının tarafı olmayan 3. kişiye ait tapu kaydı ve satış sözleşmeleri 6698 SK’nun 3. maddesi kapsamında kişisel veri niteliğindedir. Yasanın 28. maddesindeki yargısal organlara tanınan istisna, ancak uyuşmazlığın tarafları açısından geçerlidir. İcra müdürlüğünce, icra dosyasının tarafı olmayan 3. kişiye ait kişisel veri niteliğinde olan tapu kaydı ve satış sözleşmesinin celbi istenemez. Açıklanan nedenlerle, icra müdürlüğü işleminin iptaline yönelik talebin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. 

1-Cevap Dilekçesi ile Mahsup Talep Edilmiş, Karşı Dava Açılmamış ise Alacaklar Mahsup Edilerek Hüküm Kurulabilir; Ancak Karşı Dava ile Alacak Talep Edilmiş ise Mahsup Yapılarak Değil Ayrı Ayrı Hüküm Kurulmalıdır 2-Bir Davada Karşı Taraftan Tahsil Edilecek Vekalet Ücreti Avukata Aittir; Ancak Vekil Edenin Bu Ücreti Avukata Ödeme Borcu Karşı Taraftan Tahsil Edildiğinde Doğar

Dava ve karşı dava, taraflar arasındaki vekalet ve danışmanlık sözleşmesine dayalı alacak ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Davacı-karşı davalı, teslim edilen çekler tahsil edildiği halde çek bedellerinin kendisine ödenmediği iddiasıyla alacak ve manevi tazminat; davalı-karşı davacı ise, davacıların pek çok işini takip ettiğini, vekalet ücreti alacağı kaldığını ileri sürerek ücret alacağı ve manevi tazminat talep etmiştir. Cevap dilekçesi ile mahsup talep edilmiş, karşı dava açılmamışsa alacaklar mahsup edilerek hüküm kurulabilir. Ancak karşı dava ile alacak talep edilmişse mahsup yapılarak değil ayrı ayrı hüküm kurulmalıdır. Mahsup hususu yasalarda düzenlenmiş olup somut olayda mahsup şartları gerçekleşmemiştir. Bir davada karşı taraftan tahsil edilecek vekalet ücreti avukata aittir. Ancak vekil edenin bu ücreti avukata ödeme borcu karşı taraftan tahsil edildiğinde doğar. Kural böyle olmakla birlikte hakim bu kurala sıkı sıkıya bağlı kalmamalı, hakkın kötüye kullanılmasına izin verilmemeli, gerektiğinde müvekkilin bu alacağını karşı taraftan tahsil etmiş olabileceği de değerlendirilmelidir.  

Kişisel Verilerin Gizliliği Anayasa ve Yasalarla Korunmakta Olup İcra Müdürlüğünden Borçlunun Anne-Babasını Gösterir Aile Nüfus Kaydının Sorgulanarak Muris Tespiti Halinde Taşınmaz Kaydı Sorgulanması Talebi Hukuka Aykırıdır; Borçlu Adına Pasif Tapu Kaydı Sorgulaması ise Bu Kapsamda Değildir

Alacaklı, borçlu adına kayıtlı pasif taşınmaz kaydı olup olmadığının sorgulanmasını ve borçlunun anne babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespit edilmesi halinde adına kayıtlı taşınmaz bulunup bulunmadığının sorgulanmasını talep etmiş; icra müdürlüğünce talep reddedilmiştir. Dava, icra müdürlüğü işleminin iptaline ilişkindir. Kişisel veriler ve bu bağlamda nüfus kayıtları gizlidir; edinilip kaydedilmeleri ilgili kişinin açık rızasına bağlıdır. Kişisel verilerin gizliliği Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve kanunlarla düzenlenerek koruma altına alınmıştır. İcra müdürlüğünden borçlunun anne ve babasını gösterir aile nüfus kaydının sorgulanarak muris tespiti halinde taşınmaz kaydı sorgulanması talebi hukuka aykırıdır. Borçlu adına pasif tapu kaydı sorgulaması ise bu kapsamda değildir. Çünkü pasif tapu kaydı sorgulamasında ulaşılacak bilgi, borçlu adına daha önce kayıtlı bulunan taşınmaz bilgisi olup bu bilgi bu taşınmazın şimdiki maliki hakkında herhangi bir bilgi içermez.  

Bir Sosyal Güvenlik Statüsündeki Çalışmaları Yaşlılık Aylığı Bağlanmasına Yeterli Olan Kişi Hizmet Birleştirmesine Zorlanamaz

Davacı, 506 SK kapsamındaki çalışmalarının ve prim ödeme gün sayısının 4/a kapsamında yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli olduğunu iddia ederek 4/a sigortalılığı üzerinden yaşlılık aylığı bağlanma talebinin reddine dair kurum işleminin iptali ile hizmet birleştirmesi uygulanmaksızın 4/a kapsamında yaşlılık aylığına hak kazandığının ve ödenmeyen yaşlılık aylıklarının yasal faizi ile birlikte ödenmesi gerektiğinin tespitini talep etmiştir. 506 SK kapsamındaki çalışmalarının tek başına yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli bulunduğu uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, hizmet birleştirmesinin zorunlu olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Bir sosyal güvenlik statüsündeki çalışmaları yaşlılık aylığı bağlanmasına yeterli olan kişi hizmet birleştirmesine zorlanamaz. 

Dava Dilekçesinde Adres Belirtilmiş Olmak Koşuluyla Davalının Belirtilen Adresine Gönderilen Dava Dilekçesi ve Duruşma Gününü Bildirir Davetiyenin Bila Tebliğ Dönmesi ve Verilen Kesin Sürede Yeni Adres Bildirilmemesi Gerekçesiyle Davanın Açılmamış Sayılmasına Karar Verilmesi Usul ve Yasaya Aykırıdır

Dava, ziynet eşyalarının aynen iadesine, mümkün olmadığı takdirde bedelinin tahsili talebine ilişkindir. HMK’nun 119. maddesinde belirtilen husus, dava dilekçesinde davalı tarafın adresinin hiç yazılmamış, bildirilmemiş olması durumunda davacı tarafa verilecek bir haftalık kesin süre içinde bu eksikliğin tamamlanmasının istenmesi, tamamlanmaması halinde uygulanacak yaptırımın karşı tarafa ihtar edilmesine ilişkindir. Dava dilekçesinde adres belirtilmiş olmak koşuluyla davalının gösterilen adresine gönderilen dava dilekçesi ve duruşma gününü bildirir davetiyenin bila tebliğ dönmesi ve verilen kesin sürede yeni adres bildirilmemesi gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bildirilen adresin MERNİS adresinin olduğunun anlaşılması karşısında Tebligat Kanunu’nun 21/2 maddesine göre dava dilekçesinin tebliğine karar verilmelidir.   

İhtiyati Hacze İtiraz – Ancak Tacirler veya Kamu Tüzel Kişileri Yetki Sözleşmesi Yapabilir – Kambiyo Senedine Dayalı Alacaklarda “Düzenleme Yeri” Mahkemeleri de Yetkilidir

İstem, bonoya dayalı ihtiyati haciz istemine ilişkindir. HMK’nun 17. maddesi uyarınca, ancak tacirler veya kamu tüzel kişileri yetki sözleşmesi yapabilirler. İhtiyati haciz konusu bonunun keşidecisi gerçek kişidir. Borçlu gerçek kişilerin şirket ortağı olmaları tek başına tacir olmayı gerektirmediğinden bonodaki yetki şartına itibar edilemez. Bu durumda bonodaki yetki şartı geçersiz olup, yetkili mahkemenin genel ilkelere göre belirlenmesi gerekir. Kambiyo senetlerinden doğan alacaklar aranacak alacaklar niteliğinde olduğundan kambiyo senedi alacaklısı kendi yerleşim yerinde kambiyo senedine mahsus ihtiyati haciz talebinde bulunamaz. Ancak, bu tür senetlerde düzenleme yeri mahkemesinin yetkili olduğu kabul edilmelidir. Düzenleme yeri mahkemesine müracaat edildiğinden, ihtiyati haciz kararı veren mahkeme yetkili olup, yetki yönünden itirazın reddine karar verilmelidir.

Kefalet Sözleşmesi – Kefalet Sözleşmesinde Şekil Şartları – Hakim Kefalet Sözleşmesinin Şekle Aykırılık Nedeniyle Hükümsüzlüğünü Re’sen Dikkate Almalıdır

Dava, genel kredi sözleşmesine dayanılarak davalı kefil aleyhine başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın iptali talebine ilişkindir. Türk Borçlar Kanunu’nun 583. maddesi uyarınca; kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olacağı azami miktarın, kefalet tarihinin, müteselsil kefil olma durumunun kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılması gerekir. Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Somut olayda, kefalet tarihi ve müteselsil kefil olma durumu kefil tarafından kendi el yazısı ile yazılmadığı gibi, eşin rızası da alınmamıştır. Hakim, kefalet sözleşmesinin şekle aykırılık nedeniyle hükümsüzlüğünü resen dikkate almalıdır.

Mirasın Gerçek Reddi İşlemine Karşı Alacaklılarının Dava Hakkı Bulunduğundan Alacaklıların Mirasın Gerçek Reddi Davasında Yer Almalarında ve İstinaf Kanun Yoluna Başvurmalarında Hukuki Yarar Yoktur

Dava, TMK’nun 605. maddesi uyarınca, hasımsız olarak açılan mirasın gerçek reddine ilişkindir. Uyuşmazlık, hasımsız açılan  mirasın reddi davalarında  murisin alacaklılarının  müdahillik talebinde bulunup bulunamayacağı noktasında toplanmaktadır. Mirasçıların, mirası kayıtsız şartsız reddettiğine ilişkin sözlü veya yazılı beyanı, bozucu yenilik doğurucu hak niteliğinde olup, sulh hakimi tarafından tutanakla tespit edilmekle hukuki sonuç doğurur. Bu nevi davalarda hakiminin görevi, reddin  süresinde  olup olmadığı ve reddedenin mirasçılık sıfatı bulunup bulunmadığını incelemek; süre koşuluyla mirasçılık sıfatının gerçekleşmesi halinde ise, ret beyanını tespit ve tescil etmekten ibarettir. Mirasın gerçek reddi işlemine karşı alacaklılarının dava hakkı bulunduğundan alacaklıların mirasın gerçek reddi davasında yer almalarında ve istinaf kanun yoluna başvurmalarında hukuki yarar yoktur.  

İcra Mahkemelerince İİK Hükümlerine Göre Verilen Nihai Karar Özellikli Olmayan Tedbir Kararları HMK Kapsamında İhtiyati Tedbir Niteliğinde Olmadığından Bu Kararlara Karşı İstinaf Yolu Kapalıdır

HMK’nun 341. maddesi uyarınca; ilk derece mahkemelerinden verilen nihai kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu taleplerin kabulü halinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabilir. İİK hükümlerine göre icra mahkemesince verilen  nihai karar niteliğinde bulunmayan tedbir talepli ara kararlar HMK kapsamında ihtiyati tedbir niteliğinde değildir. Bu tür kararlara karşı istinaf yolu kapalı olduğundan  istinaf talebinin HMK’nun 352. maddesi uyarınca usulden reddine karar verilmelidir. 

Çocukla Kişisel İlişki Düzenlenmesine İlişkin Davalarda İdrak Çağındaki Çocuk Mahkemece Dinlenerek Görüşü Alınmalı, Çıkarlarına Ters Düşmeyen Görüşüne Önem Verilmelidir

Dava, çocuğun da görüşü alınmak sureti ile çocuk ile baba arasındaki kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi talebine ilişkindir. Kişisel ilişki düzenlemesi yapılırken, dikkate alınması gereken temel ilke çocuğun “üstün yararı”dır. Çocuğun üstün yararı belirlenirken, onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacı gözetilmelidir. Çocuk, kendisini ilgilendiren davalarda kendisine danışılmak ve görüşünü  ifade etmek hakkına sahiptir. Çocuğun çıkarına açıkça ters düşmediği takdirde ifade edeceği görüşe önem verilmelidir. Bu nedenle kişisel ilişki düzenlemesine ilişkin davalarda, idrak çağındaki çocuklar mahkemece dinlenmeli ve tercihi sorulmalı, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanmak suretiyle kişisel ilişki hakkındaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.   

Takas Mahsup Talebi Süreye Tabi Olmayıp Her Aşamada İleri Sürülebilir

Davacı borçlunun icra mahkemesine başvurusu, İİK’nun 71. maddesine dayalı takibin kesinleşmesinden sonraki döneme ilişkin takas mahsuba dayalı itfa itirazıdır. Takas mahsup talebinin reddi üzerine davacı vekili istinaf dilekçesinde; takas mahsup talebinin takibin her aşamasında ileri sürebileceğini, şikayetin süresinde yapılmadığına ilişkin mahkeme kararının hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini  talep  etmiştir. Takas mahsup talebi süreye tabi olmayıp her aşamada ileri sürülebilir. Bu nedenle, istinaf talebinin kabulü ile davanın reddine ilişkin karar kaldırılmalıdır. 

İhtiyati Haciz Kararı İçin Alacak ve Haciz Sebepleri Hakkında Kanaat Oluşturacak Kadar Delil Gösterilmesi Yeterli Olup Tam Bir İspat Gerekli Değildir

Dava, ticari kredinin ödenmemesi üzerine başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın iptali ile borçluların menkul, gayrimenkulleri ile 3. kişideki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulması talebine ilişkindir. İİK’nun 258. maddesinde; ihtiyati haciz talep eden alacaklının, alacak ve haciz sebepleri hakkında kanaat oluşturacak kadar delil göstermesinin yeterli olduğu, alacağın varlığının tam ispatının gerekmediği, yaklaşık ispatın yeterli olacağı  belirtilmektedir. Dosyaya sunulan taksitli ticari kredi sözleşmesi, ödeme planı, hesap kat ihtarı ile borçluların icra dosyasına yapmış oldukları itirazın içeriği de dikkate alındığında ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için gereken yasal koşulların oluştuğu anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle, ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksi yönde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 

Tüketici Kredisinin Teminatı Olarak Şahsi Kefalet Verildiği Durumlarda Adi veya Müteselsil Kefalet Ayrımı Yapılmaksızın Alacaklı Asıl Borçluya Başvurmadan Doğrudan Kefilden Borcun İfasını İsteyemez

Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir.  Dava dışı banka ile asıl borçlu arasında kredi kartı üyelik sözleşmesi düzenlenmiş olup, davalı müşterek borçlu ve müteselsil borçlu sıfatıyla sözleşmeyi imzalamıştır. 6502 sayılı TKHK’nun 4. maddesinde “tüketici işlemlerinde, tüketicinin edimlerine karşılık olarak alınan şahsi teminatlar, her ne  isim altında olursa olsun adi kefalet sayılır” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. 4077 SK’nun 10. maddesinde de, “Tüketici kredisinin teminatı olarak şahsi teminat verildiği hallerde, kredi veren asıl borçluya başvurmadan, kefilden borcun ifasını isteyemez” şeklinde düzenleme yer almaktadır. Alacaklı bankanın, asıl borçlu ile davalı kefil aleyhine birlikte icra takibi başlattığı dosya kapsamından  anlaşılmaktadır. Açıklanan nedenlerle,  davalı kefilden henüz alacağı talep etme koşulları oluşmamıştır. Buna rağmen yerel mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.  

İstinaf Dilekçesinde Başvuru Sebepleri ve Gerekçesinin Belirtilmesi Gerekir; Bu Koşul Yerine Getirilmemiş ise İnceleme Sadece Kamu Düzenine Aykırılık ile Sınırlı Yapılır

Dava, limited şirket ortaklığından çıkmaya izin verilmesi ve ayrılma payının tahsili talebine ilişkindir. HMK’nun 342. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde, başvuru sebepleri ve gerekçesinin belirtilmesi gerekir.  İnceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebepler ile sınırlı olarak yapılır. Ancak, bölge adliye mahkemesi kamu düzenine aykırılık gördüğü taktirde bunu re’sen gözetir. Başvuru sebepleri ve gerekçesi istinaf dilekçesinde belirtilmemiş ise istinaf incelemesi sadece kamu düzenine aykırılık ile sınırlı yapılır.  İstinaf dilekçesinde başvuru sebep ve gerekçeleri gösterilmediği gibi kamu düzenine aykırı bir durum da bulunmadığından istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmelidir.  

İlama Dayanmayan Takiplerde Alacaklı Mahkemeye Müracaata Mecbur Kalırsa Peşin Alınan Harç Kendisine İade Edilir veya İsteği Halinde Mahkeme Harcına Mahsup Edilir

Davacı, davalı şirketten olan alacağının tahsili için girişilen icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini iddia ederek itirazın iptali talebinde bulunmuştur. Harçlar Kanunu’nun 29. maddesine göre; “İlama dayanmayan takiplerde alacaklı mahkemeye müracaata mecbur kalırsa, peşin alınan harç kendisine iade edilir veya  isteği halinde mahkeme harçlarına mahsup edilir.” Feragat nedeniyle ret hükmünde, dava açılırken yatırılan miktar ile icra dosyasına  yatırılan ve mahsubu gereken miktarın toplamının mahsubu ile bakiye  harcın iadesine karar verilmelidir. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

• TÜKETİCİYE TAŞINMAZ SATIMINDA LİMİT BELİRLENMESİ GEREĞİ ÜZERİNE

• ISLAHLA YENİ DELİL İLERİ SÜRÜLÜP SÜRÜLEMEYECEĞİNE İLİŞKİN TARTIŞMALAR ÜZERİNE KISA BİR NOT

• MUKAVELENAME İLE KİRALANAN TAŞINMAZLARIN TAHLİYESİ (İİK m.272)

• İLMİ VE KAZAİ İÇTİHATLAR DÜZLEMİNDE EŞYA VE İFLAS HUKUKUNA DAİR ETÜD

• SAĞLIK ÇALIŞANLARI (ECZACILAR) VE HASTA HAKLARI

• 7101 SAYILI KANUNLA DEĞİŞİK KONKORDATO HÜKÜMLERİNİN İŞÇİ ALACAKLARININ TAHSİLİNE ETKİSİ

• İÇTİHATLAR VE BAM VE İLK DERECE MAHKEME KARARLARI İLE HAKİKATE MUHALİF MAL BEYANINDA BULUNMAK (İİK m. 338/1)

• SERMAYE PİYASASINDA BİLGİ SİSTEMLERİ YÖNETİMİ

• HUKUKUMUZDA DAVA VE CEZA İLİŞKİSİNİ SONLANDIRAN BİR HÂL OLARAK SANIĞIN VEYA HÜKÜMLÜNÜN ÖLÜMÜ

• BAĞLI TACİR YARDIMCILARINA GENEL BİR BAKIŞ

• 6102 SAYILI TÜRK TİCARET KANUNU’NA TÂBİ ANONİM ŞİRKETLERDE PAY VE PAY SENEDİNİN ÖZELLİKLERİ

• TAPU KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN GENELGESİNE GÖRE AİLE KONUTU ŞERHİ VE ŞERHİN YAPILIŞI ŞARTLARI

• ZORUNLU ARABULUCULUK UYGULAMASINDA İŞE İADE UYUŞMAZLIKLARININ ÇÖZÜMÜ

• TÜRK HUKUKUNDA YARGITAY KARARLARINDA YARDIM NAFAKASININ BELİRLENMESİNDE ETKİLİ OLAN UNSURLARI DEĞERLENDİRME

• 6100 SAYILI HMK DEĞİŞİKLİKLERİ KONUSUNDA GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİMİZ

TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2019 / SAYI: 283-284-285
TEMMUZ-AĞUSTOS-EYLÜL 2019 / SAYI: 283-284-285

İHTİYATİ HACİZDE GÜVENCE» (TEMİNAT) (İİK m.259) (Av. Talih UYAR)

Bu Sayıda
Güncel
Tümü