İçtihatlar

Arama Yapmak İçin Lütfen Seçim Yapınız...

Esas ve Karar Numarasına Göre Sıralama

Başlığa Göre Sıralama

Arama Sonuçları

Bir Genel Düzenleyici İşlemin İdari Yargıda İptal Edilmesi Sadece Davayı Açanın Değil, İlgili Diğer Kişilerin de Hukuki Durumunu Etkileyeceğinden Menfaati İhlal Edilen veya Kişisel Hakkı Etkilenen Kişilerin de Kararın Sonuçlarından Yararlanmak İçin Başvuru Hakkı Vardır

Davacı, iptal edilen genel düzenleyici işlem nedeniyle eksik ödenen mali haklarının yasal faizi ile ödenmesi talebiyle başvuruda bulunduğunu, başvurunun reddi üzerine redde ilişkin işlemin iptali ile eksik ödenen mali haklarının ödenmesi talebiyle dava açmıştır. İdare Hukuku ilkelerine göre, iptal kararları, iptali istenen işlemi tesis edildiği tarih itibarıyla ortadan kaldırarak, o işlemin tesisinden önceki hukuki durumun geri gelmesini sağlar. Bir genel düzenleyici işlemin idari yargıda iptal edilmesi sadece davayı açanın değil, ilgili diğer kişilerin de hukuki durumlarını etkiler. Bu nedenle, iptal edilen bir düzenleyici işlemden dolayı menfaati ihlal edilen veya kişisel hakkı etkilenen kişilerin de kararın sonuçlarından yararlanmak için idareye başvuru hakları vardır. Somut olayda davacı, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün “Sağlık Birimlerinin Devri” konulu genel yazısının iptali istemiyle açılan dava sonucunda Danıştay tarafından verilen iptal kararının kendi hukuki durumunu etkilediği iddiasıyla başvuruda bulunmuştur. Genel ve düzenleyici nitelikteki bir idari işlemin iptali kararı, o düzenleme ile ilgili olan herkes için hüküm ifade eder. İptal edilen düzenleyici işlem nedeniyle daha önce menfaati ihlal edilmiş bir kişi olarak davacının iptal kararının sonuçlarından yararlanmak için başvuru hakkı bulunduğunun kabulü gerekir. 

İhale ile İşi Üstlenen Muafiyet Kapsamında Olmasına Rağmen İhale Makamlarınca Kesilerek veya Alınarak Vergi Dairesine Ödenen Damga Vergisinin İptali veya İadesi İstemiyle Vergi Mahkemesinde Dava Açma Ehliyetine Sahiptir

Uyuşmazlık, işin yüklenicisi olan davacıların, ihale kararları ve diğer düzenlenen belgeler üzerinden hesaplanan ve ihale makamlarınca şirketlerin alacağından kesinti yapılmak suretiyle ödenen damga vergisine karşı vergi mükellefi veya sorumlusu olup olmadıklarına bakılmaksızın vergi mahkemelerinde dava açma ehliyetlerinin bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. Damga vergisi hak edişlerinden kesilen yükleniciler, söz konusu ihale kararlarının damga vergisine tabi olmayıp muafiyet kapsamında sayılması gerektiğini iddia ederek ortaya çıkan hak ihlallerinin giderilmesi, vergi dairelerine yatırılan damga vergisi tutarlarının iadesi istemiyle dava açmışlardır. Açılmış olan bu nevi davalarda uyuşmazlıklar kanuna uygun bir vergilendirme olup olmadığına ilişkindir. Bu hukuki sorunlardan kaynaklanan uyuşmazlıkların görüm ve çözüm yeri, Vergi Hukukundan doğan uyuşmazlıkları çözmekle yükümlü olan vergi mahkemeleridir. Öte yandan ihale makamlarınca damga vergilerinin vergi dairelerine yatırılması, sonuçta vergi idareleri tarafından yapılmış bir tahsilat işlemidir. Bu tahsilat işleminin vergilendirme ile ilgili olduğu açıktır. Vergi mükelleflerinin tarh edilen vergi ve kesilen vergi cezalarına karşı vergi mahkemelerinde dava açabileceklerinin belirtilmiş olması vergi mükellefi olmayan, fakat vergilendirme ile ilgili bir idari işlem nedeniyle hak ve menfaatlerinin ihlal edildiğini iddia eden ilgililerin vergi mahkemesinde dava açmalarına engel oluşturmaz. Söz konusu tahsilat işlemleri ile hak edişlerinin eksildiğini öne süren yüklenicilerin, haklarının ihlal edildiği iddiası ile damga vergisi tahsilatının iptali veya iadesi istemiyle vergi mahkemelerinde dava açma ehliyetine sahip olduklarının kabulü gerekir.

Tapu Kaydına Aile Konutu Şerhi Konulmasında Mahkeme Kararı veya Malikin Rızasına Gerek Yoktur; Ancak Evliliğin ve Birlikte Yaşamın Devam Ettiği ve Konutun Aile Konutu Olduğu Kanıtlanmalıdır

Davacı, eşinin maliki olduğu taşınmazın tapu kaydına aile konutu şerhi konulması talebinin reddine ilişkin işlemlerin dayanağı olan Tapu Sicil Tüzüğü’nün 57. maddesinin (d) bendi ile Tapu ve Kadastro Müdürlüğü Tasarruf İşlemleri Daire Başkanlığının 2002/7 sayılı genelgesinin “Aile Konutu” başlıklı kısmının birinci maddesinin, malik olmayan eşin talebi üzerine aile konutu şerhi konulmasında asıl aranması gereken belgenin tarafların evli olduklarını gösteren nüfus kayıt örneği olduğu, eşler aile konutunda birlikte oturmuyor olsa bile aile konutu şerhi konulması gerektiği iddialarıyla iptali ile yürütmesinin durdurulması talebinde bulunmuştur. Aile konutu olarak kullanılan taşınmazın maliki olmayan eş, tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulmasını isteyebilir. Aile konutu şerhi konulmasında diğer eşin rızasına veya mahkeme kararına gerek bulunmamaktadır. Tapu kaydına malikin rızası veya mahkeme kararı aranmaksızın eşin istemi ile aile konutu şerhi konulurken konutun aile konutu olarak kullanıldığı hususunun çekişmeden uzak olması gerekir. Bu nedenle evliliğin ve birlikte yaşamın devam ettiği ve konutun aile konutu olarak kullanıldığı kanıtlanmalıdır. Evlilik birliğinin devam ettiği vukuatlı nüfus kayıt örneği veya evlilik cüzdanıyla, konutun aile konutu olduğu, eşlerin konutta birlikte yaşadıkları muhtarlıktan ve varsa apartman yönetiminden alınmış belgelerle kanıtlanması halinde idarece “aile konutu” şerhinin konabileceğine ilişkin düzenlemeler hukuka uygundur.

Ruhsatsız Olduğu Gerekçesiyle Hissedarı Oldukları Arsa Üzerindeki Yapının Yıkılması ve Para Cezasına İlişkin Belediye Encümen Kararının İptali İçin Hissedarların Birlikte Dava Açmalarında Usul ve Yasaya Aykırılık Yoktur

Davacılar, ruhsatsız olduğu gerekçesiyle hissedarı oldukları arsa üzerindeki binanın yıkılması ve para cezasına ilişkin belediye encümen kararının iptali talebinde bulunmuşlardır. 2577 SK’nun 5. maddesi uyarınca, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak aralarında maddi ve hukuki bakımdan bağlılık veya sebep-sonuç ilişkisi varsa birden fazla işlem aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabilir. İdari yargılama usulünde her şahsın menfaatini ihlal eden idari işleme karşı ayrı ayrı dava açması esas olmakla birlikte hak ve menfaatlerinde iştirak bulunan; yani ortak hakları veya menfaatleri idari işlemle ihlal edilen birden fazla şahsın davaya yol açan maddi olay veya hukuki sebeplerin aynı olması halinde birlikte dava açmaları mümkündür. Dosya içeriğinden, dava konusu işlemlerin davacıların hissedarı olduğu binanın ruhsatsız yapıldığı gerekçesiyle tesis edildiği, uyuşmazlığın çözümünün, yapının tamamının ruhsatsız olarak yapılıp yapılmadığının ortaya konmasını gerektirdiği, iptali istenen işlemlerin davacıların tümünün ortak menfaatini ilgilendirdiği gibi olayda davaya yol açan maddi olay ve hukuki sebeplerin aynı olması koşulunun da gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında, idare mahkemesince, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, aralarında hak ve menfaatte iştirak bulunan davacıların ayrı ayrı dava açmaları gerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi hatalıdır.

Karayolları Genel Müdürlüğünün Yol Yapım, Bakım, İşletme ve Trafik Güvenliğini Sağlama Konularında Yürüttüğü Kamu Hizmetlerinden Doğan Hukuki Sorumluluk Davalarında İdari Yargı Görevlidir

Davacı, havanın yağışlı olması ve yol üzerine dökülen mazot ve motor yağının etkisiyle yolun kayganlaşması nedeniyle meydana gelen trafik kazasında aracının hasar gördüğünü, karayollarının bakım ve onarımından davalı idarenin sorumlu olduğunu, idarenin yasanın kendine yüklediği görevleri yerine getirmediğini iddia ederek hizmet kusuru hukuki nedenine dayalı olarak maddi tazminat talebinde bulunmuştur. 2918 SK’nun 110. maddesinde, işleteni veya sahibi Devlet veya kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin bu kanundan doğan sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceği belirtilmektedir. Ancak kamu idare ve kuruluşlarının, trafik güvenliğini ve düzenini sağlama amacıyla gerek kendi kuruluş yasaları ve gerekse 2918 SK’ya göre yürüttükleri hizmetlerin, kamu hizmeti niteliği taşıması ve 2918 SK’da görevlendirilen kamu kuruluşlarının sorumluluklarının ayrıca düzenlenmemiş olması karşısında trafik güvenliği hizmetlerinden kaynaklandığı ileri sürülen zararların tazmini amacıyla açılan davaların çözümünde idari yargı görevlidir. Karayolları Genel Müdürlüğünün yol yapım, bakım, işletme ve trafik güvenliğini sağlama konularında yürüttüğü kamu hizmetlerinden doğan hukuki sorumluluk İdare Hukuku ilke ve kurallarına göre belirlenmektedir. Bu nedenle açılacak tam yargı davalarının çözümünde idari yargı görevlidir. Açıklanan nedenlerle, idare mahkemesince uyuşmazlığın esası incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bir Yerin Afet Riski Altındaki Riskli Alan İlan Edilebilmesi İçin Yapıların Can ve Mal Güvenliğini Hangi Yönlerden Tehdit Ettiği Somut Olarak Tespit Edilmeli ve İlgili Kurumların Görüşü Alınmalıdır

Dava, uyuşmazlık konusu taşınmazın 6306 SK’nun 2. maddesi uyarınca “Riskli Alan” olarak ilan edilmesine ilişkin Bakanlar Kurulu kararının iptali talebine ilişkindir. Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği’nin 5. maddesinde riskli alanların nasıl tespit edileceği ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Anılan madde uyarınca riskli alan; alanın, zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma nedeniyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığına dair teknik raporu ihtiva edecek şekilde hazırlanmış olan dosyaya istinaden Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın görüşü alınarak bakanlıkça belirlenir ve Bakanlar Kuruluna sunulur. Bir yerin afet riski altındaki riskli alan olarak ilan edilebilmesi için yapıların can ve mal güvenliğini hangi yönlerden tehdit ettiği somut olarak tespit edilmeli ve ilgili kurumların görüşü alınmalıdır. Somut olayda, uyuşmazlık konusu taşınmazın riskli alan özelliğini taşıdığına dair düzenlenen raporun alanda bulunan yapılarla ilgili olarak üzerindeki yapılaşma nedeniyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıdığına dair somut bir bilgi içermemektedir. Öte yandan ilgili kurumlardan görüş de alınmamıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu Bakanlar Kurulu kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.

 

İmar Planına Göre Parselasyon İşlemleri Yapılmış ve İlgililerin İmar Hakları Belirlenmiş ise Planının Fiilen Uygulanmaması (Kamulaştırma Yapılmaması) Nedeniyle Tazminat İstenemez

Davacı, dava konusu taşınmazın  imar planında oyun alanı olarak ayrıldığı ve bugüne kadar kamulaştırılmayarak  mağdur edildiğini,  mülkiyet  hakkının  kısıtlandığını,  tasarruf  hakkının  bu  şekilde  engellenmesi  suretiyle oluşan zararının yasal faiziyle birlikte tazmini talebinde bulunmuştur. İdare, imar  planının  uygulanması  kapsamında  İmar Kanunundan doğan yükümlülüğünü parselasyon işlemi yaparak yerine getirmiştir. Bu durumda artık uzun yıllar programa alınmama, imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeme, pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edilme olarak tanımlanan ve mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir  niteliğe  sahip  bulunan  kamulaştırmasız  el  koyma  olgusundan  söz  edilemez.  İdarece mülkiyet hakkı üzerindeki belirsizliğin giderildiği, dolayısıyla bu davada bireysel yarar ile kamusal yarar arasındaki dengenin bozulmadığı, idarenin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek  imar uygulaması yaparak ilgililerin imar hakları verildiğinden,  denge tazminatı ödenmesini gerektirecek koşullar bulunmamaktadır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır. 

Bankacılık Sektöründe Faaliyet Gösteren Teşebbüslerin Faiz Oranlarını Birlikte Belirlemeleri 4054 SK Kapsamında Rekabeti Sınırlayıcı Eylem Niteliğindedir

Dava, Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin faiz oranı, ücret ve komisyonları birlikte belirlemeleri nedeniyle  4054 SK’nun 4. maddesine aykırı davrandıkları gerekçesiyle  idari para cezası uygulanmasına ilişkin Rekabet Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Anılan maddede, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engellemenin, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arasındaki anlaşmaların, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin hukuka aykırı ve yasak olduğu belirtilmektedir. Bankacılık sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin faiz oranlarını birlikte belirlemeleri, 4054 Sayılı Kanun kapsamında rekabeti sınırlayıcı eylem niteliğindedir. Bankacılık sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin, çeşitli bankacılık hizmetlerine yönelik uygulanan faiz oranlarını ve ücretleri birlikte belirlemek üzere rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerde bulundukları dosya kapsamı ile sabittir. Davacının da bu anlaşmaya dahil olduğu anlaşıldığından, rekabete aykırı davranışları nedeniyle idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Rekabet Kurulu kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Yüksek Seçim Kurulunun Seçim Hukuku Kapsamında Seçim İş ve İşlemleri ile İlgili Kararları İdari İşlem Niteliğinde Değildir; Bu Kararlara Karşı Başka Bir Mercie ve Kanun Yoluna Başvurulamaz

Dava, Yüksek Seçim Kurulu kararının iptali ile 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen halk oylaması sonuçlarının, bu dava sonuçlanıncaya kadar açıklanmaması yönünde yürütmenin durdurulması kararı verilmesi talebine ilişkindir. Bazı sandıklarda oy zarflarının veya oy pusulalarının ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü ile mühürlenmediği yönünde bilgiler alındığı, zarfların sandıklar açılmadan ve sayıma geçilmeden önce geçerli sayılıp sayılmayacağı yönünde karar verilmesinin istenilmesi üzerine toplanan Yüksek Seçim Kurulunca sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi gerektiğine karar verildiği dosya kapsamı ile sabittir. Davacı siyasi parti, bu yöndeki Yüksek Seçim Kurulu kararının iptali talebinde bulunmuştur.  Yüksek Seçim Kurulunun Seçim Hukuku kapsamındaki iş ve işlemleri ile ilgili kararları idari işlem niteliğinde değildir. Anayasa’nın 79. maddesinin 2. fıkrasında; Yüksek Seçim Kurulunun Seçim Hukukuna ilişkin kararlarına karşı her türlü başvurunun Yüksek Seçim Kuruluna yapılacağı, dolayısıyla başka bir mercie başvurulamayacağı yönündeki düzenleme nedeniyle dava konusu kararın iptali ile buna bağlı olarak halk oylaması sonuçlarının açıklanmasının yürütmesinin durdurulması isteminin yorum yapılmak suretiyle Danıştayca incelenmesi mümkün değildir.

Yazılı Bildirim Yapılmış Olmadıkça 01.08.2009 Tarihinden Önce KDV Beyannamesinin Elektronik Ortamda Süresinde Verilmemiş Olmasına Dayalı Özel Usulsuzlük Cezası Kesilmesi Hukuka Uygun Değildir; Bu Tarihten Sonra ise Maliye Bakanlığınca Duyurulması Halinde Yazılı Bildirim Gerekmez

Dava, katma değer vergisi beyannamelerinin elektronik ortamda kanuni süresi içinde verilmemesi nedeniyle 213 SK’nun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezalarının kaldırılması talebine ilişkindir.  Yasal ve idari düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, 1.8.2009 tarihinden önce verilmesi gereken beyannamelerin süresinde verilmemesi halinde özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için mükellefe, ilgili beyannameleri vermesi için belirli bir sürenin verilmesi, bu sürede formun verilmemesi, yanıltıcı veya eksik verilmesi durumunda hakkında kanunun ceza hükümlerinin uygulanacağı hususlarını içeren yazılı bildirim yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. 1.8.2009 tarihinden sonra verilmesi gereken formların süresinde verilmemesi halinde ise, ödevlerin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığı’nca yapılan düzenleyici idari işlemlerle duyurulması durumunda yazılı bildirim yapılması gerekmez. 1.8.2009 tarihinden önce verilmesi gereken uyuşmazlık dönemlerine ilişkin katma değer vergisi beyannamelerini vermeyen davacıya yukarıda belirtildiği şekilde herhangi bir yazılı bildirim yapılmadığından, kesilen söz konusu özel usulsüzlük cezalarında hukuka uygunluk bulunmamıştır.