İçtihatlar

Arama Yapmak İçin Lütfen Seçim Yapınız...

Esas ve Karar Numarasına Göre Sıralama

Başlığa Göre Sıralama

Arama Sonuçları

İmar Planına Göre Parselasyon İşlemleri Yapılmış ve İlgililerin İmar Hakları Belirlenmiş ise Planının Fiilen Uygulanmaması (Kamulaştırma Yapılmaması) Nedeniyle Tazminat İstenemez

Davacı, dava konusu taşınmazın  imar planında oyun alanı olarak ayrıldığı ve bugüne kadar kamulaştırılmayarak  mağdur edildiğini,  mülkiyet  hakkının  kısıtlandığını,  tasarruf  hakkının  bu  şekilde  engellenmesi  suretiyle oluşan zararının yasal faiziyle birlikte tazmini talebinde bulunmuştur. İdare, imar  planının  uygulanması  kapsamında  İmar Kanunundan doğan yükümlülüğünü parselasyon işlemi yaparak yerine getirmiştir. Bu durumda artık uzun yıllar programa alınmama, imar planının fiilen hayata geçirilmemesi nedeniyle kamulaştırma ya da takas cihetine gitmeme, pasif ve suskun kalınmak ve işlem tesis edilmemek suretiyle taşınmaza müdahale edilme olarak tanımlanan ve mülkiyet hakkının özüne dokunan ve onu ortadan kaldıran bir  niteliğe  sahip  bulunan  kamulaştırmasız  el  koyma  olgusundan  söz  edilemez.  İdarece mülkiyet hakkı üzerindeki belirsizliğin giderildiği, dolayısıyla bu davada bireysel yarar ile kamusal yarar arasındaki dengenin bozulmadığı, idarenin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirerek  imar uygulaması yaparak ilgililerin imar hakları verildiğinden,  denge tazminatı ödenmesini gerektirecek koşullar bulunmamaktadır. Açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi hatalıdır. 

Bankacılık Sektöründe Faaliyet Gösteren Teşebbüslerin Faiz Oranlarını Birlikte Belirlemeleri 4054 SK Kapsamında Rekabeti Sınırlayıcı Eylem Niteliğindedir

Dava, Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların mevduat, kredi ve kredi kartı hizmetlerine ilişkin faiz oranı, ücret ve komisyonları birlikte belirlemeleri nedeniyle  4054 SK’nun 4. maddesine aykırı davrandıkları gerekçesiyle  idari para cezası uygulanmasına ilişkin Rekabet Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Anılan maddede, belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engellemenin, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arasındaki anlaşmaların, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemlerinin hukuka aykırı ve yasak olduğu belirtilmektedir. Bankacılık sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin faiz oranlarını birlikte belirlemeleri, 4054 Sayılı Kanun kapsamında rekabeti sınırlayıcı eylem niteliğindedir. Bankacılık sektöründe faaliyet gösteren teşebbüslerin, çeşitli bankacılık hizmetlerine yönelik uygulanan faiz oranlarını ve ücretleri birlikte belirlemek üzere rekabeti sınırlayıcı nitelikte eylemlerde bulundukları dosya kapsamı ile sabittir. Davacının da bu anlaşmaya dahil olduğu anlaşıldığından, rekabete aykırı davranışları nedeniyle idari para cezası verilmesine ilişkin dava konusu Rekabet Kurulu kararında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Yüksek Seçim Kurulunun Seçim Hukuku Kapsamında Seçim İş ve İşlemleri ile İlgili Kararları İdari İşlem Niteliğinde Değildir; Bu Kararlara Karşı Başka Bir Mercie ve Kanun Yoluna Başvurulamaz

Dava, Yüksek Seçim Kurulu kararının iptali ile 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleştirilen halk oylaması sonuçlarının, bu dava sonuçlanıncaya kadar açıklanmaması yönünde yürütmenin durdurulması kararı verilmesi talebine ilişkindir. Bazı sandıklarda oy zarflarının veya oy pusulalarının ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü ile mühürlenmediği yönünde bilgiler alındığı, zarfların sandıklar açılmadan ve sayıma geçilmeden önce geçerli sayılıp sayılmayacağı yönünde karar verilmesinin istenilmesi üzerine toplanan Yüksek Seçim Kurulunca sandık kurullarının hata veya ihmali sonucu mühürlenmeyen oy zarfı ve oy pusulası ile kullandırılan oyların geçerli kabul edilmesi gerektiğine karar verildiği dosya kapsamı ile sabittir. Davacı siyasi parti, bu yöndeki Yüksek Seçim Kurulu kararının iptali talebinde bulunmuştur.  Yüksek Seçim Kurulunun Seçim Hukuku kapsamındaki iş ve işlemleri ile ilgili kararları idari işlem niteliğinde değildir. Anayasa’nın 79. maddesinin 2. fıkrasında; Yüksek Seçim Kurulunun Seçim Hukukuna ilişkin kararlarına karşı her türlü başvurunun Yüksek Seçim Kuruluna yapılacağı, dolayısıyla başka bir mercie başvurulamayacağı yönündeki düzenleme nedeniyle dava konusu kararın iptali ile buna bağlı olarak halk oylaması sonuçlarının açıklanmasının yürütmesinin durdurulması isteminin yorum yapılmak suretiyle Danıştayca incelenmesi mümkün değildir.

Yazılı Bildirim Yapılmış Olmadıkça 01.08.2009 Tarihinden Önce KDV Beyannamesinin Elektronik Ortamda Süresinde Verilmemiş Olmasına Dayalı Özel Usulsuzlük Cezası Kesilmesi Hukuka Uygun Değildir; Bu Tarihten Sonra ise Maliye Bakanlığınca Duyurulması Halinde Yazılı Bildirim Gerekmez

Dava, katma değer vergisi beyannamelerinin elektronik ortamda kanuni süresi içinde verilmemesi nedeniyle 213 SK’nun mükerrer 355. maddesi uyarınca kesilen özel usulsüzlük cezalarının kaldırılması talebine ilişkindir.  Yasal ve idari düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, 1.8.2009 tarihinden önce verilmesi gereken beyannamelerin süresinde verilmemesi halinde özel usulsüzlük cezası kesilebilmesi için mükellefe, ilgili beyannameleri vermesi için belirli bir sürenin verilmesi, bu sürede formun verilmemesi, yanıltıcı veya eksik verilmesi durumunda hakkında kanunun ceza hükümlerinin uygulanacağı hususlarını içeren yazılı bildirim yapılması gerektiği anlaşılmaktadır. 1.8.2009 tarihinden sonra verilmesi gereken formların süresinde verilmemesi halinde ise, ödevlerin yerine getirilmesine ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığı’nca yapılan düzenleyici idari işlemlerle duyurulması durumunda yazılı bildirim yapılması gerekmez. 1.8.2009 tarihinden önce verilmesi gereken uyuşmazlık dönemlerine ilişkin katma değer vergisi beyannamelerini vermeyen davacıya yukarıda belirtildiği şekilde herhangi bir yazılı bildirim yapılmadığından, kesilen söz konusu özel usulsüzlük cezalarında hukuka uygunluk bulunmamıştır.